Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Archive for Mayıs, 2013

Ankara’nın en iyi eğlence ve yemek mekanları

foursquarelogo

best






Four Square sosyal imleme ve paylaşım platformu tarafından en çok “check in” yapılan. Ankara’lıların en çok tercih ettiği mekanların listesi Blog Ankara’da.

Siz ce bu mekanlar, doğru tespit mi? Lütfen düşüncelerinizi veya sizin keşfettiklerinizi bizimle paylaşın.






BARLAR
Zeki Bar
Sakal
Bomonti Brasserie
Havelka
Italic
FlatX2
GAGA Manjero
Nada
Cafe Bien
Siyah Beyaz

PUBLAR
Bigos
Sekans
Tapas
Big Yellow Taksi Benzin
SPR Pub
Seven Sport’s Pub
Drunk Pub
November
Pool Pub
Garaj 55

GECE KULÜPLERİ
Escape
Suite 34
Çengel
Room Club
Archie’s
Murphy’s
Manastır
Section
No Name
Salata

CAFELER
Tint Cafe-Bistro
The House Cafe
Seyir Cafe
NumNum
Shisha Cafe-Bistro
Aylak Madam
Café des Cafés
Park Ehlikeyf
Melon Cafe
Turta Home Cafe

RESTORANLAR
Branca
S’LO
Meşhur Tavacı Recep Usta
Big Chefs
Cookshop
Baklavacı Hacıbaba
NumNum
Midpoint
Fige Restoran
Pancar

BALIKÇILAR
Trilye
Kolyoz
Balıkçıköy
Kumsal
Ayvalık Meze Balık
Tunalı Balıkçısı
Ümitköy Balıkçısı
Fevzi Hoca
Kalbur
Buğu Balıkevi

ATO’nun son durumu bu !

ato-basbakan-yalakalik

Ankara’da yaşayan herkes bu tabela’yı görmüştür heralde. Keza hala bu tabela şu anda bile hâlâ asılı duruyor. Burada ATO (Ankara Ticaret Odası)’nın, Başbakanımıza olan teşekkürü var. Ancak bu teşekkür’ün asıl nedeni nedir, asıl o yazmamış, keza bu IMF’ye borcun sıfırlanması için olamaz! Benim araştırdığım kadarı ile IMF’ye olan borç sıfırlanmış olabilir, ancak dış borcumuz AKP hükümeti sırasında tam 3 kat arttı. Bir de üzerinde bu hükümet ne var ne yok sattı ki, sadece bu satışlardan elde ettiği kârlar ile bile bu borcu zaten kapatabilirdi. Bu arada bu sattıkları eski devlet kuruluşlarını da hazır devraldılar, yani bunlar sizin bizim vergilerimizle alınmış kuruluşlardı.

O nedenle ATO’ya soruyorum. Bu teşekkür niye? Benim bir kaç tahminim var ama, bunların çoğu siyasi rant’a çıkıyor. Bu tip yüzeyde toplumsal bir mesajmış gibi görünen siyasi amaçlı tabelaları daha önceleri zırt pırt Melik Gökçek’ten görüyorduk ve buna alışmıştık ki, bu saçmalığa ATO gibi bir kurum da katıldı.

Ne diyeyim artık buna, yorum sizin.

Leroy Merlin Ankara, 2 Saatim oldu heba !

leroymerlin-ankaraKiralık olan bir ofis için, ucuz yollu bir kapı bulma misyonu ile “Leroy Merlin” isimli, Mamak, Nata Vega’da bulunan bir hırdavat mağazasına yolumuz düştü, birkaç hafta evvel. Burada iç kapıların çeşitlerini ve fiyatlarını görünce inanamadık, keza çok ucuzlardı. Size çektiğim resimde fiyatlar ve kapı çeşitlerini görebilirsiniz, bu arada..

Sonunda bunların içinden bir kapı beğendik (yarım saat harcayarak) akebinde görevliye olan sorularımız filan, hah tam bu dedik “maalesef elimizde bundan kalmamış” dediler. Sonra birkaç tane daha sordurduk, ve 3. denememizde bir model bulduk gerçekten stoğu olan.

leroy-merlin-kapilar

Bu arada kapılar ucuz, ancak bunlar karton gibi bir materyalden yapılmışlar gibi, keza çok hafifler. O nedenle ucuz filan diye de düşünmedik değil! Ancak dediğim gibi bizim normal mobilyacı’dan 350TL fiyat aldığımız kapılar burada 159 TL olunca, tüm bunları görmezden geldik artık. Görevli 5 kapı için öncelikle ofisi görmeleri, ölçü almaları vb. işlemler için keşif randevusu gerektiğini söyledi biz de sözleştik. (Bu arada bu ziyaret te ücretli 30TL, ancak kapıları almaya karar verirseniz toplamdan düşüyorlar).

