Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Archive for Ekim, 2014

Limitsiz görünümlü, Limitli internet

limitsiz-limitless-logo

” Doğan görünümlü, Şahin” satın almak gibi bir durum! ”

Biliyorsunuzdur, hemen her yerde gerek cep, gerek sabit internet firmaları “limitsiz internet” adı altında planlar satıyorlar. Bununla ilgili değişik firmalardan bir dolu reklamdan birine mutlaka rastlamışsınızdır. Ben rastladım ve hatta bu reklama kanarak Vodafone şirketi ile limitsiz! interneti olan bir plan aldım. Geçenlerde internete giremeyince Vodafone müşteri hizmetlerini aradım ve interneti kullanamadığımından yakındım. Hesabıma bakan müşteri temesilcisi hesabımda tanımlı olan ama benim bilmediğim limiti aştığımı söyleyince, “Ben bu kadar para veriyorum, limitsiz diye! Bu ne limiti ? ” diye itiraz ettim tabii. Biraz çıkışınca temsici de olayı açarak, aslında 2GB internet limitim olduğunu ve sonra hızın düştüğünü ama internete hâlâ girebileceğimi anlatadururken, ben zaten bir yandan internete bağlanmaya çalışıyordum. En basit bir sayfa bile açılmıyordu, bunu söyleyince “ zor ilerlediği için çalışmıyor gibi algılıyor olabilirsiniz” şeklinde bir açıklama yapılınca olay birdenbire netleşiverdi. Gerçekten de internette bir “google” arama sayfası bile 1-2 dakikada yüklendi, hızlısına alıştığım için bu kadar beklemeden direkt çalışmıyor diye kapatıyordum tabii ve olay da bu kadar basitti aslında. Öyleki sonra deneyince basit bir aramanın gerçekleşmesi bile 5 dakika civarı sürüyordu ki bu korkunç bir yavaşlıktı !

Merak edenler için bu konuşma sırasında öğrendiğim önemli bir bilgiyi de paylaşmakta fayda görüyorum; Normalde 3G hızı saniyede 8 GB (yaklaşık 8,064 KB) iken, bu hız, limiti geçince birdenbire 128 KB’a düşüyormuş. Bu tam olarak 63 kat düşüş anlamına geliyor ve durum internetin olmaması ile pratikte aynı şey! Yani ismi “limitsiz” ama aslında gayet limitli! “Limitsiz” sloganı bir satış taktiği ve hatta bir nevi kandırmaca aslında!

İnternet almayı düşünen potansiyel insanlarımızın buna dikkat etmeleri ve mobil internet paketlerinin özellikle çok düşük limitli olduğunun bilinmesi, limitsiz planlara kanılmaması ve detaylı olarak soruşturularak internet paketi satın alınması konusunda tüketicileri buradan uyarıyoruz.

Çankaya Belediyesi’nden Çağdaş! Belediyecilik

Geçenlerde Milli Kütüphane önünden yürürken öncelikle burnuma çarpan ve sonrasında ise kaynağını bulmak için bakınarak bulduğum koku kaynağının resmini çektim, aşağıda bulabilirsiniz.

çöp-poşeti-çankaya-belediyesi-temizlikişleri-sarıpoşet
Bu belki de bir çöpçünün işgüzarlığıdır diye düşünüp biraz daha yürüyünce bundan bir tane daha olduğunu gördüm ve bir tane daha, ve bir tane daha …. Bu da diğer fotograf, burada reklam panosunun iki yanında bunları görebiliyorsunuz. (oklarla işaretledim)

 

cop-posetleri-cankaya-belediyesi-millikutuphane-bahcelievlerBu da demek oluyor ki, bu genel bir uygulama. İnsanların yoğun olduğu bölgelere gerektiği gibi çöp kutusu koyamayan, koysada bunları zamanında toplayamayıp adeta aciz kalan belediye herhalde bu tip kestirme bir çözüm yoluna gitmiş diye düşünüyor insan.

