Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

LED

Geçenlerde bir tünelden geçerken tünelin aşırı parlak olduğunu farkedince şaşırdım keza Ankara’da genelde bu tünel ışıklarının bazıları ya yanmaz, ya toztan görünmez veya aralıklı olarak yakılır. Bu tünel ise oldukça parlak ve tüm ışıkları yanar vaziyetteydi. Dikkatli bakınca pikselleri görebiliyorsunuz ve bunların led projektör lambalar olduğunun da farkına varıyorsunuz. Oldukça parlak ve güzeller aslında. Özellikle de böyle karanlık tünellerin iyi aydınlatılması önemli ve bu değişiklik hem sağlayacağı ekonomi hem de güvenlik açısından bence olumlu bir iyileştirme olmuş. Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür ediyoruz. Aşağıda resimledim sizin için.
ankara tünelleri led aydınlatmalı
Dün akşam Eskişehir yolundan şehire doğru dönerken yolun karanlığını farkedince bu seferde yol aydınlatma ışıklarını yol boyunca inceledim ve bu ışıkların neredeyse yarısının yanmadığını gördüm. “Peki bu ışıklar led yapılamaz mı ?” diye düşündüm haliyle! Keza böyle yüksekte olan ışıkları her seferinde değiştirmek te zor olsa gerek ve bu bile belediye üzerinde büyük bir yük. Halbuki led ışıkların ömürleri şu anda kullanılan ışıklara oranla 4-5 kat daha uzun ve bu da bakım maliyeti bir o kadar düşük demek. Bu direklerin de led ışıklara geçişi her anlamda daha mantıklı olmaz mı? Hatta ülke olarak şu eski akkor lambaları tıpkı Avrupa Topluluğunun seneler önce yaptığı gibi kökten yasaklasak ve ülke olarak led ışığa ivedilikle geçmeye karar versek süper bir transformasyon olur.

Led ampüller artık her yapı markette, hatta büyükşehirlerin çoğunda köşebaşı elektrikçinizde bile rahatlıkla bulunabiliyor. Üstelik fiyatları da öyle korkutucu değil ! 3 aydan daha kısa sürede kendini amorti etirecektir zaten hiç merak etmeyin! Bence artık hem belediyelerin, hem de ülke olarak bizim bu farkındalığı kazanıp led ışıklandırmaya geçmemiz şart. Bu ürünleri ülkemizde üretenler de artık vardır diye umuyorum keza fiyatlarını izliyorum ve her geçen gün ucuzluyorlar. Ya birileri bolca Çin’den ithal ediyor  ya da Türk firmaları bu işe girmiş olmalılar. Keza bu ampüller için öyle devasa bir teknoloji hamlesi de gerekmiyor. Led ampüller öyle tasarruflu ki, şimdi kullandığınız ve tasarruflu sandığınız şu spiral ampüller bile solda sıfır kalacaktır. Bir diğer güzel özelliği de, led ampüllerin ışıklarının yakıldığı anda tam olarak ortaya çıkması yani tüm ışığı almak için  floresan bazlı ampüller gibi dakikalarca beklemeniz gerekmiyor. Renk seçenekleri ve hatta kendi kendine renk değiştireni bile var. O konuda da sorun yok yani.

Ülkemiz ne yazık ki enerji fakiri. Kendi enerji kaynaklarımızla ne sanayimizi ekonomik olarak yürütebiliyor ne de şehirlerimizi aydınlatabiliyoruz ve bu yüzden de elektriğimiz çok pahalı. Eğer led ışıklandırma sistemleri ülkemizde yaygınlaşır, özellikle elektriği çok çeken fabrikalar, büyük firmalar ve hatta belediyeler bu aydınlatma türüne geçiş yaparlarsa en azından yurtdışına elektrik bağımlılığımızı bir nebze hafifletmiş oluruz. Bu geçişle emin olun evinizin elektrik bütçesini de hafifletmiş olacaksınız. Kendimden örnek vereyim, benim faturamda 1 ayda 19 TL  farketti. Tam 12 lamba değiştirdim ve değiştirdiğim lambalar da şu spiral, tasarruflu olanlardı. Eğer sizin evinizde veya işyerinizde hâlâ akkor lamba varsa, sizin 12 lambadaki aylık tasarrufunuz benden daha fazla olacaktır! Deneyin görün. Led ampüllerin de tanesini 9.95 TL, artık öyle pahalı da değiller. Ben geçenlerde bir marketten almıştım, benimkileri. Hesap ortada! Neredeyse iki ampül için ödediğim para 1 ay içinde yaptığım elektrik tasarrufu ile bedavaya geldi bile.

