Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Özgün kültürlü AVM’ler, görgülü nesiller

Cepa ve Kentpark AVM logolarıAnkaralılar bilirler, Eskişehir yolunda Cepa Alışveriş Merkezi ve Kentpark Alışveriş Merkezi vardır  ve bunlar yanyanadırlar. Bitişik ikiz konumda ama ayrı yönetimli AVM durumu Türkiye’de ve hatta belki de dünyada tek bile olabilir. En azından ben buna benzer bir örnek bilmiyorum. Başka yerlerde ihtiyaç varken aynı noktaya iki tane birden açılması durumu biraz tuhaftı ilk başlarından beri zaten.
Ankaralılar bilirler Cepa alışveriş merkezi 2007 yılında yapılmıştı ve açıldı sonrasında ise nasıl olduysa gerekli izinler çabucak alınarak 3 yıl sonrasında Kentpark AVM tam da bitişiğinde bitiverdi. Biz bile “yine mi AVM” diye şaşırmıştık keza Kentpark’ın bulunduğu alanın konut veya iş merkezi filan olacağı konuşuluyordu, o zamanlar.

Taa o günden beri aralarında bir rekabet oluşmuştu haliyle, bu kadar yakında da olunca bu zaten kaçınılmaz oluyor. Bu rekabetin son örneğini düzenledikleri etkinliklerde gördük. Önce geçen yıl Ramazan ayında Kentpark bir mehteran takımı etkinliği ve gösterisi düzenledi
Sonrasında da ise CEPA, 18 Mart Çanakkale Şehitleri Haftası’nda hemen cevabı yapıştırdı ve Atatürk ve silah arkadaşlarını anma etkinliği ve gösterisi ile cevap verdi.
Yani Osmanlıcı bir yapı ile Atatürkçü bir yapı atışması şeklinde gerçekleşti bunlar sanki ya da biz öyle algıladık! Arkasında politik bir güdü varmıydı bilemiyoruz ancak ikisi de kanımca çok eğlenceli olmuştu ve kurguları da süperdi. Böyle tatlı atışmalar ve rekabetler her zaman müşterilere fayda sağlar ve aşırıya kaçılmadıkça bunun devamlılığı da sağlanmış olur. Bu etkinliklerde bence öyle olmuş. İnsanlarımız eğlenmiş ve tarihimizle ilgili çocuklarımızın dimağlarında güzel anılar yaratmışlar beraberce.

AVM toplumu olduk malûm. Bu gibi etkinlikler kültürel unsurlarımızın altının çizilmesi, alışverişe endeksli bir AVM değil, toplumu eğiten, eğlendiren ve mutlu eden AVM’ler oluşması açısından da önemli bir adım bence. Bu merkezlerin Türkiye’ye ve hatta bulundukları şehirin gelenek/göreneklerine göre özgünleşmesi yönünde de olumlu katkı sağlar. Biribirine benzeyen AVM’ler değil de kendine özgü unsurlar barındıran, değişik renklerde, dokularda, kültürel özelliklerde ve etkinliklerde bulunan AVM’ler en büyük dileğimiz.

Türk İngilizcesi

keep-calm-tshirt-turkÜlkemizde bir çok genç insanımız var ve bunların büyük bir çoğunluğu da eğer bir üniversiteye girebilirse ciddi bir ingilizce veya diğer bir dil eğitimi ile ancak o zaman karşılabiliyor ne yazık ki! Çok özel değilse ortaokul ve liselerimizdeki dil eğitimi pek parlak değil bu aşikâr. Tabii üniversite sürecinde de diğer derslerin stresi ve etkisi ile dil öğrenimine yeterince zaman harcanmadığından izi de kalıcı olmuyor. “Türk ingilizcesi” diye bir kavram var, belki biliyorsunuzdur. Fatih Terim’inki gibi bir şey değil merak etmeyin, o çok ütopik bir örnek olur! Daha çok mesela son Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün konuştuğu türden bir ingilizce. Bu ingilizce türünün babası aslında Turgut Özal’dır. O bunu Türkçe vurgularla çok güzel konuşurdu, Türkçe dinliyormuş gibi ingilizce dinlerdiniz. Birçoğumuzda vardır aslında bu ingilizce çeşidi. Ciddi ciddi sular seller gibi ingilizce konuştuğumuzu sanırız ama vurgularımız ve tonlamamız tamamen Türkçe’dir. Örneğin “really” deki “real” kelimesini “ril” şeklinde ve üzerini bastırarak vurgulamamız gibi ingilizceyi de kendimize benzetmeye çalışırız.

