Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Tabela, kiraz ve yalova kaymakamı

Bugün Eskişehir yolundan Ümitköy istikametine doğru yol alırken boş reklam tabelaları dikkatimi çekti. Bu boş tabelaların çoğu köprü üstündeydi ve bazıları şeridin iki tarafını da kaplıyorlardı. Bu köprü üstü versiyonu reklamlar Ankara’da en son icat edilmişti, “fazla müşteri bulamayınca bu şekilde atıl kalmıştır herhalde” şeklinde düşünürken bir sonrakinde bir ilan vardı ve yine bir boş tabela daha ve sonra bir boş daha görünce resmini çekme ihtiyacı hissettim.Ankara köprü üstü boş tabelaları

Sonrasında tabelalara daha dikkatli bakmaya başladım ve bu sefer orta refüjde şu dikdörtgen tabelaların da bazılarının boş olduğunun farkına vardım. Yani bu kronik bir durumdu ve sadece köprü tabelalarına has bir durum değildi. Bu tabelanın en azından tahtası görünmüyordu ama gri çirkin bir boya ile kapatılmıştı. Bu da soğuk ve çirkin görünüyordu.

Orta refüj reklam panosu tabelası

Yurtdışında da bu tip tabelalar vardır ancak hiç boş bırakılmaz. Ha tabii orta refüjlerde yoktur keza birilerinin arada bir bile olsa, reklamları değiştirmek için akan trafiğin ortasına girmesindeki tehlikeyi görüp bu tip bir olaya baştan izin vermezler. Güzide başkentimiz Ankara’da ise maşallah refüjde kiraz ağaçları bile var! Hatta geçenlerde geçerken gördüm, bir adam orta refüjdeki ağaçlardan birine merdiven dayamış bir elinde poşet, kirazları topluyordu! Bu demektir ki vatandaş normalde bizim tekil olarak bile geçmeye korktuğumuz otobandan kiraz uğruna elinde merdivenle geçmiş! Tabii çiçek ekimi, budama, çim biçme vb. işler için sol şeridin kapatılması olaylarını artık kanıksadık. Düşünün bir kere hangi gelişmiş ülkede sol şerit düzenli olarak bayındırlık işleri için kapatılır acaba? Bu ülkeler sizce ağaç/yeşillik sevmiyor olabilirler mi?  Cevabı basit. İnsanın ve araçların güvenliği refüje ağaç ekip şirin görünmekten çok daha değerli de o yüzden.

Tabela olayına geri dönecek olursak bu kirliliği panoları kiralayan şirket ile çözmek lazım. Panoların kira anlaşması yapılırken bir ek madde ile bu nevi çirkin görüntüler kolayca engellenebilir kanaatindeyim. Sözleşme şartlarına uymayan şirketlerin de anlaşması fesh edilir, olur biter.

Yolum uzun ve kafamda bu nevi şeyler uçuşurken kırmızı ışıkta durdum, soluma dönünce bu sefer ne göreyim, bir yön tabelası ve bu da boş! Şaşırdım! Aşağıda işaretledim.. Burada da belediye herhalde tabelayı dikmiş ancak yönleri yazmayı unutmuş. Karşı şeritten arabadan çekebildiğim için resim pek net çıkmadı ama olay açık zaten.

