Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Amerikan rüyası’na Ankara’dan gerçekler

amerikan-ruyası-tenesirvade
Amerikan rüyası yani ünlü “American dream” denilen olay.Bunu bir yerde mutlaka duymuşluğunuz vardır, ya da en azından aşina gelmiştir. Bu deyimin asıl anlamı : “Amerika’da yaşayan herhangi bir insanın bir ev sahibi olabilmesi”. Evet evet yanlış duymadınız, sadece bir ev sahibi olabilmek Amerika’da yaşayan averaj insanın hayali. Çünkü başlarında “mortgage” adı verilen veya Türkiye’de halk arasında dolaşan ismi ile “teneşirvade” denilen  olay var. Halk deyimini özellikle vermek istedim keza çok doğru bir tespit ile oluşmuş bu, o nedenle bence çok değerli. Amerika’da ev için verilen banka borçları en az 30 yıl sürüyor, hatta 35 veya 40 olanlarını da alanları bizzat biliyorum. (Ve merak etmeyin, ev fiyatlarının artması ile ülkemizde de yakında bunları göreceğiz). Yani böyle bir borç altına girdiğinizde en az 30 yıl boyunca ödüyorsunuz, ödüyorsunuz ve yine ödüyorsunuz. Eğer ölmezseniz, ve/veya bu arada bir darlığa düşmezseniz ki bu normal bir insan için neredeyse imkansız, bir ev sahibi olduğunuzu yaşarken görebiliyorsunuz. O ülkede mortgage icat edildiği içindir ki, Amerika’lı için bu bir hayal ve öyle de kalmaya devam edecek.

Çok şükür, ülkemiz henüz böyle bir durumda değil ve kıt kanaat te olsa düşük gelirli bile kendine göre bir ev sahibi olabiliyor. Ancak, buna sevinmemeli, keza bankalar sizin hatanızı yakalayıp size para takmak için her gün yeni bir yöntem yaratıyor(işleri bu, para üzerinden para kazanmak), hiç olmadı mevcut yöntemleri değiştiriyorlar, yeter ki sizi zayıf bir anınızda yakalasınlar veya öderken bir noktada hata yapın. Şunun altını çizmeliyim. Bankaların en büyük kârı “insan hatası” üzerinden yapılan kârlardır. Bunlar her yıl trilyonları bulur. Bu nedenle de bankalar size sürekli olarak kredi veya kredi kartı vermek isterler. Cep mesajları, emailler ve reklamlarla da her seferinde “krediniz hazır” vb. kandırmacalar ile sizi tuzağa düşürmeye çalışırlar. Onlar için kredilerini düzenli ödeyen insanlar iyi müşteri değildirler. Kısacası, onlar asıl ödeme darlığı olanların bu darlıktan hiç çıkmaması için çalışırlar içten içe ve asıl kârı da bu insanlardan yaparlar. Yani düşene tekmeyi bırakın, köteğin kralını atarlar aslında.

Amerika’da yaşayan zavallı insanları kendi hükümetleri hayal kurdurup sincap gibi bir tekerleğin içinde çevire dursun, ülkemizde bir Amerikanlaşma çabasını hemen hepimiz gözlemliyoruzdur. Markalar “ingilizce”, günlük laflar yine aynı, hatta Ankara’da yeni siteler yapılıyor isimleri tamamen ingilizce, “Next level”, “West gate” ve bunun gibi daha bir çoğuna siz de rastlamışsınızdır. Neredeyse ufak bir ABD’yiz yani. Bunlara ne gerek var diye tam da düşünürken, yine Ankara’da her zaman döner yediğim Ankara dönercisinin ismini “Donerland” diye değiştirdiğini görünce, adama hemen sordum. “Yahu neden bu isim değişikliği?” diye. Adam da kendince haklı, söylediği cümle aynen şu. “Abi satışlarımızda en az %10-15 fark etti”. Düşünün sadece ismi değiştiriyorsunuz, başka hiç bir yatırım yok ve bu kadar extra müşteri geliyor. Yani bu durumda siz de olsanız aynı davranışta bulunmazmıydınız?

Olay aslında bizim özgüven eksikliğimizden kaynaklı aslında. Hepimiz Amerikan filimleri ve Amerikan propagandaları ile büyüdük ve herşeyin en güzeli onlardaymış havasında, işte Baywatch’ta en güzel cankurtaran kızlar, herkesi öldüren “Rambo”, en kahramanlar “Süpermen, Spiderman vb.”  ve tabii en akıllıların çıktığı üniversiteler “MIT, Harvard” bizim tarafımızdan da gayet iyi bilinen Amerikan değerleri oluverdi. Tüm bu beyin yıkamasının sonucunda da, isminde ingilizce geçen herhangi bir şeye daha iyiymiş gözüyle bakıyoruz. Adamlar bizden her konuda (tabii filimlere dayanarak konuşuyorum) daha iyi ya, eğer isimde ingilizce bir unsur varsa kesin o ürün de, işletme de çok iyidir diye düşünüyor istemsiz programlanmış Amerikanize beynimiz. Hele hele ürün Amerikan malı ise, ohooo tadından yenmez.

Aynı propagandalar ile beyni yıkanıp Amerika’ya gitmiş, orada 15 sene yaşamış ve orada eğitim almış biri olarak şunu tek çırpıda söyleyeyim. Hepsi yalan. Üstelik tüm bu yalanlara, kendi insanlarını da inandırmışlar ya, asıl buna inanması zor gerçekten. Amerikada gördüğüm birçok insan daha Amerika’dan dışarı çıkmamış, “en iyi ülke burası” diyor. O derece yani. Sincapların programı 100% çalışıyor, problem yok, çarkı çevirmeye devam.

Bu aslında bir nevi savaş, keza artık savaşlar bu şekilde yapılıyor. Toplumların değerlerini kirletip, diğer yandan onların beyinlerini ele geçirerek. Bu da öncelikle film ve diziler ile bize çocukluktan itibaren büyürken günlük dozda enjekte ediliyor ve istemeden Amerika’lı herşeyi bilir, en akıllı, en güçlü odur, en iyi ülke Amerika gibi, unsurlarla programlanıyor.

Öncelikle sayın Ankara’lı insanlarımız, sizin Anadolu’dan hiç kopmamış, daha geleneksel ve daha özdeğerlerimize bağlı olduğunuzu düşünerek söylüyorum. Bu tip propagandaların öncelikle farkına varalım ve bunlara da en azından Başkent’imizde prim vermeyelim. Günlük alışverişlerimizi yaparken Türk menşeili, Türkiye’de yapılmış şeylere öncelik verelim. Reklamların çoğunluğu yine bu tip yabancı firmaların tekelinde olduğunu unutmayalım. Mümkünse Ankara’da yapılmış ürünleri tercih etmek bile, Ankaralı üreticileri teşvik edecek ve şehrimizin ekonomisi açısından çok daha iyi olacaktır. Ankara balı, Ankara mantarı, Nuh’un Ankara makarnası, Ayaş domatesi ve daha birçok ürün Ankara ve civarı ilçelerinde üretiliyor.

Umarım biz de birgün gelir kendimizi aşar, gerek filimlerimizle, gerek insanlarımızın kendilerine olan özgüvenleri ile ve tabii özümüzü kaybetmeyerek sanal Amerikan mandasından tamamen çıkabiliriz. En büyük temennim budur.

Leave a comment  

+5=9 doğrulama işlemi*

name*

email*

website