Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Türk İngilizcesi

keep-calm-tshirt-turkÜlkemizde bir çok genç insanımız var ve bunların büyük bir çoğunluğu da eğer bir üniversiteye girebilirse ciddi bir ingilizce veya diğer bir dil eğitimi ile ancak o zaman karşılabiliyor ne yazık ki! Çok özel değilse ortaokul ve liselerimizdeki dil eğitimi pek parlak değil bu aşikâr. Tabii üniversite sürecinde de diğer derslerin stresi ve etkisi ile dil öğrenimine yeterince zaman harcanmadığından izi de kalıcı olmuyor. “Türk ingilizcesi” diye bir kavram var, belki biliyorsunuzdur. Fatih Terim’inki gibi bir şey değil merak etmeyin, o çok ütopik bir örnek olur! Daha çok mesela son Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün konuştuğu türden bir ingilizce. Bu ingilizce türünün babası aslında Turgut Özal’dır. O bunu Türkçe vurgularla çok güzel konuşurdu, Türkçe dinliyormuş gibi ingilizce dinlerdiniz. Birçoğumuzda vardır aslında bu ingilizce çeşidi. Ciddi ciddi sular seller gibi ingilizce konuştuğumuzu sanırız ama vurgularımız ve tonlamamız tamamen Türkçe’dir. Örneğin “really” deki “real” kelimesini “ril” şeklinde ve üzerini bastırarak vurgulamamız gibi ingilizceyi de kendimize benzetmeye çalışırız.

Yurtdışında eğitim almaya giden insanlarımızda da bu problem devam eder. Özellikle de orada Türk arkadaşlar bulduysa bu konudaki gelişim de hayli yavaş olur. Orada 10 yıl kalıp dönen ve döndüğünde Türk ingilizcesi konuşan birçok arkadaşım olmuştu ve bunların ortak yanı da orada kaldıkları süre içinde ingilizce anlamaları gelişirken konuşma pratiği yapamadıklarından bu konuda gelişmeyi sağlayamamış olmalarıydı. Türk insanı olarak gittiğimiz ülkede de Türkiye’deki hareketleri ve tavırları sergilemek isteriz keza raydan çıkarma konusunda üstümüze bir millet daha yoktur, malûm. Yurtdışında çıkınca da değişmeyen klasik, Polis’e “bu işin bir kolayı yokmu?” yaklaşımları, önümüze gelen rastgele bir noktaya gelişigüzel parketme, herhangi bir yerde durup piknik yapabilme ve hatta mangal yakma, bara girerken aşırı bahşiş vererek özel muamele bekleme vb. daha bir çok Türk’e özgü davranışları sergileriz. Hele bir de orada 3-5 Türk kafadengi arkadaş bulduysak değmeyin keyfimize, o zaman bolca Türkçe pratiği yaparken “minimum ders, maximum eğlence” mentalitesi ile vur patlasın, çal oynasın durumuna gireriz hemencecik.

Geçenlerde yeğenimin bir yurtdışı eğitim planı için bir danışmanlık şirketi arayışı içindeyken “Ankara’da en iyi yurtdışı eğitim danışmanlığı” vb. şeklinde bir google araması yaptığımda ilk karşıma çıkan firmayı aradım. Telefondaki bayan gayet nazik ve bilgiliydi. İlgilendiler daha sonra birkaç şirketi daha aradım ancak diğer iki ya da üç şirkette bu ilgiyi ve hatta bilgiyi hissedemedim. Öğrendiğim üzere, bu tip yurtdışı eğitim firmalarının çoğunluğu İstanbul kökenli ve Ankara merkezli olarak ta bu firma özellikle dikkatimi çekmişti ve hatta Ankara’nın ilk yurtdışı eğitim firması filan yazıyordu websitelerinde. Bundan ve telefondaki danışmandan etkilenmiş olmalıyım ki randevu yaparak yeğenimi de önüme katıp firmanın yolunu tuttuk.

