Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

muTEBER olmak lazım hayatta !

akbaba av avukat murat teber“İnsan’ın avukatlara işi düşmesin!” derler ya, aynen böyle bir durum yurtdışında uzun yıllar okumuş ve hatta orada master+doktora yapmış arkadaşımın başına gelmiş ve bu deyimi haklı çıkartmış adeta! Bunu etraflıca dinleyince paylaşmak istedim, hazır kafamda tazeyken keza okuyucularımızı uyararak, bu tip olaylar karşısında onların da mağdur olmamasını sağlamak boynumuzun borcu.

“Anadolu Sigorta” isminde bir sigorta şirketi var ülkemizde, çoğunuz ismini şu veya bu şekilde duymuştur. Bu şirket ile tali olarak (bir başka acente üzerinden) çalışan arkadaşımın Ankara’daki şirketi Sigorta Express nispeten yeni bir şirket olduğundan ve haliyle yeni müşteri ve “A acenteliği” alabileceği şirket arayışındayken, Anadolu Sigorta’dan bir temsilci ziyaretlerine gelmiş bir gün. Bu temsilci ile toplantıları sırasında acentelik alabilmeleri için Anadolu Sigorta portföylerinin geliştirilmesi ve yüksek üretim vb. isteklerde bulununca kısa süre sonra işe aldığı stajiyer çocuğa konuyla ilgili bir alan adı almasını ve buraya bir site ile Anadolu Sigorta için müşteri sağlanabilecek bir site yapılması direktifi vermiş. Çocuk, Anadolu Sigorta’nın her nedendir bilinmez, o tarihe kadar almayı düşünemedikleri “.gen.tr” uzantılı web sitesini “anadolusigorta.gen.tr” olarak tescil ettirmiş. Bildiğiniz veya şimdi bilgilendireceğim üzere “.gen.tr” alan adları “com.tr” gibi evrak vb. gerektirmediğinden her dileyen Türk vatandaşı tarafından alınabiliyor. Bu durumda da problemsiz olarak tescil gerçekleşmiş.

Akabinde tek sayfadan oluşan ancak efektif bir site oluşturulmuş ancak bu stajiyer bir hata yaparak kimseye sormadan, tahminen Anadolu Sigorta’nın A acentesi olduklarını düşünerek olsa gerek, Anadolu Sigorta’nın logosunu da arkadaşımın sigorta şirketinin yanında kullanmış. Tabii çocuk ancak Anadolu Sigorta’dan biri onu arayınca bu hatasının farkına varmış ve hemen düzelmiş ancak avda bekleyen Anadolu Sigorta avukatı aramadan önce noter kanalı ile bu sitede kullanılan logoyu tespit ettirmiş ve hemen basmış davayı sessiz sedasız! Arkadaşım Anadolu Sigorta ile durumu halletmiş olduğunu düşünürken 6-7 ay sonra birde bakmış ki hakkında nurtopu gibi bir ceza davası var.

İşin asıl tirajıkomik olanı “.gen.tr” alan adlarını herkese dağıtan ODTÜ(Nic.tr) tek bir ihtar ile anında alan adını iptal edip Anadolu Sigorta’ya verivermiş. Buradan uyarmış olalım,  “gen.tr” alan adı tek itirazda, ilk olarak siz tescil ettirmiş olsanız dahi sizden sorgusuz sualsiz alınabiliyor arkadaşlar! Lütfen alırken bu alan adının hiçbir zaman sizin olmadığını ve olmayacağını bilin ve ona göre alın.

“Yahu madem durum bu, neden başta bu alan adını satıyorsunuz?” diye çıkışsa da, Nic.tr’de bulunanlar konuyla ilgili cevap bile vermeden korku belası alan adını tıpış tıpış teslim etmişler Anadolu Sigorta’ya iyi mi!! . Normalde dünya çapında satılan ve geçerli olan “.com” alan adı kişinin nesi olursa olsun (buradan terör faaliyeleri filan gibi insanlık zararına birşey yapmıyorsa) önce bunu tescil ettirenden hiçbir şekilde alınamaz. Dünya çapında bunu regüle eden, ICANN isimli kuruluş buna müsade etmez, bizim ODTÜ’ye bağlı çalışan Nic.tr gibi en ufak bir durumda tırsmaz ve ilk tescil edenin haklarını sonuna kadar korur. Bu alan adı sadece dilenirse istenilene bir ücret karşılığı satılabilir, o kadar! Alan adları dünya çapında sanal değerler olarak bilinirler ve hisse senedi gibi alınır satılırlar. Birinin hisse senedine siz el koyup başka birine bilâ bedel veremezsiniz değil mi, mantıken! Ne yazık ki, Türkiye’de bu oluyormuş bunu da öğrenmiş olduk.

