Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Archive for Temmuz, 2015

Tabela, kiraz ve yalova kaymakamı

Bugün Eskişehir yolundan Ümitköy istikametine doğru yol alırken boş reklam tabelaları dikkatimi çekti. Bu boş tabelaların çoğu köprü üstündeydi ve bazıları şeridin iki tarafını da kaplıyorlardı. Bu köprü üstü versiyonu reklamlar Ankara’da en son icat edilmişti, “fazla müşteri bulamayınca bu şekilde atıl kalmıştır herhalde” şeklinde düşünürken bir sonrakinde bir ilan vardı ve yine bir boş tabela daha ve sonra bir boş daha görünce resmini çekme ihtiyacı hissettim.Ankara köprü üstü boş tabelaları

Sonrasında tabelalara daha dikkatli bakmaya başladım ve bu sefer orta refüjde şu dikdörtgen tabelaların da bazılarının boş olduğunun farkına vardım. Yani bu kronik bir durumdu ve sadece köprü tabelalarına has bir durum değildi. Bu tabelanın en azından tahtası görünmüyordu ama gri çirkin bir boya ile kapatılmıştı. Bu da soğuk ve çirkin görünüyordu.

Orta refüj reklam panosu tabelası

Yurtdışında da bu tip tabelalar vardır ancak hiç boş bırakılmaz. Ha tabii orta refüjlerde yoktur keza birilerinin arada bir bile olsa, reklamları değiştirmek için akan trafiğin ortasına girmesindeki tehlikeyi görüp bu tip bir olaya baştan izin vermezler. Güzide başkentimiz Ankara’da ise maşallah refüjde kiraz ağaçları bile var! Hatta geçenlerde geçerken gördüm, bir adam orta refüjdeki ağaçlardan birine merdiven dayamış bir elinde poşet, kirazları topluyordu! Bu demektir ki vatandaş normalde bizim tekil olarak bile geçmeye korktuğumuz otobandan kiraz uğruna elinde merdivenle geçmiş! Tabii çiçek ekimi, budama, çim biçme vb. işler için sol şeridin kapatılması olaylarını artık kanıksadık. Düşünün bir kere hangi gelişmiş ülkede sol şerit düzenli olarak bayındırlık işleri için kapatılır acaba? Bu ülkeler sizce ağaç/yeşillik sevmiyor olabilirler mi?  Cevabı basit. İnsanın ve araçların güvenliği refüje ağaç ekip şirin görünmekten çok daha değerli de o yüzden.

Tabela olayına geri dönecek olursak bu kirliliği panoları kiralayan şirket ile çözmek lazım. Panoların kira anlaşması yapılırken bir ek madde ile bu nevi çirkin görüntüler kolayca engellenebilir kanaatindeyim. Sözleşme şartlarına uymayan şirketlerin de anlaşması fesh edilir, olur biter.

Yolum uzun ve kafamda bu nevi şeyler uçuşurken kırmızı ışıkta durdum, soluma dönünce bu sefer ne göreyim, bir yön tabelası ve bu da boş! Şaşırdım! Aşağıda işaretledim.. Burada da belediye herhalde tabelayı dikmiş ancak yönleri yazmayı unutmuş. Karşı şeritten arabadan çekebildiğim için resim pek net çıkmadı ama olay açık zaten.

Ankara boş yön tabelası

Trafik açılıp biraz daha ilerleyince bu sefer bir belediye otobüsü tabelası ilişti gözüme ve o da neredeyse boştu diyebilirim. Sadece bir köşesinde “EGO” yazıyordu. Yani bu tabelanın tüm amacı şöföre ve yolcuya “burada dur” demekti. O kadar! Peki  o zaman tabela şeklinde bir levhaya ne gerek vardı ki ? Bir çubuk dikilip çubuğun üstüne EGO yazılabilir ve pekâla aynı işlevi görürdü. Çocukluğum Ankara’da geçtiği için  hep düşünmüşümdür, neden “EGO” diye? Şimdi buradan sorayım bari, belki biri söyle gerçekten “neden EGO?”. Bir otobüs durağında bu ibareye ne gerek var? Yani neticede orası nedir? “otobüs durağı”. O zaman tabelada da bu yazmalı ve belki de bir otobüs ikonu konulmalı Türkçe bilmeyenler için mesela. Bu asfaltlara renkli kedi portresi çizmekten daha faydalı bir hareket olmaz mı, sizce de? Tabelanın boş olması da normal değil aslında, burada olması gereken ve yazılmayan birşeyler var kesin. Mesela güzergâhlar veya belki otobüs saatleri. Bilemiyorum ama tabela neticede gereksiz boş! Bu tabelanın fotografı da aşağıda. Eminim birçok kez bu tabelayı görmüş ancak ne yazdığına(yazmadığına!) bile bakmamışızdır. Buyrun şimdi bakın.