Danışmanımız bizi güleryüzle karşıladı, oturduk ve konuşmaya başladık. Ben konuda tecrübeli olduğum için itiraf edeyim çeşitli konularda danışmanı sıkıştırmaya çalıştım ama danışman gerçekten de kendinden emindi, orada bulunduğu ve işi gerçekten bildiği belli oluyordu. Benim ukalalıklarıma sinirlenmek bir yana gülümseyerek anlatmaya devam ediyordu. O ara danışmanın ismine gözüm takıldı soyadı “Mutlu” idi. Herhalde bundan diye de düşündüm ve gülümsedim. Benim bile güvenimi sağladığına göre ve hatta burası hakkında şu anda okuduğunuz üzere yazı bile yazdığıma göre artık siz pay biçin gerçekten haketmiş olmaları lazım keza gerçekten etkilendiğim veya iyi olduklarına kendimin de emin olduğu ticari hatta bir nevi reklam olabilecek konulara sadece nadiren yer veririm ama bu firma bunu haketmişti, ona kani oldum.
Biraz tarif edeyim ortamı, öncelikle firma büyük bir alana yayılı sanırım 2 dairenin birleşimi gibi bir durum, bir çok çalışan var, gayet nezih, düzgün ve temiz, ortam gayet modern. Web sitelerinde de okuduğum gibi Ankara merkezli oldukları belli keza taşra kabûl edilen Başkent! Ankara’da bu nevi kapsamlı bir operasyon genelde bulamıyorsunuz. Ortam kalabalık, fuar gibi bir durum, tahminimce Cumartesi olduğundan bir dolu müşteri de burada bizim gibi bilgi alıyordu ve konuşma uğultusundan danışmanımızla iletişimde güçlük çekiyorduk. Neyse bu uğultu fazla sürmedi ve kahvelerimizi içerken Amerika’da ve İngiltere’de yeğenimin gidebileceği dil eğitimi seçenekleri hakkında benim de tam olarak bilmediğim önemli bilgiler edindik.

Yurtdışına çocuğunuzu, bir yakınınızı veya kendinizi göndermeyi planlıyorsanız en önemli nokta aslında Türk yoğunluğu. Hem derslerde, hem de ortamda Türk yoğunluğunu minimize etmelisiniz keza maximum fayda ve hız için giden kişinin Türklerle irtibatı anne babası ile arada yaptığı telefon görüşmeleri düzeyinde kalmalı bence. Danışmanımız da bu konuda oldukça duyarlıydı ve bize aile yanı konaklama ile öğrenimin daha hızlı ve kolay gerçekleşeceğinin altını birkaç kez çizdi. Aile yanında ister istemez “host family” yani evin sahibi ile mecburen ingilizce veya ilgili dili konuşmak durumunda kalıyorsunuz ve bu da eve geldiğinizde bile dil pratiği anlamına geliyor. Bu şekilde okulda öğrenilenler bir nevi pekiştirilmiş oluyor. Bu aileler de zaten devamlı öğrencileri evlerinde konuk ettiklerinden evlerinde kalan kişilerin dillerini geliştirme yönünde davranıyorlar ve zorlandığınız konularda düzeltmeler yapıyor ve sizi bu anlamda destekliyorlar.

Galiba karar verdik gibi! Eğer güzel bir konaklama seçeneği de bulabilirsek yeğenim bu yaz 3 aylığına İngiltere’de bir yaz okulu için kayıt edeceğiz gibi. Aslında bunun için geç kalmışız bile! Uçak fiyatları uçmuş ve özellikle aile yanı konaklamalarda okula yakın olan lokasyonlar da tamamen dolmuş durumda. Bakalım bugün danışmanımızdan haber bekliyoruz.

Tabii merak etmişsinizdir bu hangi firma diye, hemen söyleyeyim. Şirketin ismi “Karya”. Ankara’da güvenilir, bilgili ve huzurlu bir danışmanlık şirketi arıyorsanız bizim de araştırarak bulduğumuz, bu konuyla ilgili bir ihtiyacım olmadığı için herhalde, daha önce hiç ismini duymadığım bu firmayı kesinlikle okurlarımıza tavsiye ederim. İnsanı güvende ve iyi hissettiriyorlar. Google ile vakit kaybetmeyin diye hemen web sitelerini de paylaşayım buradan tıklayarak gidebilirsiniz >> www.karyainternational.com.

Sitelerin yanında 5 IKEA daha lazım!

Ankara’nın Siteler semti ünlüdür. Ankaralılar bilirler, burada her türlü mobilya bulunur ve hatta Türkiye çapında da gönderirler. Eskiden yeni evlenenlerin ilk gittiği yerdi ancak sonraları yapı marketler ve sonrasında IKEA’nın açılması bu semtin işlerini biraz baltaladı. Geçen hafta sonu biz de bir iki arkadaş IKEA’ya uğrayalım dedik durumu resimden görebilirsiniz. Hınca hınç resmen ve yürümeniz bile mümkün değildi! Tabii kısa sürede, daralarak çıktık buradan.

ikea ankara

Anlaşılan Ankaralı dünya çapında ilgi gören bu tip mağazaları seviyor ama paramızı yabancılara vermek yerine buna benzer mağazaların Türk girişimciler tarafından açılması daha iyi olabilir diye düşünüyorum. Bu konuda tek hamle yapan ADORE mobilya ama onların da ilginçlik konusunda problemleri var. Yoksa demonte olayını ve ucuzluk olayını halletmişler. Online mağazaları da tamam.Sadece biraz yaratıcılık lazım keza modelleri çok tekdüze.

