Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Ankara’da yol/kaldırım kalitesi ve kontrolü

Bir arkadaşım inşaat mühendisi ve müteahhitlik yapıyordu Ankara’da. “du” ekini kullandım keza yakın zaman önce iflas etti ve bir dolu davalar içinde boğuşuyor ne yazık ki! Geçen gün sohbet ederken konu şu Ankara’da bir türlü tam olarak yapılamayan kaldırımlara geldi. Yapılamayan diyorum keza örnekleri çok. Hatta en yakın örneği Tunalı, Bestekâr ve Tunus caddelerinde yapılan kaldırımlar. Bu kaldırımlar daha yeni yapılmasına rağmen ve hatta bazıları henüz bitmiş olmasına rağmen dikkatli bakarsanız buradaki işçilikle ilgili bir dolu hatayı hemen görebiliyorsunuz. Ben biraz bakındım ve ilk bakışta benim tespit edebildiğim problemler şunlar oldu:

  1. Kaldırım taşları sabit değil ve oynuyorlar.
  2. Kaldırım taşlarının arasına derz niteliğinde olması gereken kum atılmamış ve bu alanlara sigara izmaritleri ve diğer çöpler girmiş. Bu da berbat bir görüntü oluşturuyor.
  3. Bazı noktalarda kaldırım taşları çıkarılmış ve kaldırım yanında öyle duruyor. Kaldırım bu noktalarında da delikler üzeri bir materyalle örtülü bir şekilde bırakılmış.

Ve tabii daha kaldırımların tümü bitmeden hemen üzerine delik açmalar başladı bile. Bunları yapanlar, kâh apartman görevlileri, kâh yeni inşaat sahipleri hatta bazen belediyenin bizzat kendisi bile olabilyor. Benim tahminim yapılması gereken bir alanı unutuyorlar, atlıyorlar veya sonradan birşey eklemek istiyorlar, düzeltmek için de hiç çekinmeden yeni kaldırımı deliyorlar. Tabii sonra da kırılmış taşları buraya doğru dürüst yerleştirmediklerinden oradaki çirkinlik tam kapatılamıyor ve bu delik genişleye genişleye sonunda kaldırımın yol ile birleşiminden ayrılıyor ve yine tamirat gerektiriyor.

Arkadaşımla bu gibi inşaatsal olayları konuşurken öğrendiğim bazı bilgiler ise gerçekten içler acısıydı. Kendisi birkaç yıl önce Gençlik Parkı civarında bir kaldırım ihalesi almış ve bunu tamamlamış. Söylediğine göre normalde kaldırımın altından geçen ve içinden de elektrik vb. kablolar geçen plastik boruları döşerlerken bu boruların üzerine 0.3 mm inceliğinde kum yastık yapılması gerekiyormuş. Çoğu müteahhit bunu koymuyormuş ve bu nedenle de ağır herhangi bir şeyin kaldırıma çıkması durumunda bu boru çatlıyor ve içe çöküyormuş sonrasında ise buradan tellerin yürütülmesi imkânsız hâle gelince de mecburen burası delinip düzeltilip yeniden onarılıyormuş. Ama burada işi yapan şirket hiçbir yerde bu kumu kullanmadıysa yarın öbürgün diğer bir noktadan da benzer bir kırılma olunca bu olay tekrarlaya tekrarlaya tüm kaldırımlar delik deşik hale geliyormuş. Söylediğine göre bu kumun üstüne de ayrıca 10 cm kalınlığında beton da atılması gerekiyormuş. “Ben 6-7 cm beton attım bir kere” diyor öyle yapınca kontrol edenler diğer müteahhitlere “o yapıyorsa siz de yapacaksınız” deyince bu sefer bu müteahhitler toplanıp arkadaşın ofisini basmışlar ve “sen eski köye yeni adet mi çıkarıyorsun” şeklinde çıkışmışlar. Hâlbuki olması gereken bu ve bu iki unsur da kaldırım taşının altında kaldığından bunun kontrolü zor ve bazen hakkıyla yapılmıyor olma ihtimâli yüksek. Tabii bu kontol zaafı da kaldırımların tekrar tekrar delinmesi ve onarılmasının yolunu açıyor.

Arkadaşımın içi rahat “geçenlerde oradan geçiyordum ve durup kaldırımlara baktım” diyor, “üzerinden 5 sene geçmiş ve hâlâ ilk günkü gibiler ve kendimle gurur duydum” dediğindeki mutlu yüz ifadesi beni de mutlu etti gerçekten. Çünkü düzgün iş yapmıştı, içi rahattı ve gururlanmakta hakkıydı tabii. Ülkemizde hâlâ dürüstük cezalandırılıdığı için de şu anda iflas durumunda. Bu da çok düşünürdürücü tabii.