Tüm bunlar da yetmiyormuş gibi arkadaşımı arayan Murat Teber isimli avukat pişkin pişkin ve aslında kısaca “ya 5000 TL verirsiniz ya da mahkemelerde sürünürsünüz, sonrasında da siciliniz lekelenir” şeklinde tehdit edince arkadaşım “vereyim de, bu neyin masrafı?” diye sormuş haliyle!! Bunun üzerine daha da gaza gelen avukat “Size hesap vermek zorunda değilim ya verirsiniz ya da …. ” şeklinde bir karşılık alınca şok olmuş. “Adamdaki özgüvene bak!” diye de belirtti ben de paylaşayım istedim… Gerçekten de doğru ama! Adam resmen “Logoyu tek uyarımızda kaldırman ve Anadolu Sigorta’nın şikayetinden vazgeçmesi bile beni bağlamaz, ben seni sobeledim karşılığı 5000 TL” diyor ve bunun hesabı filan da yok! “Vereceksin !” diyor, bir nevi dayılanarak adeta! 🙂  Ha unutmadan! bir de adam öyle hızlı konuşuyormuş ki bunları söylerken konuşmasını anlamaya imkân yokmuş resmen. Acaba bununla uğraşan zavallı hakimler ne yapıyordur, onu  merak ettim ben asıl 🙂 Mahkeme bitmiyordur bi türlü 🙂 Allah onlara sabır versin!  Bu avukat anlatılana göre bu defektinin farkında olduğundan yanında bir başka avukat çalıştırıyormuş ve bu kadıncağız aracılığı ile iletişimi sağlamaya çalışıyormuş ! Arkadaş açıklama isteyince ve malum konu  “duygusal !” olunca telefona sarılmış ve direkt “parayı ver yoksa @!?*..” tehdidini  savurmuş.

Arkadaşımın öngörüsü bu tip avukatların  insanların ufak bir hatasını kollayarak  bundan maddi çıkar sağlamak için hukuk yoluyla bir nevi “legal gasp” yaptıkları yönünde. Anadolu Sigorta aslında bu davadan vazgeçilmesi yönünde bir görüş bildirmesine rağmen adam 3 kuruşluk masrafının binlerce katını bu şekilde kazanmayı kendine reva görebilmiş.

Bu tip avukatlar da türemeye başladı artık ülkemizde öyle görünüyor ki… Özellikle büyük şehirlerimizde! İşin ilginci arkadaşımın hukuk doktorası var, babası eski baro başkanı o da avukat kökenli ve tüm ailede birçok hukukçu var yani tamamen hukukla yoğrulmuş bir aile ona rağmen bu duruma düşebilmiş. İnanılır gibi değil, gerçekten!

Doğru dürüst Türkçe konuşamayan, etik davranıştan uzak, akbaba avukatlar devri hiç gelmesin lütfen. Budur temennimiz !

Nic.tr’nin kendini dünya standartlarında çalışan, alan adı sahibini öncelikle koruyan, ICANN kıvamına getirmesi ve  hukuk sistemimizin de ufak insan hatalarına dair davalara itibar etmeyip bu nevi avukatlara prim vermemeleri gerekir diye düşünüyoruz. Allahtan ülkemizde çok nezih, saygılı, hakkaniyetli, ne dediği anlaşılır ve güvenilir kişi ve kuruluşlar var da bu tip bozuklukları net olarak görebiliyoruz. Umarız bu tip olaylar ve kişiler hep azınlıkta kalmaya devam ederler.