Ankara’da ucuz maliyetli/ilginç ev ürünleri satan bu tip büyük mağazaların sayısının artmasının gerekliliği bence bu kalabalıktan aşikar. Siz ne dersiniz?

Saatlerinizi 1 saat ileriye almayı unutmayın :)

ampul-akp-esantiyon-saat-saglam-irade-erdogan

Atakule 10 senedir hüzünlü ve boş

Atakule’yi birçoğumuz hatırlıyordur, bundan 20-30 yıl evvel burası oldukça popüler bir alışveriş merkezi idi ve aslında Ankara’nın ilk alışveriş merkezlerinden biriydi. Buradaki mağazalar, restoranlar ve hatta burada aşağı kattaki oyun merkezinde bile, bir çok anılarım var. Hele bile Atakule’ye ilk çıkışımdaki daha asansördeyken hissettiklerimi hiç unutamıyorum. Bunu sonrasında Amerika’da saldırıya uğrayan “Twin towers” a bile çıkarken hissedemedim. Bir keresinde buraya bir nikah törenine davetliydik, dönemin Başbakanı da oradaydı (Mesut Yılmaz) ve buradaki atmosfer, ambians hâlâ bugün gibi aklımda. Atakule’nin bir de üstte dönen bir restoranı vardı, hatta bir aralar bozulmuştu, dönmüyordu, sonra tekrar döndürmeyi başarmışlar ama ondan sonra bir daha gitme fırsatım olmadığı için onu bir türlü deneyimleyemedim. Amerika’ya gitmeden evvel ise, sene 1990, yine son kez Atakule’nin merdivenlerinde arkadaşlarımla vedalaşmıştım. Burada bir de, lisede aynı sırada oturduğum arkadaşımın babasının sahibi olduğu “Yavru Oyuncak” isminde bir oyuncak mağazası vardı. Hatırlayanlar vardır mutlaka. Bu oyuncakçı da Ankara’da o zamanlar en büyük oyuncakçılardan biriydi ve oldukça da popülerdi. Hatta o oyuncakçının o zamanlardan kalma bir de resmini de buldum, aşağıda.

yavru-oyuncak-atakule-ankara

Hey gidi günler, hey. Derler ya! İşte tam da öyle, Amerika’dan döndüğümde ise ilk ziyaret etmek istediğim mekânlardan biri de haliyle Atakule oldu. Bir gittim ki “kapı duvar”. Her tarafı kilitli, tozlanmış, yıpranmış ve eski görünümünden çok uzak bir hâlde boynu bükük duruyor. Buraya ne oldu acaba diye etrafa soruşturunca çok çeşitli hikâyeler duydum, bazıları “burayı bir şirkete sattılar, şirket içindeki insanları çıkardı başka bir alışveriş merkezi yapacakmış” bir diğeri “Buraya devlet el koymuş alışveriş merkezi tarafını yıkacaklarmış ama kule kalacakmış” diğeri “Burayı Çankaya Belediyesi almış, onlar belediye’yi buraya taşıyacaklarmış” vb. daha birçok hikaye. İlginç tarafı ise dinlediğim hikayelerin hepsi değişik ve hiçbiri biribirine benzemiyordu. Bu da insanların aslında burasının neden kapandığını ve akibetini bilmediğini gösteriyordu. O aralarda internet’te de bu konuyla ilgili hiç bir haber yoktu, keza bizzat araştırdım. Aradan yaklaşık 10 yıla yakın bir süre geçti bu müddet zarfında Atakule hâlâ terkedilmiş bir şekilde öylece duruyordu. Geçenlerde bu orada mağazaları olan arkadaşımla görüşünce yine merak ettim ve internet’ten araştırınca yeni bir haber vardı ve bu da bir emlak portalında geçiyordu ve 2013 tarihliydi haber. Şöyle diyordu özetle “alışveriş merkezi kısmı yıkılıp yeni bir alışveriş merkezi ile değiştirilecekmiş ve şu an yıkım için bekliyormuş.“