Kaldırımda kokudan yürüyemiyorsunuz, ağzı açık çöplerin üzerinde uçuşan sinekler, poşetin şeffaflığı ile görünen atıklar ile oluşan berbat bir görüntü ile Ankara’ya, hele ki Çankaya’ya hiç yakışmayan ve üstelik kokan bir tablo. 3 boyutlu yani 🙂

Ankara’nın kronik çöp ve çöp kutusu sorununu defalarca dile getirdiğimiz bu blogda bu çeşit bir uygulama ile ilk kez karşılaşıyoruz açıkçası,… şaşkınız! Bu bir çözüm müdür? Belki sorarsanız Belediye’ye göre öyledir ama Dünya’da bir eşinin olduğunu düşünmüyorum! Keza böyle bir şeyi yurtdışında herhangi çağdaş bir ülkede düşünebilecek insan, en azından korkusundan bunu uygulayamaz. Buna Türk pratik zekası da diyemeyeceğim keza çöp poşetini o kadar yukarıya takmışlar ki elinizdeki çöpü adeta basket atmanız gerekiyor, yani pek pratik te değil !

Yeni Kırmızı Dikmen Köprüsü’nden manzaralar

Bildiğiniz veya bilmediğiniz üzere Park Vadi Evleri yapılırken 3. Etap’ta Dikmen ve Çankaya’nın Yıldız semtini  birleştiren bir köprü yapılmıştı ve bu köprü sadece karşı tarafta yani Dikmen tarafında bulunan Park Vadi Evleri’ne özel olarak tasarlanmıştı ve sadece burada yaşayanlar bu köprüyü kullanabiliyordu.

Geçenlerde yapımı biten yeni köprü ise bayağı bir otoyol gibi kullanılıyor. İki taraflı olarak trafik Dikmen’den Çankaya’ya ve diğer yöne aktığı gibi bu köprü diğerine oranla çok daha büyük ve geniş.  Aşağıda bu kırmızı köprünün bir resmini sizin için çektim.

yeni-yapilan-dikmen-koprusu

Bu tabloya bir arkadaşımın evinden bakarken fotograf makinası ile biraz yaklaştırınca bu köprünün altında bulunan çöpler ve şu anda çoğunlukla Suriye’lilerin yaşadığı terkedilmiş gecekonduları da görmeniz mümkün. Aşağıda mesela bir Suriyeli grup pet şişe toplama işine girmiş ve yanlarında bulunan pet şişe dağını görebiliyorsunuz.

petşişe-toplayıcıları-çankaya

Ya da diğer taraftaki gecekondular ve köprünün altında biriken çöp alanı da yine köprünün görünümünü bozuyor.

koprüaltı-çöpler-dikmen-vadisi

İçinde bulunan bakırı çıkarmaya çalışan kablo hırsızlarının düzenli olarak yaktığı kabloların yaydığı siyah duman ile çöp kokusu karışımı bir rayiha ile de burada kokudan dışarıda durmak ta bir o kadar zorlaşıyor tabii zaman zaman. Köprü görüntüyü geliştirmiş ama kokuya çare yok henüz! 2014 Ankara’sından güzel ve çirkin, ikisi bir arada manzara. Bana hissettirdiklerini ve gördüklerimi paylaşmadan geçemedim.

Polis Devleti olmak ya da olmamamak

amerikan-polisi

Sn. Arınç’ın “Polis’in yetkilerini yeterli görmüyoruz” ve “Polislerin davranışları Avrupa ve özellikle de Almanya ile uyumlu hale getirilecek, bununla ilgili çalışmalar yapıyoruz” demeci ve doğudaki olayları örnek göstererek “Amerika’da böyle bir olay olsa kafanıza kurşunu yersiniz” gibi sözlerini okuduktan sonra üstüne bugün de Başbakan Davutoğlu’nun buna benzer bir konuşma yapması beni ülkem adına endişelendirdi. 15 senemi Amerika’da geçirdiğim için biliyorum, Amerika’da gerçekten de Sn. Arınç’ın söylediği gibi, polise sadece ters bir bakış bile atsanız adam sizi gözünü kırpmadan vurabilir ve hiç bir şekilde de ceza almaz. Polis’in hakimiyeti oldukça yüksektir, hukuk onları kayıtsız şartsız korur ve polis her zaman haklıdır.

