Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Siyasi mesaj uğruna, görüntü kirliliği

Ankara’da “Gezi olayları” sonrasında bazı kendini bilmez vandalların becerdikleri aşağıda resimlediğim, kamu malına zarar verme hareketi “Gezi Ruhu”na da zarar vermesi açısından gerçekten ibretlik bir tablo olarak Başkent’imizin en çok kullanılan alt geçitlerinden birinde özenle sergilenmeye devam ediyor! Her gün buradan geçerken rahatlıkla görebilirsiniz, ve hatta görmüşsünüzdür bile!

ankara-kirilmis-fayansli-altgecit

Bunun bana ilginç gelen tarafı bu alt geçidin hâlâ tamir edilememiş olması.(Eminim sorsanız size bir dolu gerekçe çıkartıverirler, o konuda sıkıntı yok). Ancak… bugün itibariyle tarih 21 Ekim 2013. Gezi olayları biteli nereden bakarsanız 2-3 ay oldu ama her nedendir bilinmez ODTÜ’ye bile Bayram dinlemeden gece yarısı baskını yapıp bir gecede yol açabilen “ultra şipşak” Belediye’miz bu altgeçidin fayanslarını bir türlü tamir ettirmemekte. Zarar görmüş fayanslar en azından geçici bile olsa sadece mavi bir fayans ile değiştirilebilirdi, hem de bu 1 gün içinde bile (30-40 günde bir üstgeçidin tamamını bitirebilen) Belediyemiz tarafından, eminim kolayca tamamlanabilirdi.

Benim tahminim bunun siyasi bir malzeme olarak kullanıldığı yönünde ve başta Büyükşehir Belediyesi olmak üzere bir “mağduriyet anıtı” olarak buradan geçenlere bir mesaj vermek amaçlı özellikle tamir edilmiyor gibi duruyor… İnşallah yanılıyorumdur keza eğer öyleyse, bu çok ucuz bir düşünce değilmi sizce de? Yani burada, “Büyükşehir Belediyesi’nin amblemini ve dolayisiyle amblemdeki camileri kırmışlar ve bu anlamda da bunlar dinsiz insanlar ve Ak Parti’ye de böylece gözdağı vermişler, bunlar işte böyle insanlar ey ahali” mentalitesini yerleştirmek için güzel bir mağduriyet duvarı olarak bırakılmış ve Ankara Halkı’nın beğenisine sunulmuş! Hoş bu açıkça gıcık olduğum Ankara Logosu’nun kırılması isabet olmuş ama, bunu kanuni yollarla kırmak lazım. Olayı aksiyona dökmek çağdaş insanımıza hiç yakışmamış ve hatta imajımızı da her gün özenle zedeliyor el aleme karşı.

Görüntü kirliliği yapan bu duvarın daha fazla siyasi malzeme yapılmayarak biran önce tamir edilmesi ve her gün binlerce insanımızın (ki bunların içinde konuk siyasi figürler de mutlaka vardır) kullanmakta olduğu bu altgeçidin ivedilikle tamirini bir vatandaş olarak ilgili mercilerden istirham ediyorum. Bu görüntü ne Ankara’ya yakışıyor, ne de”Gezi Parkı Eylemleri” nin mentalitesine. Bildiğiniz üzere, Gezi’de en ünlü sloganlardan biri “Burada PASİF direniş vardır” idi. Olayların, bu duvardaki şekliyle bilinmesi için çaktırmadan çaba göstermenin hesaplarını tam da Belediye seçimleri arefesinde gütmemek en mantıklı ve adil davranış olacaktır.

Ankara’nın Eskişehir’den öğrenmesi gereken şeyler var.

Geçen hafta sonu uzun süredir devamlı düşündüğüm ama bir türlü gerçekleştiremediğim Eskişehir ziyaretimi gerçekleştirdim. İyiki de gitmişim. Bu şehir bir şehircilik harikasıydı resmen. Tam bir Avrupa şehri! Ankara’dan bir çok farkları var ve bence Ankara’nın bu şehirden öğrenecek çok şeyi var, keza bir çok konuda Eskişehir’den geriyiz kanımca. Ankara’nın şehir olarak o seviyeye gelmesi için yapması gereken şeyleri (şöyle bir çırpıda aklıma gelenleri) sizinle paylaşayım. Daha fazlası var, azı yok.. Buyrun.

eskişehir-tramway

Trafik yönlendirme levhaları : Eskişehir’de kaybolmak neredeyse imkânsız. Nedeni ise şehrin küçük olduğu filan değil. Tüm turistik tabelalar fosforlu sarı üzerine siyah olarak dizayn edilmiş ve her köşe başından kolaylıkla görünüyor.