Tüm belediyelerimizin, fabrikalarımızın, hastanelerimizin ve yoğun aydınlatma gerektiren her noktanın 100% led ampüllere geçtiği bir Ankara hem daha aydınlık, hem de çok daha tasarruflu bir Başkent olacaktır diye düşünüyorum. Madem Belediye Başkanlarımız bunun farkına vardılar artık ve geçişi başlattılar bile, eminim diğer kamu ve özel kuruluşları da bu tip değişimleri kendilerine entegre edeceklerdir. Bunu ne kadar hızlı yaparsak o kadar çabuk tasarruf etmeye başlarız ve dış enerjiye bağımlılığımızı da azaltırız tabii.

Tavsiyem, LED’e geçiş için şu anda halen kullanmakta olan çağdışı ampüllerinizin tükenmesini beklememeniz yönünde. Keza düşünürseniz beklediğiniz her gün elektrik şirketini kazandırmaya devam ediyorsunuz. Hele o ampülü ısraf ederim diye hiç düşünmeyin, gönül rahatlığı ile eski ampülünüzü ömür boyu bir daha görmemek üzere tarihin derinliklerine doğru çöpe atın gitsin. Akkor ampülün her gün yanması sizin bütçenize çok daha büyük zarar, buna emin olun.

Haydi Ankara, daha yeşil bir şehir, daha aydınlık bir Başkent için bugünden tezi yok, LED’e geçişi başlatalım.

Ankara Garı ve Yüksek Hızlı Tren (YHT) izlenimlerim

yht-yüksekhızlıtren-logo-vektörel Geçenlerde birkaç yakınımı karşılamak üzere Ankara Garı’na gittim saat 23:00 civarıydı ve İstanbul’dan Ankara’ya dönen Yüksek Hızlı Tren gelmeden 10-15 dakika evvel oradaydım. Kolayca park ettim ve gardan içeri girecktim ki park görevlisi özellikle beni çağırıp “park ücretli” dedi. Buna anlam veremedim ama “herhalde başına daha önce bir iş gelmiş o nedenle uyarma gereği duydu” diye düşündüm, tuhaftı yani!

Girer girmez ilk dikkatimi şey gördüklerim değil de kokladıklarım oldu keza içerisi yoğun bir ayak kokusu rayihasına sahipti. Kokunun kaynağını aramama gerek olmadan yerdeki ayakkabılara gözüm takıldı. İnsanlar beklerken otursun diye düşünülüp yapılan sandalyelerde bir dolu insan yatmış ve bu da yetmezmiş gibi ayakkabılarını çıkarmışlardı! Sonra bir başka daha küçük bekleme alanından tren raylarının olduğu istasyona doğru geçerken bu daha küçük alandaki koku ise çok daha kötüydü! Ortam ise tam bir yatakhane tabii! Nefesimi tutarak kendimi dar attım açık alana! Rayların tarafında beklerken orada yerleri süpüren bir çalışan ile konuşmaya başladım beklerken ve söylediğine göre buraya yatma saatlerinde düzenli gelen Suriyeli ve Türk karışık insanlar hep varmış. Bir adamı göstererek “Bak bu adam 5 yıldır düzenli gelir buraya, adamın parası da var ama ne iş yapıyor bilmiyorum sabah kalkıp işe gidiyor akşam bu saatlerde geliyor” dedi. Ben de tabii “peki kimse bunları şikayet etmiyor mu?” diye sorunca adam gülümseyerek “Evet bir kaç kez şikayet ettiler ama istasyon müdürü bunlara ses çıkarmıyor, onlar da bunu biliyorlar ve bu böyle devam ediyor” dedi. Zaten bu insanların durumundan, üstelik bu kadar yıldır müdürün haberinin olmaması imkânsız bir şey olsa gerekti. Şaşa kaldım!