Şöyle bir kaç örnek vereyim; Amerika’dayken çok yakın bir arkadaşımın başına gelen olaydır ve 100% gerçektir. Gidenler bilirler, orada siz trafikteyken ufak bir şüphe bile çekeseniz ya da sadece tipiniz bozuksa, polis dilediği zaman ışıklarını yakarak sizi kovalar ve durdurur, tabii arabadan inmeden beklersiniz, adam özellikle yavaş adımlarla ve ışığı gözünüze vurarak gelir ve akebinde de eğer ingilizceyi de iyi konuşamıyorsanız  hakaretlerle ve bağırarak sizi bir güzel haşlar. Sonra yetmiyormuş gibi  kapıdan çıkarıp arabaya yapıştırır, üzerinizi arar vb. gıcıklıkların tümünü  özenle ve üşenmeden yapar. Bu Amerika için rutin bir durumdur. Hele Allah göstermesin arabadan filan çıkarsanız, her an ölebilirsiniz. Benim arkadaşım olayı da tam da bu noktada başlıyor. ABD’ye gelişinin 2. günüymüş. Araba kiralamış ve Türkiye’deymiş gibi sürdüğü için polis bunu gecenin bir yarısında şehrin ortasında durdurmuş. Bu da kapıyı vurararak çıkıp bir türlü gelmeyen adama doğru yürümeye başlamış. Polis bizimkinin ona doğru geldiğini görünce hemen ışığı ona doğru çevirmiş ve bu da adama “ne ışık vuruyorsunuz ya” gibilerinden bir hareket yapmış. Çocuğa ateş etmişler kurşun yüzünü sıyırmış! Şu anda kulağının bir parçası ve kafatasının bir bölümü yok ve yüzünün yarısı da çarpık durumda.

Bir diğer gerçek olay örneğinde de sonrasında mahkemesine gittiğim ve bizzat orada dinlediğim olay da da durum şöyle gelişmiş. Bir Türk barda İspanyol bir arkadaşı ile bilardo oynuyor ve o sırada  bara üniformalı bir polis geliyor ve barmen ile birşeyler konuşmaya başlıyor. Tam da o sırada bilardo masasından bir top fırlayarak polisin olduğu yöne doğru gidiyor. Bizim Türk vatandaş ta tabii arkası sıra topu almaya. Aksilik bu ya, bilardo topu tam da polisin yanındaki taburenin altına doğru yuvarlanıyor ve bizim vatandaş da doğal olarak taburenin altına doğru topu almak için eğiliyor. Çocuk sonrasını hatırlamıyor! Hep beraber hastanede ziyaretine gittik. Polis çocuğu hastanelik etmiş, kapısında da yine bir polis bekliyordu, iyileştikten sonra mahkemeye çıkarılacak diye! Zar zor içeri girebildik. Polisin mahkemeye verdiği ifade şu “benim silahımı almaya çalıştı, o nedenle dövdüm”. Çocuğa olay şahidi olsun diye oradaki barmeni ve oyun oynadığı çocuğu çağıralım diye yardımcı olmaya çalıştık ama ne barmen ne de o gün bilardo oynadığı ispanyol arkadaşı şahitlik etmek istemediler. Keza onlar bile polisin karşısında olmaktan korktular. Çocuk hastanelik olduğu yetmezmiş gibi 1 sene hapis yattı, sonrasında ise Türkiye’ye geri yollandı.

