Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Archive for Ekim, 2013

Metro’mu? Nerede?

Tüm Ankara’lılar ve ben 29 Ekim’e yoğunlaşıp Ankara metrosu’nun açılışını beklerken. İstanbul’da metro açılışı yapıldı, ama Ankara’da hiç bir hareket yok. Hatırlıyorum, Ulaştırma Bakanı Ankara’da taksicilik yaptığı bir TV programında taksiye binen insanlar Bakanı tanıyınca, “Bu metro da açılmadı, bir türlü” vb. serzenişlerde bulunmuşlardı. O zamanlar kendisi “29 Ekim’e yetiştireceğiz” diyordu. Benim bugün itibariyle gördüğüm kadarı ile metro duraklarının bile çoğu tamamlanmış değil, içeride kalan işleri ise kestirmek zor, zaten bu konuda yetkili hiç kimse resmi bir açıklama yapmadı.

O nedenle bu iş 2014’ü bulur gibi duruyor, yani fazla heveslenmeyelim. Ankara metrosu’nu özellikle Belediye Başkanlığı seçimine endexlemiş gibi duruyorlar. Tam seçimlerden birkaç hafta evvel ne yapar eder açarlar, meraklanmayın. Gerekirse şu an ODTÜ’ye yaptıkları gibi tüm Belediye personel ve araçlarını oraya yığarlar… bitirirler.

ankara-metro-isci-calismasi

Kolaaaa.. Cola Turkaaa, görüntüsü amele! kola

colaturka-yeni-tasarim

Amerika’da okurken 2003 yılı civarında “Cola Turka” reklamları, Amerikan Komedi aktörü Chevy Chase ile çıkış yapmıştı, Amerika’da olmanın verdiği vatan özlemi ile de birleşince, oraya bile yollanan Cola Turka’ları arkadaşlarla kapışmıştık, Boston’da bir Ermeni marketinde bulunca hiç unutmuyorum. Ama o “gaz” yaklaşık 6 ay filan sürdü. Aradan tam 10 yıl geçti ve bugünkü geldiğimiz noktadayız ve durum da oldukça kötü. Yenildik yani bir nevi, Amerika’lılara yine ve yeniden, hem de doğru dürüst bir savaş bile vermeden.

Cola Turka o günden bu yana kendini yenileyemedi, tadını yenileyemedi, reklamları ise neredeyse yok gibi. Geçenlerde yeni bir şişesi çıktığını görünce heyecanlandım ve aldım bir tane. Bu şişe gerçekten de daha asil duruyordu. Ancak bunu ve Cola Turka ürünlerini genel olarak bulmak gerçekten çok zor. Bazı marketlerde hâlâ eski tip 1 litrelikler dolaşıp duruyor, 2 litrelikleri ise pek yok, yahut Çankaya civarında fazla rağbet görmüyor da olabilir. Bu yokoluş nedendir bilemiyorum ama, stratejik bir yanlış yapıldığı aşikâr bence.

Türkiye’nin bir kolası olması lazım ve Cola Turka da bu konuda güzel bir isime ve olanaklara sahip. Bence Ülker’in artık bu konuda bir atılım yapmasının zamanı geldi de geçiyor bile. Milli Kola’mızı bize yeniden sevdirmeli diye düşünüyorum. Yoksa Amerikan firmalarına para ödemeye devam edeceğiz.

