Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Archive for Ocak, 2014

Sağlıkta çağ atladık ama Rakı’ya devam

dise-raki-basmakGeçenlerde bizzat şahit olduğum bir olayı paylaşmak istiyorum, keza buradan Sağlık’taki acıklı tabloyu Başkent Ankara’dan, Gazi Üniversitesi’nden bir örnekle daha rahat anlamamız mümkün olacaktır diye umuyorum. 5 yaşındaki yeğenimin yediği çikolata ve şekerlemelerden dişi çürümüş, apse yapmış ve şişlik boğazına doğru inince haliyle aile dişçisini aramışlar. Dişçi telefonda bu durumda, dişin biran önce çekilmesi gerektiğini ancak bunu kendisinin yapamayacağını, tehlikeli olduğunu ve bir hastanede yapılması gerektiğini belirtmiş. Kardeşim beni aradı ve bu tip olaylarda Ankara’da bulunan bu konuda iyi ve eski iki hastane önerisi dahilinde Gazi ve Hacettepe ile görüştük. Bu hastanelerden Gazi’yi ben aradım, diğerini de kardeşim. Onunki’nde zaten en yakın randevu Mayıs ayına veriliyordu, onu hemen eledik, keza durum acildi. Gazi’de ise bana “buraya gelmeniz lazım, çocuk burada hiç muayne olmamış kayıt açtırmanız lazım, sonra da muayne olursunuz” dediler. Ben de, kardeşime “ben yeğenimi götürürüm, sen biraz dinlen” diyerek, aynı gün işi halledeceğiz umuduyla hemen apar topar çocuğu alıp oraya gittim. Burası AŞTİ’nin karşısında tuhaf bir bina ve “Pediyatrik Diş Bölümü” için ise hastane’nin içinden tabelasız koridorlarda bayağı bir yürüyor ve sonrasında da 5. Kata çıkıyorsunuz. Asansöre kadar geldik ama, önünde 20 kişi bekliyordu. Beklemektense, yürüyelim dedik, ama bayağı yüksekmiş çocukla zar zor çıktık. Sonrasında ise öylesine bir yere girdik ki şöyle anlatayım “Hani koyunlar üşümesin diye ufak, izbe ağıllar vardır ya”, hah işte onun moderni ve biraz daha aydınlık olanı. O kadar kalabalık ki, burada çalışan iki sekreteri tamamen camla kapatmışlar ki kadınların üstüne de biri yanlışlıkla oturmasın! O derece tıklım tıkış. Zaten oradaki sekreterlere ulaşmak için (ki kare bir oda düşünün, kapının bulunduğu yer kare’nin 1 nolu köşesinde iken, sekreterler 3 no’lu köşedeler) bayağı bir kişiyle itiş kakış mücadele gerekiyor. Bir de sanki ortam çok büyükmüş gibi tam ortaya aralıksız 10 X 10 gibi bir koltuk güruhu koymuşlar insanların hareketi daha da zorlaşmış, ve orta koltuklarda oturan da yok keza oturursan oradan çıkman için 5 kişiyi ezmen gerekecek bu nedenle kimse oturmuyor. Koltuklardan arda kalan boşluklarda ise tipik Ankara Belediye Otobüsü misâli silme insan dolu. Böyle bir ortamı görünce yeğenimin gözlerindeki  dehşet daha da artınca, onu hemen boynuma alıp biraz neşelenmesini sağlamak zorunda hissetim kendimi, keza benim bile tırstığım bu görüntü karşısında, çocuğun durumunu tahâyyül bile edemiyordum. Numaratör’den sıra alıyorsunuz ama kimse bu sırayı takmıyor ve sekreterlerin önünde bir başka sıra oluşmuş. Ben de binbir güçlükle bir numara almayı başardım ama kağıdı okuyunca ikinci bir şok yaşadım resmen, burada “bekleyen hasta sayısı 112” diyordu. Yani bizden önce 112 çocuğun muaynesi yapılacaktı. Tabii inanmayıp acaba 12’mi diye bir daha baktım ama gerçekten 112 yazıyordu. Bu şok üzerine teyid için bu sefer yaklaşık 20 kişiden izin isteyerek, odanın bir diğer ucundaki camekanda bulunan bayanın bunalmış bakışlarına aldırmadan ve ağlanacak halime gülmemek için kendimi zor tutarak, “hasta kaydını nasıl yapacağız acaba?” diye sordum ama kadını öyle bir camlamışlar ki sesim ulaşamıyordu, ve çocuk ta boynumda olduğundan aşağıdaki ufak deliğe eğilmek daha da zordu. Çocuğu yere bıraktım ve eğilip bağırarak soruyu tekrarladım. Tabii tüm bunlar olurken zavallı yeğenim dişinin ağrısını unutup ezilmeme gayreti içine düştüğünden bir yandan da onu korumaya çalışıyordum. Tekrar “bu dişin acil çekilmesi lazım, acil bir birim yokmu?” diye sordum. Kadının cevabı netti “Hayır, dişin acili olmaz!”. Peki “biz ücreti mukabilinde bir Profesör veya Doçent’e bu cerrahi işini yaptırsak” diye bir soru yönelttim , keza bu durumdan kurtulmak için o an ceketimi isteseler verecek kıvamdaydım! Bu seferki cevap daha da tirajikomikti “Artık bu yasak beyefendi, kanunlara göre böyle bir uygulama kalmadı” dedi. Peki “çocuğun acil durumunu ne yapacağız” diye bir kez daha sordum çaresizce… Cevap yine gecikmedi “Önce sıranızı bekleyeceksiniz, sonra ilk muayne yapılacak ve  uygun görülürse tekrar bu sefer diş çekimi için operasyon randevusu alacaksınız”. Peki ama burada “112 kişi yazıyor” deyince de kadın camdaki yazıyı kafası ile işaret etti. Bu yazı aslında herşeyi açıklıyordu. Bu yazıda “Günlük sadece 200 hastaya bakabildiğimizden dolayı, randevularımız en erken Temmuz 2014’e verilmektedir” yazıyordu.