Yurtdışında da bir çok kaldırımlarda yürümüşüzdür. Bir düşünün hiçbir kaldırım çalışması, kaldırımlarda delik veya oynayan taşlar gördünüz mü? Bizim asfaltlar ve kaldırımlarımız her yıl yeniden yapılır, ana yollarımızda bile her yıl düzenli en az bir ya da iki “yol çalışması” mutlaka vardır. Bu yaşa geldim bir kez bile Türkiye içi yolculuğumda, yol çalışması olmayan 150-200 km gittiğimi hatırlamıyorum. Siz hatırlıyor musunuz? Daha yeni Eskişehir, Konya, Afyon yaptım. En az 7-8 yol çalışması vardı. Yani 1-2 filan değil mübâlağasız 7-8. Daha fazla bile olabilir ama eksik değil.

Daha geçen yıl, İspanya’da 1000 kilometrenin üzerinde yol gittim. İlaç olsun diye bir tane bile yol çalışmasına rastlamadım. Bırakın yol çalışmasını yollarında bir yama bile yoktu. Kaldırımları da keza öyle. Hepsi süper temiz, bakımlı, oynayan taş yok, yama yok.

Sormak istediğim şu. Hani biz “Türk Malı” süper işler yapıyorduk? Nerede? Neden Başkent Ankara’da bile bir tane hiç oynamayan taşı olan, derzlerinin arasında çöp olmayan, sakatlar için eklenen tırtıklarının boyası çıkmamış, taşları yamanmamış kaldırımımız yok. Yeni yapılan asfaltlarımızda bile neden 1-2 ay içinde çukurlar oluşuyor ve düzenli olarak yamanmak zorunda kalınıyor. Örnek olarak verdiğim İspanya’da neden hiç yol çalışması yok, neden bir kaldırım çalışması yok, neden kaldırımları senelerce önce yapılmış olmasına rağmen sanki yeni yapılmış gibi duruyor?

Bunların cevaplarını ben de tam bilmiyorum ama bir Ankaralı olarak merak ediyorum. Onların bu işi bizden daha iyi yaptıkları kesin. Biz habire ödüller alıyoruz işte Ankara şöyle, Ankara böyle filan diye ama icraatta “kalite” görülemiyor. Yani yapılan işin kalitesini takip etmiyoruz. Tam planlamadığımız için sonra yeniden kırıp yeniden yamıyoruz. Sonuçta da yarım ve yamalı bir iş çıkıyor ve bizde çaresiz bu yapı faciası kaldırımlarda yürümek, yamalı, tümsekli, çukurlu asfaltlarda araba kullanmak zorunda kalıyoruz.

Bu kadar ödül alan Başkent’imizin önce asfalt ve kaldırım olayını çözmesi lazım. Bunların en az bi 10 yıl hiç bozulmadan kalmasını Ankaralıya garanti etmesi lazım. Eğer çok acil bir durumda açılması gerekiyorsa da bu yamama işleminin orjinaline uygun ve aynı kalitede yapılmasına, biçimsiz/şekilsiz bir yama gibi değil de en azından bir dikdörten şekilde yapılmasına özen göstermesi lazım.

2016’ya gireceğiz ama Ankara’da örnek gösterilebilecek kalitede asfalt ve şöyle süper yapılmış kaliteli bir kaldırım hâlâ ve ne yazık ki yok. Yeni yapılan kaldırımlar daha bitmeden delik deşik, yolların bunlarla buluştuğu kenarlar çukur vaziyette ve bu döngüde dönüp duruyoruz Başkent olarak !

Ankara’nın bu plansızlık ve kalitesizliği artık bırakması, yeni bir asfaltlama yöntemi, türü ve hatta sıfırdan yeni kaldırım malzemesi/taşları, yeni işçilik türleri/aletleri/kalite kontrol rutini icat etmesi ve tüm Türkiye’ye hatta dünyaya örnek olması, süper olmaz mıydı? Bunu yapamaz mıyız, ya da yapmak istemez miyiz bilemiyorum ama Başkent’te yaşıyoruz ve buna uygun bir hareket süper olacaktır.