Benim beyin fırtınama göre yapılması gerekenleri aşağıda listeledim. Bunlardan birkaçı bile yapılsa sonucun olumlu olacağını düşünüyorum.
1. Kola’nın tadını müşteriye sormalı. Örnek 3 değişik (Beta) tad yapılabilir ve bunlardan hangisini seçiyorsunuz bize SMS ile iletin vb. denilebilir. Bunu teşvik etmek için de SMS gönderenlerin arasından seçilenlere ödül vb. verilebilir. Sonra da en çok beğenilen tada doğru yönelinebilir.
2. Dizayn konusunda da müşteriye sorulabilir. Kesinlike şu andaki “amele” görüntülü, berbat tasarımdan çağdaş bir sticker’a geçilmeli. Bayrağımız kullanılabilir bir yerinde ve kırmızının tonu çok daha asil bir tona getirilebilir, belki de fosforlu veya parlak, keza ambalaj çok önemli. Şişe dizaynı da bence değiştirilmeli. Bu konuda örnek alınması gereken firma Uludağ firması olabilir, her türlü ürünün şişesi çok güzel. Ülker’de “Granini” adındaki yeni meyve suyu ürünlerinde bunu görüyorum (güzel bir ananas dizaynı güzel olmuş) ama bu sefer bu meyve sularının 100% olanı yok. Demekki yapılabiliyor.
3. Daha çok ve esprili, Milli duygularımızı ön plana çıkaran reklamlar çekilebilir (Derby firmasının bir zamanlar tutan “Ali Destero” su vardı mesela, bence başarılıydı. Örneğin geçen Ramazan ayında Coca Cola bile bizim ananevi sofra yapımızı, çocuğun fırından ekmek alışın filan işlerken. Asıl Milli Kola’mız Cola Turka’dan hiç bir şey çıkmaması beni çok üzmüştü açıkçası.
4. Restoranlara ve Marketlere, Ülker’in prestijini kullanarak Cola Turka’nın empoze edilmesi ve satışı için taktiksel metodlarla öne çıkarma yoluna gidilmesi de bence etkili olacaktır. Kimi restoranda kola genelde direkt bardakta gelir ve kimse onun hangi kola olduğunu bile bilmez ve içilir. Ya da zincir restoranlarda musluklardan akan Kola kimin malı acaba? Bunu da bilmeyiz aslında veya oradaki butonlara bakmayız bile dikkatlice sadece renklerine göre kategorize ederiz çabucak.
5. Cola’nın Zero’su gibi bir “brand” çıkarılmalı ve bunun da rengi siyah olmalı, keza Zero çok tuttu ve eminim CocaCola’ya çok para kazandırıyordur. Bunun için de yine 3-4 çeşit sıfır kalorili kola çıkarılıp halka tad tercihleri sorulabilir. Bir de burada bence doğal tatlandırıcılar (pahalı da olsa) kullanılarak. “Kaliteli ve kanser yapmayan tatlandırıcılar ile sizi düşünüyoruz” mesajı verilebilir.
6. Resmi kurumlara, Bakanlıklara hatta meclise bile “Türk Malı Kola” diye empoze edilebilir ve burada sadece Cola Turka kullanılması ile damak tadı’nın Cola Turka’ya doğru kaydrılması sağlanabilir.
7. Cola Turka’nın kendi “wending machine” leri olabilir. Burada bu yeni çıkan güzel şişelerden tutun, 1 litrelik ve hatta 2 litrelikleri bile satılabilir. Şu andaki makinalar sadece teneke kutuları satarken bu güzel bir yenilik yaratabilir. Örneğin inşaatta çalışan bir işçi gidip bir markette sıra beklemektense buraya para koyup almayı tercih edecektir.
8. Türk Hava Yolları ile anlaşılıp, Anadolujet, Pegasus gibi Türk hava yolu şirketlerinin bu kolayı kullanması teşvik edilebilir.

Buna benzer daha birçok unsur var ama, burada Ülker gibi büyük bir firmaya akıl öğretiyormuş gibi olmak istemiyorum. Sadece bir tüketici olarak Milli Kola’mızı geriye kazanmak istiyorum. Çok daha kaliteli, güzel tadlı, kaliteli, Zero’lu yenilenmiş ve yeniden keşfedilmiş bir Cola Turka herkesi yeniden heyecanlandıracaktır bence.

Hooop, O zaman yeniden
“Colaaaa, Cola Turka. Sağlıklı, leziz kola. İçimi müthişşş kolaaaaaaa.”
……….