Ankara’nın taşına bak, gözlerimin yaşına bak

Ankara hüzünBu tip yazıları yazmayı gerçekten sevmiyorum. Malum patlama sonrası Ankara’da herkes hüzünlü ve derin bir elem etrafı kaplamış durumda bunu rahatlıkla hissediyorsunuz O kadar ki, bir markete girdim normalde gayet güleryüzlü olan kasiyerlerin bile yüzü düşmüştü. Trafik bile bugün bir rahattı Ankara’da! İnsanlar korna  çalmıyor, sakinlemiş, içlerine dönmüşlerdi adeta! Başkentimizin son ruh durumu gerçekten de hiç iç açıcı değil ve aşikar bir tramva durumunun tüm belirtilerine sahip ! .

“Terörü lanetliyoruz !” demekten bile bıktık artık artık değil mi? Şu an yegane isteğimiz artık bu tip olayların hiçbir şehrimizde yaşanmaması.. O kadar.

Başkent’te her yer ölüm kokuyor, içimiz kan ağlıyor.

ankara bombalama 2015

Ankara’da patlayan bomba olayını duymayan kalmamıştır keza yurtdışında bile flaş haber olarak yer aldı basında.  Masum insanlarımız…. Şu an itibariyle tam 86 kişi öldü, yüzlerce de yaralı var. Umarız ölü sayımız artmaz ve yaralıların hepsi ivedilikle iyileşir.  Ülke olarak “şok” halindeyiz. Türkiye’nin Başkent’inde bu tip bir olayın yaşanıyor olması bile tek başına üzücü. Tabii yiten canlarımız için diyecek hiç bir şey yok.  Onlar bir bakıma “demokrasi şehidi” olarak değerlendirilmeli keza amaçları sadece barışı sağlamaktı, daha fazla kan akmasının engellenmesiydi ama ne elimdir ki kendi kanları aktı ve Ankara’yı adeta suladı. Olay yerinde bulunan bir gazetecinin ifadesi ile olayın hemen akabinde” insan parçalarına basmamak için özel bir çaba gerekiyordu” demiş demecinde. Bu sözler ve ifade kafamda hâlâ yankılanıyor ve yankılandıkça da beni derinden yaralıyor. Çok korkunç bir tablo bu! Tahayyülü bile insanı kahrediyor.

Burada suçlu kimse, kimlerse mutlaka ivedilikle cezalandırılmalı. Bombayı koyan ve koyduranlar en başta olmak üzere bu yapılmalı bir an önce. BlogAnkara olarak Ankaralı güzel insanlarımız başta olmak üzere tüm ülkemize başsağlığı diliyoruz.

Üzüntümüz büyük.  Sözün bittiği yerdeyiz

“Kalekol” haberi tekvırıgas çıktı

Geçenlerde bir yemek sırasında Trabzonlu bir müteahit ile tanıştım. Kendisi Doğu’da “kalekol” adını verdiğimiz çoğunluğu sınırda olan karakolları yaptığını ve hatta daha yeni bir tanesini bitirdiğinden bahsedince konuyu biraz irdeledim. Biraz sohbet edince oradaki ortam düzenini biraz olsun anlayabilme fırsatım oldu. Söylediğine göre doğuda çoğu illerde arka plan PKK’nın elindeymiş (İnanamadım ama dinlemeye devam ettim). Bu çözüm süreci sırasında artık şehirlerde bürokrasinin içine bile girmişler. Tüm müteahitler veya orada iş yapan herkes onlara haraç vermek mecburiyetindeymiş, vermeyene iş yaptırtmıyorlarmış. Bu arkadaşta mecburen veriyormuş ve karakol inşası devam ediyormuş. Eğer yapan kişi doğulu ise onlara hiç yaptırtmıyorlarmış keza mantığa göre “doğulu, pkk gerillasının ölmesine yol açacak karakol yapımında bulunamazmış ve bu bir nevi hainlikmiş”. Ayrıca orada birkaç kez mahmkemelik olmuş bu arkadaş PKK’lılar mahkemelerde de hakim ve savcıları tehdit ederek tüm davalarımı çözdüler diyor. Yani bu duruma göre orada hukuk diye birşey de yok.
kalekol
Gelelim basında da bolca malzeme yapılan “KALEKOL” ismiyle sanki kale gibi sağlammış hissiyatı ile servis edilen karakollara. Bu karakollar extra bir özelliği olmayan betondan, çimentodan yapılan alelade yapılarmış ve biraz daha büyük olmaları dışında öyle basında yazıldığı gibi “yok şuna dayanır, yok buna dayanır” filan gibi bir özellikleri yokmuş. “Sadece kurşuna dayanır” diyor müteahit “o da çok fazla aynı noktadan atış almazsa”. “Diğer ağır silahlar filan deler geçer” diyor. Yani bu da aynı daha önce buradan yazdığımız Sözde “Türk yapımı” Altay tankları gibi bir masalmış. Bunu da anlamış olduk. Şu magazinde kullanılan “asparagas haber” olayının politik versiyonu bir nevi.. Atılım yapıyormuş gibi görünme amacıyla içi boş teknolojik gelişme haberi üretme işi, “tekıvırıgas” diyelim tirajıkomik olsun.

