Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

İptal ettirmeye çalışan müşteriye SuperOnline’dan süper ayak oyunları

superonline-logo

Evde süper online’ı 1-2 sene evvel bizim apartmana gelip cihaz hediye vb. bir kampanya ile neredeyse tüm apartmana satmışlardı, ben de o zaman TTNet’ten bıktığımdan ve hızından da memnun olmadığımdan geçmeye karar vermiştim. Umudum Süper Online’ın biraz daha hızlı olmasıydı keza o aralar reklamlarında öyle olduklarını iddia ediyorlardı. Bir yılı aşkın bir süre geçti hızı iyi olmadığı gibi gitgide de kötüye gitti. Her aradığımda bir bahane bulup, sonuçta “üzerinde çalışıyoruz” havası yaratılıyordu ben de belki geçici bir durumdur diye her seferinde bunu yiyiyordum. Sonra UyduNet’i öğrendim. Gerçekten de 50K vey 100K gibi yüksek hızlara çıkabiliyorlardı ve hatta bunu birkaç arkadaşım denemişti. Ben de heyecanlanarak Süper Online’ı kapattırmak üzere başvurdum ve süper ayak oyunları bundan sonra başladı.

Müşteri hizmetlerini aradım bana “kapattırmak için bir bayimize gidin onlar size orada yardımcı olacaklar” denildi. Ama tabii bu arada belirteyim, Ankara’daki bayilerin sayısı sadece 2 ve her biri de Ankara’nın en ücra köşelerinde. Konutkent civarında olanı biraz daha yakındı diye oraya gittim ismi “Özlem Elektronik”ti. İçeri girdim ve talebimi ilettim. Ama oradaki bayan bana “müşteri hizmetlerini aramanız gerekir” dedi ve bir de modeminizi de getirmeniz gerekir diye de tembihlediler ama müşteri hizmetleri modeminizi de geri götürmeniz gerekir dememişti bu arada. Neyse nasıl olsa modem de lazımmış madem diye tekrar eve döndüm buradan müşteri hizmetlerini aradım. 15 dk. telefonda ağaç olduktan sonra cevapladılar. Onlara “yahu neden bana modeminizi de götürün demediniz” diye sordum ama cevaplayan çocuk “söylemiş olmaları gerekir” anafikri civarında dolaşmaya başlayınca ben “tamam neyse, ben üyeliğimi iptal ettirmek istiyorum. Özlem Elektronik’e gittiğimde bir sorun olmasın” deyince. Telefondaki çocuk “tamam efendim iptal başvurunuz zaten yapılmış, siz sadece oraya gidip modeminizi bırakabilirsiniz” dedi. Tabii benim için rahat işlerim filan da çıkınca bunu biraz erteledim 6-7 gün sonrasında modemi alıp Özlem Elektronik’e bir kez daha gittim. Bir de ne öğreneyim meğer 5 gün içinde getirmezsem üyeliğim tekrar yenileniyormuş. Modemi bırakayım bari dedim. Onu da almadılar. Müşteri hizmetlerini bu sefer oradan aradım yeniden iptal etmeleri için yine bir 15 dk bekleme ve sonucunda konuştuğum bayana “şimdi ben bayinizdeyim” dedim. O da “tamam ben başlattım siz onlarla geri kalan işlemleri yapabilirsiniz” deyince rahatladım ve “hah çözdüm” şeklinde düşünürken, bu sefer Özlem elektronik’te bulunan bayan “biz sizin imzanızı aldık ancak ikna süreci dahilinde sizi arayacaklar ve ancak ondan sonra iptalinizi tamamlayabiliriz” deyince benim telim attı. Artık saydırmaya başladım. Kadının müdürü geldi ve ben müdürün eline modemi tutuşturdum ve kadının resmini de çektim. Aşağıda görebilirsiniz.