BlogAnkara’nın seçimi En iyi Türk grubu, DUMAN sahnede

duman-konser-25ekim-ankara-jollyjoker

Ankara’da doğan bir grup olan Duman’ı teee ünlü olmadan bilirim ve tanırım. Ankara’da Planet Müzik’te konser öncesi çalışmalarını, provalarını vb. yaparlardı ve o zamanki menejerleri olan Serkan’ı da tanırım, ODTÜ’lüdür ve süper bir insandır. Aslında hepsi teker teker çok iyi kişilikler ve efendi çocuklardır. Müzikleri de her zaman güzeldir, bağımlılık yapar ve yıllardır zevkle ve zaman zaman kendim de katılarak eski şarkılarını bile zevkle dinlerim. Türkiye’nin bana göre en iyi grubu uzun yıllardır Duman zaten artık pek bir grup ta çıkmıyor, ya da kısa sürede dağılıyorlar. Hepsi gurubu bunun en yakın örneği malûm.

Cuma günü yani 25 Ekim 2013’te burada, doğdukları şehir Ankara’da olacaklar. Jolly Joker sahnesinde, eğer bilet bulabilirsem kesin gitmeyi istiyorum. Gidecek olanlara şimdiden iyi eğlenceler. Güzel bir Cuma günü etkinliği olacaktır, orası kesin.

Siyasi mesaj uğruna, görüntü kirliliği

Ankara’da “Gezi olayları” sonrasında bazı kendini bilmez vandalların becerdikleri aşağıda resimlediğim, kamu malına zarar verme hareketi “Gezi Ruhu”na da zarar vermesi açısından gerçekten ibretlik bir tablo olarak Başkent’imizin en çok kullanılan alt geçitlerinden birinde özenle sergilenmeye devam ediyor! Her gün buradan geçerken rahatlıkla görebilirsiniz, ve hatta görmüşsünüzdür bile!

ankara-kirilmis-fayansli-altgecit

Bunun bana ilginç gelen tarafı bu alt geçidin hâlâ tamir edilememiş olması.(Eminim sorsanız size bir dolu gerekçe çıkartıverirler, o konuda sıkıntı yok). Ancak… bugün itibariyle tarih 21 Ekim 2013. Gezi olayları biteli nereden bakarsanız 2-3 ay oldu ama her nedendir bilinmez ODTÜ’ye bile Bayram dinlemeden gece yarısı baskını yapıp bir gecede yol açabilen “ultra şipşak” Belediye’miz bu altgeçidin fayanslarını bir türlü tamir ettirmemekte. Zarar görmüş fayanslar en azından geçici bile olsa sadece mavi bir fayans ile değiştirilebilirdi, hem de bu 1 gün içinde bile (30-40 günde bir üstgeçidin tamamını bitirebilen) Belediyemiz tarafından, eminim kolayca tamamlanabilirdi.

Benim tahminim bunun siyasi bir malzeme olarak kullanıldığı yönünde ve başta Büyükşehir Belediyesi olmak üzere bir “mağduriyet anıtı” olarak buradan geçenlere bir mesaj vermek amaçlı özellikle tamir edilmiyor gibi duruyor… İnşallah yanılıyorumdur keza eğer öyleyse, bu çok ucuz bir düşünce değilmi sizce de? Yani burada, “Büyükşehir Belediyesi’nin amblemini ve dolayisiyle amblemdeki camileri kırmışlar ve bu anlamda da bunlar dinsiz insanlar ve Ak Parti’ye de böylece gözdağı vermişler, bunlar işte böyle insanlar ey ahali” mentalitesini yerleştirmek için güzel bir mağduriyet duvarı olarak bırakılmış ve Ankara Halkı’nın beğenisine sunulmuş! Hoş bu açıkça gıcık olduğum Ankara Logosu’nun kırılması isabet olmuş ama, bunu kanuni yollarla kırmak lazım. Olayı aksiyona dökmek çağdaş insanımıza hiç yakışmamış ve hatta imajımızı da her gün özenle zedeliyor el aleme karşı.