Teknoloji çağında hâlâ doğru dürüst bir asfalt yapamıyorsak, sağlam, dayanıklı ve güzel görünen bir kaldırım taşı üretemiyorsak veya hadi yaptık diyelim bunları düzgün bir şekilde döşeyemiyorsak, bunlardaki hataları görüp bunların düzeltilmesini iş bitmeden sağlayamıyorsak bizim belediyecilikte daha çoook fırın ekmek yememiz lazım değil midir?

Merhum Cumhurbaşkanımız Demirel’in dediği gibi şapkayı önümüze koyup düşünmemizin zamanı gelmemiş midir?

Tabela, kiraz ve yalova kaymakamı

Bugün Eskişehir yolundan Ümitköy istikametine doğru yol alırken boş reklam tabelaları dikkatimi çekti. Bu boş tabelaların çoğu köprü üstündeydi ve bazıları şeridin iki tarafını da kaplıyorlardı. Bu köprü üstü versiyonu reklamlar Ankara’da en son icat edilmişti, “fazla müşteri bulamayınca bu şekilde atıl kalmıştır herhalde” şeklinde düşünürken bir sonrakinde bir ilan vardı ve yine bir boş tabela daha ve sonra bir boş daha görünce resmini çekme ihtiyacı hissettim.Ankara köprü üstü boş tabelaları

Sonrasında tabelalara daha dikkatli bakmaya başladım ve bu sefer orta refüjde şu dikdörtgen tabelaların da bazılarının boş olduğunun farkına vardım. Yani bu kronik bir durumdu ve sadece köprü tabelalarına has bir durum değildi. Bu tabelanın en azından tahtası görünmüyordu ama gri çirkin bir boya ile kapatılmıştı. Bu da soğuk ve çirkin görünüyordu.

Orta refüj reklam panosu tabelası

Yurtdışında da bu tip tabelalar vardır ancak hiç boş bırakılmaz. Ha tabii orta refüjlerde yoktur keza birilerinin arada bir bile olsa, reklamları değiştirmek için akan trafiğin ortasına girmesindeki tehlikeyi görüp bu tip bir olaya baştan izin vermezler. Güzide başkentimiz Ankara’da ise maşallah refüjde kiraz ağaçları bile var! Hatta geçenlerde geçerken gördüm, bir adam orta refüjdeki ağaçlardan birine merdiven dayamış bir elinde poşet, kirazları topluyordu! Bu demektir ki vatandaş normalde bizim tekil olarak bile geçmeye korktuğumuz otobandan kiraz uğruna elinde merdivenle geçmiş! Tabii çiçek ekimi, budama, çim biçme vb. işler için sol şeridin kapatılması olaylarını artık kanıksadık. Düşünün bir kere hangi gelişmiş ülkede sol şerit düzenli olarak bayındırlık işleri için kapatılır acaba? Bu ülkeler sizce ağaç/yeşillik sevmiyor olabilirler mi?  Cevabı basit. İnsanın ve araçların güvenliği refüje ağaç ekip şirin görünmekten çok daha değerli de o yüzden.

Tabela olayına geri dönecek olursak bu kirliliği panoları kiralayan şirket ile çözmek lazım. Panoların kira anlaşması yapılırken bir ek madde ile bu nevi çirkin görüntüler kolayca engellenebilir kanaatindeyim. Sözleşme şartlarına uymayan şirketlerin de anlaşması fesh edilir, olur biter.

Yolum uzun ve kafamda bu nevi şeyler uçuşurken kırmızı ışıkta durdum, soluma dönünce bu sefer ne göreyim, bir yön tabelası ve bu da boş! Şaşırdım! Aşağıda işaretledim.. Burada da belediye herhalde tabelayı dikmiş ancak yönleri yazmayı unutmuş. Karşı şeritten arabadan çekebildiğim için resim pek net çıkmadı ama olay açık zaten.