ozlem-elektronik-superonline-cayyolu-ankara-iptal
Kadın ısrarla “ben bu modemi alamam burada kaybolur. İkna sürecinden geçin, sonra bir daha gelip modemi o zaman getirmelsiniz” diyordu. “Yahu böyle bir saçmalık olur mu?”diye itiraz ederken o hâlâ bana modemi geri vermeye çalışyordu. Ben ise kadına “Ben bu modemi size verdim, resminizi de çektim, verdiğime kanıt olarak. İptal ettirmek istediğimi söylüyorum ama siz bir daha gelin diyorsunuz. Burası zaten dağın başı ve benim buraya üçüncü gelişim. Artık daha fazla gelemem” dedim ve arabama doğru yürüdüm. Ama kadın ısrarcıydı. “Beyefendi! beyefendi! “ şeklinde arkamdan koşturdu. Ben tabii hiç oralı olmadım ve arabama bindim. Kadın ise kendinden beklemediğim bir hırsla “ben de modemi kaldırıma bırakıyorum” dedi. Ama ben de kararlıydım! Modemim Özlem Elektronik’in önündeki kaldırımda dururken ve kadının iki eli belinde bana kızgınlıkla bakar durur bir tabloda buradan ayrıldım. Tabii içimden SüperOnline’a bildiğim tüm küfürleri ediyordum, orası ayrı.

Yahu bu ne saçmalıktır. İnsana bu eziyet nedendir? Bir insan üyeliğini iptal ettirmek isteyebilir. Bu çok doğal. Olayı bu aşamaya getirmeye ne gerek var? Ayrıca şimdi bedava verseler bir daha SüperOnline’a geçer miyim? Türkiye’de bir tek onlar kalsa, internetsiz kalırım ama bir daha onlara geçmem! Müşteriyi bu noktaya neden getiriyorsunuz?

Bu vukuat bitince, ben de KabloTV hediyesi olan ve hızına göre çok uygun fiyatlı UyduNET’e geçtim ve internetim hiç olmadığı kadar hızlı oldu. Size de tavsiye ediyorum. Bu arada modemin akibetini merak ediyorsanız söyliyeyim, benim modemi kaldırımdan almışlar 🙂 Onu da nasıl anladım anlatayım ; Geçenlerde bir fatura geldi bana 150TL modem ücreti şeklinde Turkcell SuperOnline’dan. Müşteri temsilcisini aradım ve modemi buraya bıraktığımı söyledim ve elimdeki resmi de temsilciye yolladım. Hemen geri döndüler (şaşırtıcı bir hızla) ve “tamam efendim, modeminizi almışız bu fatura iptal edilecektir” dediler. Bu iş te böylece bitti. Yani umarım bitmiştir ve yeni bir ayak oyunu daha çıkmaz! Süper online gerçekten de süper! … miş,  bunu da anlamış olduk.

Yap, işlet, devret(me) !

köprü-gişeleri
Merhum Başbakanımız Özal zamanındaydı, ilk olarak bu deyimi duyduğumuz zaman. “Yap, işlet, devret”; Yabancı veya yerli bir firmaya bir işi ücretsiz yaptırmanın bir yöntemiydi bu aslında. Firma bir yapıyı ücretsiz kuruyor, bunu belirli bir süre (genellikle 20-30 yıl vb.) işletiyor. Buranın işletimi ile gelen parayı fazlası ile halktan topladığı ücretlerle geriye kazanıyordu. Bu sistemle özellikle otoyollar ve köprüler, Sn. Özal döneminde “Yok sattırmam, yok satarım” tartışmaları ile en sonunda satılmıştı. O zamanlar ekonomimiz kötü olduğundan ve bunları yaptıracak bütçemiz olmadığından, bu sistem çok kullanıldı. Günümüz yönetimleri bunu eskisi kadar yoğunlukta kullanılıyormu bilemiyorum, ama o zamanlar satılan otoyollar ve köprüler şu anda da, ilginçtir ki halâ ücretli, hatta o dönemden bile daha fahişt fiyatlarla. Aslında bu sisteme göre o dönemde işletilmeye verilmiş olan otoyol ve köprülerin devlete devredilmiş olması gerekir, keza 30 yıldan çok daha fazla zaman geçti bunlar satılalı. Eminim bunlar devredilmiştir, ancak bu sefer her yeni gelen hükümet veya belediye bunu bir kazanç kapısı olarak kullanıp ya bizden para almaya devam ediyor, ya da bunların işletmesini yine birilerine satarak buradan para kazanma yöntemini seçiyor olmalılar. Keza şu ana kadar bedava hale gelen bir köprü ve otoyol görmedik.