Görüntü kirliliği yapan bu duvarın daha fazla siyasi malzeme yapılmayarak biran önce tamir edilmesi ve her gün binlerce insanımızın (ki bunların içinde konuk siyasi figürler de mutlaka vardır) kullanmakta olduğu bu altgeçidin ivedilikle tamirini bir vatandaş olarak ilgili mercilerden istirham ediyorum. Bu görüntü ne Ankara’ya yakışıyor, ne de”Gezi Parkı Eylemleri” nin mentalitesine. Bildiğiniz üzere, Gezi’de en ünlü sloganlardan biri “Burada PASİF direniş vardır” idi. Olayların, bu duvardaki şekliyle bilinmesi için çaktırmadan çaba göstermenin hesaplarını tam da Belediye seçimleri arefesinde gütmemek en mantıklı ve adil davranış olacaktır.

Bayram mesajı

suriyelisiginmacilar-ankaraKurban kestik ve her zamanki gibi bunun etinin dağıtımı olayını gözümde büyütürken, Çankaya’ya yerleşmiş olan Suriye’lilere de uğramak aklımdaydı, keza daha önce onların bulunduğu yere ufak bir ziyaret gerçekleştirmiş ve sefil durumlarını bizzat görmüştüm. Poşetleri arabaya yükleyip, doğru Çankaya, Vadi 4. Etap’ın yolunu tuttum. Araba ile içeri girer girmez, ilgi odağı oluverdim. Araba’dan inip ilk etimi dağıtmak için bagajdan aldım ve bir Suriyeli kız çocuğuna verdim, kız gülümsedi ve bana Arapça sanırım teşekkür etti, bunu zaten gözlerinden de açıkça anlayabiliyordunuz. Ondan sonrasını ise hatırlamıyorum keza herşey çok çabuk oluverdi. Bir anda arabamdaki getirdiğim tüm etler, THK’ye vermeyi planladığım ve yanıma aldığım hayvanın postu dahil, 20 sn içinde oluşan bir Suriyeli kalabalık tarafından arabamın içine girilerek adeta kapışıldı. Durum aslında acıklıydı. Bu insanlar açtı ve bunun için savaşmanın doğal bir şey olduğu ülkelerindeki tablo onlara bunu iyi öğretmişti. Çaresizlik içinde bakakaldım, keza Türkçe konuşmamın onlara bir şey ifade etmediği ortadaydı.

Aslında bu işi çabucak hallettiğim ve gerçekten ihiyacı olan insanlara yardım edebildiğimden, içim gayet huzurluydu, ama bu insanların ve özellikle de çocukların hâlini görünce de içten içe üzüldüm, açıkçası.

Lütfen dağıtacak eti olan, giyeceği olan ve hatta çadırı, battaniyesi olan Ankara’lılar ve özellikle de hemen yanıbaşlarında yaşayan Çankaya’lılar bu sığınmacılara yardım etsinler. Önümüz Kış ve Ankara’nın soğuğu herkesin malumu. Ben kendi namıma buraya en kısa sürede tekrar uğrayıp başka yardım malzemelerini de onlara iletmek istiyorum. Sizlerin de en ufak yardımınız bile, emin olun onlar için çok değerli. Ülkesinde varını yoğunu bırakıp Türkiye’ye misafir olan bu insanları açta, açıkta bırakmayalım olmaz mı?

Bu vesileyle de tüm Ankara’lı vatandaşlarımızın Kurban Bayramı’nı canı gönülden kutluyorum.

