Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Özgün bir Ankara düşünüyorum, gözlerim kapalı

umitkoy-otobus-duragiYeni ve güzel bir durağımız var artık. Burada daha önceleri bekleyen bir dolu insan görüyordum ve üzerlerine kar yağmur yağarken orasının aslında bir durak olduğunu anlayamıyordunuz keza normal durak benzeri bir yapı olmadığı gibi oturacak bir bank bile yoktu. Büyükşehir Belediyesi’ne bu güzel geliştirme için teşekkür ediyoruz. Resimde de görebileceğiniz üzere, şu anda Ümitköy Otobüs ve metro durağı hem teknolojik hem de estetik açıdan süper bir yapı olmuş. Üzerindeki çift koruma kalkanı, elektronik otobüs tabloları ve hatta metro çıkışında bir deniz kabuğunu andıran koruma tenteleri çok zevkli ve güzel duruyorlar.

Şu andaki tek tehlike bu durakların tıpatıp aynılarının şehir çapında yaygınlaştırılması. Evet “tehlike” diyorum çünkü aşamadığımız şöyle kıt bir düşüncemiz var millet olarak! “Madem beğenildi aynısından bir dolu yapalım”. İyi güzel ama eğer aynısının tıpkısından yaparsak bunun bir özelliği kalır mı? Bence her durağa özgü değişik ve estetik farklı yapılar oluşturulmalı. Her durak için değişik öğeler, renkler ve hatta oturma alanları çok daha özgün ve güzel olmaz mı?

Ankara’daki köprülerin altına yapılan çirkin kahverengi çini benzeri fayansları görmüşsünüzdür. Bu fayanslara bir de yeni versiyon Belediye’nin kedi gözleri eklendi ki korkunç kötü görünüyorlar. İç karartıcı ve herşeyden önce hepsi aynı. Yani tüm köprülerin altındaki doku, renk ve hemen herşey bir diğerinin fotokopisi. Fotokopi’de zaten dünyada üstümüze bir millet daha tanımıyorum. Bir kişi bir mekân açıpta iş yapmaya görsün aynısının tıpkısından kırk tane açılıyor. Böyle olunca da ilk açan, riski alan ve değişik düşünen cezalandırılmış oluyor bir nevi! Parklarımıza bir bakın onlar da hemen hemen biribirinin aynılar. Yahu bir kahraman Belediye Başkanı çıkıpta benim parklarımın her biri değişik ve kendine özgü şeyler içersin demiyor! Hepsinde benzer spor aletleri, benzer renklerde ve benzer yerleşimde bulunuyor. Hatta buradaki oyuncaklar bile hep aynı beynin ürünü gibi, fotokopi. Buradaki bitki örtüsünü hiç saymıyorum bile! Her tarafta aynı çeşit ağaçlar, sanki dünyada bir çeşit çam ağacı varmış gibi veya her tarafa aynı ışıklandırma direklerini dikmek zorundaymışız gibi garip bir ruh hâli ve tutumu içindeyiz.
Bu askeri mentaliteden çıkmalıyız bence biran önce. Hatırlar mısınız bilmem yıllar önce Hacettepe, Ümitköy ve Bilkent köprülerinin her birine değişik bir sanatsal çalışma yapılmıştı. Her birine ayrı ayrı Ankara kedileri, Ankara tiftik keçileri ve Ankara’ya özgü tavşanların tasvirleri yapılmıştı. Bunlar kabartma ve tüm öğeleri adeta birer tablo gibi özenerek yapılmış güzellikteydiler. Gerçi bunlardan keçileri barındıran köprüdeki kabartmaların bazıları hâlâ kırık ve onarılmadı ama geçen yıllara rağmen hâlâ güzel ve özeller bence. İşte tam da bu özende duraklar ve hatta metroların içleri de dizayn edilmeli diye düşünüyorum. Yurtdışında birçok ülkede her bir metro durağı özeldir. Her anlamda değişik öğeler, renkler ve dokuya sahiptir. Tabii bunlardan fotokopi çekelim demiyorum kesinlikle! Eminim bizim çok daha yaratıcı ve estetik düşünen insanlarımız vardır ve biz istesek bunun çok daha ihtişamlısını yapabiliriz. Hatta bence bunu otobüs duraklarımıza bile yapabiliriz ve yapmalıyız bence. Yurtdışında içhatlarda otobüs olayı bizim kadar yaygın olmadığından bu duraklar o kadar özenli değiller ama Ankara’da neden olmasın. Hatta ilki yapıldı bile!

