Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Türk MALI haaa, Türk Malı heyyy !

turkmali-logosu-amblemi-muhuruGeçenlerde halen askerliğine devam eden hafta sonunda izine çıktığında buluştuğum bir arkadaşım ile konuşuyordum. Tankçı birliğinde askerlik yaptığından haliyle konu tanklardan açıldı ve kışlalarında 1 adet Altay tankının bulunduğundan bahsetti ve tanka gerçekten hayran kaldığını da ekledi. Ancak 100% Türk diye tanıtılan bu tankın aslında motorunun Mercedes tarafından yapıldığını ve elektronik sisteminin ise Kore’liler tarafından tarafından yapıldığını öğrendim. Şok geçirdim resmen! Hani 100% Türk’tü ? Anlayamadım mı diye tekrar sorma ihtiyacı hissetim. “Yani sadece metalini mi biz yapmışız bunun?” dedim ancak gerçekten de benzeri bir durumdu. Hatta “bu tankın başına da 2 Koreli’yi diktiler ve tanka kimseyi yaklaştırmıyorlar” diye de ekledi. “Yuh yani” dedim. Kendimizin olan tankın başında neden Koreliler nöbet bekliyor o da değişik bir durum! Hem zaten motorunu ve elektronik sistemini yapmadığımız tank nasıl Türk oluyor ! Bir bilene sormak lazım.

Yine geçenlerde ve belki de hâlâ bir reklam dönüyor, görmüşsünüzdür. Vestel 100% Türk elektronik devi, %100 Türk üretimi TV’ler ve beyaz eşya vb. filan. Bu da şehir efsanesi. Tüm elektronik unsurlar tamamen yabancı menşeili biz sadece montajını yapıyoruz o kadar. Yani Vestel aslında Türk Malı filan değil, yani marka Türk de içindekiler değil !. Gerçekliğini kontrol etmek için geçenlerde ülkemizden tek tek giden “Best Buy”, “ElektroWorld”, “Saturn” ve en son giden “Darty” den Türk firması Bimeks’e devredilen lokasyonda, Kentpark alışveriş merkezinde, markası Vestel olan 3 TV’yi bizzat inceledim. Bu televizyonların hiçbirinin arkasında Türk Malı yazmıyordu. Çünkü yazamazlar aslında düşünürseniz. Sadece montaj yazsalar karizmaları bozulabilir heralde diye arkasını tamamen boş bırakmışlar. Tirajıkomik yani.

Tam da bu sırada şu ünlü dizinin klişe şarkısı aklımdan geçiverdi. “Türk Malı haaa, Türk Malı heeyyy…” . Bu yazıyı yazmaya o an karar verdiğim için başlığa da cuk oturdu.

Amerika ilk Ay’a gittiğinde yıl 1969’du. Aradan tam 46 yıl geçmiş neredeyse yarım asır olmuş. İlk içten patlamalı motoru 1850 yılında yapmışlar bunun üzerinden de 165 yıl geçmiş. Şimdiki televizyon dahil bir çok elektronik eşyada kullanılan ilk mikro işlemciler ise 1968 yılında icat edilmiş bunun üzerinden de 45 yıl geçmiş.

Politikacılar şov için arada bir böyle absürt vaatler hep verdiler. En son vaat 2023’te “100% Türk Malı Uydu” idi. (Bu arada onu da 1957 yılında Ruslar göndermişler, malûm Sputnik uydusu. Bizim ise hedefimiz 2023 için şu anda, yani eğer yapabilirsek bunu 65 yıl sonra yapabilmiş olacağız). Altay tankları ile arada bir özellikle de bir ülke ile çıkmaza girdiğimizde hemen bir şov düzenleniyor buna da şahit oluyoruz. Ordumuz çok güçlü, yok bizde şu var bu var vb. gibi haberleri de sıkça görüyoruz. Savaşan şahinler de bir aralar bu amaçla kullanıldı ama bunların elektronik sistemlerini kimi vurup kimi vurmayacağına Amerika’nın karar verdiği anlaşıldı keza bu elektronik sistemleri direkt Amerika’dan almıştık.

Bu kadar genç nüfusumuz var. İnsanlarımızın akıllı olanlarını hep yurtdışına kaybediyoruz. Son örnek işte Türkiye’nin Einstein’ı diye manşet yapılan Oktay Sinanoğlu. Amerika’da öldü. Adam neden Amerika’ya gitti? Ya da neden dönmedi? Bunu sorgulayan yok. Bu gibi süper insanlarımızı genellikle Amerika olmak üzere birçok ülkeye hep kaptırdık ve kaptırmaya da devam ediyoruz.

