Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Archive for Şubat, 2014

1071 Malazgirt Bulvarı (ODTÜ yolu) açıldı

Yine ve yeni bir Melih Gökçek klasiği bu isim aslında! Bu yolun ismi olarak verilebilecek bir Türk aydını yokmuş gibi, bu isim neden seçilir acaba? Bu bulvar bilindiği üzere ODTÜ arazisi üzerinden geçen yol. Burası açılıncaya kadar bir çok olay yaşandı ve sonunda da dün itibariyle Ankara’nın her tarafında bugün bile görebileceğiniz şekilde tüm panolardan ve köprü üstlerinden 1071 Malazgirt Bulvarı’nın açılışı duyurulmuştu. Bu tarih Alp Arslan’ın, Bizans ordusunun kumandanı Romen Diyojen’i, günümüzde Muş civarında bulunan Malazgirt Meydanı’nda mağlub ettiği tarih ve aslında Türkler için bir dönüm noktası olan bir zafer. Burada da Melih Bey’e göre Romen ordusu ODTÜ’lülerdi herâlde ve sonunda onları yenerek, Başbakan (burada Alp Arslan rolünde) tarafından burası açtırıldı ve ODTÜ Meydan Muharebesi kazanıldı.

Bu kutlamalardan önce ve sonrasında yine protestolar vardı ve ODTÜ’lüler (artık düzenli olarak aldıkları) biber gazı dozajlarını yine aldılar, joplandılar, sulandılar ve oradan oraya savruldular. Dün hava yağışlıydı ve Salı günü gibi ara bir gündü, ona rağmen bunlar yaşandı, yolsuzluk operasyonu ile ilgili olarak Başbakan’ın kasedi de çıkınca, bu da üstüne tuz biber oldu ve protestolar Ankara’da gece boyunca sürdü.

yolsuzluk-protestolari

Bu tapelere tepki olarak aslında yurt genelinde bir çok insan sokaklara döküldü, ama bunların hepsi çoğu basın tarafından görmezden gelindiği için, bilmiyor olabilirsiniz. Bazı illerde müdâhaleler vardı, ortalık yine toz dumandı. Herkes dün neredeyse bütün gün boyunca yok bunlar montaj, yok değil vb. tartıştı durdu ama kimse bunların gerçekliğinin kolayca anlaşabileceğini BDP başkanı Demirtaş’ın “Tübitak, Meclis’in karşısında 20 dk.’da bunun testi yapılabilir” deyinceye kadar düşünemedi, her nedense! Hatta bu arada Başbakan bir toplantıda “bunların gerçek olmadığını herkese göstereceğiz” diyordu. Sonrasında CHP başkanı Sn. Kılıçdaroğlu’nun basın toplantısını izledim (Halk TV veriyordu, keza diğer kanallar yine alışkın olduğumuz gibi 3 maymun vaziyetindeydi) . Dört değişik kuruluştan bunların doğruluğunu teyid ettiren Kılıçdaroğlu, bunların 100% gerçek olduğunu üzerini bastıra bastıra tekrarladı. Ama bunu kim duydu acaba? Ya da duyulduysa bile bunu soruşturabilecek bir babayiğit var mı acaba ülkemizde göreceğiz.

Bunlar eğer söylendiği gibi 100% gerçekse, bence de durum vahim. Ülkenin Başbakan’ı bunları yapıyorsa, diğer bakanların veya milletvekillerinin her türlü yolsuzluğu yapması gayet doğal karşılanmalı. Ortada uçuşan, aslında tamamı halkın olan paraların haddi hesabı yok (30 milyon Euro’nun eritilmesinden bahsediliyor meselâ) ama bunların hesabını veren de yok şu ana kadar… Basın tutulması, Yasama tutulması ve Yargı tutulmalarını da yaşıyoruz birlike toplum olarak, hem de 3’ü bir arada ve aynı anda! İnanılır gibi değil, yani.

Bu kasetlerin “bağımsız” bir mahkeme tarafından soruşturulmasını, bu dağıtılan paraların eritilmesine yardımcı olan ve boş zamanlarında da ülkemin insanlarına küfreden müteahhit bozuntularının bir an önce cezalarını bulmalarını, hâlâ bulunduğundan emin olduğum aydın ve dürüst insanlar ve mâkamlardan bir vatandaş olarak rica ediyorum. Bu arada 1071 Malazgirt Muharebesini bir kez daha kazanan Belediye’mize de teşekkürler, Ankara’da insanlar bunca şeyle uğraşırken bunların üstüne tüy diktikleri için.

