Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Mogan Gölü kirlilik ve koku

Burada yaşayanlar bilirler, Ankara’da doğru dürüst hafta sonu gidebilecek, yakında olan açık alanlar sınırlıdır. Deniz olmayınca tabii bu tip açık alanların çoğu genellikle yeşillik noktalar ve bunların içinde sulak alan olarak birkaç önemli noktamız var. Ankara’nın bu jeolojik dezavantajı özellikle göllerin önemini arttırmaktadır. Ankaralı’nın kolayca ulaşabileceği iki tane gölü var, malûm. Biri Eymir gölü, diğeri ise Mogan gölü. Bu iki göl aslında ufacıklar ama elimizde olan su birikintilerinin en büyükleri bunlar ve çaresiz biz de bunlarla idare etmek ve bunları korumak durumundayız. Gerçi, Büyükşehir Belediye Başkanı’nın seçim vaatleri arasında, Eskişehir benzeri bir ırmak vb. projesi vardı ama daha şimdiye kadar bununla ilgili bir gelişme duymadık veya görmedik.

Geçenlerde hafta sonunda Mogan gölüne gitmiştik, birkaç arkadaş. Gitmez olaydık keza bırakın gölü, tüm Gölbaşı’na girince başlayan kanalizasyon benzeri koku sizi kendinizden alıyor resmen. Göle bakınca artık kolayca görülebilir bitkiler acaba gölün tamamında aynı mı diye bir sandal kiralayıp gölü neredeyse bir baştan diğerine gezdik ve gördük ki tüm gölde bırakın bi canlının yüzmesini sandalın bile gitmesi çok zor. Birkaç arkadaş olunca, nöbetleşe ve biri kürek çekerken diğerleri sarmaşıklardan kürekleri kurtararak ilerleyebildik ancak! Göl üzerindeyken hissedilen kesif koku ile bayılmamak için kendinizi zor tutuyorsunuz desem abartmış olmam, emin olun. Size gördüğüm manzarayı gölün altını tam çekemediğim için yansımalarla ancak bu kadar çekebildim.

mogan gölü kirlilik

Üstü böyleyse, altı nasıldır artık siz tahayyül edin. Ankara’nın zaten limitli su manzaralarından birini de kaybetmek üzereyiz, bu açıkça görülüyor. Buna ivedilikle bir çare bulunması gerekir ve tabii bunun bir daha tekrarlanmaması için alıması gereken tedbirlerin biran önce alınması da çok önemli keza durum alarm veriyor. Bu olay daha önce de tekerrür etmişti diye hatırlıyorum ve bir temizlik yapılmıştı ama kirlilik tekrarlamış görünüyor. Bu neden tekrarlıyor onun hakkında bir bilgimiz yok ancak bu seferkinde temizlik ve bunun idamesi en baştan tam ve eksiksiz planlanırsa benzeri bir olay bir daha gerçekleşmez ve Ankara’nın güzide bir noktası kurtarılmış olur diye umuyoruz ve yetkili insanlarımızdan güzel Ankara’mızın bu problemine kalıcı bir çözüm bekliyoruz.

Özgün kültürlü AVM’ler, görgülü nesiller

Cepa ve Kentpark AVM logolarıAnkaralılar bilirler, Eskişehir yolunda Cepa Alışveriş Merkezi ve Kentpark Alışveriş Merkezi vardır  ve bunlar yanyanadırlar. Bitişik ikiz konumda ama ayrı yönetimli AVM durumu Türkiye’de ve hatta belki de dünyada tek bile olabilir. En azından ben buna benzer bir örnek bilmiyorum. Başka yerlerde ihtiyaç varken aynı noktaya iki tane birden açılması durumu biraz tuhaftı ilk başlarından beri zaten.
Ankaralılar bilirler Cepa alışveriş merkezi 2007 yılında yapılmıştı ve açıldı sonrasında ise nasıl olduysa gerekli izinler çabucak alınarak 3 yıl sonrasında Kentpark AVM tam da bitişiğinde bitiverdi. Biz bile “yine mi AVM” diye şaşırmıştık keza Kentpark’ın bulunduğu alanın konut veya iş merkezi filan olacağı konuşuluyordu, o zamanlar.