ODTÜ yolu gerçekleri Ekim 2013

Geçenlerde elime tutuşturulan ve okuduğum “ODTÜ yolu gerçekleri” isimli bir broşürde, Sn. Melih Gökçek 1991 yılında yani bundan tam 22 yıl önce sunulmuş ve meclis tarafından kabul edilmiş sonrasında da 2012 yılında ODTÜ yönetimince de kabul edilmiş olan yol güzergâhını ODTÜ arazisi üzerinden geçirerek Eskişehir yolu ve Konya yolu trafiğini rahatlatma projesi hakkında bilgiler sunmuş. Okuduğum bu broşür’ün kapak sayfası aşağıda.

odtuyolugercekleribrosuru

Burada Karayalçın tarafından sunulan önergeler vb. belgelerin fotokopileri ve yapılacak yolun resimleri, planlanan tünelin ve diğer konuların bilgileri var ve iddialara da tek tek cevap vermiş. Bu yolun meclis kararı’nın da bir fotokopisi var 1991 yılında ve Karayalçın tarafından onaylanmış.

karayalcin-odtuden-gecen-otoyol-onayi

Bunun üzerine biraz araştırdım ve Ankara Mimarlar Odası’nın yeni hazırlamış olduğu ODTÜ yolu gerçekleri adı altındaki bu broşürünü bulabildim. Ancak bu arkadaşlar, Sn. Melih Gökçek kadar iyi bu olayı duyuramadığından bunları insanlarımız bilmiyordur diye sizi buradan bilgilendireyim. PDF halinde bu dosyayı aşağıdaki linkten okuyabilir veya indirebilirsiniz.

www.blogankara.com/download/mimarlar_odasi_odtu_yolu.pdf

Bu değerlendirme yeni yapılmış ve bunu okuyunca, aslında olayın o zamanlar planlanmasına ve meclisten de geçirilmiş olmasına rağmen şu andaki zamanın trafik ve ODTÜ lokasyonu gerçeklerine uymadığı görülüyor. Yani işin aslı o yıllarda Sn. Karayalçın o dönemin trafiği ve gerçekleri dahilinde bir karar aldırmış ama bundan 22 yıl sonra bunu uygulamaya kalkmak yeni bir arabaya, tahta tekerlek takmak gibi bir durum. ODTÜ yönetiminin bunu 2012’de kabül etmesini de anlamak zor. Bu belge de aşağıda ve bunu benimsediklerini söylüyorlar.

odtuyolu-odtunun-kabul-kagidi-2012-2013

Benim düşüncem, yıllardır raflarda beklemiş bu proje’nin ne kadar kabül de edilmiş olsa, bugünün trafiği ve ihtiyaçlarına göre revize edilmesi ve yeniden değerlendirilmesi gerekir. Süleyman Demirel’in de bir zamanlar dediği gibi “Dün Dündür, Bugün Bugündür”.

Düşüncem, bugünün gerçekleri ile sağlıklı ve gerçekten çözüm üretecek bir yol yapımı gerçekleştirmesi tabii ancak bunu öncelikle Ankara’lıyı düşünerek, siyasi çekişmelere girmeden, hukuki yollara başvurmadan ve vakit kaybetmeden yapmak gerekir. Keza trafiğin durumu ortada. Daha önce bir çok yazımda belirttiğim gibi artık “Zurna’nın zırt dediği noktadayız” ve “zırt” derse de o zaman yandığımızın resmidir.

Suriye’li sığınmacılar Çankaya’da

Suriye iç savaşı nedeniyle bildiğiniz gibi ülkemize bir çok Suriye’li göç etmek zorunda kaldı ve bu göç zor koşullarda halen devam ediyor. Bu insanların çoğunluğu yardıma muhtaç durumda. Paraları yok, çocukları çok ve vatanları yok. Bu nedenle ülkemizin bir çok noktasına dağılmış durumdalar. Ben “Ankara’ya fazla gelmezler keza bu tip insanlar öncelikle deniz kenarı yerleri tercih ediyorlar” diye düşünürken bir arkadaşımın bahsi üzerine merak edip onun çektiği aşağıdaki resmin olduğu noktaya bir gezi düzenledim.