Bu tabii iyi haber, en azından burası tekrar canlanacak ve eski günlerine, umarım dönecek. Yapım işi 3 yıl kadar sürecek deniyor. Yani yıkım 2014’te gerçekleşebilirse, alışveriş merkezi en erken 2017 gibi tekrar aktif olur diye düşünüyorum. Bu arada, arkadaşım geçenlerde görüştüğümde ki hâlâ oyuncakçılık yapmaya çabalıyor bana şu andaki yavru oyuncağın son durumunun resmini yollamasını istedim o da bugün yollamış, durumu görüyorsunuz, hatta arkadaşımın acıklı durumunu da sizinle paylaşıyorum, siz pay biçin!

yavru-oyuncak-2013

Bora-sengul-yavru-oyuncak-2013

Durum acıklı, Yavru oyuncağın “yavrusu” gibi bir ufak dükkânda ömür çürüten arkadaşım adına da gerçekten her görüştüğümüzde ayrı bir üzülüyorum, keza kendisini pek bir severim. Söylediğine göre günde 20-30 TL kazanıyormuş averaj olarak, yeri de Bülbülderesi’nde bir caddedeymiş ama gidipte acıklı durumunu görmeyeyim diye daha çok sosyal ortamlarda buluşmayı tercih ediyorum. Keza eski durumlarını biliyorum, hem aile fertleri, hem kendisi son model Mercedes ile gezerdi, araç telefonu daha yeni çıkmıştı ve onda vardı (o zamanlar cep telefonu diye bir şey yoktu tabii), hatta bu telefondan bir diğer arkadaşımızı arayıp Gazi Osman Paşa(o zamanların popüler, bugünlerin sıradan mahallesi)’da bir Kafe’de görüşmüştük. Düşünün yani o zamanki havamızı 🙂 Hatta aradığımız arkadaşımız bize, “Siz şu an neredesiniz?” diye sormuştu, biz “arabada” deyince şaşırmıştı ve bize inanmamıştı. Hey gidi günler hey! Bu deyimi ikinci kez kullanıyorum, farkındayım. Herâlde biz de artık yaşlanmaya başladık! Eskiden, Babam “bizim zamanımızda” diye konuya girince içimden “üfff” deyip yine nasihat verecek diye sıkılırken, bizim çocuklarımız da böyle düşünüyordur diye düşünmekten de kendimi alamıyorum ve bu nedenle de onlara bu tip geçmişten örnekler yerine aynı örnekleri bugünmüş gibi vermeyi tercih ediyorum. :/

Atakule, kapanmasıyla beraber eminim buna benzer daha bir çok acıklı hikaye yaratmıştır, keza burası o zamanlar Ankara’nın en popüler AVM’siydi ve tekti, bu nedenle burada iş yapan insanlar yeni gittikleri yerlerde bu tip bir potansiyeli pek yakalayamışlardır diye düşünüyorum, aynen Yavru Oyuncak örneğindeki gibi. Türkiye’nin en güzide yerlerinden biri, Ankara’nın ise ikon yapıtı olan bu kule’nin ivedilikle hakettiği saygıyı görmesi ve eski renkli günlerine dönmesi benim 2014 yılı için dileğim olsun. Lütfen Atakule yine… “ATAKULE” olsun.

Tavacı Recep Usta, maceram.

Burayı hep merak ediyordum, bir türlü fırsat olup ta gidememiştim. Geçenlerde Çayyolu şubesinde yemek yedim. Tavacı Recep Usta, “Tavacı” bölümünü tabela da ufak yazdığından ve ben de bu ibareyi aradığımdan bulmam biraz zor oldu, ama aslında çok ta kolay bir noktadaymış. Alacaatlı köyüne doğru giderken Ümitköy merkezden solunuzda kalan ufak bir iş merkezi var. Leman Kültür’ün ve Uludağ kebapçısının hemen arkasında kalıyor.

