Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Mogan Gölü kirlilik ve koku

Burada yaşayanlar bilirler, Ankara’da doğru dürüst hafta sonu gidebilecek, yakında olan açık alanlar sınırlıdır. Deniz olmayınca tabii bu tip açık alanların çoğu genellikle yeşillik noktalar ve bunların içinde sulak alan olarak birkaç önemli noktamız var. Ankara’nın bu jeolojik dezavantajı özellikle göllerin önemini arttırmaktadır. Ankaralı’nın kolayca ulaşabileceği iki tane gölü var, malûm. Biri Eymir gölü, diğeri ise Mogan gölü. Bu iki göl aslında ufacıklar ama elimizde olan su birikintilerinin en büyükleri bunlar ve çaresiz biz de bunlarla idare etmek ve bunları korumak durumundayız. Gerçi, Büyükşehir Belediye Başkanı’nın seçim vaatleri arasında, Eskişehir benzeri bir ırmak vb. projesi vardı ama daha şimdiye kadar bununla ilgili bir gelişme duymadık veya görmedik.

Geçenlerde hafta sonunda Mogan gölüne gitmiştik, birkaç arkadaş. Gitmez olaydık keza bırakın gölü, tüm Gölbaşı’na girince başlayan kanalizasyon benzeri koku sizi kendinizden alıyor resmen. Göle bakınca artık kolayca görülebilir bitkiler acaba gölün tamamında aynı mı diye bir sandal kiralayıp gölü neredeyse bir baştan diğerine gezdik ve gördük ki tüm gölde bırakın bi canlının yüzmesini sandalın bile gitmesi çok zor. Birkaç arkadaş olunca, nöbetleşe ve biri kürek çekerken diğerleri sarmaşıklardan kürekleri kurtararak ilerleyebildik ancak! Göl üzerindeyken hissedilen kesif koku ile bayılmamak için kendinizi zor tutuyorsunuz desem abartmış olmam, emin olun. Size gördüğüm manzarayı gölün altını tam çekemediğim için yansımalarla ancak bu kadar çekebildim.

mogan gölü kirlilik

Üstü böyleyse, altı nasıldır artık siz tahayyül edin. Ankara’nın zaten limitli su manzaralarından birini de kaybetmek üzereyiz, bu açıkça görülüyor. Buna ivedilikle bir çare bulunması gerekir ve tabii bunun bir daha tekrarlanmaması için alıması gereken tedbirlerin biran önce alınması da çok önemli keza durum alarm veriyor. Bu olay daha önce de tekerrür etmişti diye hatırlıyorum ve bir temizlik yapılmıştı ama kirlilik tekrarlamış görünüyor. Bu neden tekrarlıyor onun hakkında bir bilgimiz yok ancak bu seferkinde temizlik ve bunun idamesi en baştan tam ve eksiksiz planlanırsa benzeri bir olay bir daha gerçekleşmez ve Ankara’nın güzide bir noktası kurtarılmış olur diye umuyoruz ve yetkili insanlarımızdan güzel Ankara’mızın bu problemine kalıcı bir çözüm bekliyoruz.

İki küçük ağaç kurtarmak ister misiniz?

Ankara ağaçBu hafta ne yapıyorsunuz? Hafta sonu vaktiniz var mı? Peki bir küreğiniz var mı veya ödünç alabileceğiniz bir kişi?