Tren gelene kadar vaktim vardı ve size Ankara’nın o tarihi tren garının bence güzel olan yanlarını fotograflama fırsatı buldum bunları yazının en altında bulabilirsiniz. Yine etrafta yazılan broşürlerden öğrendiğime göre daha büyük ve daha modern bir gar yapılıyormuş hali hazırda. Bunun da projesinin resmini çektim o da aşağıda.

Tren geldi ve yakınlarım ile kucaklaştık. Onlara izlenimlerini sorduğumda, yolculuğun rahat ve konforlu geçtiğini ve 3.5 saat civarında sürdüğünden bahsettiler. “Peki bir olumsuzluk var mıydı?” diye sorduğumda “2 tane vardı” diye cevapladı bir yakınım. Bunlardan birincisi trenin istasyonlardan geçerken hızının 60km/s’e kadar düşmesi ve aslında averaj hızının da öyle çok hızlı değil 90-100km/s civarında olduğunu belirttiler. Yani aslında Yüksek Hızlı Tren öyle çok yüksek hızlı filan değildi. Çin’deki bir trenin hızı 435 km/s ve averaj hızı ise 251 km/s ‘ti ve bizimki bunun yanında kağnı durumundaydı anlayacağınız. Zaten bu hızlara çıkabilseydi, Ankara-İstanbul arası herhalde 1-2 saatte alınabilirdi. Diğer olumsuzluk ise trenin İstanbul’daki son durağının Pendik olduğu ve burasının da şehire uzaklığı idi. Pendik’ten şehire gitmekte çok zorlanmışlar ve tabii dönerken de aynı eziyeti çekmişler. En son sorum ise şuydu: “Peki bir daha İstanbul’a gitmek için bu trene biner miydiniz?” Cevap kesin ve net “hayır” oldu. Çünkü otobüsle gitmek çok daha kısa ve daha az meşakkatliydi. “Özellikle de Avrupa yakasına gidecekseniz aradaki kayıp zaman farkı daha da fazla olur” dediler. “Otobüs en azından çok daha yakında duruyor sonrasında ise İstanbul’da gideceğiniz çoğu noktaya ücretsiz servisleri var” diye de eklediler.

Sonuç olarak şu an için İstanbul-Ankara arası YHT hizmeti bir hayal kırıklığı gibi duruyor. Öncelikle Avrupa tarafına bir istasyon kesin lazım ve bu trenin hızının da artırılması için neler yapılabilir bunun da düşünülmesi lazım. Madem ismi Yüksek Hızlı Tren otobüsten bile hızlı gitmedikten sonra, bunun ne anlamı var! Üstelik sonrasında da gideceğiniz noktada duraklar arası eziyet ile birleşince tren olmuş veya olmamış bunun ülkemizin insanın hızına ve huzuruna bir katkısı var mı? Benim çıkarımıma göre “şu an için pek yok”. Umarız kısa zamanda gelişir ve ismini gerçekten hak eder.