Taa o günden beri aralarında bir rekabet oluşmuştu haliyle, bu kadar yakında da olunca bu zaten kaçınılmaz oluyor. Bu rekabetin son örneğini düzenledikleri etkinliklerde gördük. Önce geçen yıl Ramazan ayında Kentpark bir mehteran takımı etkinliği ve gösterisi düzenledi
Sonrasında da ise CEPA, 18 Mart Çanakkale Şehitleri Haftası’nda hemen cevabı yapıştırdı ve Atatürk ve silah arkadaşlarını anma etkinliği ve gösterisi ile cevap verdi.
Yani Osmanlıcı bir yapı ile Atatürkçü bir yapı atışması şeklinde gerçekleşti bunlar sanki ya da biz öyle algıladık! Arkasında politik bir güdü varmıydı bilemiyoruz ancak ikisi de kanımca çok eğlenceli olmuştu ve kurguları da süperdi. Böyle tatlı atışmalar ve rekabetler her zaman müşterilere fayda sağlar ve aşırıya kaçılmadıkça bunun devamlılığı da sağlanmış olur. Bu etkinliklerde bence öyle olmuş. İnsanlarımız eğlenmiş ve tarihimizle ilgili çocuklarımızın dimağlarında güzel anılar yaratmışlar beraberce.

AVM toplumu olduk malûm. Bu gibi etkinlikler kültürel unsurlarımızın altının çizilmesi, alışverişe endeksli bir AVM değil, toplumu eğiten, eğlendiren ve mutlu eden AVM’ler oluşması açısından da önemli bir adım bence. Bu merkezlerin Türkiye’ye ve hatta bulundukları şehirin gelenek/göreneklerine göre özgünleşmesi yönünde de olumlu katkı sağlar. Biribirine benzeyen AVM’ler değil de kendine özgü unsurlar barındıran, değişik renklerde, dokularda, kültürel özelliklerde ve etkinliklerde bulunan AVM’ler en büyük dileğimiz.

İki küçük ağaç kurtarmak ister misiniz?

Ankara ağaçBu hafta ne yapıyorsunuz? Hafta sonu vaktiniz var mı? Peki bir küreğiniz var mı veya ödünç alabileceğiniz bir kişi?

Tüm bu soruları neden mi soruyoruz? Çünkü bu hafta sonu çok anlamlı bir olayın kahramanı olabilirsiniz. Malûm Ramazan ayındayız ve tüm yaşayan varlıklara merhamet ve içtenlikle yaklaşmamız bu ayın ruhunu yaşatmamız bizim için ve sonraki nesillerimiz için önemli. Tüm canlılar deyince bizim hemen aklımıza insanlar dışında, hayvanlar geliyor haliyle. Tabii ki onlar da önemli ancak bu sefer bir seviye daha üstten düşünüp  resimdeki 2 küçük ağaca yardımcı olmak ister misiniz? Bu ağaçlar bir altgeçitin altında muhtelemen kendi kendilerine var olmuşlar ancak siz onları kurtarmasanız sonları ya belediye tarafından kesilme ile sonlanacak ya da kuruyacaklardır en iyi ihtimâlle! (Resimde gördüğünüz üzere yakında olan ağaç biraz daha büyük ve üstgeçide dayanmış durumda, diğeri ise kırmızı beyaz afişlerin yapıştırılmış olduğu yolun karşısındaki altgeçit ayağının kenarından fışkırmış)

Ağaçların potansiyel olarak altgeçide zarar verme ihtimâlleri de yüksek. Büyümeye çalışan ve kalınlaşan ağaç, hâliyle altgecide nüfuz etmeye, parçalamaya veya hiç olmadı yanlarından yükselmeye çalışacaktır. Bu ağaçlar onlar için uygun olmayan bu ortamda bile hiçbir bakım olmadan büyümeye çalıştıklarına göre düşünün bir de açık ve güzel bir alanda ne kadar da güzel olurlar.