Yurtdışında eğitim almaya giden insanlarımızda da bu problem devam eder. Özellikle de orada Türk arkadaşlar bulduysa bu konudaki gelişim de hayli yavaş olur. Orada 10 yıl kalıp dönen ve döndüğünde Türk ingilizcesi konuşan birçok arkadaşım olmuştu ve bunların ortak yanı da orada kaldıkları süre içinde ingilizce anlamaları gelişirken konuşma pratiği yapamadıklarından bu konuda gelişmeyi sağlayamamış olmalarıydı. Türk insanı olarak gittiğimiz ülkede de Türkiye’deki hareketleri ve tavırları sergilemek isteriz keza raydan çıkarma konusunda üstümüze bir millet daha yoktur, malûm. Yurtdışında çıkınca da değişmeyen klasik, Polis’e “bu işin bir kolayı yokmu?” yaklaşımları, önümüze gelen rastgele bir noktaya gelişigüzel parketme, herhangi bir yerde durup piknik yapabilme ve hatta mangal yakma, bara girerken aşırı bahşiş vererek özel muamele bekleme vb. daha bir çok Türk’e özgü davranışları sergileriz. Hele bir de orada 3-5 Türk kafadengi arkadaş bulduysak değmeyin keyfimize, o zaman bolca Türkçe pratiği yaparken “minimum ders, maximum eğlence” mentalitesi ile vur patlasın, çal oynasın durumuna gireriz hemencecik.

Geçenlerde yeğenimin bir yurtdışı eğitim planı için bir danışmanlık şirketi arayışı içindeyken “Ankara’da en iyi yurtdışı eğitim danışmanlığı” vb. şeklinde bir google araması yaptığımda ilk karşıma çıkan firmayı aradım. Telefondaki bayan gayet nazik ve bilgiliydi. İlgilendiler daha sonra birkaç şirketi daha aradım ancak diğer iki ya da üç şirkette bu ilgiyi ve hatta bilgiyi hissedemedim. Öğrendiğim üzere, bu tip yurtdışı eğitim firmalarının çoğunluğu İstanbul kökenli ve Ankara merkezli olarak ta bu firma özellikle dikkatimi çekmişti ve hatta Ankara’nın ilk yurtdışı eğitim firması filan yazıyordu websitelerinde. Bundan ve telefondaki danışmandan etkilenmiş olmalıyım ki randevu yaparak yeğenimi de önüme katıp firmanın yolunu tuttuk.

Danışmanımız bizi güleryüzle karşıladı, oturduk ve konuşmaya başladık. Ben konuda tecrübeli olduğum için itiraf edeyim çeşitli konularda danışmanı sıkıştırmaya çalıştım ama danışman gerçekten de kendinden emindi, orada bulunduğu ve işi gerçekten bildiği belli oluyordu. Benim ukalalıklarıma sinirlenmek bir yana gülümseyerek anlatmaya devam ediyordu. O ara danışmanın ismine gözüm takıldı soyadı “Mutlu” idi. Herhalde bundan diye de düşündüm ve gülümsedim. Benim bile güvenimi sağladığına göre ve hatta burası hakkında şu anda okuduğunuz üzere yazı bile yazdığıma göre artık siz pay biçin gerçekten haketmiş olmaları lazım keza gerçekten etkilendiğim veya iyi olduklarına kendimin de emin olduğu ticari hatta bir nevi reklam olabilecek konulara sadece nadiren yer veririm ama bu firma bunu haketmişti, ona kani oldum.
Biraz tarif edeyim ortamı, öncelikle firma büyük bir alana yayılı sanırım 2 dairenin birleşimi gibi bir durum, bir çok çalışan var, gayet nezih, düzgün ve temiz, ortam gayet modern. Web sitelerinde de okuduğum gibi Ankara merkezli oldukları belli keza taşra kabûl edilen Başkent! Ankara’da bu nevi kapsamlı bir operasyon genelde bulamıyorsunuz. Ortam kalabalık, fuar gibi bir durum, tahminimce Cumartesi olduğundan bir dolu müşteri de burada bizim gibi bilgi alıyordu ve konuşma uğultusundan danışmanımızla iletişimde güçlük çekiyorduk. Neyse bu uğultu fazla sürmedi ve kahvelerimizi içerken Amerika’da ve İngiltere’de yeğenimin gidebileceği dil eğitimi seçenekleri hakkında benim de tam olarak bilmediğim önemli bilgiler edindik.