Ankara boş yön tabelası

Trafik açılıp biraz daha ilerleyince bu sefer bir belediye otobüsü tabelası ilişti gözüme ve o da neredeyse boştu diyebilirim. Sadece bir köşesinde “EGO” yazıyordu. Yani bu tabelanın tüm amacı şöföre ve yolcuya “burada dur” demekti. O kadar! Peki  o zaman tabela şeklinde bir levhaya ne gerek vardı ki ? Bir çubuk dikilip çubuğun üstüne EGO yazılabilir ve pekâla aynı işlevi görürdü. Çocukluğum Ankara’da geçtiği için  hep düşünmüşümdür, neden “EGO” diye? Şimdi buradan sorayım bari, belki biri söyle gerçekten “neden EGO?”. Bir otobüs durağında bu ibareye ne gerek var? Yani neticede orası nedir? “otobüs durağı”. O zaman tabelada da bu yazmalı ve belki de bir otobüs ikonu konulmalı Türkçe bilmeyenler için mesela. Bu asfaltlara renkli kedi portresi çizmekten daha faydalı bir hareket olmaz mı, sizce de? Tabelanın boş olması da normal değil aslında, burada olması gereken ve yazılmayan birşeyler var kesin. Mesela güzergâhlar veya belki otobüs saatleri. Bilemiyorum ama tabela neticede gereksiz boş! Bu tabelanın fotografı da aşağıda. Eminim birçok kez bu tabelayı görmüş ancak ne yazdığına(yazmadığına!) bile bakmamışızdır. Buyrun şimdi bakın.

Ankara ego otobüs durağı tabelası 2015

Neticesinde bakarsak, aslında  bizim mentalitemizde bir problem var. Tabelaları düşünmeden yapıyoruz veya bir başka gelişmiş olduğunu düşündüğümüz ülkeden kopyalıyoruz ama onu da tam kopyalayamıyoruz. Tabii “tasına göre tarağı” misali, reklam şirketleri de belediyelerin bile bu nevi davranışlarda bulunabildiği Ankara’da normal olanını yapıyorlar! Ne uğraşacaklar boşuna! Zaten yaz ayı, işler kesat, kim takar yalova kaymakamını !!!

Büyükşehir Belediyesi’nden trafik vecizeleri

ankara-belediye-hız-led-tabelaları-1

ankara-belediye-hız-led-tabelaları-4

ankara-belediye-hız-led-tabelaları-3

ankara-belediye-hız-led-tabelaları-2

Yavaş ! …

yavas-gardasim-yavas-geliyor-mansur-yavas-ankara

Yavaş gardaşım yavaş, geliyor Mansur Yavaş“, bu slogan ve afiş ile 2 gün önce ilk karşılaştığımda, bunu yine Melih Gökçek’in işi zannettim, keza öncesinde bir vukuatı olmuştu ama Başkan’ın günâhını almışım. Meğer, CHP’nin bu reklamı 100% gerçekmiş! Hâlihazırda bu reklamı Ankara’nın birçok noktasında ve hatta CHP seçim otobüslerinin üstünde bile görebilirsiniz.

Bu afişi kesinlikle beğenmedim. Tahminim, buradaki mizansenin amacı CHP’nin aslında şimdiye kadar pek yapamadığı, Halk’a halk diliyle seslenererek sempatik görünme çabaları olabilir, ama Ankara’lı Ankara’ya “Angara” derken, “gardaşım” lafına pek rastlamazsınız. Burada belli ki bir dokundurma ve/veya espri de yapılmaya çalışılmış ama bu da soğuk kaçmış ve pek anlaşılmıyor. Ayrıca bu resim size de bir komedi filminin afişini hatırlatmıyor mu, Allah aşkına! Mansur Yavaş hiç görmediğimiz kadar gülüyor ve dişleri de çok ön planda. Sloganda kullanılan font ve yazı biçimi bile komedi filimlerinde kullanılanlara benziyor. Slogan ise Çankaya’yı kendisine kale yapmış bir partinin Başkan adayını bayağı göstermiş. Bence reklam kampanyası oluşturulurken “Yavaş” soyadından yola çıkılmamalıydı, keza bu soyadı o kadar pozitif bir çağrışım yapmıyor. “Yavaş” olmak bir Belediye Başkanı’nda olmaması gereken bir özellikken buna vurgu yapmanın ne gereği var? Eğer amaç Halk’a inmekse onları ziyaret etmek, hâllerini hatırlarını sormak ve sadece onları dinlemek bile daha çok etki yapabilir, bu anlamda. Zaten Ankara’lı artık afiş veya bayrak sayısına göre değil, kendine yakın hissedeceği, cebine direkt etki edebilecek bir aday peşinde ve çok daha uyanık bu konularda.