Hatırlıyorum ortaokuldaki ağaç dikim etkinliğinde bir minik çam ağacı vermişlerdi elime ve ben bu ağacı diktikten sonra “benim ağacım” diye gururlanmıştım. Hatta okulumuza 400-500 metre uzaklıkta bulunan “benim ağacımı” 1-2 kez ziyaret bile ettim ama tabii ağaç ektiğimizde çok küçük olduğundan ve malûm Ankara iklimi ile bunların büyümeleri çok zaman alıyordu ve büyük bir gelişmeyi öyle çabucak göremiyordunuz. Son olarak bu ağacı 2 sene evvel ziyaret ettim nihayet kocamandı ve harika görünüyordu. Tam 20 yıl civarında sürmüştü ama benim için gurur vericiydi. Zor ortamlarına rağmen büyüme çabasında olan bu ağaçlar ise zaten bayağı bir gelişmiş ve doğru yere giderlerse bence 2-3 yıla kocaman olurlar.

Bir dikili ağacınız olsun istiyorsanız, Ramazan ayının verdiği çoşkulu duygularla bu iki güzel ağacı kurtarmak her anlamda pozitif bir etkinlik olmaz mıydı sizce de? Hem bu ağaçları kurtararak sevap kazanın, hem ülkemize 2 güzel ağaç daha kazandırın hem de bu ağaçların ileride köprüye veya trafikte doğurabileceği hasarları şimdiden önlemiş olun. Bu vesileyle de toplum için, kendiniz için ve Ankara için iyi bir şey yapmanın hazzını yaşayın. Ne dersiniz?

Not: Resimden çıkarmak zor olabilir. Bu ağaçlar Gordion Alışveriş Merkezi’nin olduğu altgeçitte bulunuyorlar.

Nefesiniz düşlerinizle demlensin, sonra seyreyleyin dünyayı

tavuskusu-tuyu-nefes-yasam-akademiHepimiz ve aslında canlı olan her varlık doğumumuz ile birlikte nefes almaya başlıyoruz ve bu son nefesimizi verene kadar programlanmış olarak devam ediyor. İki nefes arasında yaşadıklarımıza da hayat diyoruz. Nefes almak için özel bir çaba sarfetmediğimiz için de önemsizmiş gibi özensizce yapıyoruz ve bunun önemini de herşeyde olduğu gibi ancak kaybedince anlıyoruz.

Ufak bir çocuğa uyurken bakarsanız onun ne kadar huzurlu bir şekilde nefes alıp verdiğini deneyimleyebilirsiniz. Hatta uyurken onu uzunca bir süre izlemiş olanlarımız bile vardır keza bu huzur insanı iyi hissettirir gerçekten. Çocukken eminim biz de aynı onlar gibiydik ve nefes alıp verirken bu ritmi yaşanmışlıklarımızla bir süre sonra bozacağımızı ve hatta kaybedeceğimizi hiç düşünmedik bile! Ama tabii hayatımızın programı anne ve babamızın yanlış öğretileri, toplumdan aldığımız yanlış dersler, TV’de, gazetede gördüklerimiz, okuduklarımız ve daha bir çok dış unsurla bozulup kirlenirken ne yazık ki nefesimiz de düzensizleşiyor hatta benim durumumda bazen tamamen kesilebiliyordu! Hayat içinde ilerlerken bu kirlilik sadece nefesimiz üzerinde olmuyordu tabii, ruhumuz da kirleniyor ve kararıyordu adeta. Özellikle de hayat içinde bir inancımız yoksa veya bir arınma yöntemini benimseyemediysek bu kirlenme çok daha hızlı ilerleyip daha vahim bir durum alabiliyor. İşte hergün gazetelerde okuduğumuz içimizi burkan olayların failleri hep bu hayatın kirletmiş olduğu insanlar aslında! Onların içindeki çocuk ta aynen sizin ve bizim gibi doğdu ve tertemizdi. Sonra olanlar ile o çocuk büyüdü ve bizim suçlu olarak nitelendirdiğimiz kirlenmiş ruha dönüştü. Zaten hukuken de o çocuktur aslında idam etmek istemediğiniz. Çünkü o her çocuk gibi masumdur ve onu öldürmek varoluşunuza ihanettir bir nevi !