Geçen hafta içinde geldiler (yaklaşık 1 hafta filan yoğunluktan sadece keşif için bekledik). Geçtiğimiz Pazar günü bu sefer parayı ödemek için oraya gitmemiz gerektiğini telefonla arayıp ilettiler, biz de gittik. Görevli arkadaş bizi oturttu karşısına ve hesaplamaya başladı. Şimdi sıkı durun, keza bizim yaptığımız hesap Leroy abi’ye uymadı ve bir kapı’nın maliyeti tam 323 TL oluverdi birden bire. Neden mi? Cevap basit, kapı fiyatına, montaj, nakliye, eski kapıların atılması ve daha birçok garip unsur eklenmediği için bu üzerinde yazan etiketler sadece çıplak maliyetmiş. Ha unutmadan bir de bunlar camlı kapılar, buna cam bile dahil değil. Daha da kötüsü camcı ile anlaşmaları yokmuş, camcıyı sizin bulmanız gerekecek” demediler mi? Geçici bir hezeyan ile adama 1 dakika filan gözümü kırpmadan bakmışım!! 323 TL + camcı bul, organize et, bir de üstüne yeniden adam takma işi için vakit harcasın ve tekrar etraf pislensin. Yani manyak filan olmak lazım. Adama dalmamak için kendime çeki düzen verip, içimden “Hadi len” dedim ve oradan ayrıldım.

Bu tip mağazalarda taktik, olayı “müşteriye yavaş yavaş yedirme” adı altında özetlenebilir. Dandik bir kapıyı, üstelik zamanınızı yiyerek, herhangi bir mobilyacıdan alacağınız çok daha kaliteli bir kapı fiyatına bir dolu kandırmacalar, laf kalabalığı ve bilgi saklama taktikleri ile satıyorlar. Tabii ben yemedim bunu, 30 TL ve orada harcadığım 2 saat’i feda ettim ve vazgeçebildim, ancak bu genellikle çok zor, çünkü olay hani şu Bulgar kadınların bir zamanlar zavallı Türk yaşlı dul erkeklere uyguladığı taktik gibi “bana kontör yolla” ile başlayıp, sonrasında “Türkiye’ye geleyim seninle evlenelim”, akabinde bu sefer para lazım, sonra biraz daha lazım, uçak bileti için, şu için bu için, ha geldi ha gelecek şeklinde dolandırmaları ‘na benzer bir olay. Sizden önce parayı alıyorlar, sonra bir sürü zamanınızı harcıyorlar, bu arada arıyorlar, soruyorlar ve size tüm gerçekleri zurnanın son deliğinde söylüyorlar. Siz de artık yüzdüm yüzdüm sonuna geldim, vereyim gitsin diyorsunuz. Ben benzettim yani, sizce de benzer bir taktik değil mi?

Bu da bana ders olsun, dedim ve her zaman çalıştığım mobilyacıyı aradım, adam 1 gün içinde katalogla geldi, ertesi günü de her bir kapıyı 350 TL’ye her şey dahil taktı gitti. Bu tip yapı mağazalarından alışveriş yapmaya çalışan Ankara’lılara tavsiyem, şurada canavar gibi “Siteler” adında bir mobilya cenneti’nin olduğu Ankara’mızda bu tip bir maceraya hiç atılmayın. Özellikle kapı alacaksanız, hiç kasmadan çok daha kalitelisini herşey dahil bir mobilyacıdan alın ve tepe tepe kullanın. Aksi takdirde hem siniriniz bozulur, hem de vaktinizi beyhude harcamış olursunuz.