Ankara ego otobüs durağı tabelası 2015

Neticesinde bakarsak, aslında  bizim mentalitemizde bir problem var. Tabelaları düşünmeden yapıyoruz veya bir başka gelişmiş olduğunu düşündüğümüz ülkeden kopyalıyoruz ama onu da tam kopyalayamıyoruz. Tabii “tasına göre tarağı” misali, reklam şirketleri de belediyelerin bile bu nevi davranışlarda bulunabildiği Ankara’da normal olanını yapıyorlar! Ne uğraşacaklar boşuna! Zaten yaz ayı, işler kesat, kim takar yalova kaymakamını !!!

Uçan Ankara

Ankara havası otoban kenarıAnkara’nın bildiğiniz üzere bir “taşra” imajı vardır. Müzikleri ile dalga geçilir, aksanı her zaman komik bulunur ve hatta ilçe isimleri bile komiktir. (Keçiören, Balgat, Çukurambar, Dikmen, ÇinÇin Bağları, Aşağı/Yukarı Eğlence, Şose, Dutluk, Kasalar, Hıdırlıktepe, Or-an, Dodurga, Şaşmaz, Karapürçek, Telsizler, Saime Kadın, Hacı kadın, Bağlum, Ayaş, Kayaş, Karakusunlar, İskitler, Piyangotepe, Pursaklar ve benim de yaşadığım, Aşağı/Yukarı Ayrancı vb.) O kadar ki şehire yabancı olanlar ismi duyduktan sonra buralara giderken iki kere düşünür. Belediye logosu camidir mesela sonraları ise kanun zoruyla komik bir kedi haline getirilmiştir, bir ağırlığı/ciddiyeti yoktur! Havaalanına bile doğru dürüst uçak inmez. Buradan dişe dokunur bir yere gitmek isterseniz, hep İstanbul üzerinden aktarma yaparsınız, tüm diğer taşra şehirleri gibi yani! Denizi yoktur, sosyal hayat deseniz “türkü bar” seviyesindedir, tarihi özellikleri de yine çoğu ilimize göre geridedir keza sonradan kurulmuş bir şehirdir burası.

Geçenlerde Kızılay’da tam göbekten geçerken gördüğüm eski demir toplayıcaları (aşağıdaki resimlerde), şimdilerde aralarında bolca Suriyeli’lerin katıldığı çocuk dilencileri (yine aşağıda), kendini trafikte bir araç sanan kağıt toplayıcaları ve özellikle Çankaya’da bolca bulacağınız çöpleri parçalayarak oraya buraya saçan sokak köpekleri ile Ankara çağdaşlaşmaya belediye boyutunda bile direnen bir şehirdir!

Ama biz yine de severiz Ankara’mızı. Atatürk Orman Çiftliği’nde Kaçak Saray’dan kalan kısımlarını, meraklı, insancıl, yardımsever, arabalarını yolun ortasında durdurup oynayabilen insanlarını ve etrafı “kazı alanı” durumda olan Atakule’miz bile bizim için çok değerlidir.

Ata’mızın seçtiği şehirdir burası. Sırf bu yüzden bile gelişmeye, geliştirilmeye değer bir yerdir.

Kesin, Ankara da bir gün hakettiği noktaya gelecek ancak hızımız biraz yavaş gibi geliyor bana dostlar! Siz ne dersiniz? En popüler caddemiz olan Tunalı Hilmi Caddesi’nin kaldırımları bile daha ancak yapılmaya karar verilebildi ki biz bunu en az bi 2 yıldır yazıyorduk. Kısmet bu yaza imiş. Ve tabii bakalım bu kez yeni yapılan kaldırımlar kaç yıl dayanacak! Ben hadi iyimser olayım, en fazla 2 yıl vereyim bir sonraki kazı çalışması için! Keza 3-4 yıl kadar evvel yine bir yenileme çalışması yapılmıştı ve tabii akebinde 2 ay geçti tekrar kazdılar ve yamadılar. Sonra bir daha, bir daha… ardı arkası gelmedi. Kaldırımlar bile bilmem kaç kez kaldırılıp kazılıp yerine üstün körü bir şekilde diziliverdi. Bu kadar sıklıkla asfalt/kaldırım kazan belediyelerin bir örneği daha dünyada yoktur, ama bizde var. “Şu yerin altına ne yapıyorsanız bir kez doğru dürüst yapın da bozulmasın” diyeceğiz ama “kime?” onu bilmiyoruz!