Şimdi gündemde bu kadar konu varken bu soyut konu nereden çıktı diye düşünenler için hemen söyleyeyim. Bu hafta sonu bir nefes seminerindeydim. Evet evet, ben de aynı sizin gibi düşünmüştüm. “Nefes’in semineri mi olur?” diye! Yıllardır uyku apnem olduğundan bir çıkış ararken hayatın karşıma çıkardığı birşeydi bu. Nefesle ilgili olduğuna göre ve apne de malûm ilintilidir düz mantığı ile bu seminere katılmaya karar verdim. Seminer bu hafta sonuydu ve bir otelin -2. katındaydı. Hatta “bodrum katta büyük ihtimâlle pencere bile olmayan bir yerde ne tür bir nefes olayı gerçekleşebilir acaba?” diye de düşünmedim değil, itiraf edeyim. Nefes denince benim aklıma hep açık hava geliyordu ve böyle bir önyargım vardı.

Önce gittiğim ortamı tasvir edeyim. Sanki kadınlar bir altın günü düzenlemişler, devamlı konuşma halinde olan bir dolu kadın ve aralarında konuşmadan adeta “biz ne yapıyoruz burada yav?” diye kendilerine sorarmışçasına etrafa şaşkınlıkla bakan 2-3 erkekten oluşmuş bir insan topluluğu düşünün. Kadınlar hazırlanan yiyecekleri tabaklarına doldurmak ile meşgulken bir yandan konuşuyor, yiyiyor ve gülüşüyorlar, ben dahil diğer erkekler ise biraz iğreti ve biraz da korku dolu bir şekilde ortamı izliyormuşuz gibi yaparak bunu farkettirmemeye çalışıyorduk. Hatta “acaba benim ağzıma dolmayı ne zaman ve kim tıkıştıracak?” diye düşünmüyor da değildik sanki! Keza daha önce hiç altın gününde bulunmamıştık ve tecrübesizdik bu konuda!

Seminer zamanı gelince içeri girdik ve olay başladı. Tekdüze bir başlangıçtı, bildiğim şeyler pozitif düşünce vb. konulardan bahsediliyordu ve bir sunu ile girizgâh yapılıyordu. Tam ben burada uyuklarım derken birden ayağa kalkmamız istendi ve müziğin sesi açılıverdi! Erkeklerin hayretle bakışları arasında neredeyse tüm kadınlar delirmişçesine dansetmeye başladılar. “Hah” dedim içimden.. “şimdi tam oldu işte!”. Günlerde karnı doyan kadınların yemekten sonra bu tip davrandıklarını annemden duymuştum ufakken. Hatta daha sonra koçlardan biri olduğunu öğrendiğim adama para bile yapıştırılabilir kıvama gelmişti. “Adamı da delirtmişler herhalde!” diye düşündüm. Feci bir enerjiydi, yani! Anlatılmaz yaşanır derler ya. Öyle bir durumdu tezahûr edenler. Bende çaresiz birkaç spor benzeri hareket yapmaya gayret gösterdim keza göbek atma baskısını ensemde hissedebiliyordum ancak iğreti ruh hâlim devam ediyordu. Neyse bu olay fazla uzamadı bir şarkı dozunda, yaklaşık 4-5 dakika gibi sürdü, dolma olayını atladık ve yerlerimize oturduk. Mutlu olmuştum ama garip bir düzeyde!

Sonra olanlar ise benim için yorucu ancak bir o kadar da eğlenceliydi. Hatta yorgunluktan ve “oksijen kafasından” yemek aralarında aç kurt gibi ne bulduysam yedim, 2 günde 2 kilo almışımdır kesin 🙂 Hani pikniğe gidersiniz de açık havada koşturur, yorulur ve bir kuzuyu bile yiyebilir kıvama gelirsiniz ya, benzer bir efekti burada yaşadım.