Ankara’da öldürülen Ethem Sarısülük Metro’da arkadaşlarıyla

Bu video beni gerçekten duygulandırdı. Bir genç Ankaralı insanımız, Ethem, Gezi olaylarında diğer yitip giden canlar gibi, aşağıdaki video’da izleyeceğiniz üzere neşeli ve mutlu iken, bir Polis’in ateşi ile yok olup gitti. Dün Büyükşehir Belediye Başkanı’nı izledim, onu öldüren polislere itafen, neden “Değerli Türk Polisi, Ankara Sizinle Gurur Duyuyor” afişini astırdınız diye sordular. Geveledi bir şeyler! Bir yanda yitip giden canlar, diğer yanda susturulan medya ve bir Belediye Başkanı’nın olayı savunmak ve partisini gücendirmemek namına düştüğü durum. Tepki çeken o afiş , buydu…

Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in Ankara'da Ethem Sarısülük'ün öldürülmesinden sonra astırdığı afiş
İstanbul’da, Gezi Parkı’nın tam ortasına bu uğurda şehit edilen genç canlarımızın mutlaka birer heykeli dikilmeli diye düşünüyorum. Onları unutmamalı ve uğruna direndikleri parkı da onlara ve halkımıza yeniden armağan etmeliyiz. Ankara şehidi Ethem Sarısülük’ün eşlik ettiği ve benim de çok sevdiğim bu şarkıyı sizlerle buradan paylaşarak onu güzel hatırlamanıza katkıda bulunmak istiyorum. Yer Ankara Metrosu, Ethem ayakta ve arkadaşları ile belki de son şarkısını söylüyor.

Ruhunuz şad olsun arkadaşlar.

Free Press, Pes Etti, Pes !

basin-ozgurlugu-uc-maymun-turkiyeDün okuduğum bir gazetedeki makaleye göre, Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 154. sıraya gerilemiş, hepimize kutlu olsun! Sıralamaya bakınca, bizim aşağımızda olan üllkeler ya rejim açısından farklı sosyalist ülkeler, ya da kabile devletleri! Burada en dikkat çeken ve üzerinde düşünülmesi gereken nokta ise yeni savaştan çıkmış Kuzey Irak’ın ve hatta Afganistan’ın bile basın özgürlüğü konusunda bizden daha ileride olması.

Biraz araştırınca, hükümetin işe başlama tarihi olan 2002’deki aynı listede basın özgürlüğü açısından ülkemizin 100. sırada olduğunu öğrendim ve 2014 yılına geldiğimizde tam 54 sıra gerilemişiz. CNN Türk’te, bir iki gün evvel Cüneyt Özdemir’in, Fatih Altaylı’yı konuk ettiği programda Fatih Altaylı’nın baskıdan çıldırmışçasına sersenişleri ve son “Alo Fatih” olayı da bunu açıkça ortaya koymuyormu zaten! Basın’ın acınacak durumu, Hükümet’in basını nasıl hizaya soktuğu ve adeta kendi askerleri yaptığı, yandaş olmayan gazeteler tarafından etraflıca işlendi. Zaten bunu Başbakan da inkâr etmedi, ismi geçen gazeteyi aradığını ve bazı unsurların kaldırılmasını istediğini bizzat teyid etmişti bildiğiniz gibi. Haber Türk örneği ortaya çıktığı için biliyoruz, ama eminim şu anda bile birkaç cesur gazeteci arkadaşımız haricinde tüm basın kuruluşları ve yazarlar korkudan hükümet aleyhine hiç bir şey yazamaz durumdalar. Bu gerçekten ülkemiz için üzüntü ve utanç verici bir durum.

Bir ülkenin basını tutsak edilirse, aklı tutsak edilmiştir. Aklı tutsak olan bir ülkede de insanlar özgür bir şekilde düşünemez ve davranamaz. Adeta bir “korku” hakimdir ve bu korku nedeniyle ya ülkeden gitmeye zorlanırsınız, ya biat edersiniz, ya da direnirsiniz (ki bu durumda da gaz ve sopa yemeniz neredeyse garantidir). Durum gerçekten vahim, bir dolu gazetecimiz hâlâ tutuklu, yargı’nın durumu ise ortada…