Bu mentalite dahilinde yaptırılan yapıların tümü kendi parasını çıkardıktan sonra tamamen ücretsiz olur ve çağdaş ülkelerde bu hep böyle halkın menfaati ile sonlanır. İnsanların kendi ülkesi içinde otoyolları, köprüleri ile mali boyutunu düşünmeden, OGS, KGS, HGS ve köprü sırası beklemeden, özgürce seyahat edebilmeleri onların en tabii vatandaşlık hakkı değil midir zaten ? Tabii bu yazıyı okuyanlar, eminim otoyolların düzgün olarak korunması ve bakımı için paraların nereden geleceğini merak ediyor olabilirler. Hemen belirteyim; Bence bunu devlet karşılayabilmeli! Zaten bu yolları bedavaya mâletmişiz, devir sonrasında ilgili belediye kendi sorumluluğu dahilinde olan otoyolun tamiratını veya bakımını yaptırabilmeli kanımca. Diğer bir çözüm ise buradaki konaklama tesislerini kaynak olarak kullanıp, onlardan bir şekilde otoyol ve köprü bakım ücretlerini tahsil etmek olabilir .“Otoyol müşteri katkı payı” vb. bir uygulama ile, buraya elektronik bir cihaz konularak, veya kameralar ile, ilgili konaklama tesisine giren araç sayısı hesaplanabilir ve bu oran da bir çarpana göre, yoğun olan işletmeler daha fazla, az yoğunlar daha az katkı payı ücreti verecek şekilde ayarlanabilir.

En azından Boğaziçi Köprüsü şu anda bedava olmalı, keza bunun yıllar önce devredilmiş olması gerekir. Bu köprünün yapılış tarihi 1978 diye hatırlıyorum. Hatta bende pulu var bu köprünün oradan biliyorum, + 30 eklersek ki daha fazla verilmemiştir diye düşünüyorum, o zaman 2008 de bunun bitmiş olması gerekir, yani beş yıldır bu köprünün işletmesinin devredilmiş olması ve artık ücretsiz olması gerekir o zaman. Gişelerin tamamen kaldırılması hem gereksiz köprü trafiğini rahatlatacaktır, hem de insanların İstanbul’da yaşama masraflarını düşürecektir, bu da daha az stresli insanlar demektir, ki bir devletin en temel görevlerinden biri de insanların mutluluğunu sağlamak için gerekli adımları atmaktır bence.

Amerika’da bu yöntem işliyor. Boston’da uzun yıllar bulundum ve ben oradayken yeni yollar yapıldı ve hatta köprüler yenilendi. Bunların şehir içinde olanlarının hiçbiri ücretli olmadı ve şehir dışı otoyolların ise bazıları eskiden “toll” adında topladıkları ücretleri, ücretsiz “toll free” hale getirdiler. Böylece kaldırılan gişelerle, özellikle zaten dar yapılar olan köprülerin trafiğinin rahatladığını, ben bizzat deneyimledim.

Hükümetler sadece dini bayramlarda bu yolları bedava yapacağına toptan bedava hale getirmenin yöntemlerini biran önce geliştirmeli, insanlarımızın kendi ülkesi içinde serbest seyahat haklarının önündeki engelleri de birer birer azaltmalıdır. Yoksa vatandaşı bir kartlı sistemden diğerine geçirerek onların gerçekte ne kadar harcadıklarını takip bile edemeyecekleri hale (direkt kredi kartlarına bağlayarak) getirmek, amaca hiç bir şekilde hizmet etmeyecektir.