suriyeliler-ankarada

Bu alan malumunuz, “Gecekondu Sahipleri Spor” ile “Belediye Spor”un boks ve güreş maçları ile ünlü bir noktamız . Artık, burada yeni seyircilerde var ve bunlar savaş’tan kaçıp ülkemize sığınan Suriye’liler. Buradaki gecekondulardan yarı yıkık veya terkedilmiş olanlarına yerleşmişler, bazıları ise çadır kurmayı tercih etmiş tabii, yer kalmayınca. Bu insanların çoğunun çöpten karton, kağıt ve plastik madde topladıkları anlaşılıyor, keza buradaki çöp ve pislik kokusu ile birlikte karton yığıntılarını ve pet şişe vb. yığıntılarını görmemek imkânsız.

Kış geliyor, bu insanlara mutlaka yardım edilmesi lazım. Özellikle de Bayram’ın geliyor olması en azından yardımsever insanların onlara biraz da olsa iyi yüzümüzü göstereceğinin müjdecisi. Ancak sonrasında da onların barınma sorunları, Kış’ın ve Vadi’nin soğuğu ile çok daha hazin bir durum alacak. Etrafta bir çok Suriye’li çocuk gördüm, onların özellikle korunması, okullarına devam etmeleri ve sıcak bir yuvaları olması gerekir.

Buradan Çankaya’da oturan ve durumu nispeten iyi olan insanlarımıza sesleniyorum. Zekât vermek, yardım etmek vb. işleriniz için Afrika’ya gitmenize artık gerek yok. Çok daha yakında, yardıma muhtaç bir dolu insan var, adresleri de Çankaya Vadi 4. Etap (Vadi kenarı) gecekonduları. Lütfen bu insanlarımızın ihtiyaçlarına eğilelim ve onları en azından ülkelerindeki durum düzelene kadar Ankara’mızda insan onuruna yakışır bir şekilde ağırlayalım.

Sevgili Atatürk Ankara’yı bizim bu misafirperverliğimiz için de, Başkent ilan etmişti vakti zamanında, bunu lütfen unutmayalım.

Örnek hareket – biz bayrağımızı çiğnetmeyiz

Diğer ülkenin başbakanları kendi bayraklarının üstüne basıp poz verirken bizim başbakanımızın bayrağı alıp, cebine koyması örnek bir davranıştı. Biz bayrağımızı çiğnetmeyiz, bu tip değerlerimize olan saygımızı hep muhafaza etmeliyiz diye düşünüyoruz.

Başbakan tayyip erdoğan yere konulan bayrağımızı alırken

Andımız bugünden itibaren yok.

Tarihe not düşelim, keza bizim çocuklarımız bu andı belki hiç duymayacaklar.

Biz ise ezbere biliyoruz, hatta ben ilkokuldayken birkaç kez tüm okula dönerek ve boyum küçük olduğu için okulun ana giriş basamaklarına çıkarak okumuştum ve sonra da zili alıp elime (o zamanlar el zili vardı), çalarak eğitim gününü başlatmıştım. Güzel günlerdi.

Size bu andı bir kez daha ezberden yazıyorum, aşağıda.
Çerçeveletmek isteyenler için ise büyük formatta bir versiyon hazırladım
Buraya tıklayarak andımızı büyük ve çerçeveli olarak indirebilirsiniz.
Dilerseniz ofisinize asın dilerseniz evinize keza artık yok olmuş değerlerimiz arasında…

ANDIMIZ

Türküm, doğruyum, çalışkanım.
Yasam;
küçüklerimi korumak,
büyüklerimi saymak,
yurdumu, milletimi, canımdan çok sevmektir.
Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.
Ey bu günümüzü sağlayan, Ulu Atatürk; açtığın yolda, kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Ne mutlu Türküm diyene!