Bunda aslında millet olarak suçumuz var. Ben yurtdışındayken mesela, çok yakın bir doktor arkadaşım felç durumlarında ilk yarım saatte müdahale ile felcin hiç bir zarar vermemesini sağlayan bir yöntem geliştirmişti, konuşuyorduk. Bana söylediği şeyleri hâlâ unutmuyorum. “Abi ünlü Türk gazetelerine defalarca bu haberi ilk siz yapın diye email attım dönmediler bile” dedi. Sonraları Amerika’lı gazeteciler haberi verdikten sonra bi zahmet verdiler demişti. Çok üzülmüştüm. Birşeyler icat edenlerimizi de hep bu tip nedenlerle küstürüyoruz be kardeşim! Misal bu arkadaşım hâlâ yurtdışında! Halbuki sohbetlerimizde defalarca Türkiye’ye dönmek istediğini söylemişti ama ona kim sahip çıkacak belli değil. Keza döerse şayet ona bir laboratuvar ve bir ödenek tahsis edilmesi gerekir ancak bu konuda kim için ne yapılmış ki, onun için yapsınlar diye düşünüyor insan! Tabii neticede arkadaşımı hâlâ orada ve Amerika’lılara para kazandırmaya devam ediyor! Yakında arkadaşımın ekibinin yaptığı Amerikan Malı bir ilaç daha bize fahişt fiyatlarla kakalanır ve bizde de alternatifi olmadığından paşa paşa bunu öderiz. Olacağı ve hep olduğu bu, ne yazıktır ki !

Amerika yeşil kart bahanesi ile her yıl binlerce kalifiye kişiyi alıyor. Filimlerinde bunu işliyor, piyango ile de bunu körüklüyor. Dünya’da kime sorarsanız mutlaka Amerika’ya gitmeyi istiyor. Neden mi. Çünkü bu propaganda bize filimler, diziler ve diğer tüm unsurlarla çocukluğumuzdan beri hep yapılıyor. Aslında gerçek olmasa bile biz de buna inanıyoruz ne yazık ki! Kanada’da benzer bir uygulama içinde. Almanya’yı biliyorsunuzdur zaten. Bazı icatlar bazen Türkler tarafından yapılıyor ama bunun parasını yine yabancılar yiyor ve arkasında da o ülkenin malı olduğu yazıyor, “Türk Malı” değil. Almanya’da 100% Türkler tarafından yapılmış da olsa herhangi bir ürünün arkasında bakın “Made in Germany” yazısını görürsünüz. Aslında bu şu demek “sizin insanlarınıza bu ürünü icat ettirdik, sonra ürettirdik, şimdi de size sizin yaptığınızı bizim malımızmış gibi satıp büyük kârlar yapıyor ve sizi fakirleştiriyoruz”.

Çok geri kalmışız. Teknoloji alanından tutun da toplumsal konulara kadar. Hatta demokrasimiz veya hukukumuz bile çok yavaş ilerliyor. Tüm bunları, yani hep konuştuğumuz “muasır medeniyet seviyesini” yakalamak içinse tek çözüm var, innovasyon yani “yaratıcılık”.  Tamamen “Türk Malı” olan unsurlar, icatlar… Bu tip icatlar başlayabilirse, sonrasında oluşan toplumsal özgüvenimiz ile  bunların devamı ve sürekliliği sağlanacaktır ancak! Geçenlerde bir ödül töreninde “Arçelik en çok patent başvurusu yapmış ve bunun için Cumhurbaşkanı’ndan ödül almış” diye okudum. Merak ediyorum Arçelik ürünleri gerçekten 100% Türk’mü diye. TV’leri değildir orası kesin. Çamaşır makinası desem motor yapamıyoruz ki o da kesin Çin malı. Neyin patenti için başvuru yapmışlar acaba ? Elektronik birşey değildir, ona emin olabilirsiniz.

İnşaat işinde iyiyiz diye biliyoruz değil mi? Hatta habire reklamı yapılır işte şu ülkede binaları biz yapıyoruz, alışveriş merkezleri, havaalanları vb. biz yapıyoruz diye. Doğrudur, amelelik bölümünde sorun yok ama iş teknolojiye gelince çuvallıyoruz. Örneğin büyük köprülerin hiçbirini biz yapmadık. Yapamıyoruz! Metrolar da keza öyle. Hah asfaltları biz yapıyoruz ama her gün de düzenli olarak yamalayıp duruyoruz. Kaldırımları da biz yapıyoruz ama Ankara’da kaldırımların durumu ortada! Ankara’nın en ünlü caddesi olan Tunalı Hilmi Caddesi’nde bir yürüyün anlarsınız ne demek istediğimi. Yani bu övündüğümüz inşaat olayı da öyle Dünya çapında filan değil, belki Arap ülkeler çapında filan.