Mansur Yavaş ta kesinlikle iyi bir aday, ona şüphe yok. Geçen seçimlerde aldığı oy oranı ortada, hepimiz onun Beypazarı’nda gerçekleştirdiği transformasyonu da biliyoruz, buraya gidenler zaten bizzat görmüşlerdir…

Sadece, bu kampanya pek olmamış.

1071 Malazgirt Bulvarı (ODTÜ yolu) açıldı

Yine ve yeni bir Melih Gökçek klasiği bu isim aslında! Bu yolun ismi olarak verilebilecek bir Türk aydını yokmuş gibi, bu isim neden seçilir acaba? Bu bulvar bilindiği üzere ODTÜ arazisi üzerinden geçen yol. Burası açılıncaya kadar bir çok olay yaşandı ve sonunda da dün itibariyle Ankara’nın her tarafında bugün bile görebileceğiniz şekilde tüm panolardan ve köprü üstlerinden 1071 Malazgirt Bulvarı’nın açılışı duyurulmuştu. Bu tarih Alp Arslan’ın, Bizans ordusunun kumandanı Romen Diyojen’i, günümüzde Muş civarında bulunan Malazgirt Meydanı’nda mağlub ettiği tarih ve aslında Türkler için bir dönüm noktası olan bir zafer. Burada da Melih Bey’e göre Romen ordusu ODTÜ’lülerdi herâlde ve sonunda onları yenerek, Başbakan (burada Alp Arslan rolünde) tarafından burası açtırıldı ve ODTÜ Meydan Muharebesi kazanıldı.

Bu kutlamalardan önce ve sonrasında yine protestolar vardı ve ODTÜ’lüler (artık düzenli olarak aldıkları) biber gazı dozajlarını yine aldılar, joplandılar, sulandılar ve oradan oraya savruldular. Dün hava yağışlıydı ve Salı günü gibi ara bir gündü, ona rağmen bunlar yaşandı, yolsuzluk operasyonu ile ilgili olarak Başbakan’ın kasedi de çıkınca, bu da üstüne tuz biber oldu ve protestolar Ankara’da gece boyunca sürdü.

yolsuzluk-protestolari

Bu tapelere tepki olarak aslında yurt genelinde bir çok insan sokaklara döküldü, ama bunların hepsi çoğu basın tarafından görmezden gelindiği için, bilmiyor olabilirsiniz. Bazı illerde müdâhaleler vardı, ortalık yine toz dumandı. Herkes dün neredeyse bütün gün boyunca yok bunlar montaj, yok değil vb. tartıştı durdu ama kimse bunların gerçekliğinin kolayca anlaşabileceğini BDP başkanı Demirtaş’ın “Tübitak, Meclis’in karşısında 20 dk.’da bunun testi yapılabilir” deyinceye kadar düşünemedi, her nedense! Hatta bu arada Başbakan bir toplantıda “bunların gerçek olmadığını herkese göstereceğiz” diyordu. Sonrasında CHP başkanı Sn. Kılıçdaroğlu’nun basın toplantısını izledim (Halk TV veriyordu, keza diğer kanallar yine alışkın olduğumuz gibi 3 maymun vaziyetindeydi) . Dört değişik kuruluştan bunların doğruluğunu teyid ettiren Kılıçdaroğlu, bunların 100% gerçek olduğunu üzerini bastıra bastıra tekrarladı. Ama bunu kim duydu acaba? Ya da duyulduysa bile bunu soruşturabilecek bir babayiğit var mı acaba ülkemizde göreceğiz.

Bunlar eğer söylendiği gibi 100% gerçekse, bence de durum vahim. Ülkenin Başbakan’ı bunları yapıyorsa, diğer bakanların veya milletvekillerinin her türlü yolsuzluğu yapması gayet doğal karşılanmalı. Ortada uçuşan, aslında tamamı halkın olan paraların haddi hesabı yok (30 milyon Euro’nun eritilmesinden bahsediliyor meselâ) ama bunların hesabını veren de yok şu ana kadar… Basın tutulması, Yasama tutulması ve Yargı tutulmalarını da yaşıyoruz birlike toplum olarak, hem de 3’ü bir arada ve aynı anda! İnanılır gibi değil, yani.

