Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Archive for Mayıs, 2015

Eğik ağaç sorunsalı

Daha önce blogumuzda da çeşitli kereler bahsetmiştik, Ankara’da ve hatta belki ülke genelinde eğik ağaç problemimiz var. Siz de mutlaka görmüşsünüzdür bunları. Ben daha bugün bir dolu örnek gördüm Konya yolunda, üstelik orta refüje dikilmişlerdi. Size gördüğüm ağaçlardan ufak bir grubun resmini çektim aşağıda.

Ankara eğik refüj ağaçları

Buna benzer daha niceleri vardır Türkiye çapında, buna eminim. Problem aslında ağacı dikerken başlıyor. Fidan haline getirilen ağacı buraya 3. sınıf dünya ülkelerinde kullanılan çelik çomaklarla bir düzenek yapılarak ağacın rüzgârda sallanması ve eğilmesi engellenmeye çalışılıyor ancak bu yapılar öyle uyduruk ki ağacın gücü arttıkça bunlar cılız kaldıklarından bir süre sonra ya kırılıyorlar ya da yerlerinden çıkıyorlar. Ayrıca bunları neden tahtadan yapıyoruz onu da anlamış değilim sanki çok ağaç zengini bir ülkeyiz de bunlarla ne yapacağımızı bilmiyormuşuz gibi bir durum! Bunların yurtdışında nasıl olduğunu kendim gözlemlemiş biri olarak anlatayım. Buradaki ağaçlar öncelikle refüje dikilmiyor keza bu tehlikeli bir durum. Oradaki ağaçlardan birinden büyükçe bir dal kırılıp düşerse hatta bir ağaç komple yola devrilirse olabilecekleri hiç düşündünüz mü? Düşünmesi bile ürkütücü. Kaldı ki bunlar devamlı bakım isteyen organizmalar, belirli bir yaşa gelinceye kadar düzenli sulanması, toprağının havalandırılması hatta gübrelenmesi lazım. Bunun için de iki yönden de refüj sola geldiği için, sol şeritin bayındırlık işleriyle uğraştığınız kısmını kapatmanız lazım ki bu da ayrıca tehlikeli keza sol şerit araçların en hızlı gittiği şerit. Siz ne kadar bir adamın eline bayrak verirseniz verin, sırf yeşil görüneceğiz diye bu şeriti kapatmak mantıklı mı? Bence refüje ağaç dikme olayına son vermeliyiz. Dünya’da gelişmiş ülkelerde çok tarihi değilse bu çeşit bir uygulamayı zaten görmezsiniz. Buna zaten gerek te yok kanımca, eğer dikeceksek önce koca koca binalardan ve AVM’lerden boşa kalan yerlere ağaç dikelim ve oraları yeşil hale getirelim, çok daha hayırlı bir iş yapmış oluruz.

Şimdi diğer dikilen ağaçlara geleyim ve kendi gördüklerimi anlatayım. Yurtdışında bu ağaçlara aynı bizdeki gibi dikdörten bir alan açıyorlar, kaldırıma veya artık nereye dikilecekse ancak daha sonra buna güzel desenli bir demir aksesuarla suyun girebileceği delikleri olan bir koruma yapıyorlar. Ağaçların sağa sola devrilmesini de silindirik, estetik yapılı bir parmaklık ile gerçekleştiriyorlar. Bu şekilde hem gereksiz ağaç ısrafı olmuyor, hem de demir çok daha dayanaklı olduğundan rüzgâra karşı daha sağlam duruyor ve uzun dayanıyor. Diğer bir güzel tarafı da bu yapıları menteşeli veya iki parça yapıyorlar ve ağaç yeterli büyüklüğe erişince başka bir ağaçta yine kullanabiliyorsunuz.

Örnek olsun diye aşağıda bulduğum bazı görselleri paylaşıyorum. Umarım sırf “biz yeşili seven bir ülkeyiz” imajı vermek namına insanların gözüne sokmak amaçlı orta refüjlere ağaç dikimi ve hatta diğer süs bitkileri dikimi işi bırakılır. Diğer yeni dikilen ağaçlarımız da aşağıdaki gibi çağdaş bir şekilde dikilir de şu Ankara’nın taşra imajından bu açıdan bakıldığında kurtulmuş oluruz. Aşağıda hem “grate” ismi verilen mazgalların çeşitli örneklerini, hem de “support” ismi verilen parmaklıların örneklerini bulabilirsiniz. Bu mazgallar da eğer bir gün yapılırsa buraya bir belediye reklamı koymayın keza gına geldi artık! Bırakın bunlar da boş, doğal ve sade kalsınlar, ne olur ki?