Amerikan rüyası’na Ankara’dan gerçekler

amerikan-ruyası-tenesirvade
Amerikan rüyası yani ünlü “American dream” denilen olay.Bunu bir yerde mutlaka duymuşluğunuz vardır, ya da en azından aşina gelmiştir. Bu deyimin asıl anlamı : “Amerika’da yaşayan herhangi bir insanın bir ev sahibi olabilmesi”. Evet evet yanlış duymadınız, sadece bir ev sahibi olabilmek Amerika’da yaşayan averaj insanın hayali. Çünkü başlarında “mortgage” adı verilen veya Türkiye’de halk arasında dolaşan ismi ile “teneşirvade” denilen  olay var. Halk deyimini özellikle vermek istedim keza çok doğru bir tespit ile oluşmuş bu, o nedenle bence çok değerli. Amerika’da ev için verilen banka borçları en az 30 yıl sürüyor, hatta 35 veya 40 olanlarını da alanları bizzat biliyorum. (Ve merak etmeyin, ev fiyatlarının artması ile ülkemizde de yakında bunları göreceğiz). Yani böyle bir borç altına girdiğinizde en az 30 yıl boyunca ödüyorsunuz, ödüyorsunuz ve yine ödüyorsunuz. Eğer ölmezseniz, ve/veya bu arada bir darlığa düşmezseniz ki bu normal bir insan için neredeyse imkansız, bir ev sahibi olduğunuzu yaşarken görebiliyorsunuz. O ülkede mortgage icat edildiği içindir ki, Amerika’lı için bu bir hayal ve öyle de kalmaya devam edecek.

Çok şükür, ülkemiz henüz böyle bir durumda değil ve kıt kanaat te olsa düşük gelirli bile kendine göre bir ev sahibi olabiliyor. Ancak, buna sevinmemeli, keza bankalar sizin hatanızı yakalayıp size para takmak için her gün yeni bir yöntem yaratıyor(işleri bu, para üzerinden para kazanmak), hiç olmadı mevcut yöntemleri değiştiriyorlar, yeter ki sizi zayıf bir anınızda yakalasınlar veya öderken bir noktada hata yapın. Şunun altını çizmeliyim. Bankaların en büyük kârı “insan hatası” üzerinden yapılan kârlardır. Bunlar her yıl trilyonları bulur. Bu nedenle de bankalar size sürekli olarak kredi veya kredi kartı vermek isterler. Cep mesajları, emailler ve reklamlarla da her seferinde “krediniz hazır” vb. kandırmacalar ile sizi tuzağa düşürmeye çalışırlar. Onlar için kredilerini düzenli ödeyen insanlar iyi müşteri değildirler. Kısacası, onlar asıl ödeme darlığı olanların bu darlıktan hiç çıkmaması için çalışırlar içten içe ve asıl kârı da bu insanlardan yaparlar. Yani düşene tekmeyi bırakın, köteğin kralını atarlar aslında.

Amerika’da yaşayan zavallı insanları kendi hükümetleri hayal kurdurup sincap gibi bir tekerleğin içinde çevire dursun, ülkemizde bir Amerikanlaşma çabasını hemen hepimiz gözlemliyoruzdur. Markalar “ingilizce”, günlük laflar yine aynı, hatta Ankara’da yeni siteler yapılıyor isimleri tamamen ingilizce, “Next level”, “West gate” ve bunun gibi daha bir çoğuna siz de rastlamışsınızdır. Neredeyse ufak bir ABD’yiz yani. Bunlara ne gerek var diye tam da düşünürken, yine Ankara’da her zaman döner yediğim Ankara dönercisinin ismini “Donerland” diye değiştirdiğini görünce, adama hemen sordum. “Yahu neden bu isim değişikliği?” diye. Adam da kendince haklı, söylediği cümle aynen şu. “Abi satışlarımızda en az %10-15 fark etti”. Düşünün sadece ismi değiştiriyorsunuz, başka hiç bir yatırım yok ve bu kadar extra müşteri geliyor. Yani bu durumda siz de olsanız aynı davranışta bulunmazmıydınız?

Olay aslında bizim özgüven eksikliğimizden kaynaklı aslında. Hepimiz Amerikan filimleri ve Amerikan propagandaları ile büyüdük ve herşeyin en güzeli onlardaymış havasında, işte Baywatch’ta en güzel cankurtaran kızlar, herkesi öldüren “Rambo”, en kahramanlar “Süpermen, Spiderman vb.”  ve tabii en akıllıların çıktığı üniversiteler “MIT, Harvard” bizim tarafımızdan da gayet iyi bilinen Amerikan değerleri oluverdi. Tüm bu beyin yıkamasının sonucunda da, isminde ingilizce geçen herhangi bir şeye daha iyiymiş gözüyle bakıyoruz. Adamlar bizden her konuda (tabii filimlere dayanarak konuşuyorum) daha iyi ya, eğer isimde ingilizce bir unsur varsa kesin o ürün de, işletme de çok iyidir diye düşünüyor istemsiz programlanmış Amerikanize beynimiz. Hele hele ürün Amerikan malı ise, ohooo tadından yenmez.