Bu kasetlerin “bağımsız” bir mahkeme tarafından soruşturulmasını, bu dağıtılan paraların eritilmesine yardımcı olan ve boş zamanlarında da ülkemin insanlarına küfreden müteahhit bozuntularının bir an önce cezalarını bulmalarını, hâlâ bulunduğundan emin olduğum aydın ve dürüst insanlar ve mâkamlardan bir vatandaş olarak rica ediyorum. Bu arada 1071 Malazgirt Muharebesini bir kez daha kazanan Belediye’mize de teşekkürler, Ankara’da insanlar bunca şeyle uğraşırken bunların üstüne tüy diktikleri için.

Sevabı olmayan, Belediye Reklam Hayratları

ankara-5-kapiReklam sektörü malûm bu aralar fazlaca çalışıyor, Belediye seçimleri dolayisiyle Belediye Başkan adayları, ANGIAD seçimleri dolayisiyle buraya başkanlık için yarışanlar ve hatta Belediye Meclis üyeliği için bile reklamları çeşitli ortamlarda görüyoruz. Bu reklamların, panolarda olanlarına diyecek bir şey yok. En azından bunlar planlı ve göz estetiğini fazla tırmalamıyor ancak bunların dışında yapılan tuhaf reklam kampanyalarına açıkça itirazım var. Amaç seçim için veya açılış için bile olsa gereğinden fazla ve insanların gözünün içine sokulan afişler ve duyurular hem can sıkıcı, hem de hiç estetik görünmüyor. Ankara Büyükşehir bu tip absürt reklamlarda önde giden belediyelerden biri, hemen her olaya veya yere bir reklam sıkıştırmayı çok iyi biliyorlar. Ankara’da her nereye dönseniz Büyükşehir Belediyesi reklamını görebilirsiniz. Sağda solda panolar, yollarda tretuvar taşlarında Belediye Amblemleri (şu mahkeme tarafından iki versiyonu da iptal edilen amblem hem de), park ve bahçelerde totemler, köprülerin giriş ve çıkışlarında, sözde halk ekmek tanıtımı yapan istinat duvarı reklamlarının yanında korsan olarak, bu aralar bir de binaların üzerinde, tabii çocuklara dağıtılan topların üzerini ve fakir ailelere dağıtılan kömür torbalarının üzerini saymıyorum bile. Henüz reklamlarını göğe yazamıyorlar, ama eminim bunun da bir çaresine bakarlar yakında. En son icadı da yine blogumuzda paylaşmıştık. Malûmunuz “asfalt reklamları”, Belediye’nin son buluşu. Bir de bu reklamları o kadar büyük bir hızla yapıştırıyorlar veya boyuyorlar ki değme reklam şirketleri ellerine su dökemez!