Ağaç altı mazgal örnekleri

Ağaç dekorasyon

Türk İngilizcesi

keep-calm-tshirt-turkÜlkemizde bir çok genç insanımız var ve bunların büyük bir çoğunluğu da eğer bir üniversiteye girebilirse ciddi bir ingilizce veya diğer bir dil eğitimi ile ancak o zaman karşılabiliyor ne yazık ki! Çok özel değilse ortaokul ve liselerimizdeki dil eğitimi pek parlak değil bu aşikâr. Tabii üniversite sürecinde de diğer derslerin stresi ve etkisi ile dil öğrenimine yeterince zaman harcanmadığından izi de kalıcı olmuyor. “Türk ingilizcesi” diye bir kavram var, belki biliyorsunuzdur. Fatih Terim’inki gibi bir şey değil merak etmeyin, o çok ütopik bir örnek olur! Daha çok mesela son Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün konuştuğu türden bir ingilizce. Bu ingilizce türünün babası aslında Turgut Özal’dır. O bunu Türkçe vurgularla çok güzel konuşurdu, Türkçe dinliyormuş gibi ingilizce dinlerdiniz. Birçoğumuzda vardır aslında bu ingilizce çeşidi. Ciddi ciddi sular seller gibi ingilizce konuştuğumuzu sanırız ama vurgularımız ve tonlamamız tamamen Türkçe’dir. Örneğin “really” deki “real” kelimesini “ril” şeklinde ve üzerini bastırarak vurgulamamız gibi ingilizceyi de kendimize benzetmeye çalışırız.

Yurtdışında eğitim almaya giden insanlarımızda da bu problem devam eder. Özellikle de orada Türk arkadaşlar bulduysa bu konudaki gelişim de hayli yavaş olur. Orada 10 yıl kalıp dönen ve döndüğünde Türk ingilizcesi konuşan birçok arkadaşım olmuştu ve bunların ortak yanı da orada kaldıkları süre içinde ingilizce anlamaları gelişirken konuşma pratiği yapamadıklarından bu konuda gelişmeyi sağlayamamış olmalarıydı. Türk insanı olarak gittiğimiz ülkede de Türkiye’deki hareketleri ve tavırları sergilemek isteriz keza raydan çıkarma konusunda üstümüze bir millet daha yoktur, malûm. Yurtdışında çıkınca da değişmeyen klasik, Polis’e “bu işin bir kolayı yokmu?” yaklaşımları, önümüze gelen rastgele bir noktaya gelişigüzel parketme, herhangi bir yerde durup piknik yapabilme ve hatta mangal yakma, bara girerken aşırı bahşiş vererek özel muamele bekleme vb. daha bir çok Türk’e özgü davranışları sergileriz. Hele bir de orada 3-5 Türk kafadengi arkadaş bulduysak değmeyin keyfimize, o zaman bolca Türkçe pratiği yaparken “minimum ders, maximum eğlence” mentalitesi ile vur patlasın, çal oynasın durumuna gireriz hemencecik.

Geçenlerde yeğenimin bir yurtdışı eğitim planı için bir danışmanlık şirketi arayışı içindeyken “Ankara’da en iyi yurtdışı eğitim danışmanlığı” vb. şeklinde bir google araması yaptığımda ilk karşıma çıkan firmayı aradım. Telefondaki bayan gayet nazik ve bilgiliydi. İlgilendiler daha sonra birkaç şirketi daha aradım ancak diğer iki ya da üç şirkette bu ilgiyi ve hatta bilgiyi hissedemedim. Öğrendiğim üzere, bu tip yurtdışı eğitim firmalarının çoğunluğu İstanbul kökenli ve Ankara merkezli olarak ta bu firma özellikle dikkatimi çekmişti ve hatta Ankara’nın ilk yurtdışı eğitim firması filan yazıyordu websitelerinde. Bundan ve telefondaki danışmandan etkilenmiş olmalıyım ki randevu yaparak yeğenimi de önüme katıp firmanın yolunu tuttuk.