Yurtdışına çocuğunuzu, bir yakınınızı veya kendinizi göndermeyi planlıyorsanız en önemli nokta aslında Türk yoğunluğu. Hem derslerde, hem de ortamda Türk yoğunluğunu minimize etmelisiniz keza maximum fayda ve hız için giden kişinin Türklerle irtibatı anne babası ile arada yaptığı telefon görüşmeleri düzeyinde kalmalı bence. Danışmanımız da bu konuda oldukça duyarlıydı ve bize aile yanı konaklama ile öğrenimin daha hızlı ve kolay gerçekleşeceğinin altını birkaç kez çizdi. Aile yanında ister istemez “host family” yani evin sahibi ile mecburen ingilizce veya ilgili dili konuşmak durumunda kalıyorsunuz ve bu da eve geldiğinizde bile dil pratiği anlamına geliyor. Bu şekilde okulda öğrenilenler bir nevi pekiştirilmiş oluyor. Bu aileler de zaten devamlı öğrencileri evlerinde konuk ettiklerinden evlerinde kalan kişilerin dillerini geliştirme yönünde davranıyorlar ve zorlandığınız konularda düzeltmeler yapıyor ve sizi bu anlamda destekliyorlar.

Galiba karar verdik gibi! Eğer güzel bir konaklama seçeneği de bulabilirsek yeğenim bu yaz 3 aylığına İngiltere’de bir yaz okulu için kayıt edeceğiz gibi. Aslında bunun için geç kalmışız bile! Uçak fiyatları uçmuş ve özellikle aile yanı konaklamalarda okula yakın olan lokasyonlar da tamamen dolmuş durumda. Bakalım bugün danışmanımızdan haber bekliyoruz.

Tabii merak etmişsinizdir bu hangi firma diye, hemen söyleyeyim. Şirketin ismi “Karya”. Ankara’da güvenilir, bilgili ve huzurlu bir danışmanlık şirketi arıyorsanız bizim de araştırarak bulduğumuz, bu konuyla ilgili bir ihtiyacım olmadığı için herhalde, daha önce hiç ismini duymadığım bu firmayı kesinlikle okurlarımıza tavsiye ederim. İnsanı güvende ve iyi hissettiriyorlar. Google ile vakit kaybetmeyin diye hemen web sitelerini de paylaşayım buradan tıklayarak gidebilirsiniz >> www.karyainternational.com.

Nefesiniz düşlerinizle demlensin, sonra seyreyleyin dünyayı

tavuskusu-tuyu-nefes-yasam-akademiHepimiz ve aslında canlı olan her varlık doğumumuz ile birlikte nefes almaya başlıyoruz ve bu son nefesimizi verene kadar programlanmış olarak devam ediyor. İki nefes arasında yaşadıklarımıza da hayat diyoruz. Nefes almak için özel bir çaba sarfetmediğimiz için de önemsizmiş gibi özensizce yapıyoruz ve bunun önemini de herşeyde olduğu gibi ancak kaybedince anlıyoruz.