Not: Bu arada merak edenler için çıkışta o beni taa kapıdan çevirip uyaran park görevlisi yoktu piyasada ve hiçbir ücret ödemen çıktım. Bu da yine tuhaftı! O nedenle park ücretli mi, ücretsiz mi ben de bilmiyorum hâlâ.

tarihi-ankara-gari-gece-manzarasi

nasreddinhoca-heykeli-ankara-gari

ankara-gari-yht-içmekan-bankolar

ankara-gari-yht-giriş

ankara-gari-kroki-yerleşimplanı

ankara-gari-makettren

ankara-gari-tarihi-çan

tcdd-logo-ankaragari

vakifbank-biletmatik-gişeleri-ankaragari

ankara-istanbul-arasi-yht-hızlıtren-duyuru-afişi

ankara-istanbul-yht-projesi-türkiye-haritasında

yeniyapilan-garprojesi

Petrol Ofisi’nden anket cevaplandırma adı altında sahtekarca Digitürk/Dsmart satış taktiği

petrol-ofisi-ode-gec-card-kart-POBiraz önce 0 850 272 76 27 no’lu telefondan arandım. Arayan Petrol Ofisi idi. “Sizin bir PO Card’ınız var X benzin istasyonundan alışveriş yapmışsınız ve 3 kişiden biri olmuşsunuz size bir ödül vereceğiz ama öncelikle size birkaç sorumuz olacak” şeklinde başladı konuşma! “Ne kadar sürer?” dedim, “sadece 2 dakika” dediler. Hemen kronometreyi başlattım 3.5 dakika sürdü.

Soruları Petrol Ofisi istasyonlarından memnuniyeti ölçer düzeyde idi sonrasında ise yine 1 dakika önceden bahsettikleri ve bu da 2 dakika süren ödül hikayesi de şuydu: “Digitürk veya Dsmart’ınız varsa sizin faturanıza ortak oluyoruz” ama bu yeni üyelik için değil (heralde Digitürk ve Dsmart ile böyle bir anlaşma yapmışlar) size fiyatı 9.90 olan yan oda fiyatını 45 TL imiş gibi gösterip yarısını biz ödüyoruz diyorlar, işin özü bu! Yani 22.5 TL ye asıl fiyatı 9.90 olan yan oda üyeliğini satıyorlar aslında (yarısını biz ödüyoruz lafı da tamamen yalan) Yan oda DigiTürk üyeliğini size ödülmüş gibi lanse ettikleri laf oyunları, o kadar! O nedenledir ki anketi önceden yapıyorlar, sonra değil! Aksi takdirde insanlar kızıp bu anketi filan cevaplamazlar. Ortada ödül falan da yok. Tam tersine bana anket yaptırarak zamanımı aldıkları gibi bir de üzerine kazıklamaya çalışarak sinirimi de bozma gayreti sadece! Toplam 5.5 dakika sonra da 1 dakika benim adama dalışımı toplarsanız 6.5 dakikam çöpe gitti.

Bu tip üçkağıtçı firmaları hiç sevmiyorum. PO yabancılara satıldı diye zaten sevmiyordum, artık bu firma Türklere geri satılana kadar ilişkimi bugün itibariyle bitiriyorum. Başka benzinci mi yok! Size de yukarıda verdiğim numaradan arayan olursa aklınızda olsun, vaktinizi boşuna harcamayın ve direkt kapatın.

Ankara’da kuyu suyu çıkarma işinin piri Haşim Usta

Bu kamyonet benzeri tuhaf ama ilginç aracı zaman zaman Gölbaşı civarından geçerken ama hep aynı yerde görürdüm ve açıkçası birinin eski diye oraya terkettiğini filan düşünmüştüm. Aracın devamlı bulunduğu lokasyon Mogan Gölü kavşağı ve şu an oraya giderseniz de aracı orada görebileceğinizden eminim. Bugün Sabah yine buradan geçerken aracın yanında birini gördüm ve hemen durdum. Tam yanına geldiğimde yanına koyduğu piknik tüpünde kaynamakta olan çayını kontrol ediyordu.  Göl manzarasında ve kendi aracının gölgesinde güzel bir çay keyfi yapacaktı herhalde. İsmi Haşim olan bu ustanın asıl işinin kuyu vurma ve su çıkarma olduğunu ve bu aracın da bu amaçla kullanıldığını öğrenmem de çok sürmedi. Aracı biraz inceledim, 1. Dünya Savaşından kalma gibi duruyordu ama full işlevselmiş. Haşim Usta ise yıllardır bu işi yaparmış.