Yani önce 112 kişiyi bekleyeceğiz, sonra eğer sıra o gün bize gelirse ki, ben öğleden sonra gitmiştim. Günlük 200 kişi bakılıyorsa o zaman o gün içinde bize sıra gelmesi ihtimâli yoktu. Hadi diyelim ki bir mucize oldu ve o gün muayne olduk, sonrasında diş cerrahisi için Temmuz ayını beklemek demek kardeşimin 7 ay boyunca uyumaması demekti ki, son 2 gün çocuğun diş ağrısını dindirmek için yapmadığı gece cambazlığı kalmamıştı zavallının. Gazi Üniversitesi maceramızın sonlarında doğru bitap bir şekilde koridorda bir koltukta oturup boş boş düşünürken zavallı yeğenim benim durumuma acımış olacak ki, bana hüzünlü hüzünlü baktı ve “Amca gidelim” dedi. Çocuk bile benim içine düştüğüm duruma acımış, dişinin ağrısını unutmuş, biran önce buradan kurtulmaya çalışıyordu. Neredeyse ağlayacaktım yani! Ücretini vererek bile bu tip ufak bir diş cerrahisini yaptıramadığınız, adeta paranızla bile rezil olabildiğiniz bu ülkede ve üstelik Başkent Ankara’nın en eski hastanelerinden biri olan Gazi Üniversitesi’nde bu çaresizliği bizzat yaşıyorsak, bu sağlıktaki “çağ atlama!” hangi tarafa doğru acaba? İleriye mi, geriye mi ? Hiç unutmuyorum, 25-30 yıl evvel annem beni bu tip bir cerrahi için Hacettepe Hastanesi’ne götürmüştü ve gittiğimiz gün bu iş bitmişti ve dişim çekilmişti, aynı gün içinde (net hatırlıyorum çünkü bayağı bir ağlamıştım). Şu anda sene 2014, yer Başkent Ankara ve lokasyon güzide! hastanemiz Gazi Üniversitesi Hastanesi ve durum meydanda…