Ufak bir çocuğa uyurken bakarsanız onun ne kadar huzurlu bir şekilde nefes alıp verdiğini deneyimleyebilirsiniz. Hatta uyurken onu uzunca bir süre izlemiş olanlarımız bile vardır keza bu huzur insanı iyi hissettirir gerçekten. Çocukken eminim biz de aynı onlar gibiydik ve nefes alıp verirken bu ritmi yaşanmışlıklarımızla bir süre sonra bozacağımızı ve hatta kaybedeceğimizi hiç düşünmedik bile! Ama tabii hayatımızın programı anne ve babamızın yanlış öğretileri, toplumdan aldığımız yanlış dersler, TV’de, gazetede gördüklerimiz, okuduklarımız ve daha bir çok dış unsurla bozulup kirlenirken ne yazık ki nefesimiz de düzensizleşiyor hatta benim durumumda bazen tamamen kesilebiliyordu! Hayat içinde ilerlerken bu kirlilik sadece nefesimiz üzerinde olmuyordu tabii, ruhumuz da kirleniyor ve kararıyordu adeta. Özellikle de hayat içinde bir inancımız yoksa veya bir arınma yöntemini benimseyemediysek bu kirlenme çok daha hızlı ilerleyip daha vahim bir durum alabiliyor. İşte hergün gazetelerde okuduğumuz içimizi burkan olayların failleri hep bu hayatın kirletmiş olduğu insanlar aslında! Onların içindeki çocuk ta aynen sizin ve bizim gibi doğdu ve tertemizdi. Sonra olanlar ile o çocuk büyüdü ve bizim suçlu olarak nitelendirdiğimiz kirlenmiş ruha dönüştü. Zaten hukuken de o çocuktur aslında idam etmek istemediğiniz. Çünkü o her çocuk gibi masumdur ve onu öldürmek varoluşunuza ihanettir bir nevi !

Şimdi gündemde bu kadar konu varken bu soyut konu nereden çıktı diye düşünenler için hemen söyleyeyim. Bu hafta sonu bir nefes seminerindeydim. Evet evet, ben de aynı sizin gibi düşünmüştüm. “Nefes’in semineri mi olur?” diye! Yıllardır uyku apnem olduğundan bir çıkış ararken hayatın karşıma çıkardığı birşeydi bu. Nefesle ilgili olduğuna göre ve apne de malûm ilintilidir düz mantığı ile bu seminere katılmaya karar verdim. Seminer bu hafta sonuydu ve bir otelin -2. katındaydı. Hatta “bodrum katta büyük ihtimâlle pencere bile olmayan bir yerde ne tür bir nefes olayı gerçekleşebilir acaba?” diye de düşünmedim değil, itiraf edeyim. Nefes denince benim aklıma hep açık hava geliyordu ve böyle bir önyargım vardı.

Önce gittiğim ortamı tasvir edeyim. Sanki kadınlar bir altın günü düzenlemişler, devamlı konuşma halinde olan bir dolu kadın ve aralarında konuşmadan adeta “biz ne yapıyoruz burada yav?” diye kendilerine sorarmışçasına etrafa şaşkınlıkla bakan 2-3 erkekten oluşmuş bir insan topluluğu düşünün. Kadınlar hazırlanan yiyecekleri tabaklarına doldurmak ile meşgulken bir yandan konuşuyor, yiyiyor ve gülüşüyorlar, ben dahil diğer erkekler ise biraz iğreti ve biraz da korku dolu bir şekilde ortamı izliyormuşuz gibi yaparak bunu farkettirmemeye çalışıyorduk. Hatta “acaba benim ağzıma dolmayı ne zaman ve kim tıkıştıracak?” diye düşünmüyor da değildik sanki! Keza daha önce hiç altın gününde bulunmamıştık ve tecrübesizdik bu konuda!