Tüm bu soruları neden mi soruyoruz? Çünkü bu hafta sonu çok anlamlı bir olayın kahramanı olabilirsiniz. Malûm Ramazan ayındayız ve tüm yaşayan varlıklara merhamet ve içtenlikle yaklaşmamız bu ayın ruhunu yaşatmamız bizim için ve sonraki nesillerimiz için önemli. Tüm canlılar deyince bizim hemen aklımıza insanlar dışında, hayvanlar geliyor haliyle. Tabii ki onlar da önemli ancak bu sefer bir seviye daha üstten düşünüp  resimdeki 2 küçük ağaca yardımcı olmak ister misiniz? Bu ağaçlar bir altgeçitin altında muhtelemen kendi kendilerine var olmuşlar ancak siz onları kurtarmasanız sonları ya belediye tarafından kesilme ile sonlanacak ya da kuruyacaklardır en iyi ihtimâlle! (Resimde gördüğünüz üzere yakında olan ağaç biraz daha büyük ve üstgeçide dayanmış durumda, diğeri ise kırmızı beyaz afişlerin yapıştırılmış olduğu yolun karşısındaki altgeçit ayağının kenarından fışkırmış)

Ağaçların potansiyel olarak altgeçide zarar verme ihtimâlleri de yüksek. Büyümeye çalışan ve kalınlaşan ağaç, hâliyle altgecide nüfuz etmeye, parçalamaya veya hiç olmadı yanlarından yükselmeye çalışacaktır. Bu ağaçlar onlar için uygun olmayan bu ortamda bile hiçbir bakım olmadan büyümeye çalıştıklarına göre düşünün bir de açık ve güzel bir alanda ne kadar da güzel olurlar.

Hatırlıyorum ortaokuldaki ağaç dikim etkinliğinde bir minik çam ağacı vermişlerdi elime ve ben bu ağacı diktikten sonra “benim ağacım” diye gururlanmıştım. Hatta okulumuza 400-500 metre uzaklıkta bulunan “benim ağacımı” 1-2 kez ziyaret bile ettim ama tabii ağaç ektiğimizde çok küçük olduğundan ve malûm Ankara iklimi ile bunların büyümeleri çok zaman alıyordu ve büyük bir gelişmeyi öyle çabucak göremiyordunuz. Son olarak bu ağacı 2 sene evvel ziyaret ettim nihayet kocamandı ve harika görünüyordu. Tam 20 yıl civarında sürmüştü ama benim için gurur vericiydi. Zor ortamlarına rağmen büyüme çabasında olan bu ağaçlar ise zaten bayağı bir gelişmiş ve doğru yere giderlerse bence 2-3 yıla kocaman olurlar.

Bir dikili ağacınız olsun istiyorsanız, Ramazan ayının verdiği çoşkulu duygularla bu iki güzel ağacı kurtarmak her anlamda pozitif bir etkinlik olmaz mıydı sizce de? Hem bu ağaçları kurtararak sevap kazanın, hem ülkemize 2 güzel ağaç daha kazandırın hem de bu ağaçların ileride köprüye veya trafikte doğurabileceği hasarları şimdiden önlemiş olun. Bu vesileyle de toplum için, kendiniz için ve Ankara için iyi bir şey yapmanın hazzını yaşayın. Ne dersiniz?

Not: Resimden çıkarmak zor olabilir. Bu ağaçlar Gordion Alışveriş Merkezi’nin olduğu altgeçitte bulunuyorlar.

Ankara Garı ve Yüksek Hızlı Tren (YHT) izlenimlerim

yht-yüksekhızlıtren-logo-vektörel Geçenlerde birkaç yakınımı karşılamak üzere Ankara Garı’na gittim saat 23:00 civarıydı ve İstanbul’dan Ankara’ya dönen Yüksek Hızlı Tren gelmeden 10-15 dakika evvel oradaydım. Kolayca park ettim ve gardan içeri girecktim ki park görevlisi özellikle beni çağırıp “park ücretli” dedi. Buna anlam veremedim ama “herhalde başına daha önce bir iş gelmiş o nedenle uyarma gereği duydu” diye düşündüm, tuhaftı yani!