Neyse içerisi çok güzel dekore edilmiş. Otel resepsiyonu gibi bir yere giriyorsunuz, oradan biri sizi karşılayıp oturtuyor. Bahçesi de süper yeşil ve konforlu, içeride ufak fıskiyeli havuzlar bile var ve bunlar sıcak günlerde güzel bir serinlik katıyor. Çocuklar için yüzen ördekler ve oyun parkı da düşünülmüş. Garsonlar gayet samimi, hâl hatır soruyorlar. Bu da gayet iyi.

tavaci-recep-usa-cayyolu-umitkoy

Yemek siparişi vermek için menüyü istedim, geldi. Menü de tüm sunulanların güzel birer resmi ve açıklaması var ve bence bu da güzel düşünülmüş, keza bir çok lokantada bazı yemeklerin resimleri vardır, diğerlerinin yoktur ve siz bir risk alırsınız. Burada risk yok ve gördüğünüz şekilde de sunuluyor. Sadece “Bostane” adını verdikleri salata menü de çok ihtişamlı ve bol cevizli duruyordu, ama getirdikleri ikrâm olarak getirilen porsiyonu sizin için çektim. İkisini de buradan karşılaştırabilirsiniz.
tavaci-recep-usa-bostane-salatasi

Pek alakası yok değil mi? Menü’yü incelerken birden farkettim, fiyatlar menü de yok. Bu beni “Acaba fiyatlar korkunç olduğu için mi, yok?” diye düşündürmedi değil! Hemen garsonu çağırdım ve bana bir fiyat listesi getirmesini söyledim tabii. Adama bu soruyu daha önce hiç kimse sormamış gibi biraz durakladı, ama 10 dk kadar sonra bir A4 kağıdı getirdi bana, bilgisayardan almış söylediğine göre. Yani fiyatlar devamlı değiştiğinden heralde ki (Borsa gibi), burada da menü de fiyat kullanmıyorlar 🙂 Bu fiyat listesini aşağıda bulabilirsiniz. Böylece “Tavacı Recep Usta’nın fiyatları nasıl ?” diye merak edenler tek tek inceleyebilirler. Bu tabii Ankara, Çayyolu fiyatları ama Ankara’daki diğer noktalarda da aynıdır diye düşünüyorum.

tavaci-recep-usta-cayyolu-fiyat-listesi-agustos-2013

Kontrol ettim, fiyatları yüksekti. Normalde 20 lira civarında olan her şey burada 30 lira civarındaydı. Özellikle de spesiyal yemekleri (kaburga dolması, kuzu gerdan vb.) iki kişilik olarak yapılıyordu ve fiyatı 76 TL idi, yani kişi başı 38 TL. Ucuz olan hangi yemek var derseniz ben 3 tane buldum, ama 3’ü de yoktu. Evet evet. Adama tek tek sordum. “Mumbar dolması” yok, “Güveç” yok ve “Ciğer şiş” yok dedi. Sonunda ben de “Hangileri var, peki?” deyince adam birkaç birşey gösterdi de yemek yiyebildik. Değişik bir şey yiyeyim bari diye düşünüp, “Abugannuş” isminde bir yemek söyledim, geldi. Bildiğimiz Adana’nın ufak versiyonlarından 3 adet ve altında köz patlıcandan oluşuyordu bu yemek. Yani sadece ismi değişikmiş anlaşılan, yoksa pek bir değişiklik göremedim. Yemeğin tadı,sunumu ve porsiyonu gayet güzeldi. Tabii önceden gelen ikrâm adını verdikleri unsurları yerken doymuş ta olabilirim. Burada salata ve tatlılar ikrâmmış ayrıca haşlanmış içli köfte de veriyorlar (küçük birkaç tane) bunlar da aynen. Bu bence güzel bir detay, insanı iyi hissettiriyor. Ama hemen baktım adamın bana sormadan getirdiği Ayran ikrâmmı acaba diye (bu arada 4 TL ye ayran, feci pahalı). Bu ikrâm değildi, ama adam getirmişti ve ben de bundan biraz içmiştim tabii. Anlaşılan buradan bir ek giydirme yapılıyor fiyata. Bu aynı bazı kafelerin çaylarının 5 TL olması gibi tuhaf bir olay. Menü de yemek var 7 TL, ama çay 5 TL gibi. O nedenle dikkatinizi çekerse artık insanlar yemekleri ile içecek söylememeye başladılar. Hemen yeri gelmişken benim kardeşimin başına gelen bir olayı anlatayım. Bodrum da bir yere ailecek balık yemeğe gitmişler, her şeyin fiyatını sormuş ve adamla anlaşmış, balıklar gelmiş, yemiş içimişler sonra bir fiyata bakmış kardeşim, fiyat 40 TL fazla. Adama hemen sormuş bu fazlalığın nedeneni, Adam “su 10 TL” demez mi! Dört su içince de 40 TL etmiş tabii fiyat. Kardeşim herşeyi sormuş ama suyu da sormayayım diye düşünmüş, ama sormalıymış anlaşılan. Ben de sormazdım büyük ihtimâl, ama menü’nün bir köşesinde ufak harflerle bu yazıyormuş ve adam sonrasında ona da bu yazıyı göstermiş. Kavga gürültü 20 TL’ye anlaşmışlar da olay tatlıya bağlanmış. Bu nedir yahu? Ne tür bir Şark kurmazlığıdır? Bu mentalitedeki işletmelere kesinlikle karşı olduğumu zun altını burada bir kez daha çizelim. Bu bence dolandırıcılığın değişik bir yöntemi. Pavyon hesabı, 1 şampanya 1000 TL ve sonrasında da kavga kaçınılmaz tabii.