Ümitköy durağı güzel bir başlangıç olmuş. Değişik düşünce ve ilginç fikirlere sahip tercihen genç mimarlarla çalışılıp her bir durağımız farklı bir güzelliğe kavuşturursak Ankara’yı da farklılaştırmış ve estetik açısından geliştirmiş oluruz. Ankara buna ve hatta daha iyilerine layık, güzel insanlarla dolu, mutlu bir şehir. Burada İstanbul’un gûruhu, trafiği yok. İstanbul’lu arkadaşlarımın bana hava attıkları üzere varsın denizi olmasın ama renkli, estetik, huzurlu, mutlu ve entellektüel bir şehir olsun. Ankara’mız her daim güzel olsun.

Keçileri kaçırmışlar!

Hatırlarsınız, 3-5 yıl evvel Eskişehir yolunda 3 köprünün altına birer güzelleştirme çalışması yapılmış ve bu gazetelere de konu olmuştu. Ümitköy, Hacettepe ve Bilkent köprülerinin birine “ankara kedisi” ikincisine “ankara keçisi”, üçüncüye “ankara tavşanı” temalı mozayikler yapılmıştı.

Geçenlerde keçili olanın altından geçiyordum ve keçilerin yokolduklarını gördüm, geriye sadece 1 keçi kalmıştı. Aşağıda resmini bulabilirsiniz.

ankara keçisi mozayikleri, ankara köprüaltı

Burası ne kadar zamandır bu şekilde, dikkat etmemişim ama bunların kontrollerinin yapılıp kırılan veya çalınanlarının yenisiyle değiştirilmesi, hazır bu aralar  köprü altlarına komik toprak renkli süslemeler yapılırken, bunun gibi özgün/sanatsal olan çalışmaların korunması açısından önemli diye düşünüyorum. Keza şu an yapılan tuhaf desenlerin hiç bir güzelliği de özelliği de yok, kanımca. Keçilerin en azından bir anlamı vardı!  Yeni yapıştırılanlar belki çinileriyle ünlü bir şehrimiz için olabilirdi ama Ankara için tutarsız bir seçim olmuş. Mimarlar odasına veya en azından Ankara’da yaşayanlara sorulabilirdi. Zaten estetik yoksunu ve kasvetli devlet binalarıyla dolu kentimizin dokusunu canlandırmak yerine adeta üzerine tüy dikmiş gibi duruyorlar!

 

Sevabı olmayan, Belediye Reklam Hayratları

ankara-5-kapiReklam sektörü malûm bu aralar fazlaca çalışıyor, Belediye seçimleri dolayisiyle Belediye Başkan adayları, ANGIAD seçimleri dolayisiyle buraya başkanlık için yarışanlar ve hatta Belediye Meclis üyeliği için bile reklamları çeşitli ortamlarda görüyoruz. Bu reklamların, panolarda olanlarına diyecek bir şey yok. En azından bunlar planlı ve göz estetiğini fazla tırmalamıyor ancak bunların dışında yapılan tuhaf reklam kampanyalarına açıkça itirazım var. Amaç seçim için veya açılış için bile olsa gereğinden fazla ve insanların gözünün içine sokulan afişler ve duyurular hem can sıkıcı, hem de hiç estetik görünmüyor. Ankara Büyükşehir bu tip absürt reklamlarda önde giden belediyelerden biri, hemen her olaya veya yere bir reklam sıkıştırmayı çok iyi biliyorlar. Ankara’da her nereye dönseniz Büyükşehir Belediyesi reklamını görebilirsiniz. Sağda solda panolar, yollarda tretuvar taşlarında Belediye Amblemleri (şu mahkeme tarafından iki versiyonu da iptal edilen amblem hem de), park ve bahçelerde totemler, köprülerin giriş ve çıkışlarında, sözde halk ekmek tanıtımı yapan istinat duvarı reklamlarının yanında korsan olarak, bu aralar bir de binaların üzerinde, tabii çocuklara dağıtılan topların üzerini ve fakir ailelere dağıtılan kömür torbalarının üzerini saymıyorum bile. Henüz reklamlarını göğe yazamıyorlar, ama eminim bunun da bir çaresine bakarlar yakında. En son icadı da yine blogumuzda paylaşmıştık. Malûmunuz “asfalt reklamları”, Belediye’nin son buluşu. Bir de bu reklamları o kadar büyük bir hızla yapıştırıyorlar veya boyuyorlar ki değme reklam şirketleri ellerine su dökemez!