Hani C.başkanı , Başkanlık sistemine geçirirsek “Türkiye’yi uçuracağız” diyordu ya, bence Türkiye’nin Başkent’i Ankara’yı önce bi uçurmak lazım. Belediye Başkanlarımız biribiriyle atışmak yerine şu “uçurma” işine konsantre olurlarsa, Ankara’da da sonunda süper birşeyler olacaktır ve zaten olmalıdır da! Ama tabii kültürümüzde bir “Hacivat-Karagöz” gerçeği de var. Neticede bi o söylüyor, bi bu söylüyor arada bir dövüşüyorlar ve tabii komedi gırla gidiyor!

“Tüm bu keşmekeşten sıkıldım, güzel bir Ankara deneyimini hemen yaşamak istiyorum” diyorsanız da onun kolayını Ankara’lı bulmuş zaten!! Hemen frene basın! Olduğunuz yerde arabanızı sağa çekin, koyun bir Ankara havası, kökleyin sesi veeee kim tutar siziiiii ….Haydeeee… Hop..Hop… 🙂

Suriyetli dilenci çocuklar ankara

kızılay demir toplayıcıları

kızılay demir toplayıcıları

Neden Başkent’te 10’dan sonra hayat yok ?

Saat 12Panora Alışveriş Merkezi’nde bir restoranda iftar sonrası oturuyorduk. Cumartesi akşamıydı ve hoş bir sohbete dalmıştık. Tam da sohbetimizin başlarında sayılabilecek bir anda garson beliriverdi ve bize “abi kasa kapanıyor, ödemeyi almalıyız” benzerinden birşeyler söyledi. Konuşmamızın tam da ortasına limon sıkılmasının verdiği rahatsızlıkla etrafa bakınırken mağazaların kepenklerinin de yavaş yavaş kapandığını görünce mecburen hesabı ödeyip, ortamı terk etmek zorunda kaldık. Bu çok rahatsız ediciydi ve arkadaşımla da bu konuda ancak arabamda konuşabildik ve gerçekten çıkan sonuç saçmaydı!

Cumartesi akşamı yani ertesinde birçok kişinin çalışmadığı bir günün gecesi neden kapanma saati mesela 12:00 değildi de 10:00’du? Acaba bunu mağazalar mı istemiyordu yoksa müşteriler mi? Ya da bu bir çeşit kanundu da biz mi bilmiyorduk? Mağazaların bunu tam tersine isteyeceğini düşünüyorum keza onlar için bu daha fazla kazanç demek. Müşteriler içinse kendimden örnekleyecek olursak, benim oyum kesinlikle 12:00 olurdu. Ertesi gün erken kalmak durumunda değildim ve zaten 8:30’da açtığım iftar sonrasında 9:30’da yemeğim ancak bitmişti ki çay+muhabbet filan derken AVM kapanıvermişti.

Yurtdışındaki örneklere bakacak olursak daha erken kapanan da var, daha geç te. Ancak sahur geleneğinin olduğu İslam ülkelerine bakarsak bu saatlerin Ramazan’da özellikle çok daha esnediğini sair aylarda ise yine bizim ülkemize göre daha uzun olduğunu görebiliriz. Bence bu konuda sözde çağdaş ülkeler baz alınmış ancak bizim kültürümüz gözardı edilmiş. Bizim insanlarımız Batı ülkeleri gibi izole bir kültürden gelmiyorlar. Bizdeki arkadaşlıklar, dostluklar, akrabalık, aile kavramı vb. unsurlar onlara oranla çok daha kuvvetli ve bu bağların sağlıklı bir şekilde aktarılması için de bu toplulukların muhabbetinin zaman sınırlamasının ortak mekânlardan da kaldırılması önemli bence. Yoksa zaten ben arkadaşımın evinde ya da o benim evde muhabbet edilebilirdi ancak insan bari Cumartesi günü bir değişiklik olsun diye düşünüyor ama ne fayda, kendinizi kapıdışında buluveriyorsunuz!

Bu saat olayını bence çözmeliyiz. Sadece Alışveriş Merkezleri için değil diğer mağazalar da bence gerekli izinleri alıp isterlerse sabaha kadar açık kalabilmeli. Hiç olmazsa bu Cuma ve Cumartesi akşamları için ivedilikle yapılmalı diye düşünüyorum, hatta Ramazan ayına özel saatler bile düzenlenebilir. Alışveriş Merkezleri’nde bu daha kolay zira bunlar genellikle izole yerler ve konutlara rahatsızlık verme ihtimâlleri daha düşük. Ama eminim bu tip gürültü kirliliği yapmayan işletmeler için yeni bir düzenleme yapılabilir ve fazla çalışmayı göze alarak açık kalmak isteyen işyeri sahiplerine sosyal/kültürel ortama ters düşmeyecek şekilde diledikleri kadar zaman verilerek bir nevi ticari özerklik sağlanabilir. Mekân izole bir ortamda veya işyerlerinin yoğun olduğu bir caddede ise mesela, varsın 24 saat açık olsunlar zaten. Ne olur ki?