Eğer siz de Ankara’da araziniz veya tarlanızdan su çıkarmayı planlıyorsanız suyun bulunma derinliği bazında çok uygun fiyatlarla Haşim Usta’dan da bir fiyat alabilirsiniz. Tabii aynı zamanda da bu değişik aracı çalışırken görüp, bire bir deneyimlemiş olursunuz.

Haşim Usta’nın kişisel cebi aracın çeşitli yerlerinde var ama resimden okuyamayanlar için vereyim. 0 535 738 6893.

ankara-kuyu-vurma-cikarma-golbasi

Ya ba daba duuuu

Bu arabayı görünce aklıma ilk gelen sözcük bu olmuştu. Geçenlerde Yaşamkent civarında, Eskişehir yolunda bulunan BP’den benzin almak için durunca çocukluğumun en sevdiğim çizgi film karekteri Fred Çakmaktaş’ın kullandığı arabayı görünce inanamadım. Ankara’lı hayali geniş olan bir arkadaş bunu yapmış resmen. Tekerler taş ve diğer unsurlar da tahta. Süper olmuş. O gün yağmur yağıyordu ve beni çekecek biri yoktu o nedenle içine giremedim ama oraya yolunuz düşerse mutlaka bir fotograf çekmeyi ihmâl etmeyin.

tas-devri-flintstones-ankara-turkey

Ankara’da yeni hız sınırı 82 km.

Ankarada-hiz-siniri-82-90-km-tabeleasi-belediye-iscileri

Ankara’nın artık yeni bir hız sınırımız var. Dikkat ettiniz mi bilmem ama yollarda artık üstteki gibi yeni tabelalar eklendi ve otomobiller için hız sınırını 82km olarak arttırıldı. Eski hız sınırı 70’ti, ama tabii kimse örneğin Eskişehir yolu’nda 70 ile gitmiyordu. Sadece mobese kameralarının olduğu noktada 70 civarına düşüyor sonra 110-120 km minimum hızla basıyorlardı  gaza! Bu karar ile getirilen 82 km hız sınırı aslında yine çok düşük ama en azından kamera noktalarındaki yavaşlama 12 km daha az olacağından o bölgelerdeki trafik biraz daha rahat seyredecektir.

Daha önceki birkaç yazımda da belirttiğim gibi, bu devirde ana yollarda, çoğu yeni arabalar kullanan Ankara’da hız sınırı 120km civarında olmalı bence. Burada aslında hız sınırı koymak ile vatandaşları yavaşlatmış olmuyorsunuz, insanlar zaten çok daha hızlı gidiyorlar. Yani “hız felâkettir” mentalitesi hız sınırı tabelası koymakla önlenmez aslında, bu bir eğitim meselesidir. Ama nedendir bilinmez biz ceza yöntemini seçiyoruz. Hem ana yollarda asıl yavaş giden insan kaza yaptırır ve bu nedenle gelişmiş ülkelerde bir alt sınır da vardır ve o sınırın altında bir hızla kullanmakta yasaklanmıştır.

Eskişehir yolunda 70 km hız sınırı zaten başından yanlış bir karar. Bence burada amaçlanan ”insanlara nasıl ceza yazarız ?” mentalitesi ile Trafik Vakfı’na aktarılan paralar. İnternet’te yayılan bir dedikoduya göre de bu paralar Trafik Vakfı paravanlığında makarna, kömür vb. erzak olarak, vatandaşa belediye yardımı adı altında veriliyormuş. Yani bir nevi zenginden (tabii her arabası olanın zengin olduğu varsayımı ile) çeşitli taktiklere para söğüşleyip, belediye hizmeti adı aldında, belediye logolu ambalajlarla fakire yardım yapılıyormuş. Tabii o zamanda bu yardım senaryosunda krediyi ve sonucunda seçim zamanı da oyları kazanan Büyükşehir Belediyesi ve dolayisiyle onun partisi oluyor. Güzel taktikmiş tabii, eğer doğruysa!