Girer girmez ilk dikkatimi şey gördüklerim değil de kokladıklarım oldu keza içerisi yoğun bir ayak kokusu rayihasına sahipti. Kokunun kaynağını aramama gerek olmadan yerdeki ayakkabılara gözüm takıldı. İnsanlar beklerken otursun diye düşünülüp yapılan sandalyelerde bir dolu insan yatmış ve bu da yetmezmiş gibi ayakkabılarını çıkarmışlardı! Sonra bir başka daha küçük bekleme alanından tren raylarının olduğu istasyona doğru geçerken bu daha küçük alandaki koku ise çok daha kötüydü! Ortam ise tam bir yatakhane tabii! Nefesimi tutarak kendimi dar attım açık alana! Rayların tarafında beklerken orada yerleri süpüren bir çalışan ile konuşmaya başladım beklerken ve söylediğine göre buraya yatma saatlerinde düzenli gelen Suriyeli ve Türk karışık insanlar hep varmış. Bir adamı göstererek “Bak bu adam 5 yıldır düzenli gelir buraya, adamın parası da var ama ne iş yapıyor bilmiyorum sabah kalkıp işe gidiyor akşam bu saatlerde geliyor” dedi. Ben de tabii “peki kimse bunları şikayet etmiyor mu?” diye sorunca adam gülümseyerek “Evet bir kaç kez şikayet ettiler ama istasyon müdürü bunlara ses çıkarmıyor, onlar da bunu biliyorlar ve bu böyle devam ediyor” dedi. Zaten bu insanların durumundan, üstelik bu kadar yıldır müdürün haberinin olmaması imkânsız bir şey olsa gerekti. Şaşa kaldım!

Tren gelene kadar vaktim vardı ve size Ankara’nın o tarihi tren garının bence güzel olan yanlarını fotograflama fırsatı buldum bunları yazının en altında bulabilirsiniz. Yine etrafta yazılan broşürlerden öğrendiğime göre daha büyük ve daha modern bir gar yapılıyormuş hali hazırda. Bunun da projesinin resmini çektim o da aşağıda.

Tren geldi ve yakınlarım ile kucaklaştık. Onlara izlenimlerini sorduğumda, yolculuğun rahat ve konforlu geçtiğini ve 3.5 saat civarında sürdüğünden bahsettiler. “Peki bir olumsuzluk var mıydı?” diye sorduğumda “2 tane vardı” diye cevapladı bir yakınım. Bunlardan birincisi trenin istasyonlardan geçerken hızının 60km/s’e kadar düşmesi ve aslında averaj hızının da öyle çok hızlı değil 90-100km/s civarında olduğunu belirttiler. Yani aslında Yüksek Hızlı Tren öyle çok yüksek hızlı filan değildi. Çin’deki bir trenin hızı 435 km/s ve averaj hızı ise 251 km/s ‘ti ve bizimki bunun yanında kağnı durumundaydı anlayacağınız. Zaten bu hızlara çıkabilseydi, Ankara-İstanbul arası herhalde 1-2 saatte alınabilirdi. Diğer olumsuzluk ise trenin İstanbul’daki son durağının Pendik olduğu ve burasının da şehire uzaklığı idi. Pendik’ten şehire gitmekte çok zorlanmışlar ve tabii dönerken de aynı eziyeti çekmişler. En son sorum ise şuydu: “Peki bir daha İstanbul’a gitmek için bu trene biner miydiniz?” Cevap kesin ve net “hayır” oldu. Çünkü otobüsle gitmek çok daha kısa ve daha az meşakkatliydi. “Özellikle de Avrupa yakasına gidecekseniz aradaki kayıp zaman farkı daha da fazla olur” dediler. “Otobüs en azından çok daha yakında duruyor sonrasında ise İstanbul’da gideceğiniz çoğu noktaya ücretsiz servisleri var” diye de eklediler.