Peki dedim siz bu karakollara giderken gelirken birşey olmuyormu? Söylediği şu. “Para veriyoruz ve birkaç PKK’lı ismi veriyoruz” bizi bırakıyorlar. Yani yolların kontrolü, inşaatların kontrolü, şehirlerin kontrolü ve hatta hukukun kontrolü tamamen PKK’nın eline geçmiş bu çözüm süreci sonucunda. Tam çözülmüş yani.

Çok yazık. Şimdi de zavallı mehmetçik bunların yığdığı malzeme ve mühimmatla kendi topraklarımızı canı pahasına geri kazanmak için didinip duruyor. Bir dolu bomba bitki örtümüzü bozuyor, dağlardaki hayvanları öldürüyor ve kaybeden hep ülkemiz ve insanları oluyor. Üzülüyorum yiten canlara, yanlış politikalar uğruna feda edilen insanlarımıza !!!

Yaşar Kemâl’e veda ettik

yasar-kemal-olduTek gözüyle, çift gözlülerden çok daha güzel bir Türkiye’yi tasvir eden, edebiyat tarihimize damgasını vurmuş büyük üstadımızı kaybettik. Ülke olarak başımız sağolsun. Sözün bittiği yerdeyiz.

Bir kadın cinayeti daha, Özgecan Aslan yaş 19

Özgecan Aslan, Mersin Tarsus minübüsçü cinayetiÖzgecan Aslan, insanlarımızı derinden üzen bu kadın cinayeti ile siyasetçiler aracılığı ile kutuplaşmışlığın verdiği gerilim yetmezmiş gibi bu sefer bir başka açıdan derinden sarsıldık.

Aslında bu kızımıza pek kadın da denmez keza sadece 19 yaşında üniversite öğrencisi bir ana kuzusu idi… Cani bir minibüsçü tarafından tecavüze yeltenildi, dövüldü, öldürüldü, parçalandı ve sonra ise yakılmaya çalışıldı.

Bu nasıl bir caniliktir, tasavvur etmek çok güç gerçekten.
Burada bence suçluların en büyüğü bu kişinin anne ve babası. Demek ki bu caniye doğruyu, yanlışı ve herşeyden öte Allah’tan korkmayı öğretememişler. Bir de yetmiyormuş gibi sonrasında yardım bile etmiş babası olacak o insan müsvettesi! Böyle babalık, yerin dibine batsın!

Ülkece çok üzüldük.

Gençlerimizdeki bu açlığın bir nedeni de aslında daha önceki yazılarda belirttiğimiz ve Ankara’da da olduğu gibi bazı belediyelerin ilk icraat olarak genelevleri kapatmaları. En azından bu tip yerler bu açlığı bir şekilde gidermenin yerleriydi. Çağdaş ülkelerde bu tip açlıklar daha az ve bu tip cinayetleri nadiren görüyoruz keza burada kontrollü olarak bu tür oluşumlara izin veriliyor ve verilmesi de lazım. Özellikle de bizim gibi erkek egemen toplumlarda bunlar bir nevi “dejarj merkezleri” olabilir. Güzel, nezih, temiz olduktan sonra ve sağlık kontrolleri yapıldıktan sonra neden olmasın. Sırf bu nedenle sadece 1 kadınımız bile tecavüzden kurtulsa buna değmezmi, sizce?