Ankara boş yön tabelası

Trafik açılıp biraz daha ilerleyince bu sefer bir belediye otobüsü tabelası ilişti gözüme ve o da neredeyse boştu diyebilirim. Sadece bir köşesinde “EGO” yazıyordu. Yani bu tabelanın tüm amacı şöföre ve yolcuya “burada dur” demekti. O kadar! Peki  o zaman tabela şeklinde bir levhaya ne gerek vardı ki ? Bir çubuk dikilip çubuğun üstüne EGO yazılabilir ve pekâla aynı işlevi görürdü. Çocukluğum Ankara’da geçtiği için  hep düşünmüşümdür, neden “EGO” diye? Şimdi buradan sorayım bari, belki biri söyle gerçekten “neden EGO?”. Bir otobüs durağında bu ibareye ne gerek var? Yani neticede orası nedir? “otobüs durağı”. O zaman tabelada da bu yazmalı ve belki de bir otobüs ikonu konulmalı Türkçe bilmeyenler için mesela. Bu asfaltlara renkli kedi portresi çizmekten daha faydalı bir hareket olmaz mı, sizce de? Tabelanın boş olması da normal değil aslında, burada olması gereken ve yazılmayan birşeyler var kesin. Mesela güzergâhlar veya belki otobüs saatleri. Bilemiyorum ama tabela neticede gereksiz boş! Bu tabelanın fotografı da aşağıda. Eminim birçok kez bu tabelayı görmüş ancak ne yazdığına(yazmadığına!) bile bakmamışızdır. Buyrun şimdi bakın.

Ankara ego otobüs durağı tabelası 2015

Neticesinde bakarsak, aslında  bizim mentalitemizde bir problem var. Tabelaları düşünmeden yapıyoruz veya bir başka gelişmiş olduğunu düşündüğümüz ülkeden kopyalıyoruz ama onu da tam kopyalayamıyoruz. Tabii “tasına göre tarağı” misali, reklam şirketleri de belediyelerin bile bu nevi davranışlarda bulunabildiği Ankara’da normal olanını yapıyorlar! Ne uğraşacaklar boşuna! Zaten yaz ayı, işler kesat, kim takar yalova kaymakamını !!!

Atakule inşaatında çirkinlik giderildi

Daha önce http://www.blogankara.com/kule-allaha-emanet-atakule-insaati/ yazımızda bahsettiğimiz gibi makeme tarafından durdurulan inşaatta yarıda bırakılıp görüntü kirliliği yaratan yıkıntı temizlendi. Bunun için yetkililere teşekkürü bir borç biliyoruz. İnşaat ne zaman devam eder veya eder mi onu hep beraber göreceğiz. Keza şu anda kulesizeemanet.com web sitesinde garip bir mesaj var ve site yokolmuş gibi duruyor.

Umarız bu alan Ankara’ya layık, Atakule’nin şanına yakışır, süslü/mimari açıdan güzel bir yapı ile tamamlanır ve  burası ivedilikle aktif hale getirilir keza ben dahil bir çok Ankaralı’nın burada çeşitli mutlu anıları var ve kulemize de biran önce tekrar kavuşmak istiyoruz.

ata kule ankara inşaat devam ederken

Gökçek’in Ankaralı’ya verdiği ceza sona erdi

Bildiğiniz gibi Gezi olaylarından sonra kırılan altgeçit fayansları üzerinde 1 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen yaptırılmıyordu ve Melih Gökçek bunu katıldığı bir programda ilk ağızdan “özellikle yaptırmıyorum ve yaptırmayacağım” şeklinde belirtmişti. Neyse ki herhalde kendisi de bu görüntü kirliliğine dayanamamış olacak, fayanslar tamir edildi ve bu eza sona erdi. Aşağıda eski çirkin hali ve yeni durumu görebilirsiniz.

Ancak sizin de resimde görebileceğiniz gibi Büyükşehir’in eski camili logosu tamir edilmemiş veya kolayca kaldırılarak direkt mavi fayans ile kapatılmamış. Özellikle ve mesaj amaçlı böyle kırık bırakılmamıştır diye umuyorum keza bu aralar “yeşil sevenler = cami düşmanı” teması tekrar işlenmeye başlanıyor! Zaten buraya bir logo yerine diğer kuğulu alt geçitlerinde olduğu gibi Ankara’nın mesela Atakule sembolü veya bir Anıtkabir vb. manalı bir tema daha güzel olmaz mı?  Büyükşehir’in logosu gökyüzü hariç Ankara’da nereye bakarsanız zaten fazlasıyla var. Burası da varsın eksik kalsın !

kugulu alt geçit kırık fayanslar

Keçileri kaçırmışlar!

Hatırlarsınız, 3-5 yıl evvel Eskişehir yolunda 3 köprünün altına birer güzelleştirme çalışması yapılmış ve bu gazetelere de konu olmuştu. Ümitköy, Hacettepe ve Bilkent köprülerinin birine “ankara kedisi” ikincisine “ankara keçisi”, üçüncüye “ankara tavşanı” temalı mozayikler yapılmıştı.