Sonuç olarak şu an için İstanbul-Ankara arası YHT hizmeti bir hayal kırıklığı gibi duruyor. Öncelikle Avrupa tarafına bir istasyon kesin lazım ve bu trenin hızının da artırılması için neler yapılabilir bunun da düşünülmesi lazım. Madem ismi Yüksek Hızlı Tren otobüsten bile hızlı gitmedikten sonra, bunun ne anlamı var! Üstelik sonrasında da gideceğiniz noktada duraklar arası eziyet ile birleşince tren olmuş veya olmamış bunun ülkemizin insanın hızına ve huzuruna bir katkısı var mı? Benim çıkarımıma göre “şu an için pek yok”. Umarız kısa zamanda gelişir ve ismini gerçekten hak eder.

Not: Bu arada merak edenler için çıkışta o beni taa kapıdan çevirip uyaran park görevlisi yoktu piyasada ve hiçbir ücret ödemen çıktım. Bu da yine tuhaftı! O nedenle park ücretli mi, ücretsiz mi ben de bilmiyorum hâlâ.

tarihi-ankara-gari-gece-manzarasi

nasreddinhoca-heykeli-ankara-gari

ankara-gari-yht-içmekan-bankolar

ankara-gari-yht-giriş

ankara-gari-kroki-yerleşimplanı

ankara-gari-makettren

ankara-gari-tarihi-çan

tcdd-logo-ankaragari

vakifbank-biletmatik-gişeleri-ankaragari

ankara-istanbul-arasi-yht-hızlıtren-duyuru-afişi

ankara-istanbul-yht-projesi-türkiye-haritasında

yeniyapilan-garprojesi

Gökçek’in Ankaralı’ya verdiği ceza sona erdi

Bildiğiniz gibi Gezi olaylarından sonra kırılan altgeçit fayansları üzerinde 1 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen yaptırılmıyordu ve Melih Gökçek bunu katıldığı bir programda ilk ağızdan “özellikle yaptırmıyorum ve yaptırmayacağım” şeklinde belirtmişti. Neyse ki herhalde kendisi de bu görüntü kirliliğine dayanamamış olacak, fayanslar tamir edildi ve bu eza sona erdi. Aşağıda eski çirkin hali ve yeni durumu görebilirsiniz.

Ancak sizin de resimde görebileceğiniz gibi Büyükşehir’in eski camili logosu tamir edilmemiş veya kolayca kaldırılarak direkt mavi fayans ile kapatılmamış. Özellikle ve mesaj amaçlı böyle kırık bırakılmamıştır diye umuyorum keza bu aralar “yeşil sevenler = cami düşmanı” teması tekrar işlenmeye başlanıyor! Zaten buraya bir logo yerine diğer kuğulu alt geçitlerinde olduğu gibi Ankara’nın mesela Atakule sembolü veya bir Anıtkabir vb. manalı bir tema daha güzel olmaz mı?  Büyükşehir’in logosu gökyüzü hariç Ankara’da nereye bakarsanız zaten fazlasıyla var. Burası da varsın eksik kalsın !

kugulu alt geçit kırık fayanslar

ODTÜ Mezun, pankartları ise haber oldu !

Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) bilindiği üzere, Ankara’nın en köklü ve saygın üniversitelerinden biridir. ODTÜ’lüler bir yandan oldukça ağır derslerle mücadele ederken, ülkeyi ve insanlarımızı ilgilendiren hususlarda duyarlılıkları ile muhalefet görevini de gayet başarılı bir şekilde  her dönem yürütmüşlerdir.

2014 mezuniyet törenleri, Devrim Stadyumu’nda bu sene de tirajıkomik pankartlarla süslü ve eğlenceliydi. İşte bazı kareler.

odtu-mezuniyet-afisleri-1  odtu-mezuniyet-afisleri-2 111_5 odtu-mezuniyet-afisleri-4 odtu-mezuniyet-afisleri-6 odtu-mezuniyet-afisleri-7 odtu-mezuniyet-7  bilal-odtu-pankartiodtu-mezuniyet-4

31 MAYIS Gezi Demokrasi Bayramı Kutlu ve özellikle MUTLU olsun.

gezi-demokrasi-bayrami

Bir Ankara’lı Ethem Sarısülük ve tüm gezi şehitlerimizi anıyoruz. 31 Mayıs Kutlu Olsun.