Ne diyeyim artık ben buna, “Durmak yok, gaza basmaya devam!”.

Ulusoy 2 katlı ile Ankara – İstanbul

Ulusoy otobüsleri’ni çocukluğumdan beri kullanırım. Güvenilir bir firmadır ve otobüsleri / hizmetleri de her zaman diğer otobüs firmalarından (Varan hariç) daha iyidir. Varan’ı satın almalarının ardından tek büyük rakiplerini de tarihe gömünce daha da güçlendikleri de aşikar, keza o gün Ankara’daki terminallerinde iğne atsan yere düşmez vaziyetteydi resmen. Ankara Ulusoy terminali ilginç bir yerde ve ilginç bir yapı, Ankara’da yaşayanlar biliyordur ve mutlaka da bir şekilde burada bulunmuşlardır, şu aralar yıkımı devam eden eski “mavi kafes” in yanında, Armada Alışveriş Merkezi’nin tam karşısındadır.

O gün, taksi den iner inmez bizi Ulusoy’dan bir görevli karşıladı ve hemen nereye gideceğimizi sordu. Bu bence çok güzel bir hizmet, bizi özel hissettirdi, yönlendirildik ve bavullarımızı teslim ettik. Ancak sonrasında öğrendik ki bavullarımız (tam da o otobüs ile gitmek üzereyken) yanlış otobüse yüklenmiş. Bizim otobüsümüz yarım saat sonra gelecekmiş! Tabii bu kadar sıklıkla otobüs kalkınca ve görevli de bize “nereye” ile birlikte “ne zaman” sorusunu sormayınca bu olabilecek senaryolar dahilinde bir olay. Apar topar eşyaları geri yükledik ve sonraki otobüsü beklemeye koyulduk. Bu arada elimde bavullar bir yere oturayım diye düşündüm ama oturmak için yer bulmak neredeyse imkansız. Bavulları içeride bir noktaya koyup, içerideki kafe benzeri yere uğradım bir “Kola Zero” almak için ama yoktu, su varmı diye sordum inanmayacaksınız ama o da yoktu, “Otobüse bindikten sonra muavinden isteyin” dediler. İçerideki kafede zaten doğru dürüst birşey de yoktu, sadece birkaç içecek, sakız, şeker vb. şeyler.

Sonunda otobüse bindik, otobüs benim çocukluğumun otobüsünün aynısı. Nostaljik olarak iyi ama bu tabii koltuklara, camlara ve otobüsün içine yansıdığında pek te keyifli görünmüyor. Çünkü bu unsurlar bayağı eskimişler. Otobüs dışarıdan yeni gibi duruyor ama içi eski ve orjinal ! Oturduğum koltuğun durumunu sizin için çektim, bakın siz karar verin.

ulusoy-koltuk

Ulusoy’un bu durumu düzeltmesi lazım bence, vakitlice.

Sanırım, sabaha karşı saat 3:00 gibiydi birden otobüsün ışıkları yandı. Ben “bir yerde mola verceğiz heralde”diye düşünürken, bu arada da yarım yamalak uyuklarken, birden muavin gayet uyanık bir halde yanımda beliriverdi ve gülümseyerek bana” çay mı kahve mi?” diye sordu. Ben tabii adamı öldürmemek için kendime zor engel olurken nezaketi karşısında “almayayım, teşekkürler” diyebildim. Yahu sabahın 3:00’ünde Ramazan bile başlamadan bu ne Sahur’dur! Bir de çay kahve soruyor ki, “hiç uyuma” yani. Bence bu da garip bir uygulama. İnsanlar zaten otobüse 12:00’de binmiş, durmamak için de “non-stop” bir otobüs almışlar. Servisin çivisini çıkarmak namına, insanları uyandırmanın ne anlamı var ?