Sanat : Şehrin her köşesinden sanat akıyor. Yolların kenarında biribirinden güzel heykeller, fıskıyeler, müzeler, özellikle harika bir balmumu müzesi var (ki mutlaka gezmelisiniz) İngiltere’de bulunan o meşhur müzeden çok daha güzel.

Modernlik : Turstik noktaları temiz, her yer yeşillendirilmiş, çöp kutuları sık aralıklarla kolaylıkla bulunabiliyor, yollar, caddeler tertemiz, barlar, restoranlar vb. ortamlar çok güzel ve nezih yerler. İnsan kendini Avrupa’nın bir kentinde sanıyor adeta.

Parkları : Burada “kentpark” isminde bir parka gittik. Resmen inanılmazdı. Ankara’da böyle bir yer olmadığı gibi, sanırım Türkiye genelinde bile böyle bir intizam ve güzellikte park olamaz. Bir de üzerinde içinde plajı da var ki, biz de girdik (giriş 5 TL) süperdi.Bir Ankara’lı olarak kıskandım, itiraf edeyim.

Çocuk eğlence noktaları : “Sazova” diye Disneyland benzeri süper bir eğlence parkı var. Evet evet, Ankara’da sadece konuşuluyor ama öyle bir yer yok. Ankara’lı hâlâ Gençlik Parkı’na muhtaç durumda ne yazık ki.

Futbol Sahası : Bu da yine bir türlü Ankara’da yapılamadı. Eskişehir’in stadı, aynı Kayseri gibi modern ve güzel bir yapı. Ayrıca taraftar mağazası var ziyaret ettim, müthiş. Hatta birkaç Eskişehirspor anahtarlığı bile aldım, bazı arkadaşlarıma. Bizde bırakın taraftar mağazasını, Ankaragücü gibi köklü bir takımın durumu ortada. 19 Mayıs Stadı’nı ise saymayacağım bile. Tarihi bir açıkhava müzesi olarak kullanılması daha doğru olur kanımca.

Bitki örtüsü: Şehrin her tarafı yeşillik ama bunlar öyle sıradan bitkiler değiller. Meslea Ankara’da her yer “Çam ağacı” dır. Her nedense buna takmış durumdayız. Eskişehir’de ise değişik çiçekler, ağaçlar ve bitki örtüsü insanı adeta “değişik bir yere geldim” şeklinde düşünmeye zorluyor.

Ulaşım: Şehir dışında “hızlı tren” ve en önemlisi de şehir içi “tramway” raylı sistem sistemi çok güzel çalışıyor, gayet modern ve tıklım tıkış değil. Ankara’da hâlâ insanlarımız balık istifi otobüslerde yolculuk ediyor ve raylı sistem ise önce iflas etti, şimdi kalan enkazı Ulaştırma Bakanlığı bitirmeye çabalıyor. Umarız yakında tamamlanır.

Basın: Kendi yerel gazetesi var. Evet evet. Ankara’nın yok, ama onların var. İsmi de. “Sakarya”. Okudum çok güzel ve renkli size bir de resmini çektim.

sakarya-eskişehir-gazetesi

Tanıtım: Eskişehir’e doğru bir turist akımını sağlayabilen bir sistemleri var. Ankara’da bile Eskişehir ile ilgili tanıtım afişleri görebiliyorsunuz. Ankara hakkında böyle bir tanıtım yapılmıyor ya da biz duymuyoruz! Kimse Ankara’nın Başkent olduğunun bile farkında değil. Bu konuda da daha aktif davranmamız lazım. Tabii önceden görülecek yerlerimizin sayısını ve kalitesini de artırmamız lazım.