Benim için asıl seminer uzandığımız ve gözümüzü kapattığımız zaman başladı diyebilirim. Sadece nefes alıyorduk aslında ama teknikler, öğretiler ve arka plandaki müzik,koku vb. unsurlar ile mutlu/huzurlu oluvermiştim. Arada bir egzantirik tonlamalarla utopik bağırışlar gerçekleştiren kişilere kasılarak gülmelerimi saymazsak genelinde güzel, pozitif ve enerji verici bir deneyimdi.

melek-kanatlari-sembol-nefes-egitimi-ankara

Seminere katılanlarla ilgilenen bir dolu melek vardı aslında orada. “Melek” diyorum keza hepsi ayrı ayrı süperdiler. Onlardan bazılarını diğer katılımcılar üzerinde çalışırken göz bandımı aralayarak izledim ve özverilerini görebiliyordum ve hissedebiliyordum. İsteyerek ve yardımcı olmayı seçerek gelmişlerdi gerçekten, bu o kadar aşikârdı ki! Sırf bu güzellikleri görmek bile katılımcıları mutlu ve güvenli hissettiriyordu, buna eminim.

İnsan olarak aslında hepimizin içinde bir melek var diye düşünmeye başladım artık, ancak bunu ortaya çıkarmayı bilmiyoruz veya beceremiyoruz. Bazen de bir kalkan olarak mesela babamın yaptığı gibi asabi olmayı veya öyle görünmeyi seçiyoruz. Ya da benim yaptığım gibi mesafeli davranmak ta bu kalkanlardan biri aslında. Çok yazık.. değil mi? İnsanların içindeki küçük çocukta ve dünyada bu kadar iyilik varken  büyürken ruhumuzu yavaş yavaş kirletiyoruz hatta bazı durumlarda da kirletiliyoruz, sonrasında da diğer insanları bunu dışa vurarak olumsuz etkiliyoruz. Aslında hepimizde var olan kanatlarımızı bazen en yakınımızdakilere bile göstermiyoruz veya göstermekten korkuyoruz. Hrant Dink’in de hissettiği gibi aslında birer ürkek güvercin gibiyiz bu hayatta. Halbuki herkesin kendi gibi olduğu, korkmadığı ve özgür olduğu bir dünya ne kadar güzel ve temiz olurdu bir düşünün. Tassavvuru bile huzur veriyor…

Bu seminerin aslında bilincinde olduğum ama bilinçaltıma kabûl ettiremediğim şeyleri bir kez daha deneyimlememe sebep olduğunu ve o anlamında da muhteşem olduğunu söylemeliyim. Ankara’da ve hatta Türkiye çapında hafta sonlarında bir alışveriş merkezinden diğerine giderek vaktini pervasızca harcayan insanlarımıza bu deneyimi kendilerine hediye etmelerini kesinlikle tavsiye ediyorum. İki gün boyunca süren güzel duygularla uzun bir “nefes banyosu” yapmış ve arınmış hissediyorsunuz. Sonunda da en güzel ödül olan “çocuk gözlerinize” kavuşuyorsunuz. Berrak ve sonsuz gözler bunlar ve dünya bir başka güzel görünüyor bu temiz gözlerle bakılınca. Renkler daha parlak, her gördüğünüz insana sarılmak istiyorsunuz ve doğanın seslerini, kuş cıvıltılarını daha net duyabiliyor, muhteşemliği hissedebiliyorsunuz.

PS: Nefes ve Yaşam Akademisi’ne buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

Ankara’nın en iyi eğlence mekânı, Meşrep Plaza – Balgat

meşrep logoGeçenlerde bir şirket yemeği için bu mekânda bulundum. Burası eski “Piyano” isminde bir mekândı. Şu an işletmesini Meşrep isimli Ankara’da daha önceden diğer mekânları ile tanıdığımız bir şirket devralmış. Meşrep Plaza ismi ile anılan mekân Ankara’nın tam ortasında; Balgat’ta. Park yeri problemi yok ve park ücretsiz üstelik vestiyer servisi de yine tamamen ücretsiz bunu öncelikle belirteyim keza bu diğerlerinde bulamayacağınız güzel bir özellik.