Hayaldi, Gerçek Oldu. Twitter Kapatıldı!

twitter-turkey-bannedÖnce size bu haberi ilk duyduğumda verdiğim tepkiyi, vereyim “Yuhhhh”. Keza gerçekten inanılacak gibi değil! Ne çektin be yurdumun genci! Üniversite sınavları, YÖK, vizeler, toplu taşım eziyeti, parasızlık, işsizlik, evde bari bir iki siteye bakiyim, twit atiyim de rahatlıyayım diye artık düşünmene de gerek kalmadı, televizyon, gazete desen zaten “Alo Fatih”e bağlı! Kıssadan hisse, edebinle otur, sesini çıkarayım, hele ki twit atıyım filan, hiç düşünme bile! Twitter’dan örgütlenip te başımıza iş mi açıcan! #occupygezi filan, boş işler bunlar. Çapulcu’mu olucan başımıza! Eğer vaktin varsa extradan namaz kıl, hükümetimize yat kalk dua et veya tv’yi aç hükümetin vaazlarını dinle. Evden okula, okuldan eve, evden okula … Derslerin dışında hiç bir şeyi görme, işitme, konuşma!

Durum bu! Artık, Dünya’da 5. olduğumuz bir özelliğimiz daha oldu, bu vesileyle! Twitter’ı yasaklayan 5. ülke olduk. Övünürmüyüz, dövünürmüyüz bilmem artık! Mübarek olsun. Yalnız burada ben en çok Sn.Başkan Melih Gökçek’e üzülüyorum keza bu mecrada hatırı sayılır bir ünü vardı! Ama tabii ne yapıcan, emir demiri keser… Bakalım sırada hangi sansür var, başka hangi hayallerimiz daha gerçek olacak! göreceğiz. Böylece Çin, Kuzey Kore, Mısır ve İran’dan sonra twitter’ın kuşunu kafesleyen ama bu arada çağdaş ve demokratik geçinen ilk ülke de oluverdik. Ne mutlu!

Ama bi dakka! Bence yanlış bir istihbarat var! Bu tapeler en çok youtube üzerinden yayılmıyormuydu, yahu? Twitter’dan bildiğim kadarıyla, en son şu eski bakan Egemen Bağış’ın “her Cuma, bir sure salla” olayı çıkmıştı. Ama bunun dışında Gezi olaylarından bu yana başka bir vukuatı yoktu zavallı mavi kuşun. Yanılıyor muyum?

Üzüldüm gerçekten. Güzel Ülkem’in özgürlükleri adına, bir kara leke oldu bence.
Twitter’a veda şiirim ve son twit’im de buradan olsun 🙁

Twit, twit, örgütlendin,
Tapeleri dillendirdin,
Başımıza çorap ördün,
Ama şimdi kafeslendin!

Ergenekon: Hayaldi, hayal kaldı !

hayaldi-gercek-oldu-akparti-geyik-inek-icti

Dünkü tahliyelerle artık Ergenekon ismi verilen tamamı hayal ürünü olduğu ortaya çıkan soruşturmada tutuklu olan neredeyse hiç kimse kalmadı. Peki eğer durum böyleyse 6 yıl yatan Tuncay Özkan, yine bir o kadar yatan Doğu Perinçek, 4 yıl yatan Mehmet Haberal, Mustafa Balbay, çeşitli Orgeneraller vb. diğer insanlarımız neden bu kadar yıl tutsak kaldılar ? Akla ilk olarak bunun planlı yapıldığı geliyor, bu şekilde bazı lider vasıflı insanları susturmak ve bastırmaktı belki de amaç! Birkaçını uyduruktan delillerle içeri al, diğerleri de korkudan bir şey yapamasın düşüncesi! Bu da akla eski ve ünlü “İkisini sallandıracaksın, bak bir daha yapıyorlar mı?” mentalitesini getiriyor.