Neyse Tavacı’ya dönüş yapayım. Buradaki yemekler gerçekten güzeldi, servis te bir o kadar iyi bu arada, Ayran ve menü fiyatları saklama uyanıklığı haricinde, geri kalan unsurları sevdim. Umarım bunları da ivedilikle düzeltirler de, yüksek fiyatı verebilecek olan insanlarımız burada ne kadar hesap ödeyeceklerini önceden bilebilirler. Bu arada içeride bir çok siyasi ve ünlü insanın resimlerini burada yemek yerken görebilirsiniz. Tabii bunlarda para çok olduğundan bana pek bir referans teşkil etmiyor. Yani onlar burada yiyor diye ben de burada yemek yeme şerefine nail olmak istemezdim, ama oldu bi kere. “Bir daha gidermiyim?” diye sorarsanız. Büyük ihtimâl gitmem. Belki bir kez daha, sadece bir iyileşme olmuşmu diye, takip amaçlı gidebilirim. Bakalım. Eğer gidersem buradan paylaşırım merak etmeyin.

Ankara’nın en iyi eğlence ve yemek mekanları

foursquarelogo

best






Four Square sosyal imleme ve paylaşım platformu tarafından en çok “check in” yapılan. Ankara’lıların en çok tercih ettiği mekanların listesi Blog Ankara’da.

Siz ce bu mekanlar, doğru tespit mi? Lütfen düşüncelerinizi veya sizin keşfettiklerinizi bizimle paylaşın.






BARLAR
Zeki Bar
Sakal
Bomonti Brasserie
Havelka
Italic
FlatX2
GAGA Manjero
Nada
Cafe Bien
Siyah Beyaz

PUBLAR
Bigos
Sekans
Tapas
Big Yellow Taksi Benzin
SPR Pub
Seven Sport’s Pub
Drunk Pub
November
Pool Pub
Garaj 55

GECE KULÜPLERİ
Escape
Suite 34
Çengel
Room Club
Archie’s
Murphy’s
Manastır
Section
No Name
Salata

CAFELER
Tint Cafe-Bistro
The House Cafe
Seyir Cafe
NumNum
Shisha Cafe-Bistro
Aylak Madam
Café des Cafés
Park Ehlikeyf
Melon Cafe
Turta Home Cafe

RESTORANLAR
Branca
S’LO
Meşhur Tavacı Recep Usta
Big Chefs
Cookshop
Baklavacı Hacıbaba
NumNum
Midpoint
Fige Restoran
Pancar

BALIKÇILAR
Trilye
Kolyoz
Balıkçıköy
Kumsal
Ayvalık Meze Balık
Tunalı Balıkçısı
Ümitköy Balıkçısı
Fevzi Hoca
Kalbur
Buğu Balıkevi

En iyi Lahmacun Ankara – Urfalı Hacı Mehmet

Urfalı Hacı Mehmet

4-5 yıldır devamlı gittiğim bir mekan olan bu restoran’ın en önemli özelliği bence lahmacun’u, özellikle de acılı olanı (urfa isotu ile yapıldığından) mükemmel ve çok ta acı değil, urfa isot’unun özelliği zaten çok acı olmamasıdır bu arada…

Ankara’da bir çok yerde lahmacun denememe rağmen bu tadı hiçbir yerde bulamıyorum.  Eğer sizin de canınınız harika bir lahmacun isterse bence Çankaya, Yıldız kavşağında bulunan bu mekanı ziyaret etmenizi şiddettle tavsiye ederim. Üstüne de harika bir çay.. mükemmel olur.

Bu arada Lahmacun’un fiyatı dün itibariyle 5 TL ve kesinlikle değer.. Unutmadan, eğer çocuklarınız varsa alt katta onları eğlendirebilecek ve sizin de üst kattan seyredebileceğiniz bir oyun salonu var, dolayisiyle çocuklu aileler için de gayet uygun….

Şimdiden, Afiyet Olsun.