Mekâna ben akşam 7:30 gibi gittim ve henüz hiç bir şey başlamamıştı, mecburen geyik gibi beklemek zorunda kaldım :/. Operasyon 8:30-9:00 gibi başlıyor ve insanlar da bu saatlerde geliyorlar aslında, keza burası sabah 2:30’a kadar açık. Diğer mekânlar en geç 1:00’de kapanırken burası bağımsız bir alan olduğundan sabah 2:30’a kadar bilfiil çalışıyor. Bunu bizzat deneyimledim, 2:20’de mekândan çıktığımda, müzisyen halâ şarkıya devam ediyordu. Ortam sade döşenmiş, siyah beyaz ağırlıklı ancak led ışıklandırma ile gece çok daha güzel bir görünüm alıyor. Bu ışıklar gece boyunca da değişerek güzel ambianslar yaratıyor. Müzik olarak ta önce Alaturka başlıyor, bu arada yemeğinizi yiyiyorsunuz ve sonrasında ise Pop’tan Ankara havasına kadar her türlü müzik çalıyor. Aralarda da yabancı müzik tercih edilmiş. Garsonlar nazik ve gayet ilgililer. Mekânın işletmecisi de düzgün ve pozitif bir insan, genellikle eğlence mekânlarında görmeye aşina olduğumuz mafya görüntülü, suratsızlardan değil.

Biz C.tesi gecesi oradaydık yerli içki ve yemekler vb. dahil kişi başı 75-90 TL civarında gününe göre değişen bir ücret ödüyorsunuz ki bunu tam olarak hakediyor burası, pahalı değil kesinlikle. Ortam basık ve iç daraltıcılıktan uzak ferah bir tavan ve masa geçişleri bile düşünülmüş, masalarda “m” amblemli runner olarak bilinen örtülerden serili gayet şık. Yemeklerini de beğendim hem et hem tavuk olan bir sıcak tabağı öncesinde içli köfte-sigara böreği ara sıcak ve bolca da meze geldi. Tabii sonrasında da güzel bir meyve tabağı. İçkileri de tamamen orjinal direkt şişeden boşaltıyorlar diğer bazı mekânlar gibi bardaklar dolu bir şekilde gelmiyor.

Ankara’da şu ana kadar gittiğim en güzel eğlence mekânıydı diyebilirim. Çok eğlendik, hiç bir olumsuzluk yaşamadık. Başkentimiz güzel ve nezih bir eğlence mekânı kazanmış diyebilirim, umarım böyle devam eder ve bu kaliteyi hiç bozmazlar.

Adres: Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu Terası Türkocağı cad. Balgat / Ankara
Telefon :0 (312) 438 55 53 – 54

Size burada çektiğim bir resmi de paylaşayım, fikir versin.

ankara eğlence mekanları, meşrep

 

 

31 MAYIS Gezi Demokrasi Bayramı Kutlu ve özellikle MUTLU olsun.

gezi-demokrasi-bayrami

Bir Ankara’lı Ethem Sarısülük ve tüm gezi şehitlerimizi anıyoruz. 31 Mayıs Kutlu Olsun.

24 saat yaşayan şehir: ANKARA

Bu vaat bildiğiniz üzere Belediye Başkan Adayı olan Sn. Mansur Yavaş’a ait (yukarıda video’da bu vaadi izleyebilirsiniz) ve tüm Ankaralı insanlarımızın da aslında bir nevi hayalî. Yurtdışında ünlü şehirlerin büyük bir kısmı 24 saat yaşayan şehirlerdir. Fazla uzağa gitmeye gerek yok, en yakın örnek İstanbul. Ankara’dan İstanbul’a, hatta tüm şehirlerimizden İstanbul’a olan göçte aslında İstanbul’un bu özelliğinin önemli katkısı vardır. Neden mi? 24 saat yaşayan şehirlerde iş olanakları daha fazladır. Esnaf mutludur. Turist mutludur. Bu şehirlerin reklamı daha çok yapılır. 24 saat yaşayan şehirlerde yapılabilecek şeyler çok, gidilebilecek yerler fazla ve tabii yaşanabilecek güzel anıların ihtimâli fazladır. Bu da mutlu insanlar ve mutlu bir şehir demektir. Bu mutluluğun yansıması ve pozitif ortamın etkisiyle de o şehrin işgücü de gelişir, ekonomisi de.