Muhafazakâr toplumlar usülen buna karşı çıkarlar ama en çok fuhuş bu tip toplumlarda vardır aslında. Örneğin şu anda Ankara’da fuhuş artık her yerde. Güvensiz, kontrolsüz, hastalıklı fuhuş çoğu illerde de artık sokaklarımızda. Bunların reklamlarını kaldırımlarda, saat 12’den sonra ise cismen her gün görebilirsiniz.

Özellikle erkeklere sex eğitimi mutlaka verilmeli. Yanlışlar, doğrular çekinilmeden, üstü kapatılmadan ayan beyan izah edilmeli. Bu evlenen çiftlere de sonrasında lazım keza aile içi tecavüzler de ülkemizde çok yaşanan ve hiç bahsedilmeyen konulardan biri. Çoğu kadınımız her gün kocası tarafından tecavüze uğruyor ancak bunu dile getiremiyor. Böyle mutsuz kadınların olduğu bir toplumda yaşıyoruz ne yazık ki!

Eğitim Şart.

Evrilmemiz, çağdaşlaşmamız, eğitimimizi de acilen belirli düzeye getirmemiz gerekiyor. Yoksa daha çok kadınımız ölür, öldürülür veya işkence gördüğü bir evliliğin içinde bulunmak zorunda bırakılır.

BlogAnkara olarak, Özgecan Aslan’a Allah’tan rahmet diliyoruz. Namusu uğruna canını vermiş bir toplum şehidi olarak onu cennete uğurluyoruz. Bu cani ve ona yardım/yataklık edenlerin de ibret verici bir ceza almalarını yürekten diliyoruz. Takdir yargınındır.

Gülen Gözlü Çocuk

ali-ismail-korkmazAli İsmail Korkmaz.

Koşarken önünü kesenler tarafından yakalanıp, gerekirse kelepçelenip, ekip arabasına konulmak yerine, sövüldü, dövüldü ve öldürüldü. Üstelik olay sırasında çekilen kamera kayıtları canlı canlı tüm Türkiye genelinde izlenmişken (hatta kolluk güçlerinin “kamera kayıtlarını silin” şeklinde bir ses kaydı bile varken) mahkemenin kararına göre failler sadece 4-5 yıl yatıp çıkacaklar, hepsi bu! Yargının takdiridir, saygı duyuyoruz ancak milletin vicdanı buna razı gelmedi ve dün gece Ankara’da ve yurdun genelinde olaylar çıktı. İnsanlar bu karara itiraz ettiler, TOMA’lar eşliğinde, gaz bombalarının yarattığı sisin ambiansı ile serbest koşu yaptılar gece boyunca, özellikle de Ankara ve İstanbul’da! “Paralelin işidir! İnlerine girince onlar da inlerden çıkıp sokaklara dökülmüş olsalar gerek!” kıvamında yayınlar yaptı bazı kanallar bu sabah. Ya da paralel olmayan medya “bunların çoğu muhalefet partilerinin adamlarıdır, parayla eylem yaptırılıyordur” şeklinde beyanlar bile yayınladılar.

Benim en çok takıldığım ise annesinin “keşke oğlum vurularak öldürülseydi” sözü oldu. Gözlerim yaşardı resmen. Keza sadece 19 yaşında olan oğlunun abileri yaşında bir grup tarafından bir nevi linç edilerek, acı çekerek öldüğünü bilmek, vurularak ölmesinden çok daha elim bir olaydı.

Ne diyelim. “Paralel! Türk Milleti” adına üzgünüz. Gülen gözlü çocuğun adaleti bu dünyada olmazsa elbet öbür dünyada tecelli edecektir. Bunu yapanların vicdanları ise 4-5 yıl yatıp çıktıktan sonra bile hep kara kalacaktır.