Sonra da geçmiş Hükümet ve Sağlık Bakanlığı bize maval okuyor! Yok “sağlıkta biz çok ileriyiz”, yok “Araplar ameliyatları için bize geliyorlar”, yok “çağ atladık”. Hikaye yani! Araplar bize geliyorsa bu bizim onlardan iyi olduğumuzu gösterir belki ama biz onlara bakarak mı iyiyiz diye sevineceğiz, gelişmiş ülkelere bakarak mı? Ayrıca bizim çağ atladığımız falan da yok, kendimizi kandırmayalım. Şu andaki sistemin 30 yıl evvelkinden tek farkı binalarımız biraz daha modern ve belki de teknolojinin gelişmesi ile birkaç alet daha teknolojik ama bu iki unsur da zaten kaçınılmaz ilerlemeler, bunu en dandik ülkeler bile yapabilir ve yapmıştır zaten. Burada asıl olan bence, insanlarımızın ilerlemesi, Devlet’in Sağlık mentalitesinin ilerlemesi ve tabii hastane/hemşire/doktor miktarının insanlarımıza ve Araplara! yeter duruma gelmesi zira Gazi’deki durum ortada! Sırf bu unsurların yetersiz olması nedeniyle günde sadece 200 kişi bakabiliyorlar (ki bu bile bence mucize) ve Temmuz 2014’e kadar da yer yok!

Yaklaşık 5 milyon kişinin yaşadığı Büyükşehir ve Başkentimiz Ankara’da bunlar yaşanıyorsa, diğer şehirlerde yaşayan çocuklarımızın vay haline. Çürük dişlerine aileleri rakı basıyordur heralde, düzenli olarak!

Torba Torba yasaklar, Muhâlefet misket yuvarlar!

Bildiğiniz gibi yeni “torba yasa” ile, ki bu isme çok gıcığım (keza bu tip yasalarla torbanın içinde birçok belki de çok önemli yasalar tabiri caizse “ortaya karışık” yapılarak, halka, medyaya ve hatta muhalefete konuları sağlıklı olarak tartışma zemini vermeden zart! diye çıkartıyorlar), bu yetmezmiş gibi internet üzerinden gelebilecek F Tipi örgüt’ün, (Cemaat’in yeni lakâbı) iktidar ve yandaşları aleyhine olan tüm video ve resimlerini de hemen engellemek namına, artık internet’i kesmek için hiç bir hukuki sürece gerek kalmayacak. Sadece Telekominikasyon İletişim Başkanlığı (TIB)’in Başkanı’na bir telefon ile istedikleri web sitesini kapatabilecekler. Zaten 10,000’den fazla web sitesi hâlihazırda yasaklanmış durumda ve bunlara her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Artık bu yeni yasayla, bunlar da leblebi gibi artacaktır ve hükümet aleyhine kim konuşursa konuşsun, resim çekip yayınlasın hele birde video çeksin filân, bu siteler anında çöpe atılacaktır. En son biliyorsunuz Ayakkabı Kutusu’nu sallayan bir bayan gözaltına alınmıştı, Ayakkabı Kutusu resmini yayınlayan medya kuruluşlarına da ceza yağdı. Bu nedenle bir ayakkabı kutulu karikatür bulmuştum burada yayınlamak üzere ama bu blogu da kapatmasınlar diye yayınlayamıyorum. Kusura bakmayın! Artık yazı yazmaktan da tırsar hâle geldik yani, siz pay biçin durumumuzu. Onun yerine en azından içinde Başbakan’ın olduğu bir resim yayınlayayım da yandaş görüneyim 🙂

interneti-kesme-düğmesi-tayyip-erdoğan-açılış

Tabii şaka yapıyorum, konumuza yani bu yeni “interneti yasaklama ve kullanıcıları takip amaçlı” yasa teklifine geri dönecek olursak, artık internet siteleri anında kapatılabileceği gibi içerik sağlayıcılara da yeni yükümlülük ile son iki yıl içinde kendi internet aboneleri hangi siteleri ziyaret etmişse bunların bir listesini tutmaları zorunluluğu getiriliyor. Ama, bunun en kötü tarafı abonelerin fişlenmesi bile değil, en kötüsü internet’in hızının yavaşlayacağı gerçeği (keza bir siteye girdiğinizde bu sitenin yolladığı bilgilerin bir kopyasını da ISP’ler alacak ve bu da iki kat iş yükü ile internet hızını neredeyse yarı yarıya yavaşlatacak) ve tabii içerik sağlayıcılar bu kadar data için yeni sunucular almak zorunda kalacaklarından bunların parası da yapılacak internet aboneliği zamları ile yine bizim cebimizden çıkacak. Yani sonuçta hem internet siteleri kapatılacak, hem de biz daha yavaş bir internete daha çok para vereceğiz. Alın size “Çağdaş Türkiye”.