Geçenlerde keçili olanın altından geçiyordum ve keçilerin yokolduklarını gördüm, geriye sadece 1 keçi kalmıştı. Aşağıda resmini bulabilirsiniz.

ankara keçisi mozayikleri, ankara köprüaltı

Burası ne kadar zamandır bu şekilde, dikkat etmemişim ama bunların kontrollerinin yapılıp kırılan veya çalınanlarının yenisiyle değiştirilmesi, hazır bu aralar  köprü altlarına komik toprak renkli süslemeler yapılırken, bunun gibi özgün/sanatsal olan çalışmaların korunması açısından önemli diye düşünüyorum. Keza şu an yapılan tuhaf desenlerin hiç bir güzelliği de özelliği de yok, kanımca. Keçilerin en azından bir anlamı vardı!  Yeni yapıştırılanlar belki çinileriyle ünlü bir şehrimiz için olabilirdi ama Ankara için tutarsız bir seçim olmuş. Mimarlar odasına veya en azından Ankara’da yaşayanlara sorulabilirdi. Zaten estetik yoksunu ve kasvetli devlet binalarıyla dolu kentimizin dokusunu canlandırmak yerine adeta üzerine tüy dikmiş gibi duruyorlar!

 

Kule Allah’a Emanet ! – Ankara Atakule İnşaatı

Yine Ankara‘da olan her büyük inşaatta olduğu gibi bu inşaat ta birdenbire durdu! Özellikle de  çirkin şekilde bırakılmış gibi duruyor, sizce de öyle değil mi? Geçenlerde önünden geçiyordum ve durum buydu.

atakule-insaati-neoldu-nedendurdu

Binaya bomba atılmış gibi, özellikle demirleri ve bağırsakları çıkık vaziyette bırakmışlar. Bari tam olarak yıksalarmış, böyle bir görüntü kirliliği, üstelik Çankaya’nın tam da merkezinde, yaşanmazmış. Biraz araştırınca Mimarlar Odası’nın burayı mahkemeye verdiğini ve inşaat’ın -5 kot verildiği için ve bunun da Atakule’nin yıkılma ihtimâlini artıracağı için itirazı olduğunu buldum ve bu nedenle de inşaat durdurulmuş. Peki o zaman soruyoruz en başında bu izni hangi Belediye, neden verdi? Ya da bunun uygunluğunu kim, hangi mantıkla onayladı?

Her zamanki siyaset savaşları durumu anlayacağınız!.. Olan yine Çankayalı’ya oldu. Bu çirkinliği artık mahkeme sonuçlanıncaya kadar yaşamak durumundayız ne yazık ki! En azından şu özellikle bağırsakları çıkartılmış olan ve insanın gözüne batan kısım tarafsız bir firma tarafından yıkılabilinirse veya bu bina etrafındaki paravanlar biraz yükseltilip bu kısım görünmez hale getirilirse bu süreçte, mükemmel bir karar olur.

Bu arada inşaat firmasının web sitesini ziyaret ettim, orada da bir geri sayım sayacı var inşaat bitim tarihine göre olması lazım, ama o da sıfırlanmış! Çok komik! Zaman sıfırlanmış durumda!  Halbuki belirli bir zamanın geçmiş olması gerekirdi. Belki de bu sayaç hiç çalışmamıştı! bilemiyoruz. Aşağıda ekran görüntüsünü paylaşıyorum. Buradaki slogan “Kule Size emanet, yakında döneceğim. İmza AVM”  idi. Ama bu görüntüsü ile kule, tam olarak “Allah’a Emanet” gibi duruyor 🙂

kulesizeemanet-atakule-ankara-insaati-websitesi

 

Ankara’ya Hoşgeldiniz – Welcome to Ankara

Geçenlerde Havaalanı dönüşünde rastladığım Belediye tarafından asılmış olan ışıklı tabelalar gözüme çarptı. Ama tabii tekrarlayayım dönüşümde gördüğüm tabela il olarak “Welcome to Ankara” idi. Sonra sırasıyla”Ankara’ya Hoşgeldiniz”, “Good Bye”, “Güle Güle”. Şimdi Ankara’ya hoşmugeldim yoksa gidiyormuyum ben bile bir ikileme düştüm keza tüm bu tabelaların hepsi yolun aynı tarafına ve sağ duvara yazılmıştı. Aşağıda bu tabelaların resimlerini bulabilirsiniz.