Sonuçta sabah 6:00 gibi Avrupa yakasına yarı uykulu bir şekilde vasıl olduk. Gece yol gitmek hem genel, hem de köprü trafiği açısından iyi oluyor, ama insanın dengesini bozuyor tabii. Benimki bozulmuştu ve bir de şimdi hava alanına gidip oradaki keşmekeş içinde bekleme çilesi vardı önümüzde, tabii bavullarla kuyrukta yok kemeri çöz, yok laptopu aç hikayelerini hiç saymıyorum bile. Ülkemizin başkenti Ankara’da yaşayan insanlarımızın hazin öyküsü bu aslında, tüm gidilesi ülkelere uçaklar sadece İstanbul’dan kalkıyor malüm. #DirenAnkara 🙂

 

TOMA yazıları

toma

Gezi parkı olaylarından en akılda kalan terimlerden biri de “TOMA” oldu. TOMA bilmeyenler için açıklayalım “Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı” nın kısaltılmış hali. Orada burada her yerde TOMA’lar ile ilgili haberler, müdahale anındaki görüntüler ile bu popülerlik arttı. Hatta o denli ki, Ankara’nın Tunalı Hilmi Caddesi’ne, “TOMALI Hilmi” şekline bir düzeltme bile yaptılar tabelada. Hâl böyle olunca da bu araçla ilgili mizah ta kaçınılmaz olarak oluştu.

 

İşte “TOMA YAZILARI”

  • Ne sıkayım abime ?
  • Beni Toma’nın yağmurlarında, yıkasınlar, yıkasınlar.
  • Tomalandım da duruldum Koştum ardından yoruldum Binlerce polis gördüm de Geldim sana vuruldum.
  • Hatalı kullandım sıkıysa ara
  • Tomaladıkça kaçan ateş böceğim misin?
  • Kurban’da Dana, Yol’da TOMA.
  • Gidişime yollar, müdahaleme çapulcular hasta
  • Tek rakibim itfaiye arabası

 

Ankara’nın Arabası – ETOX

Bu araç, İvedik Organize’de üretilmiş ve Ankara malı bir araba. Görüntüsü de müthiş, şu anda seri imalatı yok ancak, bence kesinlikle desteklenmeli. Özellikle de Ankara malı olduğu için. Bence süper her şeyiyle web sitesinden inceleyebilirsiniz. www.etox.com.tr. Bu arabayı görmek isteyen Ankaralılar için ise adres :

Adres : İstanbul Devlet Karayolu 8.Km No:344
Şaşmaz / Yenimahalle / ANKARA
Tel : +90 312 278 78 78(pbx)
E-Posta : ertex@ertexoto.com

etox-ankara-araba

Ne kadar hızlı veya ne kadar yavaş ?

hiz-limiti-tabelalari
Ankara’da mobeselerin hayatımızı gözetlemeye başlaması ile birlikte, bununla bir de hız limitleri de artık elektronik olarak izlenmeye başlandı. Tabii otomatik olarak ta trafik cezaları yağmaya başladı. Sık sık bu tip uyarı levhalarını, kameraları vb. mutlaka Ankara’nın yollarında görüyorsunuzdur. Hatta bazılarımız bu cezaları yemiş ve bundan böyle “neme lazım” deyip, bu tip kameranın altından geçerken özellikle frene basmaya  bile başlamıştır. Bu tabelalar veya mobeselerin suç oranını düşüreceğine veya ülkemiz caddelerini daha güvenli bir hale getireceğine şüphe yok. Yalnız olay hız sınırı ölçümü işine gelince iş biraz değişiyor. Ne kadar hızlı gerçekten hızlı , bu tartışmaya açık bir konu. Yani ana arterlerde hız sınırları 70 km olarak belirlenmiş, bunu da zaten elektronik tabelalarla da mobeselerin üstüne çakmışlar. Ancak hangi insan evladı gerçekten bu hızda gider ki ? Bu imkansız bir sınır.