Aynı propagandalar ile beyni yıkanıp Amerika’ya gitmiş, orada 15 sene yaşamış ve orada eğitim almış biri olarak şunu tek çırpıda söyleyeyim. Hepsi yalan. Üstelik tüm bu yalanlara, kendi insanlarını da inandırmışlar ya, asıl buna inanması zor gerçekten. Amerikada gördüğüm birçok insan daha Amerika’dan dışarı çıkmamış, “en iyi ülke burası” diyor. O derece yani. Sincapların programı 100% çalışıyor, problem yok, çarkı çevirmeye devam.

Bu aslında bir nevi savaş, keza artık savaşlar bu şekilde yapılıyor. Toplumların değerlerini kirletip, diğer yandan onların beyinlerini ele geçirerek. Bu da öncelikle film ve diziler ile bize çocukluktan itibaren büyürken günlük dozda enjekte ediliyor ve istemeden Amerika’lı herşeyi bilir, en akıllı, en güçlü odur, en iyi ülke Amerika gibi, unsurlarla programlanıyor.

Öncelikle sayın Ankara’lı insanlarımız, sizin Anadolu’dan hiç kopmamış, daha geleneksel ve daha özdeğerlerimize bağlı olduğunuzu düşünerek söylüyorum. Bu tip propagandaların öncelikle farkına varalım ve bunlara da en azından Başkent’imizde prim vermeyelim. Günlük alışverişlerimizi yaparken Türk menşeili, Türkiye’de yapılmış şeylere öncelik verelim. Reklamların çoğunluğu yine bu tip yabancı firmaların tekelinde olduğunu unutmayalım. Mümkünse Ankara’da yapılmış ürünleri tercih etmek bile, Ankaralı üreticileri teşvik edecek ve şehrimizin ekonomisi açısından çok daha iyi olacaktır. Ankara balı, Ankara mantarı, Nuh’un Ankara makarnası, Ayaş domatesi ve daha birçok ürün Ankara ve civarı ilçelerinde üretiliyor.

Umarım biz de birgün gelir kendimizi aşar, gerek filimlerimizle, gerek insanlarımızın kendilerine olan özgüvenleri ile ve tabii özümüzü kaybetmeyerek sanal Amerikan mandasından tamamen çıkabiliriz. En büyük temennim budur.

Yeni seyyar sektörü: Tavlacılık

Geçenlerde Tunalı civarındaydım ve Cinnah’a doğru çıkmak için Bestekar sk.’tan geçiyordum ve arabama doğru elinde tavla ile gelen bir adam görünce açıkça şaşırdım. Hatta içimden “adam trafikte sıkışan araç sahipleriyle tavla oynuyormuş meğer” gibi bir de soğuk espri yaptım, kendi kendime. Tabii hemen sonra adamın tavla’yı satmaya çalıştığın farkettim ve “trafikte bir bu satılmamıştı !” diye de şaşırmadım değil. Malum şimdiye kadar gördüğümüz seyyarlar genelde; Simit, Su, Kağıt mendil, Cevşen, Mısır, Yeşil nohut, şarj aleti vb. şeyler satıyorlardı. Buna şimdi “milli oyunumuz :)” tavla da eklendi.
Adam tavla için benden önce 150 TL istedi. Sonra trafik ilerleyip, adam da arabamın yanında yürüyerek ilerledikçe ve ben kavşağa gelinceye kadar fiyat 20 TL’ye kadar düştü. Buradan da adamdaki kar marjını siz tahmin edin. Tavla bildiğiniz dandik tavla ve naylon pullar. Bence ederi en fazla 10-15 TL. O nedenle eğer alacağınız varsa da fiyat olayına dikkat edin lütfen. Yine de tavsiyem daha fazla para verip, güzel bir tavla almanız, keza bunun ömrü fazla vefa etmeyecektir.
Bu arada bir sonraki Bestekar sk. geçişimde size bunların bir resmini çektim. Önceki karşılaşmamda ilk sefer olduğundan hazrılıksız yakalanmıştım ve sonra çekeyim diye düşündüğümde de, adam burnumun dibinde olduğundan çekememiştim :/