Tüm Dünya’da internet tamamen özgür, hızlı ve ucuz iken Türkiye’nin hâlâ neden bu gibi saçmalıklarla vakit kaybettiğini anlayabilmiş değilim. Amerika 10 sene evvel Başkanlık seçimlerini Youtube üzerinden canlı yayınla internet üzerinden yayınlarken, hatırlarsanız bizde o sıralar Youtube yasaklıydı, aradan 10 sene geçti durum iyiye gideceği yere daha da kötüye gidiyor resmen. Sorun bu iktidardadır umarım, keza bir sonraki iktidarın bu konuda birşeyler yapıp yapmayacağını da hep beraber göreceğiz.

İnternet yasakları ile ilgili araştırma yaparken ilginç bir proteso sitesine de rastladım bunu da paylaşmadan geçmeyeyim. Sitenin ismi “Ask Tayyip” yani “Tayyip’e sor”. Web sitesi adresi www.asktayyip.com. Bu sitede yapacağınız tüm arama terimlerinden hükümetin hoşuna gitmeyenler filtreleniyor, sadece izin verilen içeriği arayabiliyorsunuz. Buraya “sex”, “gezi parkı”, “yolsuzluk”, “ayakkabı kutusu”, “Fetullah Gülen” filan yazdım. İngilizce ve Türkçe olarak Tayyip sizi filtreliyor, matrak bişey yani. Bu tip protestolar güzel tabii… Aşağıda bir ekran görüntüsünü bulabilirsiniz.

ask-tayyip-arama-motoru-search-engine

İnsanların her zaman, özgürce protestlarını yapabilmelerinden yana olmuşumudur. Sağlıklı olan da budur zaten. Bırakın bu tip protestolar yapılsın, ne olur yani! Siz kendinizden eminseniz, mesele yok. Zamanında Süleyman Demirel’e yapmadıklarını bırakmamışlardı hatırlarsanız. Adamın lakabını “Çoban Sülü” ye bile çıkardılar. Taklitler, karikatürler, fıkralar gırlaydı. Süleyman Bey’e bunları sordukları röpörtajı hatırlıyorum. Gayet oturaklı bir devlet adamı duruşuyla bunları gayet olumlu bulduğunu söyledi ve güldü geçti. Bu tip toleransı yüksek insanları çok seviyorum ben kesinlikle, ki sene o zamanlar 1980’ler filân yani, 30 sene olmuş nereden baksanız.

Sözün kısası, Dünya güzeli ülkemde bu sansürlü ve yasaklı hayatın bir an önce son bulmasını istiyorum. Özgür, hızlı ve ucuz bir internet istiyorum. Çimlere basmanın bile yer yer hâlâ yasak olduğu canım ülkemde, daha az yasaklı, daha çok toleranslı bir yaşam istiyorum. Budur yani.