gule-gule-goodbye-ankara

welcome-to-ankara

Biz Bundan 1 sene evvel 29 Ağuıstos 2013 tarihli yazımızda blogumuzda böyle bir tabelanın güzel olacağından bahsetmiş, hatta ünlü Las Vegas tabelasını modifiye ederek başlıkta vermiştik. http://www.blogankara.com/guzel-ulkemizin-hosgeldin-noktalari/. Buradaki LED tabela’nın estetiği yakalanabilseydi ve tabii doğru tarafa konulsaydı diyecek bir şey yoktu ancak bunu bu şekilde saçma bir mantıkla üretmek amaca pek hizmet edememiş. Sol tarafta bir tepe vb. alan olmayınca heralde “hepsini aynı tarafa yazalım”, belki “büyük yazarsak yolun diğer tarafından bile okunabilir” diye düşünmüşler ama ikisi de aynı tarafta olunca bu daha bir komik durmuş..

Bu tabelaların doğru taraflarda ayrı ayrı ve belki de şu yeni led trafik ışığı tabelaları gibi yolun üstüne bir yere asılması çok daha mantıklı olurdu. Bir de tabii bir Ankara slüeti vb. artistik bir unsur da eklenseydi daha da güzel durabilirdi. Şu anda  “İsmail’in yeri 1 km geridedir” gibi absürt bir durum söz konusu 🙂 Bildiğiniz “Back to the future” yani !

Atakule 10 senedir hüzünlü ve boş

Atakule’yi birçoğumuz hatırlıyordur, bundan 20-30 yıl evvel burası oldukça popüler bir alışveriş merkezi idi ve aslında Ankara’nın ilk alışveriş merkezlerinden biriydi. Buradaki mağazalar, restoranlar ve hatta burada aşağı kattaki oyun merkezinde bile, bir çok anılarım var. Hele bile Atakule’ye ilk çıkışımdaki daha asansördeyken hissettiklerimi hiç unutamıyorum. Bunu sonrasında Amerika’da saldırıya uğrayan “Twin towers” a bile çıkarken hissedemedim. Bir keresinde buraya bir nikah törenine davetliydik, dönemin Başbakanı da oradaydı (Mesut Yılmaz) ve buradaki atmosfer, ambians hâlâ bugün gibi aklımda. Atakule’nin bir de üstte dönen bir restoranı vardı, hatta bir aralar bozulmuştu, dönmüyordu, sonra tekrar döndürmeyi başarmışlar ama ondan sonra bir daha gitme fırsatım olmadığı için onu bir türlü deneyimleyemedim. Amerika’ya gitmeden evvel ise, sene 1990, yine son kez Atakule’nin merdivenlerinde arkadaşlarımla vedalaşmıştım. Burada bir de, lisede aynı sırada oturduğum arkadaşımın babasının sahibi olduğu “Yavru Oyuncak” isminde bir oyuncak mağazası vardı. Hatırlayanlar vardır mutlaka. Bu oyuncakçı da Ankara’da o zamanlar en büyük oyuncakçılardan biriydi ve oldukça da popülerdi. Hatta o oyuncakçının o zamanlardan kalma bir de resmini de buldum, aşağıda.

yavru-oyuncak-atakule-ankara

Hey gidi günler, hey. Derler ya! İşte tam da öyle, Amerika’dan döndüğümde ise ilk ziyaret etmek istediğim mekânlardan biri de haliyle Atakule oldu. Bir gittim ki “kapı duvar”. Her tarafı kilitli, tozlanmış, yıpranmış ve eski görünümünden çok uzak bir hâlde boynu bükük duruyor. Buraya ne oldu acaba diye etrafa soruşturunca çok çeşitli hikâyeler duydum, bazıları “burayı bir şirkete sattılar, şirket içindeki insanları çıkardı başka bir alışveriş merkezi yapacakmış” bir diğeri “Buraya devlet el koymuş alışveriş merkezi tarafını yıkacaklarmış ama kule kalacakmış” diğeri “Burayı Çankaya Belediyesi almış, onlar belediye’yi buraya taşıyacaklarmış” vb. daha birçok hikaye. İlginç tarafı ise dinlediğim hikayelerin hepsi değişik ve hiçbiri biribirine benzemiyordu. Bu da insanların aslında burasının neden kapandığını ve akibetini bilmediğini gösteriyordu. O aralarda internet’te de bu konuyla ilgili hiç bir haber yoktu, keza bizzat araştırdım. Aradan yaklaşık 10 yıla yakın bir süre geçti bu müddet zarfında Atakule hâlâ terkedilmiş bir şekilde öylece duruyordu. Geçenlerde bu orada mağazaları olan arkadaşımla görüşünce yine merak ettim ve internet’ten araştırınca yeni bir haber vardı ve bu da bir emlak portalında geçiyordu ve 2013 tarihliydi haber. Şöyle diyordu özetle “alışveriş merkezi kısmı yıkılıp yeni bir alışveriş merkezi ile değiştirilecekmiş ve şu an yıkım için bekliyormuş.“