tavla-seyyarsaticilari

Terk edilmiş binalar

Aşağıda Tunus Caddesi ile Kennedy Caddesi kesişiminde yer alan bir binanın şu andaki içler acısı görünümlü halini sizinle paylaşıyorum. Bu tip binaları eminim siz de çeşitli kez, Ankara’nın değişik noktalarında gözlemlemişsinizdir. Bu binalar hem çirkin bir görünüm yaratıyor, hem de kısa zamanda, tinerci, akşamcı vb. kişilerin gecelik konakladıkları otellere dönüşüyorlar.
Bence bu tip binaların sahiplerine “perdeleme” zorunluluğu getirilmeli. Böylece hem bu tip oluşumlar engellenmiş olur ve Ankara daha güvenli hale gelir, hem de caddelerimizin görüntüsü daha çağdaş ve estetik  bir görünüme kavuşabilir.

eski-bina

Türk Telekom, TTNet Fiber NET yalanı

fibernet-ttnet

Geçenlerde reklamlarını bolca izlediğimiz TTNet’in FiberNet’i için başvurmak amacıyla telefonla bu firmayı aradım. Telefona bir bayan çıktı ve bana, sorduğum Tunalı’da bulunan bir lokasyon için 100 Mbps’lik hızında Fiber Net hizmeti alabileceğimi söyledi. Ben telefonda sevinerek, “hemen üye olabilirmiyim” deyince, “Yenişehir’de bağlı olduğunuz TTNet başvuru merkezine bizzat gitmeniz gerekir” şeklinde bir cevap aldım. (Bu tip abonelik tarife değişimleri yurtdışında telefon ile yapılabilirken, her nedendir bilinmez, ülkemizde hala bir yerlere gidip sıra beklemek gerekiyor!!).

Neyse işten izin alıp bu merkeze gittim ve 15 dk. bekledikten sonra bir danışman ile konuşabildim. Danışman’a 100Mpbs’lik pakete üye olmak istediğimi söyledim, kadıncağız 1-2 form doldurmamın ve bunun muhtelif yerlerini tersli düzlü imzalamam gerektiğini söyledi. (Bu formu da gidip, kendisiniz oradaki güvenlikten alıyorsunuz. Yine garip bir olay ,formu güvenli tutmak lazım heralde!). Neyse bunu da aldık, doldurduk. Sonrasında bir kaç telefon açıldı bazı yerlere, yukarı çık, aşağı in, sizin orada hat varmı diye soruşturuyoruz vb. gibi bürokratik saçmalıklardan sonra öğrendik ki, Ankara’nın göbeği sayılabilecek Tunalı Hilmi Caddesinde Fiber hattı YOK. Bu iş için 1.5 saat’imi, hatta gidiş dönüş, park vb. de sayarsak yaklaşık 3 saatimi harcadım ve sonuçta da havamı aldım. Kadına “Yahu cayır cayır her yerde, yok Dünya’nın en hızlı interneti, yok Dünya’nın etrafını 4 kez döndük” filan diyorsunuz, ondan sonra da Ankara’nın merkezinde bile bu hat yok deyince. Kadının cevabı basitti. “Ben ne bileyim beyefendi, bu reklamları bize sorup yapmıyorlar ki!”. Kadın tabii 100% haklıydı, çaresiz kös kös döndük başladığımız noktaya.

2 gün sonrasında kardeşim ile telefonda konuşurken öğrendiğim üzere İstanbul’da da bu olay, bu kez istiklal caddesi’nde bulunan bir işyeri için kardeşimin arkadaşının başına gelmiş ve burada da yine bu Fiber alt yapı yokmuş.

O zaman buradan TTNet firmasına soruyorum. Ankara’nın merkezi ve İstanbul’un merkezi denilebilecek iki önemli noktada bu hizmet yoksa siz bu Dünya’nın etrafını 4 kez dönecek alt yapıyı nereye döşediniz? Hakkari’ye mi, Van’a mı? Keza Ankara’da, Başkent’te, hem de merkezinde böyle bir altyapı yok. Bu düpedüz insanlarımızı yanıltmak ve hatta açık seçik söyleyeyim direkt yalan. Buradan bu reklamı da RTÜK’e şikayet ediyorum, keza yalan beyan yüzünden ben 3 saatimi kaybettim, eminim birçok insanımız da benim gibi bu tip çaresizliği bizzat yaşamışlardır. Sırf diğer firmalar ile rekabet edeceğim diye bu tip oyunlara ve saptırmalara ne gerek var? Ankara’lıya ve hatta yurdumun insanına bu eziyet neden ?