En güzel örnek bence Ankara’lılar için en çok kullanılan yol olan, Ankara-İstanbul güzergâhı otoyolu. Burada tek yön de İstanbul’a giderken yaklaşık 20 TL, geri dönerken bir 20 daha, toplam 40 TL’ye yakın otoyol parası tahsil etmek zaten Dünya’nın en pahalı benzinine sahip bir ülkenin yapacağı en son davranış olmalıdır bence.

Devredilmiş ve zaten bedavaya getirilmiş tüm otoyollar ve köprüler artık 100% halkın kullanımına ücretsiz olarak açılmalı, tekrar satılmamalı veya işletilmemelidir.

Ankara’dan çıktım yola

Geçen hafta sonu Ankara’dan Kocaeli’ne gittim. Yolda bu sözde yeni sistem’e tam geçiş sağlanmış ve  HGS gerektiğinden, ilk otoban  buradan HGS sticker’ı almak için durdum. Bu ufak kulübe’nin önünde bir güruh ki sormayın gitsin, sıra içeriden dışarıya taşmış durumda. 15 dk bekledikten sonra daha içeri girebildim. İçeri de de tam 20 dk. bekledim. Ortam zaten ufak, ve bir de üstüne havasız, klima koymuşlar çalışmıyor, ya da soğutmuyor. Ter kokusu ve ağız kokusu biribirine karışmış vaziyette. Bir de tek çalışan var, başka kimse yok. Adam da hayatından bıkmış bir vaziyette çalışıyor. Her bir kişi ile yaklaşık 4 dk. harcıyor. İçeri girdikten sonra önümde 5 kişi vardı, tam 20 dk. sürdü, hesapladım. Adama başka bir kişi daha yokmu diye itiraz edenlere, sert bir tavırla “yok” dediği için kimse korkudan soramıyor da.  Size resmini çektim aşağıda..

hgs-kulübesi-ankara-istanbul
Bu arada şunu belirteyim, bu sırayı aslında beklemenize bir lüzum yokmuş, orada bulunan bir broşürde okuduğuma göre eğer 7 gün içerisinde plakanıza bir HGS hesabı açıp içine para yüklerseniz cezasız bir şekilde geçiş ücretini ödemiş oluyorsunuz. Tabii bunu öğrendiğim zaman sıra bana gelmişti ama sonrasında içeriye girmeye yeltenen bir kaç kişiye ve sıradakilere bunu duyurdum. Bazıları, beklemeden ayrıldı. Madem durum böyle bence bunun büyük harflerle duvara ve kulubenin dışına yazılması gerekir, yani acil işi olup ta buraya düşenleri düşündüm de, üzüntü verici yani. Adam bu sefer burada kaybettiği zamanı kazanmak için 180 km hızla gidecek ve kaza yapacak tabii. Benim toplam zaman kaybım 20 içeride, 15dk. dışarıda olmak üzere toplam 35 dk idi. Bu süre zarfında 80-90 km yol giderdim herhalde. Onun yerine bu ufak kulübede cefa çektim ki, ona yanarım.

Bu arada, ben HGS’yi sticker gibi bir şey diye görmüştüm bir arkadaşımda. Adam “onlardan kalmadı” dedi, ve bana bir kart verdi (Eski KGS’ler gibi yani). Elime kartı alıp camdan kameraya sallayacakmışım. Yahu bu ne komedidir! Bunun ismi “Hızlı Geçiş Sistemi” mi, “Hantal Geçiş Sistemi” mi. OGS daha iyiydi, hiç olmazsa yapışıyordu cama. Eğer olay hızlı geçmek ise burada da hızınızı 30 km’ye düşürün diyor, OGS’de de. Bir de üstüne sticker yok, Kartı salla dur. Cumartesi günü gibi kalabalık bir günde 1 kişi çalıştıran Karayolları müdürlüğü, bari sticker’ları bulundursaydı da, kart sallamasaydık en azından böyle bir kazancımız olurdu. Ama nerede… Devlet dairesi mentalitesi burada da tecelli etmiş durumda. Bu arada yolda da bir çok dinlenme noktasında “HGS dolumu yapılır” filan yazıyordu. Yani ödemeden geçip, ilk dinlenme noktasında da sıra beklemeden bu kayıt veya dolum yapılabilirmiş, bunu da otoyola girdikten sonra öğrendim.