Seminer zamanı gelince içeri girdik ve olay başladı. Tekdüze bir başlangıçtı, bildiğim şeyler pozitif düşünce vb. konulardan bahsediliyordu ve bir sunu ile girizgâh yapılıyordu. Tam ben burada uyuklarım derken birden ayağa kalkmamız istendi ve müziğin sesi açılıverdi! Erkeklerin hayretle bakışları arasında neredeyse tüm kadınlar delirmişçesine dansetmeye başladılar. “Hah” dedim içimden.. “şimdi tam oldu işte!”. Günlerde karnı doyan kadınların yemekten sonra bu tip davrandıklarını annemden duymuştum ufakken. Hatta daha sonra koçlardan biri olduğunu öğrendiğim adama para bile yapıştırılabilir kıvama gelmişti. “Adamı da delirtmişler herhalde!” diye düşündüm. Feci bir enerjiydi, yani! Anlatılmaz yaşanır derler ya. Öyle bir durumdu tezahûr edenler. Bende çaresiz birkaç spor benzeri hareket yapmaya gayret gösterdim keza göbek atma baskısını ensemde hissedebiliyordum ancak iğreti ruh hâlim devam ediyordu. Neyse bu olay fazla uzamadı bir şarkı dozunda, yaklaşık 4-5 dakika gibi sürdü, dolma olayını atladık ve yerlerimize oturduk. Mutlu olmuştum ama garip bir düzeyde!

Sonra olanlar ise benim için yorucu ancak bir o kadar da eğlenceliydi. Hatta yorgunluktan ve “oksijen kafasından” yemek aralarında aç kurt gibi ne bulduysam yedim, 2 günde 2 kilo almışımdır kesin 🙂 Hani pikniğe gidersiniz de açık havada koşturur, yorulur ve bir kuzuyu bile yiyebilir kıvama gelirsiniz ya, benzer bir efekti burada yaşadım.

Benim için asıl seminer uzandığımız ve gözümüzü kapattığımız zaman başladı diyebilirim. Sadece nefes alıyorduk aslında ama teknikler, öğretiler ve arka plandaki müzik,koku vb. unsurlar ile mutlu/huzurlu oluvermiştim. Arada bir egzantirik tonlamalarla utopik bağırışlar gerçekleştiren kişilere kasılarak gülmelerimi saymazsak genelinde güzel, pozitif ve enerji verici bir deneyimdi.

melek-kanatlari-sembol-nefes-egitimi-ankara

Seminere katılanlarla ilgilenen bir dolu melek vardı aslında orada. “Melek” diyorum keza hepsi ayrı ayrı süperdiler. Onlardan bazılarını diğer katılımcılar üzerinde çalışırken göz bandımı aralayarak izledim ve özverilerini görebiliyordum ve hissedebiliyordum. İsteyerek ve yardımcı olmayı seçerek gelmişlerdi gerçekten, bu o kadar aşikârdı ki! Sırf bu güzellikleri görmek bile katılımcıları mutlu ve güvenli hissettiriyordu, buna eminim.

İnsan olarak aslında hepimizin içinde bir melek var diye düşünmeye başladım artık, ancak bunu ortaya çıkarmayı bilmiyoruz veya beceremiyoruz. Bazen de bir kalkan olarak mesela babamın yaptığı gibi asabi olmayı veya öyle görünmeyi seçiyoruz. Ya da benim yaptığım gibi mesafeli davranmak ta bu kalkanlardan biri aslında. Çok yazık.. değil mi? İnsanların içindeki küçük çocukta ve dünyada bu kadar iyilik varken  büyürken ruhumuzu yavaş yavaş kirletiyoruz hatta bazı durumlarda da kirletiliyoruz, sonrasında da diğer insanları bunu dışa vurarak olumsuz etkiliyoruz. Aslında hepimizde var olan kanatlarımızı bazen en yakınımızdakilere bile göstermiyoruz veya göstermekten korkuyoruz. Hrant Dink’in de hissettiği gibi aslında birer ürkek güvercin gibiyiz bu hayatta. Halbuki herkesin kendi gibi olduğu, korkmadığı ve özgür olduğu bir dünya ne kadar güzel ve temiz olurdu bir düşünün. Tassavvuru bile huzur veriyor…

Bu seminerin aslında bilincinde olduğum ama bilinçaltıma kabûl ettiremediğim şeyleri bir kez daha deneyimlememe sebep olduğunu ve o anlamında da muhteşem olduğunu söylemeliyim. Ankara’da ve hatta Türkiye çapında hafta sonlarında bir alışveriş merkezinden diğerine giderek vaktini pervasızca harcayan insanlarımıza bu deneyimi kendilerine hediye etmelerini kesinlikle tavsiye ediyorum. İki gün boyunca süren güzel duygularla uzun bir “nefes banyosu” yapmış ve arınmış hissediyorsunuz. Sonunda da en güzel ödül olan “çocuk gözlerinize” kavuşuyorsunuz. Berrak ve sonsuz gözler bunlar ve dünya bir başka güzel görünüyor bu temiz gözlerle bakılınca. Renkler daha parlak, her gördüğünüz insana sarılmak istiyorsunuz ve doğanın seslerini, kuş cıvıltılarını daha net duyabiliyor, muhteşemliği hissedebiliyorsunuz.