Çağdışı ülkeler gibi bizde de hala Dünya’nın çoktan yakaladığı hız olmadığı gibi, bir de üstüne zaten sabit telefonlarımız da internetimiz gibi monopol halinde Türk Telekom’a bağlı ve bu firma da benim altyapıma mecburlar diye herkese havasını atıyor ve tüketiciyi de değim yerindeyse ağlatıyor. Bu arada kısa bir bilgi vereyim bilmeyenler için bu firmanın ismi “Türk Telekom” keza firma 2005’te satıldı OGER diye bir firmaya ve başında da bir ingiliz oturuyor. Düşünün yani! Allahın ingilizi, kendi ülkemizde bizi öttürüyor. Oradan pay biçin artık duruma.

Bu nedenledir ki, Türk halkının dilinden anlayan, etik, dürüst ve ekonomik diğer firmaların biran önce bu sektöre girmelerini, kendi alt yapılarını oluşturmalarını ve insanı bıktıran unsurlar içeren bu firmanın da alternatiflerinin bir an önce rekabete girmelerini tüm ülkem adına, yürekten diliyorum.

And olsun, en başta kendim, bu firma dışında bulduğum ilk dürüst firmaya anında ve temelli olarak geçeceğim. Keza tüketiciyi umursamayan böyle bir firmayı, ben hiç umursamam.

Tunus caddesi, ağaç tehlikesi

Hepiniz mutlaka Ankara’da, Tunus caddesinde bulunmuşunuzdur. Özellikle de öğrenciler, tüm servislerin buradan kalkması ile burada mutlaka beklemişizdir, hayatımızın bir döneminde. Bu cadde’de geçenlerde dikkatimi çeken bir ağacı resimledim ve sizinle de paylaşmak istiyorum.

tunus-caddesi-agac

Bu ağaç, tam da Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin önünde yer alıyor ve çok güzel bir ağaç olmasına rağmen bu tip bir ağaç neden buraya dikilmiş onu anlamak mümkün değil keza bu bir söğüt ağacı ve bunun özelliği de yere doğru sarkması. Ağacın özelliği dışında da heralde bu ağaca düz büyümesi için bir düzenek yapılmamış ki ağacın gövdesi de yola doğru eğilmiş. Resime dikkatlice bakarsanız burada ağacın yola doğru eğilen gövdesinde beyaz hareler göreceksiniz, bunlar buraya vuran kamyon, otobüs vb. yüksek ağaçların yarattığı çarpma ile oluşan darbelerin izleri. Büyük ihtimalle bu darbeler son 10 günde oluşmuş keza, bu izler 10 gün içinde koyulaşıp görünmez hale geliyor. Resimdekiler daha beyaz olduğundan bu darbeler nispeten taze.

Buradan yetkililere 3 sorumuz var :

  • Bu bir tehlike değil mi?
  • Buradan o gün dalgın olan şöförün kullandığı çift katlı bir belediye otobüsü geçse ve üstte oturan zavallı insanlar otobüsün ağaca çarpması ile yaralansalar ve hatta ölseler,  acaba bunun suçlusu kim olur?
  • Hadi suçluyu bıraktım, bu insanlara yazık olmazmı ?

Bu çift katlı otobüslerin birkaç kez üst katında ben de oturmuştum ve camın üst tarafında çeşitli çatlaklar olduğunu bizzat görmüştüm ve hatta bunu neden tamir ettirmezler diye de düşünmüştüm, ama bunun neden oluştuğunu o an düşünmemişim. Tam da bu ağacı gördüğümde bu iki resim birden bire birleşiverdi !

Buradan uyarıyoruz. Bu tip ağaçlar ya toptan taşınmalı, ya da insan’a zarar vermeyecek duruma getirilmeli. Üstelik bu ağaç, Tunus caddesi gibi her vakit trafiğin yoğun olduğu bir nokta ki, “Allah korusun” diyoruz, keza şu an tek koruyan, O gibi duruyor.