Türk yazarlarının babası Yaşar Kemâl

yaşar kemal
Büyük ustamız yoğun bakımda. BlogAnkara.com olarak çok üzgünüz. Onun yazılarıyla büyüdük hatta filimlere konu olan romanlarından yapılan filimlerini hep beraber izledik. Çoğu kitaplarında Ankara’nın da içinde bulunduğu Anadolu coğrafyasını büyük ustalıkla kafamızda canlandırmayı başaran üstadımıza dualarınızı eksik etmeyin lütfen. Umarız biran önce aramıza döner. Yazmasa bile sadece dünyamızda olması bile yeter.

Acil şifalar diliyoruz.

Keçileri kaçırmışlar!

Hatırlarsınız, 3-5 yıl evvel Eskişehir yolunda 3 köprünün altına birer güzelleştirme çalışması yapılmış ve bu gazetelere de konu olmuştu. Ümitköy, Hacettepe ve Bilkent köprülerinin birine “ankara kedisi” ikincisine “ankara keçisi”, üçüncüye “ankara tavşanı” temalı mozayikler yapılmıştı.

Geçenlerde keçili olanın altından geçiyordum ve keçilerin yokolduklarını gördüm, geriye sadece 1 keçi kalmıştı. Aşağıda resmini bulabilirsiniz.

ankara keçisi mozayikleri, ankara köprüaltı

Burası ne kadar zamandır bu şekilde, dikkat etmemişim ama bunların kontrollerinin yapılıp kırılan veya çalınanlarının yenisiyle değiştirilmesi, hazır bu aralar  köprü altlarına komik toprak renkli süslemeler yapılırken, bunun gibi özgün/sanatsal olan çalışmaların korunması açısından önemli diye düşünüyorum. Keza şu an yapılan tuhaf desenlerin hiç bir güzelliği de özelliği de yok, kanımca. Keçilerin en azından bir anlamı vardı!  Yeni yapıştırılanlar belki çinileriyle ünlü bir şehrimiz için olabilirdi ama Ankara için tutarsız bir seçim olmuş. Mimarlar odasına veya en azından Ankara’da yaşayanlara sorulabilirdi. Zaten estetik yoksunu ve kasvetli devlet binalarıyla dolu kentimizin dokusunu canlandırmak yerine adeta üzerine tüy dikmiş gibi duruyorlar!

 

Polis Devleti olmak ya da olmamamak

amerikan-polisi

Sn. Arınç’ın “Polis’in yetkilerini yeterli görmüyoruz” ve “Polislerin davranışları Avrupa ve özellikle de Almanya ile uyumlu hale getirilecek, bununla ilgili çalışmalar yapıyoruz” demeci ve doğudaki olayları örnek göstererek “Amerika’da böyle bir olay olsa kafanıza kurşunu yersiniz” gibi sözlerini okuduktan sonra üstüne bugün de Başbakan Davutoğlu’nun buna benzer bir konuşma yapması beni ülkem adına endişelendirdi. 15 senemi Amerika’da geçirdiğim için biliyorum, Amerika’da gerçekten de Sn. Arınç’ın söylediği gibi, polise sadece ters bir bakış bile atsanız adam sizi gözünü kırpmadan vurabilir ve hiç bir şekilde de ceza almaz. Polis’in hakimiyeti oldukça yüksektir, hukuk onları kayıtsız şartsız korur ve polis her zaman haklıdır.

Şöyle bir kaç örnek vereyim; Amerika’dayken çok yakın bir arkadaşımın başına gelen olaydır ve 100% gerçektir. Gidenler bilirler, orada siz trafikteyken ufak bir şüphe bile çekeseniz ya da sadece tipiniz bozuksa, polis dilediği zaman ışıklarını yakarak sizi kovalar ve durdurur, tabii arabadan inmeden beklersiniz, adam özellikle yavaş adımlarla ve ışığı gözünüze vurarak gelir ve akebinde de eğer ingilizceyi de iyi konuşamıyorsanız  hakaretlerle ve bağırarak sizi bir güzel haşlar. Sonra yetmiyormuş gibi  kapıdan çıkarıp arabaya yapıştırır, üzerinizi arar vb. gıcıklıkların tümünü  özenle ve üşenmeden yapar. Bu Amerika için rutin bir durumdur. Hele Allah göstermesin arabadan filan çıkarsanız, her an ölebilirsiniz. Benim arkadaşım olayı da tam da bu noktada başlıyor. ABD’ye gelişinin 2. günüymüş. Araba kiralamış ve Türkiye’deymiş gibi sürdüğü için polis bunu gecenin bir yarısında şehrin ortasında durdurmuş. Bu da kapıyı vurararak çıkıp bir türlü gelmeyen adama doğru yürümeye başlamış. Polis bizimkinin ona doğru geldiğini görünce hemen ışığı ona doğru çevirmiş ve bu da adama “ne ışık vuruyorsunuz ya” gibilerinden bir hareket yapmış. Çocuğa ateş etmişler kurşun yüzünü sıyırmış! Şu anda kulağının bir parçası ve kafatasının bir bölümü yok ve yüzünün yarısı da çarpık durumda.