Tabii ki seçim dolayisiyle afiş asılması veya bayraklar vb. aşırıya kaçmadıkça o havaya girmek açısından güzel. Ama biz bunun çok daha fazlasını hemen her dönemde Ankara’da normal günlerde bile görmeye alıştığımız için seçim sırasındaki Büyükşehir’in yaptığı ek reklamlar pek gözümüze görünmüyor artık, keza Ankara’nın dağı taşı Büyükşehir Amblemi ve reklamları ile dolu. Şimdi bir de Ankara’ya giriş kapıları yapılıyor biliyorsunuzdur, 5 kapı ile Ankara’nın girişlerinde bir güzellik sağlanmaya çalışılıyor. Benim tahminim, burada da dev harflerle “Ankara Büyükşehir Belediyesi” yazdıracaklardır ve tabii logolar filan burası da yeni bir reklam alanı haline gelecektir. Üst geçitlerimiz bile reklamcılara satılmışken böyle bir fırsatı kaçırmayacaklardır diye tahmin ediyorum. Halbuki, bu kapılara Büyükşehir’in “Pisi” veya “Cami” amblemleri yerine “Türkiye’nin Başkenti Ankara’ya Hoşgeldiniz” veya çeşitli dillerde “Hoşgeldiniz” vb. bir mesaj yazılsa çok daha iyi olmaz mı? Madem Belediye olarak estetik bir iş yapalım diyorsunuz, bari bunu gerektiği gibi kullanalım. Ya hiç bir şey yazmadan bırakılsın, ya da buraya diğer şehirlerden veya ülkelerden gelen insanlara yönelik bir mesaj yazılsın da bir anlamı ve işlevi olsun! Tabii bunu yaparken profesyonel bir mimara danışılıp bu kapıların tarihi ayrıntısı ve görselinin önüne geçmeyecek şekilde planlanması önemli. Bakalım göreceğiz burada yapılacak reklamları veya belki de bahsettiğim gibi, Büyükşehir bu sefer bizi şaşırtacak ve reklamsız bir kapı yaptıracak! O da olabilir.

Merak ettiğim konulardan biri de bir vatandaş olarak düşününce aslında bu reklam harcamalarının finansmanı. Acaba, kendi reklamları için giderleri Sn. Gökçek cebinden mi karşılıyor, (ki eminim bunu finanse edecek gücü vardır) yoksa bu bir Belediye harcaması olarak mı yazılıyor ve bize mi faturalandırılıyor? Herkes’in cevabını duyar gibiyim . Eğer bu gerçekten de düşündüğümüz gibiyse, buna kesinlikle karşıyım! Neden herhangi bir Belediye Başkanı’nın reklam kampanyasını halk olarak biz finanse ediyoruz ki? Ankara’nın bu parayı harcayacak daha önemli projeleri yok mu? Paramız çok ta bu tip hayır işlerine mi girmeye karar verdik? Kaldı ki bu hayırın sevabı da yok!
Bana kalırsa bir kanun ile hâli hazırda görev yapan tüm Belediye Başkanları’nın şahsını Belediye bütçesinden, Belediye logosunu yanına usulen yapıştırarak reklam yapması, kamuya açık ve kamu malı olan alanlara belediye arması, logosu, amblemi, yazısı vb. konulması engellenmeli. Belediye’nin görevi dahilinde yaptırdığı her eser zaten orada yaşayan insanların malıdır, buraya bir logo koymanın reklamdan başka ne anlamı olabilir? Varsın yeni seçilmeye çalışan Başkan adayları reklam yapsınlar. Belediye Başkanları zaten inşa ettikleri güven ve o şehir veya ilçede yaptıkları eserlerle en büyük reklamı Başkan oldukları süre içinde seneler boyunca yapıyorlar ve bunu da herkes görüyor. Seçim günü gelince de bunun bilincinde olan halk yapılanı takdir eder ve ona göre oy kullanır zaten. Belediye’nin elindeki iş gücü ve bütçesini bu tip işler için kullanması bence hem yeni seçilecek olan adaylara “orantısız güç” uygulanacağından bir haksızlık oluşturuyor, hem de Belediye’nin bütçesi (dolayisiyle bizim vergilerimizden gelen para) gereksiz yere harcanmış oluyor. Kendisine ve eserlerine güvenen Belediye Başkanları reklamsız bir şekilde tekrar seçilebilirse işte o zaman, o Başkan’ın hakkını teslim etmek ve tebrik etmek gerekir. Her nasıl ki yurtdışında, gelişmiş ülkelerde, mesela Londra’da Londra Belediye Başkanı’nın reklamı hiç bir köprü, taş, istinat duvarı vb. yerlerde bulunmuyorsa veya Amerika’da ilgili belediyelerin logoları asfaltlara yazılmıyorsa, bu tip devasa ve absürt Belediye reklamları sadece bizim Belediyecilik anlayışımızın az gelişmişliğini perçinlemekten daha öteye gitmez.