Amerika ve polisini örnek almaya çalıştığımız diğer Hristiyan toplumlarda acıma yoktur. Kendi anneleri babaları dahil kimseyi tanımazlar ve insafsızdırlar. Gerçi aileler de çocuklarını tanımaz, orası da ayrı ama… Acımasızlık ve güvensizlik diz boyu olduğundan herkes gölgesinden bile korkar, polisten de tabii.. Ve oradaki insan da acımasız olmayı ve kimseyi takmamayı öğrenir. Bu adeta bir kültür halindedir. Aile değerleri yoktur. Çocuğunuz bile Amerika’da iseniz artık Amerika’nın malıdır. Keni çocuğunuza fiske vursanız hapse girebilirsiniz.

Bizim hükümetimiz gayet dini bütün insanlardan oluşuyor bunların başında da Sn. Davutoğlu ve Sn. Arınç var. Bunlar gidip Hristiyan olan ülkelerden polislere ders aldırmayı, onlara o ülkelerde olduğu gibi yetkiler vermeye, o değerleri aşılamaya çalışıyorlar. Bu sizce de garip bir durum değil mi ?
Bence olay Polis’e yetki vermek değil, hukuku düzgün yürütmekten geçer. Eğer zırt pırt af çıkmazsa, cezalar hakkıyla çekilirse ve hukuk suçlu ile suçsuzu net olarak ayırdedebilirse bu fazlasıyla caydırıcı olacaktır zaten. Yoksa buradan bakınca, “hukuka söz geçiremeyen hükümet elimizde söz geçirebildiğimiz güçlere yetkiler verelim gıkını çıkarını anında halletsinler” gibi bir tutum içindeymiş gibi anlaşılıyor ki bu çok yanlış bir tutum.

Müslüman affedicidir. Peygamberimiz kendini vuran adamı, kendine kötü davranan insanları bile affetmiştir. Müslümanlık birliktelik, insaf, Allah’tan korkmak demektir. Bunu eminim hükümet yetkilileri bizden iyi biliyordur. Sn. Arınç’ın örneğine dayanarak söylüyorum “kurşunu kafasına sıkarak” sadece o polisi bir katil yaparsınız ve Amerika’da neredeyse her polis birer katildir, hatta bazıları seri katildir bana göre.

Orada yaşarken inanın ne zaman bir polis görsem irkilirdim. Amerika’da hiç kimse polisleri sevmez, sever gibi yapar. Eminim bu Avrupa’da da böyledir. Başta da ezilen toplumlar ve azınlıklar. Amerika için bu toplum zencilerdir keza polis en çok onları öldürmektedir. Adamlar polisler için “F… the police” ve benzeri şarkılar ile öfkelerini ancak bu şekilde dışavurabiliyorlar.. Üzülüyorum hallerine gerçekten çok eziyet çekiyorlar. Allah’tan orada herkese küfür etmek serbest te oradan yırtıyorlar.
Amerikan askerlerinin de durumu ortada en yakın örnek Irak savaşı. Bunların savaş esirlerine yaptıkları rezaletleri ve işkence görüntülerini tüm dünya gördü. Değeri ve insafı olmayan toplumdan çıkan paralı askerler işte. Gayet normal yani!

Bu tip korkulan, insafsız ve dini/ahlaki değersiz insanların ortalıkta Türkiye’de gezdiğini düşünün polis diye! Böyle bir ortamda kim mutlu olabilir?

Peki Amerikalılar mutlu mu? Hayır. Kesinlikle değiller. Bunu 15 yıllık tecrübeme dayanarak söylüyorum. Aile değerleri yok. Sokaklarda polis korkusundan araba süremiyorsun, park edemiyorsun, evinde televizyonun sesini açamıyorsun hatta balık bile avlayamıyorsun. Herkes mutlu gibi görünüyor ama arka planda herkes depresyonda. Bir de “özgürlükler ülkesi!” diyorlar. Hepsi hikaye. Oradaki tek özgürlük, özgürce Obama’ya veya polise vb. küfür edebilmek. Başka bir özgürlük yok.

“Paraya tapan, acımasız, değerlerinden yoksun, doğru dürüst bir dini bile olmayan yer” diye sözlükte “Amerika” kelimesi karşısına yazabilirsiniz, hiç problem olmaz!