Neticede, sadece 1 gün kalabildiğim bu şehirde gördüklerimin çoğuna inanamadım desem yeridir. Şehrin güzelliği insanlarına da yansımış keza gördüğümüz ve konuştuğumuz hemen herkes mutlu ve güleryüzlü yaklaşımları ile bizi evimizde gibi mutlu ve huzurlu hissettirdiler. Hatta bir yaşlı kadına Çiğbörekçi Papağan’ın yerini sorduk, kadın güleryüze “yabancısınız galiba?” dedi, “Ankara’dan geldik” deyince ilk söylediği söz “Eskişehir’imize Hoşgeldiniz” idi. Affalladım resmen.
Ankara’da zaman zaman görebildiğiniz somurtuk ve “amele” suratlardan burada hiç rastlamadım. İnsanların giyimi düzgün ve modern görünümlü idi, genç nüfusu ve dinamizmi ile bu şehir harika bir enerji saçıyordu adeta. Benim için tam bir terapi oldu, diyebilirim. Bu arada tarihi “OdunPazarı” bölgesinde “Abacı Konak Otel” diye bir mekânda kaldık, burası 3 yıldızlı olmasına rağmen hizmet kalitesi, temizlik, görsellik vb. konularda çok başarılıydı. Bu arada oradayken Eskişehir’in meşhur iki yemeği “çiğbörek” ve “Balaban köftesi” ni de tatmadan dönmedik. İkisi de süperdi ve Ankara’ya oranla fiyatlar da oldukça makûldü.

Belediye Başkanı Sn. Büyükerşan’ı yürekten tebrik ediyorum ve tekrar tekrar seçilmesi de bence gayet doğal. Hizmetler ortada ve inkâr edilemez boyutta. Ben de Eskişehir’de yaşasaydım, oyum kesin onun olurdu.

Umarım birgün Ankara’da bu seviyeye gelebilir.

GIRGIR’dan Olimpiyat Afişi ile Gönderme

Paylaşayım istedim. Türkiye’deki mizah dergilerinin gücü bence burada ortaya çıkıyor. Hazin bir olayı bile mizahi bir dille ve üstelik resimli olarak anlatabiliyorlar. Teşekkür ediyoruz.

gırgır-istanbul-olimpiyat-afişi

Sansürcü DigiTürk’ü kınıyoruz!

Dünkü Beşiktaş-Trabzonspor karşılaşmasını seyrederken, Gezi eylemleri ile ilgili “Her yer Taksim, her yer direniş” vb. tezahürat yapan   taraftarların sesini kısmaktan, neredeyse kesme noktasına getiren, DigiTürk yönetimini KINIYORUZ. Öncelikle bu bir küfür değildir. Vatandaşımız ve her takımın taraftarı hakaret etmediği sürece her türlü tezahuratı yapabilmelidir. Bu hükümetten nasıl bir korkudur ki, böyle bir hareket yapılabiliyor. Burası İran’mı?  Asıl taraftarın sesini kısarak olayı daha da büyüttünüz. Bu aynı zamanda bizim insanımızı küçümsemektir. İnsanlar “bu hareketi anlamaz nasıl olsa” diye düşünüp bizi aşağılamaktır aslında.

Sırf bu nedenle sizi kınıyoruz.

digiturk-besiktas-kiniyoruz

Çöp kokan bir 7. Cadde

Ankara’nın Bahçelievler de bulunan 7. Cadde’si ünlüdür. Özellikle alışveriş merkezlerinden bıkan ve “street shopping” ya da Türkçe’si “sokak alışverişi” yapmak ihtiyacı duyan insanlarımız tarafından yoğunlukla tercih edilir. Burası her daim canlı, eğlenceli ve geceleri bile ışıl ışıl olması ile Ankara’nın vazgeçilmez açık mekânlarından biridir.

Geçenlerde biz de buradaydık ve Ankara’nın bu nadide 7. Caddesi’nde yürüyüş yaptık, mağazaları kolaçan ettik ve hatta Çin yemeği bile yedik. Cadde, şu an devam eden asfalt çalışması nedeniyle girilmesi biraz zor da olsa Ağustos ayı olmasına rağmen süperdi ve oldukça da kalabalıktı. Havanın da güzel olmasını fırsat bilen Ankara’lı buraya yığlaşmıştı (bu terimi bir kaç yerde duydum, bir şive olabilir ama güzel tanımlıyor diye kullanıyorum 🙂 )