Bir de bu otoyollar’ın pahalılığına şaştım kaldım. Ankara – Kocaeli tam 10 lira 40 kuruş. Hani bu HGS ucuzdu? Bir de dönüşü eklersek tam 21 TL. Hele İstanbul’a gidecekseniz vay halinize köprü ücreti filan 30-40 lirayı rahat bulursunuz. Yahu zaten otobüs ücreti de bu kadar değil mi? Çağdaş ülkelerin çoğunda otoban yapılır 10 yıl filan işletilir, parası çıkarıldıktan sonra o otoyol bedava olur. Ben buna şahit oldum. Amerika, Boston’da iki otoyol önce paralı sonra ben orada bulunduğum sırada bedava hale geldi. Türkiye’de ise otoyolları bırakın, Boğaziçi köprüsü bile kendini 10 kez amorti etmiştir heralde diye düşünüyorum, halâ  giderek artan oranlarda pahalı. Allah İstanbul’da yaşayanlara kolaylık versin, yani. Bereket versin, Ankara’da bir de bununla uğraşmıyoruz. İstanbul’da deniz var da ne oluyor, üzerinden geçmek bile paralı. Canım Ankara’nın gözünü seveyim.

Sonuçta hızlı olmayan bir HGS sistemi ile gayet fahişt fiyatlarla insanlarımızı adeta söğüşleyen bir otoyol sistemi gerçekten sinir bozucu bir yolculuk ve mutsuz insanlar yaratıyor. “İnsan ülkesinde bile rahat rahat, ücretsiz, çilesiz gezemiyor” diye düşünüyor insan. Hele paran yoksa. “Otur oturduğun yerde” diyorlar size adeta. Çok üzücü gerçekten.

 

Leroy Merlin Ankara, 2 Saatim oldu heba !

leroymerlin-ankaraKiralık olan bir ofis için, ucuz yollu bir kapı bulma misyonu ile “Leroy Merlin” isimli, Mamak, Nata Vega’da bulunan bir hırdavat mağazasına yolumuz düştü, birkaç hafta evvel. Burada iç kapıların çeşitlerini ve fiyatlarını görünce inanamadık, keza çok ucuzlardı. Size çektiğim resimde fiyatlar ve kapı çeşitlerini görebilirsiniz, bu arada..

Sonunda bunların içinden bir kapı beğendik (yarım saat harcayarak) akebinde görevliye olan sorularımız filan, hah tam bu dedik “maalesef elimizde bundan kalmamış” dediler. Sonra birkaç tane daha sordurduk, ve 3. denememizde bir model bulduk gerçekten stoğu olan.

leroy-merlin-kapilar

Bu arada kapılar ucuz, ancak bunlar karton gibi bir materyalden yapılmışlar gibi, keza çok hafifler. O nedenle ucuz filan diye de düşünmedik değil! Ancak dediğim gibi bizim normal mobilyacı’dan 350TL fiyat aldığımız kapılar burada 159 TL olunca, tüm bunları görmezden geldik artık. Görevli 5 kapı için öncelikle ofisi görmeleri, ölçü almaları vb. işlemler için keşif randevusu gerektiğini söyledi biz de sözleştik. (Bu arada bu ziyaret te ücretli 30TL, ancak kapıları almaya karar verirseniz toplamdan düşüyorlar).