Bir diğer gerçek olay örneğinde de sonrasında mahkemesine gittiğim ve bizzat orada dinlediğim olay da da durum şöyle gelişmiş. Bir Türk barda İspanyol bir arkadaşı ile bilardo oynuyor ve o sırada  bara üniformalı bir polis geliyor ve barmen ile birşeyler konuşmaya başlıyor. Tam da o sırada bilardo masasından bir top fırlayarak polisin olduğu yöne doğru gidiyor. Bizim Türk vatandaş ta tabii arkası sıra topu almaya. Aksilik bu ya, bilardo topu tam da polisin yanındaki taburenin altına doğru yuvarlanıyor ve bizim vatandaş da doğal olarak taburenin altına doğru topu almak için eğiliyor. Çocuk sonrasını hatırlamıyor! Hep beraber hastanede ziyaretine gittik. Polis çocuğu hastanelik etmiş, kapısında da yine bir polis bekliyordu, iyileştikten sonra mahkemeye çıkarılacak diye! Zar zor içeri girebildik. Polisin mahkemeye verdiği ifade şu “benim silahımı almaya çalıştı, o nedenle dövdüm”. Çocuğa olay şahidi olsun diye oradaki barmeni ve oyun oynadığı çocuğu çağıralım diye yardımcı olmaya çalıştık ama ne barmen ne de o gün bilardo oynadığı ispanyol arkadaşı şahitlik etmek istemediler. Keza onlar bile polisin karşısında olmaktan korktular. Çocuk hastanelik olduğu yetmezmiş gibi 1 sene hapis yattı, sonrasında ise Türkiye’ye geri yollandı.

Amerika ve polisini örnek almaya çalıştığımız diğer Hristiyan toplumlarda acıma yoktur. Kendi anneleri babaları dahil kimseyi tanımazlar ve insafsızdırlar. Gerçi aileler de çocuklarını tanımaz, orası da ayrı ama… Acımasızlık ve güvensizlik diz boyu olduğundan herkes gölgesinden bile korkar, polisten de tabii.. Ve oradaki insan da acımasız olmayı ve kimseyi takmamayı öğrenir. Bu adeta bir kültür halindedir. Aile değerleri yoktur. Çocuğunuz bile Amerika’da iseniz artık Amerika’nın malıdır. Keni çocuğunuza fiske vursanız hapse girebilirsiniz.

Bizim hükümetimiz gayet dini bütün insanlardan oluşuyor bunların başında da Sn. Davutoğlu ve Sn. Arınç var. Bunlar gidip Hristiyan olan ülkelerden polislere ders aldırmayı, onlara o ülkelerde olduğu gibi yetkiler vermeye, o değerleri aşılamaya çalışıyorlar. Bu sizce de garip bir durum değil mi ?
Bence olay Polis’e yetki vermek değil, hukuku düzgün yürütmekten geçer. Eğer zırt pırt af çıkmazsa, cezalar hakkıyla çekilirse ve hukuk suçlu ile suçsuzu net olarak ayırdedebilirse bu fazlasıyla caydırıcı olacaktır zaten. Yoksa buradan bakınca, “hukuka söz geçiremeyen hükümet elimizde söz geçirebildiğimiz güçlere yetkiler verelim gıkını çıkarını anında halletsinler” gibi bir tutum içindeymiş gibi anlaşılıyor ki bu çok yanlış bir tutum.