Gezerken bir dondurma aldım, yanında da bir peçete ve kaşık verdiler. Dondurma bitince bunları atacak bir yer aradım ama nafile. Burada da, aynı Tunalı da olduğu gibi çöp kutusu problemi had safhada. Bayağı yürüdüm ve bir mısır satıcısından rica ederek onun çöpüne atabildim elimdekileri. Sonrasında “insanlar acaba bu tip durumlarda ne yapıyor?” diye düşünürken, önümdeki bayan içeceğini bitirip kutusunu ağacın dibine atıverdi. Bunun resmini çektim tabii aşağıda bulabilirsiniz. Diğer ağaç diplerine baktım ve durum vahimdi gerçekten, keza tüm ağaç dipleri bu tip çöplerle dolu olduğu gibi bazıları da orada burada bulunan çitlerin, alçak duvarların üstüne dizilmiş haldeydi. Ara sokaklara baktım, cadde yakınında olan büyük çöp konteynırları da tepeleme doluydu, kapakları ardına kadar açıktı ve çöpler kenarlarından taşmış ve yanlarında bile birikmişti. Buradan gelen kokular ise tüm cadde de hissediliyordu tabii. Görüntü kirliliğini ise hiç söylemiyorum bile…

7.cadde-agac-alti-copler

Tunalı Hilmi caddesi için yetkililere sorduğumuz soruyu bu sefer 7. Cadde için de sormak istiyorum. Burada neden çöp kutuları yok ? Neden insanlarımız yere çöp atmaya adeta teşvik ediliyor? Şimdi yine “terör korkusu” gibi bir açıklama gelebilir ancak bu terör bir tek Türkiye’de mi var. Terör ihtimali olan tüm ülkeler böyle kokuyormu yani ! Hiç sanmıyorum.

Eminim bir gün, bir Türk girişimcisi (Mesela OSTİM de) bomba’ya dayanıklı, fazla ısı durumunda bir yeri renk değiştiren (yangın tarzı ısı artışı durumlarında), güzel görünümlü ve Türkiye’ye yakışır bir çöp tenekesini icat edecek, Belediye’lere bunu satacak, ülkemiz bunlarla donanacak ve akabinde bu “pis kokulu” terör ihtimali olan diğer ülkelere bunları ihraç ederek paranın dibine vuracaktır. Dünya çapında çöp tenekelerinin bir tarafında “Türk Malı” veya “Turkish Made” yazısını okurken, Türk havlularının Dünya çapındaki ünü gibi, yine temizlik ile eşleştirilebileceği bir başka unsur olan çöp tenekelerini de biz neden üretmeyelim ki ? Ankara’da otomobil yapan insanlarımız var, çöp kutusu nedir ki ?

Ankara “GEZİ” ye devam ediyormuş meğer !

ankara-gezi-su-sikilan-kizlar
Arkadaşlar, %99 medya bu konuya yer vermediği için ben buradan değineyim istedim keza benim bir yakınımın dün yaşadıkları ve bir arkadaşımın da ondan bir önceki gün yani Salı günü yaşadığı ibretlik olay, Gezi olaylarının ve müdahalelerin en azından Ankara’da halâ devam ettiğini gösteriyor.

Dikmen’de öğrendiğim üzere hemen her gün polis müdahalesi devam ediyormuş! Dün bir gazeteci de burada yaralanmış ve olayı çeken birkaç yerel TV’nin kameramanlarına da özellikle gaz bombaları atılmış. Benim hala oğlu da oradaymış ve sarımtırak bir su yemiş, “tüm vücudum yanıyor gibi oldu abi, yok böyle bir şey” şeklinde olayı özetledi. Medya’yı her gün rutin kontrol eden, yanlı yansız her türlü yayını okumaya özen gösteren biri olarak bunların hiçbirine medya’da rastlamadığımı söylemeliyim.

Salı günü olan olay ise daha da vahim, keza bir arkadaşım Bestekâr sk ile Bülten sokağın kesişimine yakın bir evin 2. Katında oturuyorlar. Arkadaşımın 3.5 yaşındaki çocuğu Sarp’ın uyuduğu odaya gece 1:00 civarında gaz bombası girmiş, çocuk neredeyse boğularak ölüyormuş. Allah’tan camın kırılarak kapsülün odaya girişinin yarattığı sesi duyan aile hemen uyanıp çocuğu kurtarmışlar. Arkadaşımın anlatımı aynen şöyleydi: “Önce bir patlama sesi duyduk, sonrasında ise yoğun bir duman ve iğrenç bir koku evi anında sardı. Oğlum Sarp’ın uyuduğu odaya doğru gitmeye çalıştım ama bu çok zordu, keza gözümden yaşlar adeta boşalıyordu, emekleyerek koridordan buraya doğru gittim. El yordamı ile kapıyı buldum ve açtım. İçeriyi görmek neredeyse imkansızdı, sadece oğlumun ağlama sesine doğru yöneldim ve onu el yordamı ile bulup, kucakladım ve bu sefer ikimiz emekleyerek eşimin ağlama ve komşuların bağırış seslerine doğru yönelerek çıkış kapısını bulabildik. Apartmandan aşağı indiğimde istemsiz olarak ağlıyordum zaten! Zaten tüm aile ağlıyordu o anda ve bu tablo hiç bir zaman aklımdan çıkmayacak. Ancak indiğimizde aşağısı da yine duman altı idi, ama en azından evimiz kadar kötü değildi. Oğlum, ben ve eşim nereye gideceğimizi şaşırdık ve oradan oraya kaçıştık”.