Siz Amerikan filimlerine bakmayın, onlar tamamen kurgu ve ilginç tarafı orada yaşayanlara bile bu filimlerle Amerikan rüyasını inandırmayı başarabilen tek millet Amerika’dır. Üstelik bu filimleri diğer ülkelere yollayarak onlara da “Amerika çok güçlü, çok çağdaş ve herkesi yener” imajını pompalıyorlar ve çoğu ülke de bunu yiyiyor, ne yazık ki! Bu arada “Amerikan Rüyası” da ölmeden mortgage belasından kurtularak bir ev sahibi olabilmek. Rüya’ya bak! Eğer öyle ise bizim ülkemiz rüyalar ülkesi olsa gerek 🙂

Kolluk kuvvetlerine daha fazla yetki ve selahiyet vermek toplumda korku, intikam duygusu, nefret ve huzursuzluğu artırı sadece. Bunu Amerika tolere edebilir, keza değerleri olmayan bir toplum ama Türk insanı bunu tolere edemez. Polis haftası filan da yalan olur tabii… Çiçek veren polis yerine kurşun atan polis imajı o haftada pek sevimli kaçmayacaktır keza. Atatürk yönümüzü batıya çevirelim ama değerlerimizi koruyalım derken tam da bunu demek istemiştir. Değerlerimiz, insaf duygumuz, ailemiz ve özgürlüklerimizi sonuna kadar savunmalı o konularda kesinlikle özgün kalmalıyız. Bu konularda zaten onlar bize benzesinler, biz onların değerlerinde polisler yetiştirmeyelim! Hukukumuz hakkaniyetli, dürüst ve kaliteli olsun, başka hiç bir şeye gerek yok.

Atam Cinnetteyiz!

atam-cinnetteyiz-ataturkun-bustunu-koparan-işid-militanı

Çöp içinde mis gibi çağdaş! yaşam

Ankara’da sokakta yürürken bir çöp kutusu bulmak 2014’ü bitirdiğimiz şu aylarda bile ne yazıktır ki hala büyük bir sorun. Çöp kutuları halkın yoğunlukla yürüdüğü Tunalı, Kızılay, Ulus vb. noktalarda neredeyse hiç yok, olanlar da zamanında boşaltılamadığı için zaten tıka basa dolu. Konteynır’ların durumu ise içler acısı. Bunların da kapakları doğru dürüst açılmadığı ya da açıldığı zaman kapatılmadığı için yayılan koku ile, sokak köpekleri tarafından parçalanıp her yere saçılan ve gelişigüzel ağaç diplerine atılmış çöplerin arasında bir “Dünya Başkent’inde! “ yaşıyoruz işte. İki ay kadar önce bir İspanya gezim oldu burada 7 gün geçirdim ve 2000 km yaparak araba ile bu ülkenin bir çok noktasını görme fırsatım oldu. Öncelikle söyleyeyim, bu kadar yol gitmeme rağmen otoyolda hiç yol yapım çalışması görmedim. Biz de ise biliyorsunuz neredeyse her gün yol yapılıyor, yetmiyor her sene defalarca onarılıyor!

Bunu ayrı bir yazıda ele almak lazım tabii. Çöp konusuna geri dönecek olursak, İspanya’daki çöp konteynırlarına ve sokaklardaki çöp kutularına özellikle dikkat ettim, kutuların hepsi tertemiz, düzenli, yeni ve içlerinde bir plastik poşet ile hazır duruyorlardı. Sizin için bir tanesinin resmini çektim. Sokak boyunca her 30 metrede bir olan bu çöp kutularının hepsi aynı durumdaydılar ve belirteyim bu ülke genelinde de diğer şehirlerde de böyle. Çöp kutusu için dolaşmıyorsunuz, şöyle bir döndüğünüzde en az 3-5 tanesi hemen gözünüze çarpıyor. Geçenlerde Ankara’da Yıldız kavşağına yakın bir noktada hem de Turan Güneş Bulvarı’nda bulunan aynı tip bir çöp kutusuna gözüm ilişti. Bu çöp kutusu da yine bir direğe asılmıştı ama kutunun sadece asma aparatı ile üst kısmı kalmıştı asılı olarak ve üstelik uzun zamandır da oradaydı ki kutu söküldükten veya düştükten sonra üzerine ilan bile yapıştırmışlardı! Bunu da resimledim. Aşağıda karşılaştırmalı bir şekilde her iki kutuyu görebilirsiniz.