Dün akşam gerçekten çok sevdiğim usta gazeteci abimiz Uğur Dündar’ın Halk Arenası isimli programını izliyordum. Programda beni en çok üzen şeylerden biri Halk TV’nin durumu oldu. İş adamları korkudan Halk TV’ye reklam veremiyormuş ve bu nedenledir ki Halk TV kaynak arayışı gayretleri dahilinde www.halkgonulluleri.com isimli bir site kurmuş ve buradan satabildiği kitap, kalem, rozet, anahtarlık vb. ürünlerden elde ettiği kâr ile ayakta durmaya çalışıyormuş ve bu nedenle de normal reklam yerine kendi sitesinin reklamını döndürmek durumunda kalıyormuş. Reytingleri de yüksek olmasına rağmen buraya reklam verilmemesi de zaten çok garip değil mi? Artık iş adamlarındaki korku’nun düzeyini siz düşünün! Son olarak Doğan Holding’in başına gelenleri biliyorsunuz. Adama vergicileri dayayıp bir ceza giydirdiler, feleği şaştı. Korkulan da işte bu. Eğer aleyh’te birşeyler yazar veya yayınlarsanız, ya vergicilerle cebelleşeceksiniz ve seneler boyu çalıştığınız paranız bir anda uçup gidecek, ya hapise gireceksiniz, ya da C şıkkı, ki en kötüsü “ikisi birden”. Buyurun, seçim sizin.

İnternet’in başına gelenleri ise hiç saymıyorum bile, internetimiz biraz da olsa özgürdü ve insanlar buradan birşeyler öğrenebiliyor ve paylaşabiliyordu. Artık onun da “ruhuna fâtiha”. İstenilen web sitesi yargı kararı olmadan kolayca kapatılabilecek ve hatta twitter’dan yazdıklarınız bile silinebilecek! Tabii bu da Meclis’ten jet hızıyla “torba yasa” ile geçti, artık Cumhurbaşkanı’nın onayında. Bakalım Cumhurbaşkanı buna karşı durabilecek mi? Göreceğiz. Umudu olanlar el kaldırsın!

Ülkemiz’in bu ahvâl ve şerâit içinde daha ne kadar gideceğini merak etmiyor değilim. Umarım yakın gelecekte bu yasaklar hafifler (dikkat ederseniz sonlanır diyemiyorum), basın özgürlüğü en azından 2002’deki durumuna geri döner ve akıl tutulmamız biraz da olsa son bulur.

Çok sevdiğim Yalan Dünya isimli dizideki Vasfiye teyze’nin değimiyle “Ne çektik be”.

Sevabı olmayan, Belediye Reklam Hayratları

ankara-5-kapiReklam sektörü malûm bu aralar fazlaca çalışıyor, Belediye seçimleri dolayisiyle Belediye Başkan adayları, ANGIAD seçimleri dolayisiyle buraya başkanlık için yarışanlar ve hatta Belediye Meclis üyeliği için bile reklamları çeşitli ortamlarda görüyoruz. Bu reklamların, panolarda olanlarına diyecek bir şey yok. En azından bunlar planlı ve göz estetiğini fazla tırmalamıyor ancak bunların dışında yapılan tuhaf reklam kampanyalarına açıkça itirazım var. Amaç seçim için veya açılış için bile olsa gereğinden fazla ve insanların gözünün içine sokulan afişler ve duyurular hem can sıkıcı, hem de hiç estetik görünmüyor. Ankara Büyükşehir bu tip absürt reklamlarda önde giden belediyelerden biri, hemen her olaya veya yere bir reklam sıkıştırmayı çok iyi biliyorlar. Ankara’da her nereye dönseniz Büyükşehir Belediyesi reklamını görebilirsiniz. Sağda solda panolar, yollarda tretuvar taşlarında Belediye Amblemleri (şu mahkeme tarafından iki versiyonu da iptal edilen amblem hem de), park ve bahçelerde totemler, köprülerin giriş ve çıkışlarında, sözde halk ekmek tanıtımı yapan istinat duvarı reklamlarının yanında korsan olarak, bu aralar bir de binaların üzerinde, tabii çocuklara dağıtılan topların üzerini ve fakir ailelere dağıtılan kömür torbalarının üzerini saymıyorum bile. Henüz reklamlarını göğe yazamıyorlar, ama eminim bunun da bir çaresine bakarlar yakında. En son icadı da yine blogumuzda paylaşmıştık. Malûmunuz “asfalt reklamları”, Belediye’nin son buluşu. Bir de bu reklamları o kadar büyük bir hızla yapıştırıyorlar veya boyuyorlar ki değme reklam şirketleri ellerine su dökemez!