Gezi olaylarında da yine bu mentalite tezâhür etti. Orada da, dün ölen Berkin Elvan’la birlikte 7 can yok edildi. Bir çok genç insanımız da kör oldu. Hâlbuki Berkin o Pazar günü evinden sadece kahvaltı için ekmek almaya gitmişti, ama dönmedi… dönemedi.

berkin elvan öldü

7 genç insanımız, değişik şehirlerde bir nevi gözdağı amaçlı kullanıldı, ibret olsun diye yandaşlar tarafından adları anılmayarak unutturulmaya çalışıldı. Halk sindirilmeye, korkudan yürüyemez, konuşamaz, yazamaz duruma getirilmeye çalışıldı. Geçenlerde televizyonda bir kadın “Atatürk’ün askerleriyiz” diyen yeğenine tokat atarken görüntülendi. Sonra anlaşıldı ki, amacı yeğenini koruma içgüdüsü imiş. Birden bire savaş çıkmışçasına bir ortamda kalan kadın, korkudan bağrışırken, yeğeni yüzünden bir de tutuklanmaktan korkarak refleksle, Atatürk lehine slogan atan yeğenine tokat atmıştı! Artık, korkunun boyutu  insanlarımızın içgüdülerine bile o denli yerleşmiş ki, teyzeniz bile bundan etkilenip sizi tokatlayabiliyor, yani o derece! Halk şu an korkuyor! Yazmaktan, çizmekten, konuşmaktan, telefon etmekten, bilgisayar kullanmaktan, yürümekten ve hatta biber gazlı ortamlarda nefes bile almaktan! korkuyoruz. Bu tip korkular sadece özgür ve demokratik olmayan ülkelerde yaşanırdı ve biz de bu ülkelere bakıp “bizde böyle şeyler olmaz” diye böbürlenirdik yıllar evvel değil mi? Hey gidi günler!

Ergenekon’da tahliye olanlar şimdi haklı olarak benim yok edilen yıllarımın hesabını kim verecek veya kim soracak diye düşünüyor. Hukuk sistemi’nin durumu malûm, siyaset/cemaat ikileminde doğru savcı veya hâkime rastlamazsanız kendinizi her an kodeste bulabilirsiniz. Bu da en korkulanı bence. Eminim ve mutlaka bir gün, bu haksızlıklara yol açanlara hesap hukuk nezlinde sorulacaktır, hiç kimse merak etmesin ve bunu da hep beraber göreceğiz. Yeter ki biz o kul hakkı yiyen gafillere, onların bize davrandıkları gibi davranmayalım, dürüst ve hakkaniyetli olalım ki, onların durumuna düşmeyelim.

Çok kalmadı, 30 Mart’ta seçim sandığı ortaya konacak. İnsanlarımız belki sadece yerel yönetimleri seçecekler ama bu seçim çok şeyi değiştirecek. Tek korkum, seçimden sonraki günler. İtirazlar, çalınan oylar, eklenen hayalî seçmenler ve sonucunda ülkemde yaşanabilecek kaos ortamı.

İnşallah ülkeme güzel günler getirecek bir seçim olur. Bu vesileyle de tüm tahliye olan ve aklanan insanlarımızı kucaklıyor ve onlara “Hoşgeldiniz” diyoruz. Daha yapacak çok işimiz var ve ülkemiz hizmetlerinizi her zamandan çok daha fazla bekliyor.

Atatürk’ün öngördüğü birinci vazifemizi yıllardır okuyup durduk, hatta ezberledik… İfâ etmemizin zamanı geldi çattı. Muhafaza ve müdafaa etmeliyiz artık, aklımızla, fikrimizle ve tabii hiç bir şekilde şiddete başvurmadan. Bugün İstiklâl Marşı’mızın yıldönümü ve M. Akif Ersoy’un bu marşta kullandığı ilk sözcük te burada manidar.