Şimdi haberlerde okuyoruz hız sınırını 80’e çıkarmayı düşünüyorlarmış Ankara’da. Beyler günaydın demek lazım bence. Ancak tabii bu da hikaye. Kimse ana arterlerde (Eskişehir yolu, Konya yolu, İstanbul yolu vb. yollarda) 80 km ile araba kullanmaz, kullanamaz zaten. Böyle gidenleri genellikle arkasına geçip ya selektör bombardımanına tutarız, ya da korna manyağı yaparız, başıma geldiği için söylüyorum. Zaten bunu trafikçiler de, belediyecilerde gayet iyi biliyorlar, çünkü onlarda buna uymuyorlar, orası muhakkak.

Türkiye için mantıklı olan hız sınırı bence 120 km’dir, ana arterler için bu tabii, ancak şehir içi yollar için 80 veya 90 düşünülebilir. Bence ancak bu tip gerçekçi sınırlarla, suç test edilebilir ve o zaman gerçekten hız yapan ortaya çıkar. Yoksa bu tip hız sınırı tabelaları ve mobeseler sadece  o an tabelanın altından geçerken çocukla filan uğraşırken dalan garibanı veya Ankara’ya diğer illerden gelen yabancıları cezalandırmaktan öteye gitmez. Bu yolu devamlı kullananlar daha önceden en az bir ceza yediklerinden veya ceza olayını birinden duyduklarından tabelaya yaklaşınca 140km’den 70’e düşer, sonra aynen 140’tan devam ederler. O nedenle bu tabelalara yakalananlar aslında normalde hızlı gidenler r değil, dikkatsizler veya yabancılar.

Bu yazıyı okuyup ta … Aaa 120 limit çok fazla filan gibi ahkam kesenlere de şöyle bir kendi günlük hayatlarında yaptıkları hızları düşünmelerini öneriyorum (tabii 5 yaş altı bir arabaları varsa). Onlar da eminim en az 120 yapıyorlardır. Zaten yapmıyorlarsa kendilerini bir muayne ettirsinler.

Durum buyken, neden belediye vasıtası ile bu tip bir saçmalık uygulanıyor. Cevap açık, araba kullananlara bir çeşit vergi kesmek için, yoksa olayın trafik kazalarını önlemek ile uzaktan yakından alakası yok.

Ayrıca, yavaş gitmek, diğer yandan başka problemleri de doğuruyor kanımca. Bunlardan bazıları

  1. Yavaş giden araçlar trafikte daha fazla kalacağından çıkaracakları CO2 emisyonları daha fazla olacak ve dünyamızı daha fazla kirleteceklerdir.
  2. Yavaş giderek trafiği artıracak ve tıkanıklara yol açacaklardır. Keza bu tabelalar yüzünden herkes 70 km’ye düşmek için aniden frene basıyor ve bu da tabela önünde yığılmalara neden oluyor, bu da gereksiz trafik demek.
  3. Ülkemizin transport, taşımacılık ve genel olarak insanımızın hızı azalacağından diğer ülkelere göre düşük hızda seyretmemiz kaçınılmaz olacak, keza hızlı akmayan transport, yavaş ilerleyen ülke demektir.

Çoğu ülkede bu tip alçak hız sınırları yok. Amerika’dan örnek vereyim, çoğu yerde hız sınırı 65-70 tir, ama tabii bu mil olarak J Bu yaklaşık 112.6 Km hız limitine tekabül ediyor. Amerika’nın bazı arterlerinde ise hız sınırı 90 ve hatta 100 MPH’e bile çıkabiliyor (yani 160 KM). Çünkü buradaki arabaların çoğu yeni ve eski araba olmadığından da hız durumunda arabanın kontrolü kaybolmuyor.

O nedenle kanımca  bizim yapmamız gereken en kestirme kaza önleme yöntemi eski arabaları kademeli olarak trafikten kaldırmak olmalıdır. Hız sınırı koymak sadece insanımızı mutsuz eder ve stres seviyemizi artırır. İnsanlarına stresli ve mutsuz bir yaşam sunmak ise, bir devletin en son yapmayı istediği şey olmalıdır bence.