Tabii ki seçim dolayisiyle afiş asılması veya bayraklar vb. aşırıya kaçmadıkça o havaya girmek açısından güzel. Ama biz bunun çok daha fazlasını hemen her dönemde Ankara’da normal günlerde bile görmeye alıştığımız için seçim sırasındaki Büyükşehir’in yaptığı ek reklamlar pek gözümüze görünmüyor artık, keza Ankara’nın dağı taşı Büyükşehir Amblemi ve reklamları ile dolu. Şimdi bir de Ankara’ya giriş kapıları yapılıyor biliyorsunuzdur, 5 kapı ile Ankara’nın girişlerinde bir güzellik sağlanmaya çalışılıyor. Benim tahminim, burada da dev harflerle “Ankara Büyükşehir Belediyesi” yazdıracaklardır ve tabii logolar filan burası da yeni bir reklam alanı haline gelecektir. Üst geçitlerimiz bile reklamcılara satılmışken böyle bir fırsatı kaçırmayacaklardır diye tahmin ediyorum. Halbuki, bu kapılara Büyükşehir’in “Pisi” veya “Cami” amblemleri yerine “Türkiye’nin Başkenti Ankara’ya Hoşgeldiniz” veya çeşitli dillerde “Hoşgeldiniz” vb. bir mesaj yazılsa çok daha iyi olmaz mı? Madem Belediye olarak estetik bir iş yapalım diyorsunuz, bari bunu gerektiği gibi kullanalım. Ya hiç bir şey yazmadan bırakılsın, ya da buraya diğer şehirlerden veya ülkelerden gelen insanlara yönelik bir mesaj yazılsın da bir anlamı ve işlevi olsun! Tabii bunu yaparken profesyonel bir mimara danışılıp bu kapıların tarihi ayrıntısı ve görselinin önüne geçmeyecek şekilde planlanması önemli. Bakalım göreceğiz burada yapılacak reklamları veya belki de bahsettiğim gibi, Büyükşehir bu sefer bizi şaşırtacak ve reklamsız bir kapı yaptıracak! O da olabilir.

Merak ettiğim konulardan biri de bir vatandaş olarak düşününce aslında bu reklam harcamalarının finansmanı. Acaba, kendi reklamları için giderleri Sn. Gökçek cebinden mi karşılıyor, (ki eminim bunu finanse edecek gücü vardır) yoksa bu bir Belediye harcaması olarak mı yazılıyor ve bize mi faturalandırılıyor? Herkes’in cevabını duyar gibiyim . Eğer bu gerçekten de düşündüğümüz gibiyse, buna kesinlikle karşıyım! Neden herhangi bir Belediye Başkanı’nın reklam kampanyasını halk olarak biz finanse ediyoruz ki? Ankara’nın bu parayı harcayacak daha önemli projeleri yok mu? Paramız çok ta bu tip hayır işlerine mi girmeye karar verdik? Kaldı ki bu hayırın sevabı da yok!
Bana kalırsa bir kanun ile hâli hazırda görev yapan tüm Belediye Başkanları’nın şahsını Belediye bütçesinden, Belediye logosunu yanına usulen yapıştırarak reklam yapması, kamuya açık ve kamu malı olan alanlara belediye arması, logosu, amblemi, yazısı vb. konulması engellenmeli. Belediye’nin görevi dahilinde yaptırdığı her eser zaten orada yaşayan insanların malıdır, buraya bir logo koymanın reklamdan başka ne anlamı olabilir? Varsın yeni seçilmeye çalışan Başkan adayları reklam yapsınlar. Belediye Başkanları zaten inşa ettikleri güven ve o şehir veya ilçede yaptıkları eserlerle en büyük reklamı Başkan oldukları süre içinde seneler boyunca yapıyorlar ve bunu da herkes görüyor. Seçim günü gelince de bunun bilincinde olan halk yapılanı takdir eder ve ona göre oy kullanır zaten. Belediye’nin elindeki iş gücü ve bütçesini bu tip işler için kullanması bence hem yeni seçilecek olan adaylara “orantısız güç” uygulanacağından bir haksızlık oluşturuyor, hem de Belediye’nin bütçesi (dolayisiyle bizim vergilerimizden gelen para) gereksiz yere harcanmış oluyor. Kendisine ve eserlerine güvenen Belediye Başkanları reklamsız bir şekilde tekrar seçilebilirse işte o zaman, o Başkan’ın hakkını teslim etmek ve tebrik etmek gerekir. Her nasıl ki yurtdışında, gelişmiş ülkelerde, mesela Londra’da Londra Belediye Başkanı’nın reklamı hiç bir köprü, taş, istinat duvarı vb. yerlerde bulunmuyorsa veya Amerika’da ilgili belediyelerin logoları asfaltlara yazılmıyorsa, bu tip devasa ve absürt Belediye reklamları sadece bizim Belediyecilik anlayışımızın az gelişmişliğini perçinlemekten daha öteye gitmez.

Ama tabii durum ortada, Belediye Başkanımıza göre biz zaten o kadar ileriyiz ki, Başkan’ın seçim sloganı “Ödüller Şehri Ankara”. Yani o kadar ileriyiz ki, Dünya’daki çoğu ödülü zaten toplamışız! E daha ne istiyorsunuz, be kardeşim.