Atakule 10 senedir hüzünlü ve boş

Atakule’yi birçoğumuz hatırlıyordur, bundan 20-30 yıl evvel burası oldukça popüler bir alışveriş merkezi idi ve aslında Ankara’nın ilk alışveriş merkezlerinden biriydi. Buradaki mağazalar, restoranlar ve hatta burada aşağı kattaki oyun merkezinde bile, bir çok anılarım var. Hele bile Atakule’ye ilk çıkışımdaki daha asansördeyken hissettiklerimi hiç unutamıyorum. Bunu sonrasında Amerika’da saldırıya uğrayan “Twin towers” a bile çıkarken hissedemedim. Bir keresinde buraya bir nikah törenine davetliydik, dönemin Başbakanı da oradaydı (Mesut Yılmaz) ve buradaki atmosfer, ambians hâlâ bugün gibi aklımda. Atakule’nin bir de üstte dönen bir restoranı vardı, hatta bir aralar bozulmuştu, dönmüyordu, sonra tekrar döndürmeyi başarmışlar ama ondan sonra bir daha gitme fırsatım olmadığı için onu bir türlü deneyimleyemedim. Amerika’ya gitmeden evvel ise, sene 1990, yine son kez Atakule’nin merdivenlerinde arkadaşlarımla vedalaşmıştım. Burada bir de, lisede aynı sırada oturduğum arkadaşımın babasının sahibi olduğu “Yavru Oyuncak” isminde bir oyuncak mağazası vardı. Hatırlayanlar vardır mutlaka. Bu oyuncakçı da Ankara’da o zamanlar en büyük oyuncakçılardan biriydi ve oldukça da popülerdi. Hatta o oyuncakçının o zamanlardan kalma bir de resmini de buldum, aşağıda.

yavru-oyuncak-atakule-ankara

Hey gidi günler, hey. Derler ya! İşte tam da öyle, Amerika’dan döndüğümde ise ilk ziyaret etmek istediğim mekânlardan biri de haliyle Atakule oldu. Bir gittim ki “kapı duvar”. Her tarafı kilitli, tozlanmış, yıpranmış ve eski görünümünden çok uzak bir hâlde boynu bükük duruyor. Buraya ne oldu acaba diye etrafa soruşturunca çok çeşitli hikâyeler duydum, bazıları “burayı bir şirkete sattılar, şirket içindeki insanları çıkardı başka bir alışveriş merkezi yapacakmış” bir diğeri “Buraya devlet el koymuş alışveriş merkezi tarafını yıkacaklarmış ama kule kalacakmış” diğeri “Burayı Çankaya Belediyesi almış, onlar belediye’yi buraya taşıyacaklarmış” vb. daha birçok hikaye. İlginç tarafı ise dinlediğim hikayelerin hepsi değişik ve hiçbiri biribirine benzemiyordu. Bu da insanların aslında burasının neden kapandığını ve akibetini bilmediğini gösteriyordu. O aralarda internet’te de bu konuyla ilgili hiç bir haber yoktu, keza bizzat araştırdım. Aradan yaklaşık 10 yıla yakın bir süre geçti bu müddet zarfında Atakule hâlâ terkedilmiş bir şekilde öylece duruyordu. Geçenlerde bu orada mağazaları olan arkadaşımla görüşünce yine merak ettim ve internet’ten araştırınca yeni bir haber vardı ve bu da bir emlak portalında geçiyordu ve 2013 tarihliydi haber. Şöyle diyordu özetle “alışveriş merkezi kısmı yıkılıp yeni bir alışveriş merkezi ile değiştirilecekmiş ve şu an yıkım için bekliyormuş.“

Bu tabii iyi haber, en azından burası tekrar canlanacak ve eski günlerine, umarım dönecek. Yapım işi 3 yıl kadar sürecek deniyor. Yani yıkım 2014’te gerçekleşebilirse, alışveriş merkezi en erken 2017 gibi tekrar aktif olur diye düşünüyorum. Bu arada, arkadaşım geçenlerde görüştüğümde ki hâlâ oyuncakçılık yapmaya çabalıyor bana şu andaki yavru oyuncağın son durumunun resmini yollamasını istedim o da bugün yollamış, durumu görüyorsunuz, hatta arkadaşımın acıklı durumunu da sizinle paylaşıyorum, siz pay biçin!