Danışmanımız bizi güleryüzle karşıladı, oturduk ve konuşmaya başladık. Ben konuda tecrübeli olduğum için itiraf edeyim çeşitli konularda danışmanı sıkıştırmaya çalıştım ama danışman gerçekten de kendinden emindi, orada bulunduğu ve işi gerçekten bildiği belli oluyordu. Benim ukalalıklarıma sinirlenmek bir yana gülümseyerek anlatmaya devam ediyordu. O ara danışmanın ismine gözüm takıldı soyadı “Mutlu” idi. Herhalde bundan diye de düşündüm ve gülümsedim. Benim bile güvenimi sağladığına göre ve hatta burası hakkında şu anda okuduğunuz üzere yazı bile yazdığıma göre artık siz pay biçin gerçekten haketmiş olmaları lazım keza gerçekten etkilendiğim veya iyi olduklarına kendimin de emin olduğu ticari hatta bir nevi reklam olabilecek konulara sadece nadiren yer veririm ama bu firma bunu haketmişti, ona kani oldum.
Biraz tarif edeyim ortamı, öncelikle firma büyük bir alana yayılı sanırım 2 dairenin birleşimi gibi bir durum, bir çok çalışan var, gayet nezih, düzgün ve temiz, ortam gayet modern. Web sitelerinde de okuduğum gibi Ankara merkezli oldukları belli keza taşra kabûl edilen Başkent! Ankara’da bu nevi kapsamlı bir operasyon genelde bulamıyorsunuz. Ortam kalabalık, fuar gibi bir durum, tahminimce Cumartesi olduğundan bir dolu müşteri de burada bizim gibi bilgi alıyordu ve konuşma uğultusundan danışmanımızla iletişimde güçlük çekiyorduk. Neyse bu uğultu fazla sürmedi ve kahvelerimizi içerken Amerika’da ve İngiltere’de yeğenimin gidebileceği dil eğitimi seçenekleri hakkında benim de tam olarak bilmediğim önemli bilgiler edindik.

Yurtdışına çocuğunuzu, bir yakınınızı veya kendinizi göndermeyi planlıyorsanız en önemli nokta aslında Türk yoğunluğu. Hem derslerde, hem de ortamda Türk yoğunluğunu minimize etmelisiniz keza maximum fayda ve hız için giden kişinin Türklerle irtibatı anne babası ile arada yaptığı telefon görüşmeleri düzeyinde kalmalı bence. Danışmanımız da bu konuda oldukça duyarlıydı ve bize aile yanı konaklama ile öğrenimin daha hızlı ve kolay gerçekleşeceğinin altını birkaç kez çizdi. Aile yanında ister istemez “host family” yani evin sahibi ile mecburen ingilizce veya ilgili dili konuşmak durumunda kalıyorsunuz ve bu da eve geldiğinizde bile dil pratiği anlamına geliyor. Bu şekilde okulda öğrenilenler bir nevi pekiştirilmiş oluyor. Bu aileler de zaten devamlı öğrencileri evlerinde konuk ettiklerinden evlerinde kalan kişilerin dillerini geliştirme yönünde davranıyorlar ve zorlandığınız konularda düzeltmeler yapıyor ve sizi bu anlamda destekliyorlar.

Galiba karar verdik gibi! Eğer güzel bir konaklama seçeneği de bulabilirsek yeğenim bu yaz 3 aylığına İngiltere’de bir yaz okulu için kayıt edeceğiz gibi. Aslında bunun için geç kalmışız bile! Uçak fiyatları uçmuş ve özellikle aile yanı konaklamalarda okula yakın olan lokasyonlar da tamamen dolmuş durumda. Bakalım bugün danışmanımızdan haber bekliyoruz.

Tabii merak etmişsinizdir bu hangi firma diye, hemen söyleyeyim. Şirketin ismi “Karya”. Ankara’da güvenilir, bilgili ve huzurlu bir danışmanlık şirketi arıyorsanız bizim de araştırarak bulduğumuz, bu konuyla ilgili bir ihtiyacım olmadığı için herhalde, daha önce hiç ismini duymadığım bu firmayı kesinlikle okurlarımıza tavsiye ederim. İnsanı güvende ve iyi hissettiriyorlar. Google ile vakit kaybetmeyin diye hemen web sitelerini de paylaşayım buradan tıklayarak gidebilirsiniz >> www.karyainternational.com.