Bu sözler gerçekten benim içimi burktu. Bu nedir yahu. Polis artık bu kadar mı delirdi? Apartmanın ikinci katına neden bir gaz kapsülü giriyor? Yani o seviyede ne olabilir ki, buraya nişan alındı? Twitter yüzünden kuşlara da gıcık kapıp onlara mı ateş ediliyordu acaba? Anlamak mümkün değil!
Arkadaşım bugünden itibaren yeni bir ev arayışına girdiğini de ekledi tabii, keza eşi “ben burada bir daha yaşayamam, uyumam ise imkânsız” deyip, sabahı bir hastane’nin acil servisinde yaptıktan sonra Annesi’nin evine Kırıkkale’ye gitmişti. Üzüldüm gerçekten. Ayrıca eve sonrasında giden arkadaşım evde gerçekten kokunun olaydan 48 saat geçmesine rağmen halâ çok rahat hissedildiğini, yerde parkelerin bir kısmının yandığını, duvar kağıdının alt kısımlarında yine yanık izleri olduğunu da ekledi. Kendisi de Salı gününden itibaren bir otel’de geceliyor, bunu da ekleyeyim.

Bu ufak görünen olayın bilançosunu şöyle özetleyelim:

  • Bir aile geçici de olsa dağıldı
  • Bir ölüm tehlikesi atlatıldı
  • Bir ev boşaldı, maddi zararı da cabası

Ve bence en önemlisi tüm ailenin yaşadığı, tamiri imkânsız

  • MANEVİ zarar ve korku.

 

Gezi Parkı Direniş Afişleri Ankara Mezuniyet Törenlerinde

Türk genci’nin de mizah yeteneği ve yaratıcılığı ile direnişimiz bile eğlenceli ve komik. Yeni gençliğe güveniyor, onları seviyor ve başarılı işlere imza atmalarını yürekten diliyoruz.

mezuniyet-gezi-direnis-afisleri0

mezuniyet-gezi-afisleri1

mezuniyet-gezi-direnis-afisleri2

mezuniyet-gezi-direnis-afisleri3

mezuniyet-gezi-direnis-afisleri4

mezuniyet-gezi-direnis-afisleri5

mezuniyet-gezi-direnis-afisleri6

mezuniyet-gezi-direnis-afisleri7

mezuniyet-gezi-direnis-afisleri8

Ankara’dan çıktım yola

Geçen hafta sonu Ankara’dan Kocaeli’ne gittim. Yolda bu sözde yeni sistem’e tam geçiş sağlanmış ve  HGS gerektiğinden, ilk otoban  buradan HGS sticker’ı almak için durdum. Bu ufak kulübe’nin önünde bir güruh ki sormayın gitsin, sıra içeriden dışarıya taşmış durumda. 15 dk bekledikten sonra daha içeri girebildim. İçeri de de tam 20 dk. bekledim. Ortam zaten ufak, ve bir de üstüne havasız, klima koymuşlar çalışmıyor, ya da soğutmuyor. Ter kokusu ve ağız kokusu biribirine karışmış vaziyette. Bir de tek çalışan var, başka kimse yok. Adam da hayatından bıkmış bir vaziyette çalışıyor. Her bir kişi ile yaklaşık 4 dk. harcıyor. İçeri girdikten sonra önümde 5 kişi vardı, tam 20 dk. sürdü, hesapladım. Adama başka bir kişi daha yokmu diye itiraz edenlere, sert bir tavırla “yok” dediği için kimse korkudan soramıyor da.  Size resmini çektim aşağıda..