Ama tabii durum ortada, Belediye Başkanımıza göre biz zaten o kadar ileriyiz ki, Başkan’ın seçim sloganı “Ödüller Şehri Ankara”. Yani o kadar ileriyiz ki, Dünya’daki çoğu ödülü zaten toplamışız! E daha ne istiyorsunuz, be kardeşim.

Reklam’ın çivisinin çıktığı an. İstinat duvarı reklamları

Müjdeler olsun artık yeni bir reklam türümüz var. İsmi ise “İstinat duvarı reklamları”. Sanki panolar, direkler, afişler, üstgeçitler, gazeteler, dergiler, taksiler, otobüsler, minibüsler, google ve hatta internet’in her tarafı yetmezmiş gibi. Şimdi de Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından icat edildiğini düşündüğüm “İstinat duvarı reklamları” devrinin başlamış olduğunu ibretle görüyoruz.
En yakın örneği vereyim; Konutkent girişine bir üstgeçit yapıldı, bir kaç ay evvel, buna önce “Asfaltınız Hayırlı Olsun, Büyükşehir Belediyesi, İ. Melih Gökçek” afişi asıldı ki artık buna alıştık bir nevi. Sanki asfalt dökmek Belediye’nin asli bir görevi değilmiş gibi! Asfalt işi tamamlanınca, buraya çekilen İstinat duvarına demirden paslı bir iskelet çakıldı ve yeni buluş kendini göstermeye başladı. Sonrasında tahtalar filan veeee alttaki resimde de görüldüğü üzere eni istinat duvarının tüm boyunca süren, boyu ise yine bu boy oranında veya daha yüksek devasa reklam panoları oluşuverdi. Tabii bu aralar, ilk reklamlar da asılmaya başlandı. Aşağıda sizin için resimledim.

ankara-buyuksehir-istinat-duvari-reklam-panolari

Büyükşehir Belediyesi zaten hemen her tarafta reklamını yapıyor, hatta geçenlerde Dikmen Vadisi’ne doğru bir restoran’dan bakıyordum. Köprü’nün üstünde bile “Ankara Büyükşehir Belediyesi” yazıyor, gözümü öbür tarafa çevirdim bu sefer de yeşilliğin üstüne yeşilliği ve taşları kullanara kocaman yine aynı şeyi yazmışlar. Asfaltlardaki pisi reklamlarını hiç saymıyorum bile!

Belediye’lerin kendilerini tanıtmasını anlıyorum ama bunu abartmanın bir antipati yarattığı gerçeğini de yadımsamamaları lazım bence. Eskişehir gezimi birkaç ay evvel, bir başka yazımda anlatmıştım. Sn. Büyükerşen, şehri o kadar güzel yapmış ve yeniden yaratmış ki zaten hizmetleri onun reklamını o istemeden yapıyor, etrafta ise hiç öyle Ankara’da olduğu gibi devasa reklamlar görmüyorsunuz. Onu bırakın, çöp tenekelerinin üzerinde bile bu tip reklamsal ibareler yok. Bence asıl başarı budur.

Belediye Başkanlarının Eskişehir’e gidip örnek almalarını ve görüş açılarını buna göre revize etmelerini yürekten diliyorum. Bence şu yerel seçimlerin arefesinde, başkan adayları’nın mutlaka bu ilimizi ziyaret etmeleri lâzım. Umarım biz de, bir gün Ankara’mızda Eskişehir benzeri görünümler elde edebiliriz. Keza şu anda reklama ve estetikten yoksun küt beton binalara boğulmuş vaziyetteyiz ki, sormayın gitsin!