Bu tabii iyi haber, en azından burası tekrar canlanacak ve eski günlerine, umarım dönecek. Yapım işi 3 yıl kadar sürecek deniyor. Yani yıkım 2014’te gerçekleşebilirse, alışveriş merkezi en erken 2017 gibi tekrar aktif olur diye düşünüyorum. Bu arada, arkadaşım geçenlerde görüştüğümde ki hâlâ oyuncakçılık yapmaya çabalıyor bana şu andaki yavru oyuncağın son durumunun resmini yollamasını istedim o da bugün yollamış, durumu görüyorsunuz, hatta arkadaşımın acıklı durumunu da sizinle paylaşıyorum, siz pay biçin!

yavru-oyuncak-2013

Bora-sengul-yavru-oyuncak-2013

Durum acıklı, Yavru oyuncağın “yavrusu” gibi bir ufak dükkânda ömür çürüten arkadaşım adına da gerçekten her görüştüğümüzde ayrı bir üzülüyorum, keza kendisini pek bir severim. Söylediğine göre günde 20-30 TL kazanıyormuş averaj olarak, yeri de Bülbülderesi’nde bir caddedeymiş ama gidipte acıklı durumunu görmeyeyim diye daha çok sosyal ortamlarda buluşmayı tercih ediyorum. Keza eski durumlarını biliyorum, hem aile fertleri, hem kendisi son model Mercedes ile gezerdi, araç telefonu daha yeni çıkmıştı ve onda vardı (o zamanlar cep telefonu diye bir şey yoktu tabii), hatta bu telefondan bir diğer arkadaşımızı arayıp Gazi Osman Paşa(o zamanların popüler, bugünlerin sıradan mahallesi)’da bir Kafe’de görüşmüştük. Düşünün yani o zamanki havamızı 🙂 Hatta aradığımız arkadaşımız bize, “Siz şu an neredesiniz?” diye sormuştu, biz “arabada” deyince şaşırmıştı ve bize inanmamıştı. Hey gidi günler hey! Bu deyimi ikinci kez kullanıyorum, farkındayım. Herâlde biz de artık yaşlanmaya başladık! Eskiden, Babam “bizim zamanımızda” diye konuya girince içimden “üfff” deyip yine nasihat verecek diye sıkılırken, bizim çocuklarımız da böyle düşünüyordur diye düşünmekten de kendimi alamıyorum ve bu nedenle de onlara bu tip geçmişten örnekler yerine aynı örnekleri bugünmüş gibi vermeyi tercih ediyorum. :/

Atakule, kapanmasıyla beraber eminim buna benzer daha bir çok acıklı hikaye yaratmıştır, keza burası o zamanlar Ankara’nın en popüler AVM’siydi ve tekti, bu nedenle burada iş yapan insanlar yeni gittikleri yerlerde bu tip bir potansiyeli pek yakalayamışlardır diye düşünüyorum, aynen Yavru Oyuncak örneğindeki gibi. Türkiye’nin en güzide yerlerinden biri, Ankara’nın ise ikon yapıtı olan bu kule’nin ivedilikle hakettiği saygıyı görmesi ve eski renkli günlerine dönmesi benim 2014 yılı için dileğim olsun. Lütfen Atakule yine… “ATAKULE” olsun.

“Biz yeşili severiz, dikine bile dikeriz” mesajı

Sizin de dikkatinizi çekmiştir. Sanki Ankara’nın her yeri yemyeşil, bir duvarlar kalmıştı onları da yeşertelim diye düşünen Büyükşehir Belediyesi yeni bir çalışmaya imza attı, bu aralar. İstinat duvarları‘na sadece reklam yapmıyoruz, arada yeşillik te var şeklinde bir düşünüş yaratma çabası ile Dünya’da örneğini görmediğim bu yeni tür çiçeklendirme stiline başlandı. Bu belki “biz yeşili seviyoruz” sadece yatay değil, dikey olarak ta (iki boyutlu-2D) yeşillendiriyoruz amacında bir görünüm yaratma ürünü olabilir. Ya da, siyasi amaçlı “gezi olayları” ile yeşile düşman Belediye görüntüsünü, yeşilin çivisini çıkartarak örtbas etme girişimi de olabilir.
Bence bu yatay seralar siyah boruları ve yakında solacak çiçekleri ile eskidikçe artan çirkin bir görüntü oluşturacak. Zaten bunların gerçek çiçek oldukları bile uzaktan anlaşılmıyor, keza çiçeklikler ve çiçekler çok küçük. Uzaktan bir halı saha materyâli gibi duruyor, taa ki yanına gidince veya “çirkin siyah su borularının bir amacı vardır!” diye düşünerek mantık ile gerçek olduğuna kani oluyorsunuz.