PS: Nefes ve Yaşam Akademisi’ne buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

Yaşar Kemâl’e veda ettik

yasar-kemal-olduTek gözüyle, çift gözlülerden çok daha güzel bir Türkiye’yi tasvir eden, edebiyat tarihimize damgasını vurmuş büyük üstadımızı kaybettik. Ülke olarak başımız sağolsun. Sözün bittiği yerdeyiz.

ODTÜ Mezun, pankartları ise haber oldu !

Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) bilindiği üzere, Ankara’nın en köklü ve saygın üniversitelerinden biridir. ODTÜ’lüler bir yandan oldukça ağır derslerle mücadele ederken, ülkeyi ve insanlarımızı ilgilendiren hususlarda duyarlılıkları ile muhalefet görevini de gayet başarılı bir şekilde  her dönem yürütmüşlerdir.

2014 mezuniyet törenleri, Devrim Stadyumu’nda bu sene de tirajıkomik pankartlarla süslü ve eğlenceliydi. İşte bazı kareler.

odtu-mezuniyet-afisleri-1  odtu-mezuniyet-afisleri-2 111_5 odtu-mezuniyet-afisleri-4 odtu-mezuniyet-afisleri-6 odtu-mezuniyet-afisleri-7 odtu-mezuniyet-7  bilal-odtu-pankartiodtu-mezuniyet-4

Andımız bugünden itibaren yok.

Tarihe not düşelim, keza bizim çocuklarımız bu andı belki hiç duymayacaklar.

Biz ise ezbere biliyoruz, hatta ben ilkokuldayken birkaç kez tüm okula dönerek ve boyum küçük olduğu için okulun ana giriş basamaklarına çıkarak okumuştum ve sonra da zili alıp elime (o zamanlar el zili vardı), çalarak eğitim gününü başlatmıştım. Güzel günlerdi.

Size bu andı bir kez daha ezberden yazıyorum, aşağıda.
Çerçeveletmek isteyenler için ise büyük formatta bir versiyon hazırladım
Buraya tıklayarak andımızı büyük ve çerçeveli olarak indirebilirsiniz.
Dilerseniz ofisinize asın dilerseniz evinize keza artık yok olmuş değerlerimiz arasında…

ANDIMIZ

Türküm, doğruyum, çalışkanım.
Yasam;
küçüklerimi korumak,
büyüklerimi saymak,
yurdumu, milletimi, canımdan çok sevmektir.
Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.
Ey bu günümüzü sağlayan, Ulu Atatürk; açtığın yolda, kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Ne mutlu Türküm diyene!

 

Gezi Parkı Direniş Afişleri Ankara Mezuniyet Törenlerinde

Türk genci’nin de mizah yeteneği ve yaratıcılığı ile direnişimiz bile eğlenceli ve komik. Yeni gençliğe güveniyor, onları seviyor ve başarılı işlere imza atmalarını yürekten diliyoruz.