Yurtdışında Doğu/Batı birçok ülkede/şehirde yıllarca yaşamış biri olarak hemen söyleyeyim buralarda 24 saat açık birçok yer vardır. Gece yarısı saat 3:00’te market alışverişi bile yaptığım vakidir. Ülkemizde nüfusun yoğun olduğu yerlerde ve tabii Başkent’imiz Ankara’da ticaratte zaman kısıtının gevşetilmesi ve hatta yeniden düzenlenmesi süper olmaz mı sizce de? Bence Ankaralı’ya verilecek en güzel hediyelerden biri bu olabilir. Daha fazla özgürlük ve her daim canlı bir Ankara !  Bence bu “alışveriş festivali” vb. hareketlerle ticareti suni ve geçici canlandırma çabalarından çok daha mantıklı olur ve Ankara’yı da daha az moloz bir Başkent yapar, orası kesin!

İki küçük ağaç kurtarmak ister misiniz?

Ankara ağaçBu hafta ne yapıyorsunuz? Hafta sonu vaktiniz var mı? Peki bir küreğiniz var mı veya ödünç alabileceğiniz bir kişi?

Tüm bu soruları neden mi soruyoruz? Çünkü bu hafta sonu çok anlamlı bir olayın kahramanı olabilirsiniz. Malûm Ramazan ayındayız ve tüm yaşayan varlıklara merhamet ve içtenlikle yaklaşmamız bu ayın ruhunu yaşatmamız bizim için ve sonraki nesillerimiz için önemli. Tüm canlılar deyince bizim hemen aklımıza insanlar dışında, hayvanlar geliyor haliyle. Tabii ki onlar da önemli ancak bu sefer bir seviye daha üstten düşünüp  resimdeki 2 küçük ağaca yardımcı olmak ister misiniz? Bu ağaçlar bir altgeçitin altında muhtelemen kendi kendilerine var olmuşlar ancak siz onları kurtarmasanız sonları ya belediye tarafından kesilme ile sonlanacak ya da kuruyacaklardır en iyi ihtimâlle! (Resimde gördüğünüz üzere yakında olan ağaç biraz daha büyük ve üstgeçide dayanmış durumda, diğeri ise kırmızı beyaz afişlerin yapıştırılmış olduğu yolun karşısındaki altgeçit ayağının kenarından fışkırmış)

Ağaçların potansiyel olarak altgeçide zarar verme ihtimâlleri de yüksek. Büyümeye çalışan ve kalınlaşan ağaç, hâliyle altgecide nüfuz etmeye, parçalamaya veya hiç olmadı yanlarından yükselmeye çalışacaktır. Bu ağaçlar onlar için uygun olmayan bu ortamda bile hiçbir bakım olmadan büyümeye çalıştıklarına göre düşünün bir de açık ve güzel bir alanda ne kadar da güzel olurlar.

Hatırlıyorum ortaokuldaki ağaç dikim etkinliğinde bir minik çam ağacı vermişlerdi elime ve ben bu ağacı diktikten sonra “benim ağacım” diye gururlanmıştım. Hatta okulumuza 400-500 metre uzaklıkta bulunan “benim ağacımı” 1-2 kez ziyaret bile ettim ama tabii ağaç ektiğimizde çok küçük olduğundan ve malûm Ankara iklimi ile bunların büyümeleri çok zaman alıyordu ve büyük bir gelişmeyi öyle çabucak göremiyordunuz. Son olarak bu ağacı 2 sene evvel ziyaret ettim nihayet kocamandı ve harika görünüyordu. Tam 20 yıl civarında sürmüştü ama benim için gurur vericiydi. Zor ortamlarına rağmen büyüme çabasında olan bu ağaçlar ise zaten bayağı bir gelişmiş ve doğru yere giderlerse bence 2-3 yıla kocaman olurlar.

Bir dikili ağacınız olsun istiyorsanız, Ramazan ayının verdiği çoşkulu duygularla bu iki güzel ağacı kurtarmak her anlamda pozitif bir etkinlik olmaz mıydı sizce de? Hem bu ağaçları kurtararak sevap kazanın, hem ülkemize 2 güzel ağaç daha kazandırın hem de bu ağaçların ileride köprüye veya trafikte doğurabileceği hasarları şimdiden önlemiş olun. Bu vesileyle de toplum için, kendiniz için ve Ankara için iyi bir şey yapmanın hazzını yaşayın. Ne dersiniz?

Not: Resimden çıkarmak zor olabilir. Bu ağaçlar Gordion Alışveriş Merkezi’nin olduğu altgeçitte bulunuyorlar.