Bu yapıtların! birkaç resmini çektim sizin için.
duvar-yesillendirme-ankara-belediye

ankara-istinat-duvari-ciceklendirme

Evet, hepsi gerçek çiçek ve tek tek tüm sekmeye ayrı ayrı boru çekilmiş. Buna harcanan masraf ve bakımı için harcanacak zaman bence görüntüsünden çok daha fazla değerli. Eğer Belediyeler yeşillendirilmek amacında iseler, eminim Ankara’da çok yerde yatay yeşillendirme yapılabilir, bu tip yeşillikler ise seçimler öncesi özellikle yapıldığı bariz olan, gereksiz kaynak kullanımından ibaret hareketler.

Reklam’ın çivisinin çıktığı an. İstinat duvarı reklamları

Müjdeler olsun artık yeni bir reklam türümüz var. İsmi ise “İstinat duvarı reklamları”. Sanki panolar, direkler, afişler, üstgeçitler, gazeteler, dergiler, taksiler, otobüsler, minibüsler, google ve hatta internet’in her tarafı yetmezmiş gibi. Şimdi de Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından icat edildiğini düşündüğüm “İstinat duvarı reklamları” devrinin başlamış olduğunu ibretle görüyoruz.
En yakın örneği vereyim; Konutkent girişine bir üstgeçit yapıldı, bir kaç ay evvel, buna önce “Asfaltınız Hayırlı Olsun, Büyükşehir Belediyesi, İ. Melih Gökçek” afişi asıldı ki artık buna alıştık bir nevi. Sanki asfalt dökmek Belediye’nin asli bir görevi değilmiş gibi! Asfalt işi tamamlanınca, buraya çekilen İstinat duvarına demirden paslı bir iskelet çakıldı ve yeni buluş kendini göstermeye başladı. Sonrasında tahtalar filan veeee alttaki resimde de görüldüğü üzere eni istinat duvarının tüm boyunca süren, boyu ise yine bu boy oranında veya daha yüksek devasa reklam panoları oluşuverdi. Tabii bu aralar, ilk reklamlar da asılmaya başlandı. Aşağıda sizin için resimledim.

ankara-buyuksehir-istinat-duvari-reklam-panolari

Büyükşehir Belediyesi zaten hemen her tarafta reklamını yapıyor, hatta geçenlerde Dikmen Vadisi’ne doğru bir restoran’dan bakıyordum. Köprü’nün üstünde bile “Ankara Büyükşehir Belediyesi” yazıyor, gözümü öbür tarafa çevirdim bu sefer de yeşilliğin üstüne yeşilliği ve taşları kullanara kocaman yine aynı şeyi yazmışlar. Asfaltlardaki pisi reklamlarını hiç saymıyorum bile!

Belediye’lerin kendilerini tanıtmasını anlıyorum ama bunu abartmanın bir antipati yarattığı gerçeğini de yadımsamamaları lazım bence. Eskişehir gezimi birkaç ay evvel, bir başka yazımda anlatmıştım. Sn. Büyükerşen, şehri o kadar güzel yapmış ve yeniden yaratmış ki zaten hizmetleri onun reklamını o istemeden yapıyor, etrafta ise hiç öyle Ankara’da olduğu gibi devasa reklamlar görmüyorsunuz. Onu bırakın, çöp tenekelerinin üzerinde bile bu tip reklamsal ibareler yok. Bence asıl başarı budur.

Belediye Başkanlarının Eskişehir’e gidip örnek almalarını ve görüş açılarını buna göre revize etmelerini yürekten diliyorum. Bence şu yerel seçimlerin arefesinde, başkan adayları’nın mutlaka bu ilimizi ziyaret etmeleri lâzım. Umarım biz de, bir gün Ankara’mızda Eskişehir benzeri görünümler elde edebiliriz. Keza şu anda reklama ve estetikten yoksun küt beton binalara boğulmuş vaziyetteyiz ki, sormayın gitsin!