mezuniyet-gezi-direnis-afisleri0

mezuniyet-gezi-afisleri1

mezuniyet-gezi-direnis-afisleri2

mezuniyet-gezi-direnis-afisleri3

mezuniyet-gezi-direnis-afisleri4

mezuniyet-gezi-direnis-afisleri5

mezuniyet-gezi-direnis-afisleri6

mezuniyet-gezi-direnis-afisleri7

mezuniyet-gezi-direnis-afisleri8

Amerikan rüyası’na Ankara’dan gerçekler

amerikan-ruyası-tenesirvade
Amerikan rüyası yani ünlü “American dream” denilen olay.Bunu bir yerde mutlaka duymuşluğunuz vardır, ya da en azından aşina gelmiştir. Bu deyimin asıl anlamı : “Amerika’da yaşayan herhangi bir insanın bir ev sahibi olabilmesi”. Evet evet yanlış duymadınız, sadece bir ev sahibi olabilmek Amerika’da yaşayan averaj insanın hayali. Çünkü başlarında “mortgage” adı verilen veya Türkiye’de halk arasında dolaşan ismi ile “teneşirvade” denilen  olay var. Halk deyimini özellikle vermek istedim keza çok doğru bir tespit ile oluşmuş bu, o nedenle bence çok değerli. Amerika’da ev için verilen banka borçları en az 30 yıl sürüyor, hatta 35 veya 40 olanlarını da alanları bizzat biliyorum. (Ve merak etmeyin, ev fiyatlarının artması ile ülkemizde de yakında bunları göreceğiz). Yani böyle bir borç altına girdiğinizde en az 30 yıl boyunca ödüyorsunuz, ödüyorsunuz ve yine ödüyorsunuz. Eğer ölmezseniz, ve/veya bu arada bir darlığa düşmezseniz ki bu normal bir insan için neredeyse imkansız, bir ev sahibi olduğunuzu yaşarken görebiliyorsunuz. O ülkede mortgage icat edildiği içindir ki, Amerika’lı için bu bir hayal ve öyle de kalmaya devam edecek.

Çok şükür, ülkemiz henüz böyle bir durumda değil ve kıt kanaat te olsa düşük gelirli bile kendine göre bir ev sahibi olabiliyor. Ancak, buna sevinmemeli, keza bankalar sizin hatanızı yakalayıp size para takmak için her gün yeni bir yöntem yaratıyor(işleri bu, para üzerinden para kazanmak), hiç olmadı mevcut yöntemleri değiştiriyorlar, yeter ki sizi zayıf bir anınızda yakalasınlar veya öderken bir noktada hata yapın. Şunun altını çizmeliyim. Bankaların en büyük kârı “insan hatası” üzerinden yapılan kârlardır. Bunlar her yıl trilyonları bulur. Bu nedenle de bankalar size sürekli olarak kredi veya kredi kartı vermek isterler. Cep mesajları, emailler ve reklamlarla da her seferinde “krediniz hazır” vb. kandırmacalar ile sizi tuzağa düşürmeye çalışırlar. Onlar için kredilerini düzenli ödeyen insanlar iyi müşteri değildirler. Kısacası, onlar asıl ödeme darlığı olanların bu darlıktan hiç çıkmaması için çalışırlar içten içe ve asıl kârı da bu insanlardan yaparlar. Yani düşene tekmeyi bırakın, köteğin kralını atarlar aslında.

Amerika’da yaşayan zavallı insanları kendi hükümetleri hayal kurdurup sincap gibi bir tekerleğin içinde çevire dursun, ülkemizde bir Amerikanlaşma çabasını hemen hepimiz gözlemliyoruzdur. Markalar “ingilizce”, günlük laflar yine aynı, hatta Ankara’da yeni siteler yapılıyor isimleri tamamen ingilizce, “Next level”, “West gate” ve bunun gibi daha bir çoğuna siz de rastlamışsınızdır. Neredeyse ufak bir ABD’yiz yani. Bunlara ne gerek var diye tam da düşünürken, yine Ankara’da her zaman döner yediğim Ankara dönercisinin ismini “Donerland” diye değiştirdiğini görünce, adama hemen sordum. “Yahu neden bu isim değişikliği?” diye. Adam da kendince haklı, söylediği cümle aynen şu. “Abi satışlarımızda en az %10-15 fark etti”. Düşünün sadece ismi değiştiriyorsunuz, başka hiç bir yatırım yok ve bu kadar extra müşteri geliyor. Yani bu durumda siz de olsanız aynı davranışta bulunmazmıydınız?