Geçen hafta içinde geldiler (yaklaşık 1 hafta filan yoğunluktan sadece keşif için bekledik). Geçtiğimiz Pazar günü bu sefer parayı ödemek için oraya gitmemiz gerektiğini telefonla arayıp ilettiler, biz de gittik. Görevli arkadaş bizi oturttu karşısına ve hesaplamaya başladı. Şimdi sıkı durun, keza bizim yaptığımız hesap Leroy abi’ye uymadı ve bir kapı’nın maliyeti tam 323 TL oluverdi birden bire. Neden mi? Cevap basit, kapı fiyatına, montaj, nakliye, eski kapıların atılması ve daha birçok garip unsur eklenmediği için bu üzerinde yazan etiketler sadece çıplak maliyetmiş. Ha unutmadan bir de bunlar camlı kapılar, buna cam bile dahil değil. Daha da kötüsü camcı ile anlaşmaları yokmuş, camcıyı sizin bulmanız gerekecek” demediler mi? Geçici bir hezeyan ile adama 1 dakika filan gözümü kırpmadan bakmışım!! 323 TL + camcı bul, organize et, bir de üstüne yeniden adam takma işi için vakit harcasın ve tekrar etraf pislensin. Yani manyak filan olmak lazım. Adama dalmamak için kendime çeki düzen verip, içimden “Hadi len” dedim ve oradan ayrıldım.

Bu tip mağazalarda taktik, olayı “müşteriye yavaş yavaş yedirme” adı altında özetlenebilir. Dandik bir kapıyı, üstelik zamanınızı yiyerek, herhangi bir mobilyacıdan alacağınız çok daha kaliteli bir kapı fiyatına bir dolu kandırmacalar, laf kalabalığı ve bilgi saklama taktikleri ile satıyorlar. Tabii ben yemedim bunu, 30 TL ve orada harcadığım 2 saat’i feda ettim ve vazgeçebildim, ancak bu genellikle çok zor, çünkü olay hani şu Bulgar kadınların bir zamanlar zavallı Türk yaşlı dul erkeklere uyguladığı taktik gibi “bana kontör yolla” ile başlayıp, sonrasında “Türkiye’ye geleyim seninle evlenelim”, akabinde bu sefer para lazım, sonra biraz daha lazım, uçak bileti için, şu için bu için, ha geldi ha gelecek şeklinde dolandırmaları ‘na benzer bir olay. Sizden önce parayı alıyorlar, sonra bir sürü zamanınızı harcıyorlar, bu arada arıyorlar, soruyorlar ve size tüm gerçekleri zurnanın son deliğinde söylüyorlar. Siz de artık yüzdüm yüzdüm sonuna geldim, vereyim gitsin diyorsunuz. Ben benzettim yani, sizce de benzer bir taktik değil mi?

Bu da bana ders olsun, dedim ve her zaman çalıştığım mobilyacıyı aradım, adam 1 gün içinde katalogla geldi, ertesi günü de her bir kapıyı 350 TL’ye her şey dahil taktı gitti. Bu tip yapı mağazalarından alışveriş yapmaya çalışan Ankara’lılara tavsiyem, şurada canavar gibi “Siteler” adında bir mobilya cenneti’nin olduğu Ankara’mızda bu tip bir maceraya hiç atılmayın. Özellikle kapı alacaksanız, hiç kasmadan çok daha kalitelisini herşey dahil bir mobilyacıdan alın ve tepe tepe kullanın. Aksi takdirde hem siniriniz bozulur, hem de vaktinizi beyhude harcamış olursunuz.