yavru-oyuncak-2013

Bora-sengul-yavru-oyuncak-2013

Durum acıklı, Yavru oyuncağın “yavrusu” gibi bir ufak dükkânda ömür çürüten arkadaşım adına da gerçekten her görüştüğümüzde ayrı bir üzülüyorum, keza kendisini pek bir severim. Söylediğine göre günde 20-30 TL kazanıyormuş averaj olarak, yeri de Bülbülderesi’nde bir caddedeymiş ama gidipte acıklı durumunu görmeyeyim diye daha çok sosyal ortamlarda buluşmayı tercih ediyorum. Keza eski durumlarını biliyorum, hem aile fertleri, hem kendisi son model Mercedes ile gezerdi, araç telefonu daha yeni çıkmıştı ve onda vardı (o zamanlar cep telefonu diye bir şey yoktu tabii), hatta bu telefondan bir diğer arkadaşımızı arayıp Gazi Osman Paşa(o zamanların popüler, bugünlerin sıradan mahallesi)’da bir Kafe’de görüşmüştük. Düşünün yani o zamanki havamızı 🙂 Hatta aradığımız arkadaşımız bize, “Siz şu an neredesiniz?” diye sormuştu, biz “arabada” deyince şaşırmıştı ve bize inanmamıştı. Hey gidi günler hey! Bu deyimi ikinci kez kullanıyorum, farkındayım. Herâlde biz de artık yaşlanmaya başladık! Eskiden, Babam “bizim zamanımızda” diye konuya girince içimden “üfff” deyip yine nasihat verecek diye sıkılırken, bizim çocuklarımız da böyle düşünüyordur diye düşünmekten de kendimi alamıyorum ve bu nedenle de onlara bu tip geçmişten örnekler yerine aynı örnekleri bugünmüş gibi vermeyi tercih ediyorum. :/

Atakule, kapanmasıyla beraber eminim buna benzer daha bir çok acıklı hikaye yaratmıştır, keza burası o zamanlar Ankara’nın en popüler AVM’siydi ve tekti, bu nedenle burada iş yapan insanlar yeni gittikleri yerlerde bu tip bir potansiyeli pek yakalayamışlardır diye düşünüyorum, aynen Yavru Oyuncak örneğindeki gibi. Türkiye’nin en güzide yerlerinden biri, Ankara’nın ise ikon yapıtı olan bu kule’nin ivedilikle hakettiği saygıyı görmesi ve eski renkli günlerine dönmesi benim 2014 yılı için dileğim olsun. Lütfen Atakule yine… “ATAKULE” olsun.

Komik Dernek İsimleri

düğün-dernek-filmi-afiş

 

 

 

 

 

2014 yılına gülerek başlayalım istiyoruz arkadaşlar 🙂

Ülkemizde faaliyet gösteren komik ama 100% gerçek dernek isimleri,
(çoğunluğu da Ankara’da bu arada.)

Aydınlıkevler Dolmuş Durağı Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği
Kokoreççiler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
Bir Yudum Şarap Derneği
Angora Tavşanı Seven Şoförler Derneği
İstanbul Akvaryum Yardımlaşma Dayanışma Derneği
Genelevi Geliştirme ve Güzelleştirme Derneği
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Dostları Derneği
Taşköprü Sarımsak Geliştirme ve Kalkındırma Derneği
Orman Avukatları Dayanışma Derneği
Volvo Mağdurları Derneği
Oluklu Mukavva Üreticileri Derneği
Sungurlu Aşıklar ve Müzik Aleti Çalanları Koruma Yaşatma ve Yardımlaşma Derneği
Profesyonel Posta Güvercini Uçuranlar Derneği
Tayland-Hint-Brezilya-Japon Horozunu Koruma ve Yaşatma Derneği
Oyuncu Güvercin Sevenler Derneği
Yıkımcılar ve Enkazcılar Derneği
Pointer Köpeği Irkı Üreticileri ve Yetiştiricileri Derneği
Havutlu Mahallesi Cenazeleri Kaldırma Yardımlaşma ve Kültür Derneği
Türk Dili Konuşan Deribilimciler Derneği
Evlilik Dışı Çocuklar Derneği
Halkımızı Bilinçlendirme Derneği
Hücre Ölümü Araştırma Derneği
Redüktör Otomasyon Teknoloji Elektrik Kimya Spor Derneği (ROTEK)
Oyun ve Ödev Evleri Derneği
Ege Efe Zeybek Kızan Ocakları Derneği
Don Kişot Kültür ve Sanat Derneği
Yorkshire Irkı Kanarya Sevenler ve Yetiştirenler Derneği
Yarım Pabuçlu Çocukları Koruma Derneği
Cumbalı Sokak Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
Refleksologlar ve Refleksoloji Uygulama Derneği
Narlıdere Pizza Sevenler Derneği
Kanatlı Kuşlar Hint Horozları Yetiştirme Derneği