Kim daha kolay iş bulabileceği ve daha mutlu olabileceği yere gitmek istemez ki! İstanbul’a olan talebin en büyük nedeni de bu değil mi zaten? O zaman da tabii bu şehire her şeyin 3 tanesi bile az gelir. 3. Köprü, 3. Hava alanı ve hatta kanal ile İstanbul’u 3’e bölmek vb. korkunç boyutta işleri yapmak gerekir. Peki bunun yerine diğer şehirleri daha cazip hale getirmek daha mantıklı olmaz mıydı? Mesela Eskişehir’in yaptığını , diğer şehirlerimiz neden yapamasın ki? Sonra da “Ankara’ya yurtiçi ve yurtdışından talep yok” diyoruz. Bu talebi artırmanın en kolay yollarından biri şehrin dokusunu güzelleştirmek, kültürünü artırmak ve tabii bunları 24 saat yaşatmak değil midir? Neden diğer ülke ve şehirlerin yıllar önce düşündüğünü biz Başkentimiz için düşünemedik ki?

24 saat yaşayan caddeleri bir düşünüyorum da, canım Ankaram için bence müthiş bir geliştirme olur. Bestekâr sokak, Tunus Caddesi, Kennedy ve hatta Tunalı Hilmi Caddesi’nin 24 saat canlı ve heyecanlı olduğunu bir düşünün. Daha mutlu gençler, turistler, daha mutlu esnaf ve kolay iş bulabilen insanlarımız ile Ankara bir cazibe merkezi oluverecektir.

Yurtdışında bir çok ülkede 24 saat açık marketler vardır, hatırlıyorum Amerika’da kaldığım günlerde Walmart isminde bir mağaza zinciri vardı, ayrıca yine 24 saat açık “Star Market” adında kocaman bir Grossmarket vardı ve çoğu günler buradan gece yarısı saat 3’te bile alışveriş yapmanın zevkini yaşardım. Hatta bazen o saatlerde kalabalık olurdu ve kasiyerlerde sıra bile beklerdim . Bazen arkadaşlarla “Dunkin Donuts” adında Amerika çapında zincir bir cafe’ye gider sabaha kadar muhabbet ederdik. Hey gidi mutlu günler 🙂

Bence bu tip lokasyonların 24 saat aktif olması Ankara’nın ekonomisinin canlanması bir yana insanlarımızı da “Ankara çok mal bi şehir abi, 12’den sonra bir şey yapılmaz, bir tek barlarda içki içilir o da en fazla 1-2’ye kadar” mentalitesinden kurtarabilir. Tabii toplu taşımın 24 saat çalışması da yine süper olur. Belediye Başkan adaylarımızdan bununla ilgili de vaatler var. Bu da yine insanların özgürlüklerini artıracak, onların bu tip mekânlara ucuz ve hızlı gidip sonra yine aynı hızda ve ucuzlukta evlerine dönmelerini sağlayacaktır.

Yani gece yarısı kahve de içebilirim, hamburger de yiyebilirim ve hatta evimin alışverişini bile yapabilirim. Bunu bilmek bile hiçbirini yapmasak insanı mutlu eder. Zaten, kanunlar çerçevesinde, diğer insanlara zarar vermeden yaratılabilen “daha fazla özgürlük” hangi insanı mutlu etmez ki? Yine unutmadığım bir anım Amerika’da bardan çıkardık ve acayip karnımız aç bir vaziyette en yakın McDonalds’a adeta saldırır, her birimiz 3-4 hamburger yerdik. Bu da yine güzel anılarımın arasındadır. Ankara’yı düşünelim … bir tek 24 saat yaşayan yer var o da Çiftlik kavşağındaki yol üstü kokoreççileri, hepsi bu. Her semtte bir veya birden fazla hamburgerci, cafe veya market 24 saat açık, neden olmasın ki? Sadece yurtdışında büyük çaplı marketlere saat 24’ten sonra bir güvenlik bulundurma zorunluluğu getiriliyordu, o kadar. Bu tip işyerleri de bunu seve seve kabul ediyorlardı keza yaptıkları kâr ikiye katlanmasa bile en azından 1.5 katına çıkıyordu. Walmart’ın mesela Dünya çapında olmasının en büyük nedenlerinden biri aslında 24 saat açık olma özelliğiydi bence.