Olay aslında bizim özgüven eksikliğimizden kaynaklı aslında. Hepimiz Amerikan filimleri ve Amerikan propagandaları ile büyüdük ve herşeyin en güzeli onlardaymış havasında, işte Baywatch’ta en güzel cankurtaran kızlar, herkesi öldüren “Rambo”, en kahramanlar “Süpermen, Spiderman vb.”  ve tabii en akıllıların çıktığı üniversiteler “MIT, Harvard” bizim tarafımızdan da gayet iyi bilinen Amerikan değerleri oluverdi. Tüm bu beyin yıkamasının sonucunda da, isminde ingilizce geçen herhangi bir şeye daha iyiymiş gözüyle bakıyoruz. Adamlar bizden her konuda (tabii filimlere dayanarak konuşuyorum) daha iyi ya, eğer isimde ingilizce bir unsur varsa kesin o ürün de, işletme de çok iyidir diye düşünüyor istemsiz programlanmış Amerikanize beynimiz. Hele hele ürün Amerikan malı ise, ohooo tadından yenmez.

Aynı propagandalar ile beyni yıkanıp Amerika’ya gitmiş, orada 15 sene yaşamış ve orada eğitim almış biri olarak şunu tek çırpıda söyleyeyim. Hepsi yalan. Üstelik tüm bu yalanlara, kendi insanlarını da inandırmışlar ya, asıl buna inanması zor gerçekten. Amerikada gördüğüm birçok insan daha Amerika’dan dışarı çıkmamış, “en iyi ülke burası” diyor. O derece yani. Sincapların programı 100% çalışıyor, problem yok, çarkı çevirmeye devam.

Bu aslında bir nevi savaş, keza artık savaşlar bu şekilde yapılıyor. Toplumların değerlerini kirletip, diğer yandan onların beyinlerini ele geçirerek. Bu da öncelikle film ve diziler ile bize çocukluktan itibaren büyürken günlük dozda enjekte ediliyor ve istemeden Amerika’lı herşeyi bilir, en akıllı, en güçlü odur, en iyi ülke Amerika gibi, unsurlarla programlanıyor.

Öncelikle sayın Ankara’lı insanlarımız, sizin Anadolu’dan hiç kopmamış, daha geleneksel ve daha özdeğerlerimize bağlı olduğunuzu düşünerek söylüyorum. Bu tip propagandaların öncelikle farkına varalım ve bunlara da en azından Başkent’imizde prim vermeyelim. Günlük alışverişlerimizi yaparken Türk menşeili, Türkiye’de yapılmış şeylere öncelik verelim. Reklamların çoğunluğu yine bu tip yabancı firmaların tekelinde olduğunu unutmayalım. Mümkünse Ankara’da yapılmış ürünleri tercih etmek bile, Ankaralı üreticileri teşvik edecek ve şehrimizin ekonomisi açısından çok daha iyi olacaktır. Ankara balı, Ankara mantarı, Nuh’un Ankara makarnası, Ayaş domatesi ve daha birçok ürün Ankara ve civarı ilçelerinde üretiliyor.

Umarım biz de birgün gelir kendimizi aşar, gerek filimlerimizle, gerek insanlarımızın kendilerine olan özgüvenleri ile ve tabii özümüzü kaybetmeyerek sanal Amerikan mandasından tamamen çıkabiliriz. En büyük temennim budur.

Google’ın 18 Nisan teması Ankara’dan

Google Türkiye’nin düzenlediği “Türkiye’nin Harikaları” temalı logo yarışmasında, halk oylamasıyla birinci seçilen Ankara Gazi İlkokulu 4. sınıf öğrencisi Melisa Çağlar’ın tasarladığı logo, Turizm Haftası kapsamında 18 Nisan 2013’te  Google ana sayfasında yer almaya hak kazandı…

Temayı aşağıda yarın da google ana sayfasında görebilirsiniz :

google-ankara-tema

Keman kursu mağduru Ankara’lı Mertcan’ın videosu

Ailesi tarafından 9 yaşına kadar evden dışarı çıkarılmamış, mecburen elektronik oyunlara kafayı sarmış, sonrasında da keman kursuna yazdırılınca sinirlenen Ankaralı Mertcan’ın ailesine çektiği video. Çok güldüm 🙂