Müslüman affedicidir. Peygamberimiz kendini vuran adamı, kendine kötü davranan insanları bile affetmiştir. Müslümanlık birliktelik, insaf, Allah’tan korkmak demektir. Bunu eminim hükümet yetkilileri bizden iyi biliyordur. Sn. Arınç’ın örneğine dayanarak söylüyorum “kurşunu kafasına sıkarak” sadece o polisi bir katil yaparsınız ve Amerika’da neredeyse her polis birer katildir, hatta bazıları seri katildir bana göre.

Orada yaşarken inanın ne zaman bir polis görsem irkilirdim. Amerika’da hiç kimse polisleri sevmez, sever gibi yapar. Eminim bu Avrupa’da da böyledir. Başta da ezilen toplumlar ve azınlıklar. Amerika için bu toplum zencilerdir keza polis en çok onları öldürmektedir. Adamlar polisler için “F… the police” ve benzeri şarkılar ile öfkelerini ancak bu şekilde dışavurabiliyorlar.. Üzülüyorum hallerine gerçekten çok eziyet çekiyorlar. Allah’tan orada herkese küfür etmek serbest te oradan yırtıyorlar.
Amerikan askerlerinin de durumu ortada en yakın örnek Irak savaşı. Bunların savaş esirlerine yaptıkları rezaletleri ve işkence görüntülerini tüm dünya gördü. Değeri ve insafı olmayan toplumdan çıkan paralı askerler işte. Gayet normal yani!

Bu tip korkulan, insafsız ve dini/ahlaki değersiz insanların ortalıkta Türkiye’de gezdiğini düşünün polis diye! Böyle bir ortamda kim mutlu olabilir?

Peki Amerikalılar mutlu mu? Hayır. Kesinlikle değiller. Bunu 15 yıllık tecrübeme dayanarak söylüyorum. Aile değerleri yok. Sokaklarda polis korkusundan araba süremiyorsun, park edemiyorsun, evinde televizyonun sesini açamıyorsun hatta balık bile avlayamıyorsun. Herkes mutlu gibi görünüyor ama arka planda herkes depresyonda. Bir de “özgürlükler ülkesi!” diyorlar. Hepsi hikaye. Oradaki tek özgürlük, özgürce Obama’ya veya polise vb. küfür edebilmek. Başka bir özgürlük yok.

“Paraya tapan, acımasız, değerlerinden yoksun, doğru dürüst bir dini bile olmayan yer” diye sözlükte “Amerika” kelimesi karşısına yazabilirsiniz, hiç problem olmaz!

Siz Amerikan filimlerine bakmayın, onlar tamamen kurgu ve ilginç tarafı orada yaşayanlara bile bu filimlerle Amerikan rüyasını inandırmayı başarabilen tek millet Amerika’dır. Üstelik bu filimleri diğer ülkelere yollayarak onlara da “Amerika çok güçlü, çok çağdaş ve herkesi yener” imajını pompalıyorlar ve çoğu ülke de bunu yiyiyor, ne yazık ki! Bu arada “Amerikan Rüyası” da ölmeden mortgage belasından kurtularak bir ev sahibi olabilmek. Rüya’ya bak! Eğer öyle ise bizim ülkemiz rüyalar ülkesi olsa gerek 🙂

Kolluk kuvvetlerine daha fazla yetki ve selahiyet vermek toplumda korku, intikam duygusu, nefret ve huzursuzluğu artırı sadece. Bunu Amerika tolere edebilir, keza değerleri olmayan bir toplum ama Türk insanı bunu tolere edemez. Polis haftası filan da yalan olur tabii… Çiçek veren polis yerine kurşun atan polis imajı o haftada pek sevimli kaçmayacaktır keza. Atatürk yönümüzü batıya çevirelim ama değerlerimizi koruyalım derken tam da bunu demek istemiştir. Değerlerimiz, insaf duygumuz, ailemiz ve özgürlüklerimizi sonuna kadar savunmalı o konularda kesinlikle özgün kalmalıyız. Bu konularda zaten onlar bize benzesinler, biz onların değerlerinde polisler yetiştirmeyelim! Hukukumuz hakkaniyetli, dürüst ve kaliteli olsun, başka hiç bir şeye gerek yok.