Bence Türk Milleti olarak tek iyi yaptığımız şey “işin kolayını bulmak”. Polis haftasında bir komiser ile sohbet ediyordum ve adamın paylaştığına göre polise en çok sorulan soru neymiş biliyor musunuz? “Abi bu işin bir kolayı yok mu?”. Bakın bu konuda çok iyiyiz işte. Herşeyin kolayını buluruz hatta diğerlerini de raydan çıkarırız. Bu da bir çeşit innovasyon aslında bu konuda yaratıcılığımız tartışılmaz. Eskiden jetonları buz kalıbından yapan adamlar bilirim ben. Hatta benim bir arkadaşım eski ankesörlü telefonlara parayı misina ile bağlayıp atardı ve bu sayede 1 lira ile yurtdışı dahil istediği yerle rahat rahat konuşurdu. Bu tip durumlardaki yaratıcılıkta gerçekten sınır tanımıyoruz.

Gençlerimizi bu kültürden çıkarmalı ve yeni bir kültür oluşturmalıyız. Dürüstlük, çalışkanlık, işe sarılma, yabancı dil, kalite öğretilmeli… Tee çocuk yaştan itibaren bunu yapmalıyız. Şu anda yetişkin olanlar… sizi de yeniden programlamalıyız. Belki bu şekilde 2023’te değilse bile 2123’te belki kendi uçağımızı 100% üretiriz. Yoksa laf oyunları ile (“100% Türk yapımı” = Türkiye’de monte edildi. “%100 yerli” = Bunun bir anlamı yok aslında ama sanki Türk Malı’ymış hissi veriyor o nedenle çok kullanılıyor.) vakit kaybetmeyip, gerçekten bir Türk otomobil motoru ve hatta uçak motoru üretebilecek kapasiteye gelebiliriz. Tabii 2123’e kadar ışınlanma bulunmuş olmazsa 🙂

İsveç’te bir Angaralı :)

Vodafone Müşteri Hizmetleri telefonu sesli menüsünde kaybolmak

vodafone müşteri hizmetleri logosu“Cep telefonumu kaybettim hükümsüzdür” (hatırlııyormusunuz bilmem eskiden kimlik vb. resmi bir şeyi kaybedince gazeteye buna benzer bir ilan vermeniz gerekiyordu). Cep telefonumu kaybettim ve tabii telefonu kaybedince hattım da onunla birlikte kayboldu. Daha önce başına gelmiş olan arkadaşlarıma danışınca savcılığa bildirmem gerektiğinden bahsettiler. Bunun üzerine ben de savcılığa başvurmak üzere araştırma yapmaya başladım. Öğrendiğim kadarıyla bu bildirimden önce “IMEI numarası” adı verilen her telefona özgü bir numara varmış, bunu bilmem ve bildirmem gerekiyormuş. Bu numara bende bir yerde yazılı olmadığından, onlarda vardır düşüncesi ile, Vodafone müşteri hizmetlerini aradım. Mübalağasız 15 dakika boyunca sesli cevap menüsü içinde debelendikten sonra vazgeçip telefonu kapatmak zorunda kaldım keza menüde benzeri bir seçenek olmadığı gibi, menüde bir oraya bir buraya gidiyorsunuz ve hiçbir menüde de “müşteri temsilcisi” seçeneği yok. Bu olay sabah oldu, telefonla aldığım ek bir bilgiye göre bir de son faturam gerekiyormuş ve bu da yine bende olmadığı için yine çaresiz Vodafone’u aramak durumunda kaldım. (Bu arada “542” olan numaraları “05425420000” olarak değişmiş). Biliyor musunuz, bilmiyorum ama menüde gezerken harcadığınız her dakikanın faturasını da siz ödüyorsunuz, yani ne kadar çok gezerseniz o kadar fazla parayı Vodafone sizden tahsil ediyor. “Belki de o nedenle karmaşık yapmışlardır” diye düşünmekten de kendimi alamadım. Sinirimi sakinleştirip bir kez daha Vodafone’u bu sefer son faturamı email veya posta yoluyla almak için aradım. Telefonun sesli menüsünde kaybolurken ve defalarca duyduğum “eksik ya da hatalı bir giriş yaptınız” sesinden resmen gına geldi. Bu sefer zaman tuttum tam 17 dk sürdü bu eziyet. En son çare olarak bir kez daha aradığımda bu sefer ingilizce kısmını tuşladım keza ingilizce problemim yok ve belki buradan daha hızlı işimi hallederim diye düşündüm ki haklı çıktım. Bu bölümden, hemen bir temsilci çıkıyor ve 1 dakika içinde tüm işlemlerim bitmişti !

Yahu bu Türk insanına ne eziyettir? Telefonunu kaybetmiş biri olarak zaten moralim bozukken Vodafone’un da bana yardımcı olacağı yerde telefon menüsünde boğması nasıl bir düşüncenin eseridir acaba? Bu serzenişimi ingilizce olarak ta orada yarım yamalak ingilizce konuşan bayana söyledim ama ben bu konuda bir değişim olacağını zannetmiyorum keza insanlar menüde gezdikçe Vodafone para kazanıyor ve bıkıp bir daha aramayanlar sayesinde de bir yandan bedava para kazanırken müşteri temsilcileri üzerindeki işyükünü de hafifletmiş oluyorlar.