Tabii ki seçim dolayisiyle afiş asılması veya bayraklar vb. aşırıya kaçmadıkça o havaya girmek açısından güzel. Ama biz bunun çok daha fazlasını hemen her dönemde Ankara’da normal günlerde bile görmeye alıştığımız için seçim sırasındaki Büyükşehir’in yaptığı ek reklamlar pek gözümüze görünmüyor artık, keza Ankara’nın dağı taşı Büyükşehir Amblemi ve reklamları ile dolu. Şimdi bir de Ankara’ya giriş kapıları yapılıyor biliyorsunuzdur, 5 kapı ile Ankara’nın girişlerinde bir güzellik sağlanmaya çalışılıyor. Benim tahminim, burada da dev harflerle “Ankara Büyükşehir Belediyesi” yazdıracaklardır ve tabii logolar filan burası da yeni bir reklam alanı haline gelecektir. Üst geçitlerimiz bile reklamcılara satılmışken böyle bir fırsatı kaçırmayacaklardır diye tahmin ediyorum. Halbuki, bu kapılara Büyükşehir’in “Pisi” veya “Cami” amblemleri yerine “Türkiye’nin Başkenti Ankara’ya Hoşgeldiniz” veya çeşitli dillerde “Hoşgeldiniz” vb. bir mesaj yazılsa çok daha iyi olmaz mı? Madem Belediye olarak estetik bir iş yapalım diyorsunuz, bari bunu gerektiği gibi kullanalım. Ya hiç bir şey yazmadan bırakılsın, ya da buraya diğer şehirlerden veya ülkelerden gelen insanlara yönelik bir mesaj yazılsın da bir anlamı ve işlevi olsun! Tabii bunu yaparken profesyonel bir mimara danışılıp bu kapıların tarihi ayrıntısı ve görselinin önüne geçmeyecek şekilde planlanması önemli. Bakalım göreceğiz burada yapılacak reklamları veya belki de bahsettiğim gibi, Büyükşehir bu sefer bizi şaşırtacak ve reklamsız bir kapı yaptıracak! O da olabilir.

Merak ettiğim konulardan biri de bir vatandaş olarak düşününce aslında bu reklam harcamalarının finansmanı. Acaba, kendi reklamları için giderleri Sn. Gökçek cebinden mi karşılıyor, (ki eminim bunu finanse edecek gücü vardır) yoksa bu bir Belediye harcaması olarak mı yazılıyor ve bize mi faturalandırılıyor? Herkes’in cevabını duyar gibiyim . Eğer bu gerçekten de düşündüğümüz gibiyse, buna kesinlikle karşıyım! Neden herhangi bir Belediye Başkanı’nın reklam kampanyasını halk olarak biz finanse ediyoruz ki? Ankara’nın bu parayı harcayacak daha önemli projeleri yok mu? Paramız çok ta bu tip hayır işlerine mi girmeye karar verdik? Kaldı ki bu hayırın sevabı da yok!
Bana kalırsa bir kanun ile hâli hazırda görev yapan tüm Belediye Başkanları’nın şahsını Belediye bütçesinden, Belediye logosunu yanına usulen yapıştırarak reklam yapması, kamuya açık ve kamu malı olan alanlara belediye arması, logosu, amblemi, yazısı vb. konulması engellenmeli. Belediye’nin görevi dahilinde yaptırdığı her eser zaten orada yaşayan insanların malıdır, buraya bir logo koymanın reklamdan başka ne anlamı olabilir? Varsın yeni seçilmeye çalışan Başkan adayları reklam yapsınlar. Belediye Başkanları zaten inşa ettikleri güven ve o şehir veya ilçede yaptıkları eserlerle en büyük reklamı Başkan oldukları süre içinde seneler boyunca yapıyorlar ve bunu da herkes görüyor. Seçim günü gelince de bunun bilincinde olan halk yapılanı takdir eder ve ona göre oy kullanır zaten. Belediye’nin elindeki iş gücü ve bütçesini bu tip işler için kullanması bence hem yeni seçilecek olan adaylara “orantısız güç” uygulanacağından bir haksızlık oluşturuyor, hem de Belediye’nin bütçesi (dolayisiyle bizim vergilerimizden gelen para) gereksiz yere harcanmış oluyor. Kendisine ve eserlerine güvenen Belediye Başkanları reklamsız bir şekilde tekrar seçilebilirse işte o zaman, o Başkan’ın hakkını teslim etmek ve tebrik etmek gerekir. Her nasıl ki yurtdışında, gelişmiş ülkelerde, mesela Londra’da Londra Belediye Başkanı’nın reklamı hiç bir köprü, taş, istinat duvarı vb. yerlerde bulunmuyorsa veya Amerika’da ilgili belediyelerin logoları asfaltlara yazılmıyorsa, bu tip devasa ve absürt Belediye reklamları sadece bizim Belediyecilik anlayışımızın az gelişmişliğini perçinlemekten daha öteye gitmez.