Büyük usta diyor ki, “Korkma!”.

Ankara’da öldürülen Ethem Sarısülük Metro’da arkadaşlarıyla

Bu video beni gerçekten duygulandırdı. Bir genç Ankaralı insanımız, Ethem, Gezi olaylarında diğer yitip giden canlar gibi, aşağıdaki video’da izleyeceğiniz üzere neşeli ve mutlu iken, bir Polis’in ateşi ile yok olup gitti. Dün Büyükşehir Belediye Başkanı’nı izledim, onu öldüren polislere itafen, neden “Değerli Türk Polisi, Ankara Sizinle Gurur Duyuyor” afişini astırdınız diye sordular. Geveledi bir şeyler! Bir yanda yitip giden canlar, diğer yanda susturulan medya ve bir Belediye Başkanı’nın olayı savunmak ve partisini gücendirmemek namına düştüğü durum. Tepki çeken o afiş , buydu…

Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in Ankara'da Ethem Sarısülük'ün öldürülmesinden sonra astırdığı afiş
İstanbul’da, Gezi Parkı’nın tam ortasına bu uğurda şehit edilen genç canlarımızın mutlaka birer heykeli dikilmeli diye düşünüyorum. Onları unutmamalı ve uğruna direndikleri parkı da onlara ve halkımıza yeniden armağan etmeliyiz. Ankara şehidi Ethem Sarısülük’ün eşlik ettiği ve benim de çok sevdiğim bu şarkıyı sizlerle buradan paylaşarak onu güzel hatırlamanıza katkıda bulunmak istiyorum. Yer Ankara Metrosu, Ethem ayakta ve arkadaşları ile belki de son şarkısını söylüyor.

Ruhunuz şad olsun arkadaşlar.

“Biz yeşili severiz, dikine bile dikeriz” mesajı

Sizin de dikkatinizi çekmiştir. Sanki Ankara’nın her yeri yemyeşil, bir duvarlar kalmıştı onları da yeşertelim diye düşünen Büyükşehir Belediyesi yeni bir çalışmaya imza attı, bu aralar. İstinat duvarları‘na sadece reklam yapmıyoruz, arada yeşillik te var şeklinde bir düşünüş yaratma çabası ile Dünya’da örneğini görmediğim bu yeni tür çiçeklendirme stiline başlandı. Bu belki “biz yeşili seviyoruz” sadece yatay değil, dikey olarak ta (iki boyutlu-2D) yeşillendiriyoruz amacında bir görünüm yaratma ürünü olabilir. Ya da, siyasi amaçlı “gezi olayları” ile yeşile düşman Belediye görüntüsünü, yeşilin çivisini çıkartarak örtbas etme girişimi de olabilir.
Bence bu yatay seralar siyah boruları ve yakında solacak çiçekleri ile eskidikçe artan çirkin bir görüntü oluşturacak. Zaten bunların gerçek çiçek oldukları bile uzaktan anlaşılmıyor, keza çiçeklikler ve çiçekler çok küçük. Uzaktan bir halı saha materyâli gibi duruyor, taa ki yanına gidince veya “çirkin siyah su borularının bir amacı vardır!” diye düşünerek mantık ile gerçek olduğuna kani oluyorsunuz.

Bu yapıtların! birkaç resmini çektim sizin için.
duvar-yesillendirme-ankara-belediye

ankara-istinat-duvari-ciceklendirme

Evet, hepsi gerçek çiçek ve tek tek tüm sekmeye ayrı ayrı boru çekilmiş. Buna harcanan masraf ve bakımı için harcanacak zaman bence görüntüsünden çok daha fazla değerli. Eğer Belediyeler yeşillendirilmek amacında iseler, eminim Ankara’da çok yerde yatay yeşillendirme yapılabilir, bu tip yeşillikler ise seçimler öncesi özellikle yapıldığı bariz olan, gereksiz kaynak kullanımından ibaret hareketler.