Yeni seyyar sektörü: Tavlacılık

Geçenlerde Tunalı civarındaydım ve Cinnah’a doğru çıkmak için Bestekar sk.’tan geçiyordum ve arabama doğru elinde tavla ile gelen bir adam görünce açıkça şaşırdım. Hatta içimden “adam trafikte sıkışan araç sahipleriyle tavla oynuyormuş meğer” gibi bir de soğuk espri yaptım, kendi kendime. Tabii hemen sonra adamın tavla’yı satmaya çalıştığın farkettim ve “trafikte bir bu satılmamıştı !” diye de şaşırmadım değil. Malum şimdiye kadar gördüğümüz seyyarlar genelde; Simit, Su, Kağıt mendil, Cevşen, Mısır, Yeşil nohut, şarj aleti vb. şeyler satıyorlardı. Buna şimdi “milli oyunumuz :)” tavla da eklendi.
Adam tavla için benden önce 150 TL istedi. Sonra trafik ilerleyip, adam da arabamın yanında yürüyerek ilerledikçe ve ben kavşağa gelinceye kadar fiyat 20 TL’ye kadar düştü. Buradan da adamdaki kar marjını siz tahmin edin. Tavla bildiğiniz dandik tavla ve naylon pullar. Bence ederi en fazla 10-15 TL. O nedenle eğer alacağınız varsa da fiyat olayına dikkat edin lütfen. Yine de tavsiyem daha fazla para verip, güzel bir tavla almanız, keza bunun ömrü fazla vefa etmeyecektir.
Bu arada bir sonraki Bestekar sk. geçişimde size bunların bir resmini çektim. Önceki karşılaşmamda ilk sefer olduğundan hazrılıksız yakalanmıştım ve sonra çekeyim diye düşündüğümde de, adam burnumun dibinde olduğundan çekememiştim :/

tavla-seyyarsaticilari

Fahişt Oyuncakçı ve tüketici uyarısı – Tunalı Oyuncak örneği

Bu oyuncakçı isminde de anlaşılacağı gibi Ankara’nın en meşhur caddelerinden biri olan Tunalı Hilmi Caddesinde yer alıyor. Ufak bir dükkan, ben de zaman zaman önünden geçerim ve burada, camekanın özellikle bir kafa’lık boşluk bırakılmış olan alanından kafasını görebildiğim mağaza sahipleri olduğunu düşündüğüm insanları da görmüşlüğüm vardır. Buradan hiç alışveriş yapmamış biri olarak, yakın bir arkadaşımın bana anlattıklarına inanamadım resmen. Bunu sizlere aktarmayı bir borç biliyorum, keza diğer insanlarımızın da bu tip bir tufa’ya düşmemesi, hele ki blogAnkara okurlarını aydınlatma ve uyarmanın görevim olduğunu düşüyorum. Başlamadan evvel arkadaşımın iddia’sı olan, fiyat fahiştliğini araştırdım bizzat ve doğru olduğunu teşhis ettim. Fiyatlar en az %20-%40 daha fazla, hatta bazı ürünlerde bu %60′ lara kadar çıkabiliyor.