Ama tabii durum ortada, Belediye Başkanımıza göre biz zaten o kadar ileriyiz ki, Başkan’ın seçim sloganı “Ödüller Şehri Ankara”. Yani o kadar ileriyiz ki, Dünya’daki çoğu ödülü zaten toplamışız! E daha ne istiyorsunuz, be kardeşim.

Atakule 10 senedir hüzünlü ve boş

Atakule’yi birçoğumuz hatırlıyordur, bundan 20-30 yıl evvel burası oldukça popüler bir alışveriş merkezi idi ve aslında Ankara’nın ilk alışveriş merkezlerinden biriydi. Buradaki mağazalar, restoranlar ve hatta burada aşağı kattaki oyun merkezinde bile, bir çok anılarım var. Hele bile Atakule’ye ilk çıkışımdaki daha asansördeyken hissettiklerimi hiç unutamıyorum. Bunu sonrasında Amerika’da saldırıya uğrayan “Twin towers” a bile çıkarken hissedemedim. Bir keresinde buraya bir nikah törenine davetliydik, dönemin Başbakanı da oradaydı (Mesut Yılmaz) ve buradaki atmosfer, ambians hâlâ bugün gibi aklımda. Atakule’nin bir de üstte dönen bir restoranı vardı, hatta bir aralar bozulmuştu, dönmüyordu, sonra tekrar döndürmeyi başarmışlar ama ondan sonra bir daha gitme fırsatım olmadığı için onu bir türlü deneyimleyemedim. Amerika’ya gitmeden evvel ise, sene 1990, yine son kez Atakule’nin merdivenlerinde arkadaşlarımla vedalaşmıştım. Burada bir de, lisede aynı sırada oturduğum arkadaşımın babasının sahibi olduğu “Yavru Oyuncak” isminde bir oyuncak mağazası vardı. Hatırlayanlar vardır mutlaka. Bu oyuncakçı da Ankara’da o zamanlar en büyük oyuncakçılardan biriydi ve oldukça da popülerdi. Hatta o oyuncakçının o zamanlardan kalma bir de resmini de buldum, aşağıda.

yavru-oyuncak-atakule-ankara

Hey gidi günler, hey. Derler ya! İşte tam da öyle, Amerika’dan döndüğümde ise ilk ziyaret etmek istediğim mekânlardan biri de haliyle Atakule oldu. Bir gittim ki “kapı duvar”. Her tarafı kilitli, tozlanmış, yıpranmış ve eski görünümünden çok uzak bir hâlde boynu bükük duruyor. Buraya ne oldu acaba diye etrafa soruşturunca çok çeşitli hikâyeler duydum, bazıları “burayı bir şirkete sattılar, şirket içindeki insanları çıkardı başka bir alışveriş merkezi yapacakmış” bir diğeri “Buraya devlet el koymuş alışveriş merkezi tarafını yıkacaklarmış ama kule kalacakmış” diğeri “Burayı Çankaya Belediyesi almış, onlar belediye’yi buraya taşıyacaklarmış” vb. daha birçok hikaye. İlginç tarafı ise dinlediğim hikayelerin hepsi değişik ve hiçbiri biribirine benzemiyordu. Bu da insanların aslında burasının neden kapandığını ve akibetini bilmediğini gösteriyordu. O aralarda internet’te de bu konuyla ilgili hiç bir haber yoktu, keza bizzat araştırdım. Aradan yaklaşık 10 yıla yakın bir süre geçti bu müddet zarfında Atakule hâlâ terkedilmiş bir şekilde öylece duruyordu. Geçenlerde bu orada mağazaları olan arkadaşımla görüşünce yine merak ettim ve internet’ten araştırınca yeni bir haber vardı ve bu da bir emlak portalında geçiyordu ve 2013 tarihliydi haber. Şöyle diyordu özetle “alışveriş merkezi kısmı yıkılıp yeni bir alışveriş merkezi ile değiştirilecekmiş ve şu an yıkım için bekliyormuş.“