Her daim ışıl ışıl yaşayan, özgür bir Ankara… Gerçekten de bizim özlediğimiz bir portre bu. Esnafımız, seyyar satıcılarımız ve hatta taksicilerimiz bile bundan faydalanacak, en önemlisi mutlu, deşarj olmuş insanlar ile Ankara aslında o zaman bir başka güzel olacaktır. (Dandik binalara led ışık takarak değil !)

BlogAnkara’nın seçimi En iyi Türk grubu, DUMAN sahnede

duman-konser-25ekim-ankara-jollyjoker

Ankara’da doğan bir grup olan Duman’ı teee ünlü olmadan bilirim ve tanırım. Ankara’da Planet Müzik’te konser öncesi çalışmalarını, provalarını vb. yaparlardı ve o zamanki menejerleri olan Serkan’ı da tanırım, ODTÜ’lüdür ve süper bir insandır. Aslında hepsi teker teker çok iyi kişilikler ve efendi çocuklardır. Müzikleri de her zaman güzeldir, bağımlılık yapar ve yıllardır zevkle ve zaman zaman kendim de katılarak eski şarkılarını bile zevkle dinlerim. Türkiye’nin bana göre en iyi grubu uzun yıllardır Duman zaten artık pek bir grup ta çıkmıyor, ya da kısa sürede dağılıyorlar. Hepsi gurubu bunun en yakın örneği malûm.

Cuma günü yani 25 Ekim 2013’te burada, doğdukları şehir Ankara’da olacaklar. Jolly Joker sahnesinde, eğer bilet bulabilirsem kesin gitmeyi istiyorum. Gidecek olanlara şimdiden iyi eğlenceler. Güzel bir Cuma günü etkinliği olacaktır, orası kesin.

Veteranlar ve Badminton. Amman Allah’ım!

ankara-badminton-veteran

Bu tabela’yı görünce önce normal bir spor karşılaşması duyurusu filan diye düşünüyor insan. Üstte de cümle “Ankara Büyükşehir Belediyesi” diye de başlayınca bir iki kez görmeme rağmen devamını okumamışım, ama asıl olay ondan sonra başlıyormuş meğer. Burada “Dünya Veteranlar Badminton Şampiyonası” yazıyor, tam olarak. Yani bir Dünya şampiyonası ve Ankara’da düzenleniyor. Büyük gurur! Bu da bir icraat güya!

Yahu “Badminton” diye bir Ata sporumuz vardı da, bizim mi haberimiz yoktu. Bu, Türk insanına “Amerikan Futbolu” seyrettirmek gibi bir şey heralde. Ayrıca “Veteranlar” kim? Sözlükten baktım “Emekli Asker” demekmiş ve ingilizce’den geliyor. Ama “Veteran” deyince daha bi havalı duruyor diye bu laf özellikle seçilmiş bence. Bilmeyen insan matah bir şey sanıp gelir diye düşünülmüş, keza “Emekli Askerler için yurtdışı menşeili bir spor dalı” nın şampiyonası için müşteri bulmak oldukça zor olurdu, muhakkak. İnsanlarımız daha basketbol maçlarına bile yeni yeni ilgi göstermeye başlamışken, Ankara’da bu tip bir etkinlik tam “Dam üstünde Saksağan, vur beline kazmayı” olmuş. Tahminim her türlü organizasyona talip olup, önemlilerini alamayan, ama kıyıda köşede kimsenin talip olmadığı spor dallarına “Bunu Ankara’da yapalım” diye talip olan ve bunu icraat gibi göstermeye çalışan Belediyelere, diğer ülkelerin bir nevi kakalaması diye görüyorum ben bunu, ya da diğer ihtimâl: “Bu bir kamera şakası”. Bi Badminton’umuz eksikti, tam oldu.

Drogba

Drogba, Gezi Parkı eylemlerinde en çok ünlü olan kişilerden biri oldu. Ünlü slogan “Sizde TOMA varsa, bizde de Drogba var”, artık resimli bir afiş oldu. Komik milletiz yahu 🙂

wehavedrogba