hgs-kulübesi-ankara-istanbul
Bu arada şunu belirteyim, bu sırayı aslında beklemenize bir lüzum yokmuş, orada bulunan bir broşürde okuduğuma göre eğer 7 gün içerisinde plakanıza bir HGS hesabı açıp içine para yüklerseniz cezasız bir şekilde geçiş ücretini ödemiş oluyorsunuz. Tabii bunu öğrendiğim zaman sıra bana gelmişti ama sonrasında içeriye girmeye yeltenen bir kaç kişiye ve sıradakilere bunu duyurdum. Bazıları, beklemeden ayrıldı. Madem durum böyle bence bunun büyük harflerle duvara ve kulubenin dışına yazılması gerekir, yani acil işi olup ta buraya düşenleri düşündüm de, üzüntü verici yani. Adam bu sefer burada kaybettiği zamanı kazanmak için 180 km hızla gidecek ve kaza yapacak tabii. Benim toplam zaman kaybım 20 içeride, 15dk. dışarıda olmak üzere toplam 35 dk idi. Bu süre zarfında 80-90 km yol giderdim herhalde. Onun yerine bu ufak kulübede cefa çektim ki, ona yanarım.

Bu arada, ben HGS’yi sticker gibi bir şey diye görmüştüm bir arkadaşımda. Adam “onlardan kalmadı” dedi, ve bana bir kart verdi (Eski KGS’ler gibi yani). Elime kartı alıp camdan kameraya sallayacakmışım. Yahu bu ne komedidir! Bunun ismi “Hızlı Geçiş Sistemi” mi, “Hantal Geçiş Sistemi” mi. OGS daha iyiydi, hiç olmazsa yapışıyordu cama. Eğer olay hızlı geçmek ise burada da hızınızı 30 km’ye düşürün diyor, OGS’de de. Bir de üstüne sticker yok, Kartı salla dur. Cumartesi günü gibi kalabalık bir günde 1 kişi çalıştıran Karayolları müdürlüğü, bari sticker’ları bulundursaydı da, kart sallamasaydık en azından böyle bir kazancımız olurdu. Ama nerede… Devlet dairesi mentalitesi burada da tecelli etmiş durumda. Bu arada yolda da bir çok dinlenme noktasında “HGS dolumu yapılır” filan yazıyordu. Yani ödemeden geçip, ilk dinlenme noktasında da sıra beklemeden bu kayıt veya dolum yapılabilirmiş, bunu da otoyola girdikten sonra öğrendim.

Bir de bu otoyollar’ın pahalılığına şaştım kaldım. Ankara – Kocaeli tam 10 lira 40 kuruş. Hani bu HGS ucuzdu? Bir de dönüşü eklersek tam 21 TL. Hele İstanbul’a gidecekseniz vay halinize köprü ücreti filan 30-40 lirayı rahat bulursunuz. Yahu zaten otobüs ücreti de bu kadar değil mi? Çağdaş ülkelerin çoğunda otoban yapılır 10 yıl filan işletilir, parası çıkarıldıktan sonra o otoyol bedava olur. Ben buna şahit oldum. Amerika, Boston’da iki otoyol önce paralı sonra ben orada bulunduğum sırada bedava hale geldi. Türkiye’de ise otoyolları bırakın, Boğaziçi köprüsü bile kendini 10 kez amorti etmiştir heralde diye düşünüyorum, halâ  giderek artan oranlarda pahalı. Allah İstanbul’da yaşayanlara kolaylık versin, yani. Bereket versin, Ankara’da bir de bununla uğraşmıyoruz. İstanbul’da deniz var da ne oluyor, üzerinden geçmek bile paralı. Canım Ankara’nın gözünü seveyim.

Sonuçta hızlı olmayan bir HGS sistemi ile gayet fahişt fiyatlarla insanlarımızı adeta söğüşleyen bir otoyol sistemi gerçekten sinir bozucu bir yolculuk ve mutsuz insanlar yaratıyor. “İnsan ülkesinde bile rahat rahat, ücretsiz, çilesiz gezemiyor” diye düşünüyor insan. Hele paran yoksa. “Otur oturduğun yerde” diyorlar size adeta. Çok üzücü gerçekten.

 

Drogba

Drogba, Gezi Parkı eylemlerinde en çok ünlü olan kişilerden biri oldu. Ünlü slogan “Sizde TOMA varsa, bizde de Drogba var”, artık resimli bir afiş oldu. Komik milletiz yahu 🙂

wehavedrogba