Bu tabii iyi haber, en azından burası tekrar canlanacak ve eski günlerine, umarım dönecek. Yapım işi 3 yıl kadar sürecek deniyor. Yani yıkım 2014’te gerçekleşebilirse, alışveriş merkezi en erken 2017 gibi tekrar aktif olur diye düşünüyorum. Bu arada, arkadaşım geçenlerde görüştüğümde ki hâlâ oyuncakçılık yapmaya çabalıyor bana şu andaki yavru oyuncağın son durumunun resmini yollamasını istedim o da bugün yollamış, durumu görüyorsunuz, hatta arkadaşımın acıklı durumunu da sizinle paylaşıyorum, siz pay biçin!

yavru-oyuncak-2013

Bora-sengul-yavru-oyuncak-2013

Durum acıklı, Yavru oyuncağın “yavrusu” gibi bir ufak dükkânda ömür çürüten arkadaşım adına da gerçekten her görüştüğümüzde ayrı bir üzülüyorum, keza kendisini pek bir severim. Söylediğine göre günde 20-30 TL kazanıyormuş averaj olarak, yeri de Bülbülderesi’nde bir caddedeymiş ama gidipte acıklı durumunu görmeyeyim diye daha çok sosyal ortamlarda buluşmayı tercih ediyorum. Keza eski durumlarını biliyorum, hem aile fertleri, hem kendisi son model Mercedes ile gezerdi, araç telefonu daha yeni çıkmıştı ve onda vardı (o zamanlar cep telefonu diye bir şey yoktu tabii), hatta bu telefondan bir diğer arkadaşımızı arayıp Gazi Osman Paşa(o zamanların popüler, bugünlerin sıradan mahallesi)’da bir Kafe’de görüşmüştük. Düşünün yani o zamanki havamızı 🙂 Hatta aradığımız arkadaşımız bize, “Siz şu an neredesiniz?” diye sormuştu, biz “arabada” deyince şaşırmıştı ve bize inanmamıştı. Hey gidi günler hey! Bu deyimi ikinci kez kullanıyorum, farkındayım. Herâlde biz de artık yaşlanmaya başladık! Eskiden, Babam “bizim zamanımızda” diye konuya girince içimden “üfff” deyip yine nasihat verecek diye sıkılırken, bizim çocuklarımız da böyle düşünüyordur diye düşünmekten de kendimi alamıyorum ve bu nedenle de onlara bu tip geçmişten örnekler yerine aynı örnekleri bugünmüş gibi vermeyi tercih ediyorum. :/

Atakule, kapanmasıyla beraber eminim buna benzer daha bir çok acıklı hikaye yaratmıştır, keza burası o zamanlar Ankara’nın en popüler AVM’siydi ve tekti, bu nedenle burada iş yapan insanlar yeni gittikleri yerlerde bu tip bir potansiyeli pek yakalayamışlardır diye düşünüyorum, aynen Yavru Oyuncak örneğindeki gibi. Türkiye’nin en güzide yerlerinden biri, Ankara’nın ise ikon yapıtı olan bu kule’nin ivedilikle hakettiği saygıyı görmesi ve eski renkli günlerine dönmesi benim 2014 yılı için dileğim olsun. Lütfen Atakule yine… “ATAKULE” olsun.

Ankara’nın ve belki de Türkiye’nin en iyi süpermarketi, Beğendik Çayyolu

Hatırlıyorum ülkemizde ve Ankara’da bugünkü gibi bir çok alışveriş merkezi yokken, Kocatepe Camii’sinin altında bir Beğendik mağazası vardı ve buraya girince ürün çeşitliliğinden çok etkilenmiştim. Tabii sonraları bir çok güzel alışveriş merkezleri açılınca bu mağazanın bir esprisi kalmadı ve Ankara’lılar tarafından adeta Beğendik markası unutulmaya yüz tuttu, uzunca bir süre. Her ne olduysa birden bire, 4-5 ay evvel, Beğendik Mağazaları bir atılım yapmaya karar verdi ve Ankara’nın en güzel, en modern, en ihtişamlı marketini yarattılar.