BeyHills ve Hollywood

Yeni yapımına başlanan bir site’nin tabelası, geçenlerde İncek’ten Ümitköy’e doğru yol alırken, dikkatimi çekti. Keza bu  tabela  California civarda çekilen çoğu Amerikan filiminde bolca kullanılan bir tablo olduğundan (artık bu filimlerden nasıl etkilenmişsem) aklıma kazınmış ve hemen onu düşündürdü tabii… Sizin için çektim, önce California’da Beverly Hills’de bir tepede bulunan orjinali, sonra bunun İncek-Ümitköy hattında bir tepede bulunan Ankara versiyonu Bey Hills.

hollywood-tabelasi-beverly-hills-california beyhills-beytepe-ankara

“Usta’nın Hikayesi” tam gaz devam

Sn. Melih Gökçek ve oğullarının yazıp yönettiği ve kendi sahibi olduğu televizyon kanalı AK(Beyaz)TV’de 3 Eylül’de yayımlanan, tahminen Belediye Başkanı adaylarının kesinleşmeye başladığı şu günlerde “Başbakan’ın aklında yer edelim” mentalitesi ile hazırlanmış ve Ankara’da tüm Büyükşehir Reklam Panoları’ndan cayır cayır duyurulan “Usta’nın hikayesi” isimli belgesel’in afişleri bugün ayın 10’u olmasına rağmen hâlâ yerlerinde duruyor. Anlaşılan efekti hemen geçmesin diye bu kıyağın altı özellikle çiziliyor. Bu kadar reklamı yapılınca, belgeseli 3 Eylül’de canlı olarak ben de seyrettim, gerçekten güzeldi. Sadece bunu sunan iki sunucuda da iş yoktu. Daha yaşlı ve en azından arkasına yaslanabilen oturaklı tek bir sunucu, daha iyi bir efekt verirdi bence. İşte bu programın afişlerden biri. Bugün çektim.

ustanin-hikayesi-beyaz-tv-afisi-reklam

Benzer afişler genellikle program tarihi’nin ertesinde hemen kaldırılır, ama bu heralde iyi yapıştırılmış… çıkmıyor bir türlü 🙂

Veteranlar ve Badminton. Amman Allah’ım!

ankara-badminton-veteran

Bu tabela’yı görünce önce normal bir spor karşılaşması duyurusu filan diye düşünüyor insan. Üstte de cümle “Ankara Büyükşehir Belediyesi” diye de başlayınca bir iki kez görmeme rağmen devamını okumamışım, ama asıl olay ondan sonra başlıyormuş meğer. Burada “Dünya Veteranlar Badminton Şampiyonası” yazıyor, tam olarak. Yani bir Dünya şampiyonası ve Ankara’da düzenleniyor. Büyük gurur! Bu da bir icraat güya!

Yahu “Badminton” diye bir Ata sporumuz vardı da, bizim mi haberimiz yoktu. Bu, Türk insanına “Amerikan Futbolu” seyrettirmek gibi bir şey heralde. Ayrıca “Veteranlar” kim? Sözlükten baktım “Emekli Asker” demekmiş ve ingilizce’den geliyor. Ama “Veteran” deyince daha bi havalı duruyor diye bu laf özellikle seçilmiş bence. Bilmeyen insan matah bir şey sanıp gelir diye düşünülmüş, keza “Emekli Askerler için yurtdışı menşeili bir spor dalı” nın şampiyonası için müşteri bulmak oldukça zor olurdu, muhakkak. İnsanlarımız daha basketbol maçlarına bile yeni yeni ilgi göstermeye başlamışken, Ankara’da bu tip bir etkinlik tam “Dam üstünde Saksağan, vur beline kazmayı” olmuş. Tahminim her türlü organizasyona talip olup, önemlilerini alamayan, ama kıyıda köşede kimsenin talip olmadığı spor dallarına “Bunu Ankara’da yapalım” diye talip olan ve bunu icraat gibi göstermeye çalışan Belediyelere, diğer ülkelerin bir nevi kakalaması diye görüyorum ben bunu, ya da diğer ihtimâl: “Bu bir kamera şakası”. Bi Badminton’umuz eksikti, tam oldu.

Drogba

Drogba, Gezi Parkı eylemlerinde en çok ünlü olan kişilerden biri oldu. Ünlü slogan “Sizde TOMA varsa, bizde de Drogba var”, artık resimli bir afiş oldu. Komik milletiz yahu 🙂

wehavedrogba