Şimdi olaya geçebilirim. Arkadaşımın çocuğunun doğum gününde bir tanıdığı bu oyuncakçıdan bir helikopter alıyor, tabii müthiş fahişt bir fiyata. Bu helikoptere pili takınca bir düğmeye dokunuyorlar ve helikopter duvara çarpıp haşat oluyor.(bu olay diğer misafirlerin gözü önünde toplam 10 sn’de gerçekleşiyor. Ve bunu yapan çocuk değil arkadaşımın kendisi.) Tabii çocuk üzgün, arkadaşım bunun nereden alındığını öğrenip, sahibine iade edilmek üzere bunu Tunalı oyuncak mağazasına götürüyor ve bunun defektif olduğunu ve üreticisine iade edilmesi gerektiğini belirtiyor. Mağaza sahibi kişi “tamam” diyor ve “biz ürün gelince sizi ararız” deniyor kendisine. Aradan 1-2 ay geçmesine rağmen bir haber gelmeyince, telefon ediyor ve 1 hafta sonra gelmesi gerektiğini söylüyorlar. (büyük ihtimal o zaman yaptırmaya gönderiyorlar) . Bir hafta sonra bu sefer arkadaşımın eşi mağazaya uğruyor ve helikopterin yenisiyle değiştirilmediğini ve tamir edildiğini öğreniyor. Sonrasında olan olaylar ise tam ibretlik. Mağaza sahibi kel arkadaş, ağzında tam zamanlı sakız çiğneyerek, gayet lakayıt bir şekilde tamir edilmiş (yapıştırılmış) ürünü getiriyor ve “35 TL” diyor. Eşi, yahu biz bunun yenisiyle fabrika tarafından değiştirilmesini istemiştik, bu ne parası deyince. Adam bas bas bağırmaya başlıyor ve “hem kırıyorsunuz, hem de tamir parasını vermiyorsunuz” dan başlayıp sonrasında eşyaları bir bayanın ayağına atmaya kadar varan inanılmaz agresif davranışlar ve tavırlara giriyor. Tabii arkadaşımın eşi, saygıdeğer bir hanımefendi olduğundan bu mağazayı anında terk ediyor. Sonrasında arkadaşım, ithalatçı firmayı aradığında bu firma ona “eğer bu ürün bize gelmiş olsaydı, bunu hemen değiştirebilirdik, bize siz yollayın değiştirelim hatta” diyor. Arkadaşım buraya bunu öğrendikten sonra telefon edince, bir de o azar işitiyor üzerine, iyi mi ?. Hatta adam “sizin hakkınızda suç duyurusunda bulundum” filan gibi de mesnetsiz laflar ediyor. Ne için bulunduysa o da muamma! O kadar tirajı komik yani olay. Ben bunu dinlediğimde şaşakaldım ve aslında arkadaşıma da kızdım biraz içimden. Keza ben olsaydım o mağazayı basar, eşime nasıl böyle davranırsınız diye girerdim heralde birilerine. Arkadaşımın beyefendi kişiliğini bir kez daha takdir ettim bu arada.

Sonrasında ben de buradaki fiyatları geçenlerde oradan geçerken vitrinden inceledim ve fiyatların normal zincir oyuncakçılar ile ve hatta hemen karşısında bulunan Depo adındaki oyuncakçıdan bile (bire bir aynı oyuncak için) çok daha yüksek olduğunu bizzat teşhis ettim. Bu tip davranışlar içinde olan, fiyatları fahişt ve Ankara’lıya layık olmayan bu gibi yerler hem de Tunalı da olunca tabii bizim de dikkatimizi çekti. Arkadaşımın deyimiyle “Ticareti hakkıyla yapamayan işletmeler” sizden bir tepki görmeyince daha da şımarıyor ve işi iyicene azıtabiliyorlar, örnekte de bunu görüyoruz. Biz tüketici olarak hakkımızı aramazsak, başkası ve hatta devlet bile olayı bilmeyince hakkınızı nasıl arasın ? Bunun için kurulan kaymakamlıkların hakem heyeti olduğunu biliyormusunuz ? Bilinçli Ankara’lı tüketici olarak hakkınızı aramanız için bulduğum ve faydalı olacağını düşündüğüm bazı linkler ve telefonları burada bulabilirsiniz. Umarız bu tip olaylar hiç yaşanmaz güzel Ankara’mızda ve biz de daha başka şeylerden, güzelliklerden bahsederiz blogumuzda.

Tüketici Hakları Derneği
Gazi Mustafa Kemal Blv Onur İş Hanı No:12 D:64 Kızılay/Ankara‎
(0312) 417 9334

Tüketici Hakları Derneği
Gökdelen Emek İşhanı No:95/804 – Kızılay/Ankara
0(312) 425 15 29

http://www.tuketicihaklari.org.tr/

http://www.tuketicikoruma.org

http://www.ttkd.org.tr

Ankara’lı ya Not: Sizin de bu tip Ankara işletmeleri hakkında şikayetleriniz var ise buradan yorum yapabilirsiniz. Yalnız bunların gerçekliği araştırıldıktan sonra yayımlanabilecektir. Bunu da belirtmeliyiz.