Bu markette yok yok resmen. Kendi meyve ve sebzelerinizi toplayabiliyor, dilerseniz kafe’sinde harika bir ortamda çay içiyor veya süper yemeklerini çok ucuz fiyatlarla, açık büfe usülü tadabiliyorsunuz. Ben bir “Somon Izgara” aldım. Fiyatı 7.90 TL idi. Süper bir fiyat, ayrıca kola da limitsiz. Çalışanları güleryüzlü ve yardımcı, park yeri problemi yok ve müşteri rahatı için her şey düşünülmüştü, gerçekten etkilendim.

Bu mağazayı ben de (bana yakın olmasına rağmen) yeni gördüm, görmeyen Ankara’lılar ve özellikle diğer market sahiplerinin incelemesini ve feyz almasını şiddetle öneririm. Sizlere birkaç resmini çektim aşağıda…

begendik-cayyolu-ankara1

begendik-cayyolu-ankara2

begendik-cayyolu-ankara-acik-bufe

begendik-cayyolu-ankara-cafe

begendik-cayyolu-en-iyi-supermarket-ankara

Ankara Çayyolu’nda örnek güzellikte küçük ve şirin bir AVM

Bu alışveriş merkezi Ankara’da yeni bir hareketi başlatan bir yapı. Kapalı değil açık bir mekânda ve her tarafı güzel heykeller, havuzlar ve harika bitkiler ile süslenmiş örnek bir yer. Tesadüfen bulunmuşken sizlere de burasının resimlerini çekeyim istedim. Keşke tüm Alışveriş Merkezleri böylesine yatay, açık ve bu denli güzel olsa. Buradaki tek sorun havuzların içlerinin boş olması idi, ama o da heralde merkez tam anlamıyla açılmadığındandır diye düşünüyorum.

Hilmi Barlas ismi verilmiş,  diğer bir ismi de City Park Alışveriş Merkezi.

citypark-cayyolu-hilmi-barlas-alisveris-1

citypark-cayyolu-hilmi-barlas-alisveris-3

citypark-cayyolu-hilmi-barlas-alisveris-2

citypark-cayyolu-hilmi-barlas-alisveris-4

citypark-cayyolu-hilmi-barlas-alisveris-5

citypark-cayyolu-hilmi-barlas-alisveris-6

Ankara’nın en modern ve güzel camisi

ankaranin-en-guzel-camisi

Ankara Çankaya’da en iyi üniversite kampüsü İPEK

İpek Üniversitesi, bir yüzyıl projesi olarak, gerçekten de Ankara’da ve belki Türkiye’deki en iyi mimari ve planları içeren bir üniversite olarak dikkat çekiyor. Tanıtım filmini izlerseniz siz de benim ne demek istediğimi anlayabilirsiniz. Süper ortamlar ve ultra lüx bir üniversite ancak böyle olabilir. Hayran olmamak elde değil. Ankara’mıza da çok yakışacak, İpek Üniversitesi.

Çankaya’da en iyi çocuk yuvası – Aykan Yuva

Bu yuva’nın en güzel noktalarından biri adeta bir şatoyu andıran binası. Binanın ön ve arka bahçeleri var ve burada da oyun parkları, salıncak ve kaydıraklar vb. unsurlar bulunuyor. Burada çalışanlar, en başta sahibi Nermin hanım olmak üzere çok nazik, güleryüzlü ve saygılı insanlar keza çalışanlar da öyle. Müthiş bir enerji ve mutluluk ile işlerini yapıyorlar, bunu hemen hissedebiliyorsunuz. İngilizce öğretimi oldukça kuvvetli, şu andaki ingilizce hocası “Muti” iyi bir iş çıkartıyor. Yuva’nın kendi servisi ve yemekhanesi var ve yuvaya ulaşım da oldukça kolay hatta Atakule’den yürünebilir bile.
Sizelerle bu yuvanın dış görünüşünün bir resmini paylaşıyorum, görüntü adeta bir masal gibi bence, çok güzel. Fiyatları da öyle fahişt değil ve ikinci yıl devamlarda da bir indirim uyguluyorlar.

Aykan Yuva Çankaya Ankara

Ankara Yollarında, Ankara Portreleri – Yeni Bilkent girişindeki cami bitmek üzere.

Eskişehir yolunda Bilkent girişinde yapımı devam eden bu cami gerçekten de muhteşem ve modern görünüyor. Güzel görünümü, 4 minaresi, güzel mimari ve çevre planlaması ile daha şimdiden kendini belli ediyor. Bitince eminim, Türkiye’deki sayılı güzel camilerden biri olacaktır. Bu tip güzel mimarili  her tür yapının Ankara’da artmasını kesinlikle destekliyoruz.

bilkent-giris-cami