ankara-ispanya-çöp-kutusu

Diğer bir çöp problemini de konteynırlarda yaşıyoruz. Bunları da yine inceledim. İspanya’da konteynırlar tertemiz, üzerindeki yazılar/talimatlar rahatça okunabiliyor ve tamamı plastikten yapılı ayrıca üzerlerinde daha ufak boyutta çöpleri atmak için delikler bile bulunuyor. Bizim çöp konteynırlarımızın ise tamamı demir, eski püskü ve hatta paslılar. Hiç bir teknolojisi olmadığı gibi kullanması da çok zor ve ağır. Bir iki ay evvel Çankaya Belediyesi’nin bir teknoloji hamlesi oldu ve “bas-aç kapak” yaptılar ama gördük ki bu kapaklar da tamamen açılarak kullandığından bu hamle de yalan olmuş vaziyette! İspanya’daki bu çöp konteynırları gittiğim her şehirde vardı, hepsinin kapağı kapalıydı ve tertemizlerdi. Ayrıca bu konteynırları çöp kamyonları boşaltırken de şahit oldum. Çöp kamyonunda bizimkilerde olduğu gibi 2 kişi arkadan asılı bir şekilde çöp toplaması yapılmıyor. Kamyon yolun kenarında ve yolla aynı seviyede bulunan bu plastik konteynırlara yandan yanaşıyor ve yakalıyor ve yine yandan otomatik olarak döküyor. Böylece kamyon yolu da kapatmıyor ve şöför dışında dışarıda olayı asiste eden hiç kimse yok. Çöp kamyonunun bir sokak boyunca 8-9 konteynırı döküşünü izledim hem çok seri, hem de dışarıdan hiç bir müdahaleye gerek kalmadan tüm çöpleri toplayıverdi, şaştım kaldım. Ortada ne bir çöp poşeti var, ne de etrafta oraya buraya saçılmış çöpler! Ülke tertemiz ve nezih duruyor sokaklar ise çöp kokusundan tamamen arınmış bir şekilde. Aşağıda yine sizin için resimlediğim İspanya konteynır örneğini ve bizim nadide konteynırımızı incelemeniz için yanyana getirdim. Bunlara bakınca aslında aramızdaki gelişmişlik farkı daha net görülebiliyor. İktidar siyasetçileri hemen her gün tüm medyada “Bizim ekonomimiz çok iyi, Avrupa’dan çok ilerideyiz” filan gibi zırvalarken, İspanya bildiğiniz gibi yıllardır ve şu anda bile ekonomik krizde olan bir ülke… bir de olmasa neler yaparlardı artık, siz düşünün.

cop-kutusu-ankara

Ülkemizin genelinde, Ankara başta olmak üzere, bir çöp kutusu eksikliği, hijyeni ve teknolojisi problemi var. Önce bunu kabül etmeli ve boşa martaval atmayı bırakmalıyız bence! Bu blogda defalarca çöp sorunu ile ilgili bir çok yazıya yer verdik ve vermeye de devam edeceğiz. Türkiye’nin Başkenti’nin bu açıdan ülkemize örnek olması gerektiğini düşünüyoruz. Ankara’lı girişimciler araba bile yapabilecek kapasiteyken (http://www.blogankara.com/ankaranin-arabasi-etox/) neden çöp kutusu gibi basit bir nesneyi hala tasarlayamıyoruz, bunları temiz tutamıyoruz ve zamanında toplayamıyoruz bilemiyorum. Başta Büyükşehir olmak üzere tüm belediyelerden bu konuyla ilgili kesin, ivedi ve kökten çözüm bekliyoruz.