Bu nedenle buradan Vodafone kullanan okuyucularımızı uyarmak istiyorum. Öncelikle Vodafone’da şifre diye bir şey varmış onu mesajla almanız gerekiyor. Benim durumumda telefonum olmadığı için bu şifreyi de alamadım haliyle. (Normalde “şifre” yazıp bir yere mesaj atıyorsunuz, cebinize geliyor) Sonrasında ise eğer işleminiz sesli menüde yapabileceğiniz bir işlem değilse ve tabii orta karar bir ingilizce biliyorsanız direkt “94” tuşlayarak ingilizce bölümüne girin. Buradaki VIP hizmetten siz de yararlanın, sorunlarınız, Türkçe menüde de olması gerektiği gibi, hemen çözülsün.

Ne yazık ki, kendi ülkemizde, Vodafone isimli yabancı şirket, “sesli menüde dolaştırma” ve benzeri taktiklerle hem Türk insanının parasını çatır çatır alıp hem de oradan oraya sürükleyip eziyet ederken, yabancı insana saniyesinde VIP hizmeti veriyor. Bunu acı bir deneyimle öğrenmiş oldum ! Her gün reklamlarında övündüğü “21 milyonu aşan Vodafone’luları” tutmak istiyorsa, Vodafone’u buradan herkese eşit davranması için uyarıyorum. Hatta Türk insanına VIP hizmet verebilir keza burası Türkiye… ey Vodafone!! Tabii bu arada tüm GSM operatörlerimizi yurtdışı şirketlere satanlar da bundan pay çıkarır mı bilemem,.. ama onlar zaten ayrıcalıklıdır! Eminim sekreterleri aracılığı ile VIP hizmeti zaten alıyorlar ve bunu tınmıyorlardır bile.

Olan yine zavallı vatandaşa oluyor yani, işin özü bu!

Limitsiz görünümlü, Limitli internet

limitsiz-limitless-logo

” Doğan görünümlü, Şahin” satın almak gibi bir durum! ”

Biliyorsunuzdur, hemen her yerde gerek cep, gerek sabit internet firmaları “limitsiz internet” adı altında planlar satıyorlar. Bununla ilgili değişik firmalardan bir dolu reklamdan birine mutlaka rastlamışsınızdır. Ben rastladım ve hatta bu reklama kanarak Vodafone şirketi ile limitsiz! interneti olan bir plan aldım. Geçenlerde internete giremeyince Vodafone müşteri hizmetlerini aradım ve interneti kullanamadığımından yakındım. Hesabıma bakan müşteri temesilcisi hesabımda tanımlı olan ama benim bilmediğim limiti aştığımı söyleyince, “Ben bu kadar para veriyorum, limitsiz diye! Bu ne limiti ? ” diye itiraz ettim tabii. Biraz çıkışınca temsici de olayı açarak, aslında 2GB internet limitim olduğunu ve sonra hızın düştüğünü ama internete hâlâ girebileceğimi anlatadururken, ben zaten bir yandan internete bağlanmaya çalışıyordum. En basit bir sayfa bile açılmıyordu, bunu söyleyince “ zor ilerlediği için çalışmıyor gibi algılıyor olabilirsiniz” şeklinde bir açıklama yapılınca olay birdenbire netleşiverdi. Gerçekten de internette bir “google” arama sayfası bile 1-2 dakikada yüklendi, hızlısına alıştığım için bu kadar beklemeden direkt çalışmıyor diye kapatıyordum tabii ve olay da bu kadar basitti aslında. Öyleki sonra deneyince basit bir aramanın gerçekleşmesi bile 5 dakika civarı sürüyordu ki bu korkunç bir yavaşlıktı !

Merak edenler için bu konuşma sırasında öğrendiğim önemli bir bilgiyi de paylaşmakta fayda görüyorum; Normalde 3G hızı saniyede 8 GB (yaklaşık 8,064 KB) iken, bu hız, limiti geçince birdenbire 128 KB’a düşüyormuş. Bu tam olarak 63 kat düşüş anlamına geliyor ve durum internetin olmaması ile pratikte aynı şey! Yani ismi “limitsiz” ama aslında gayet limitli! “Limitsiz” sloganı bir satış taktiği ve hatta bir nevi kandırmaca aslında!

İnternet almayı düşünen potansiyel insanlarımızın buna dikkat etmeleri ve mobil internet paketlerinin özellikle çok düşük limitli olduğunun bilinmesi, limitsiz planlara kanılmaması ve detaylı olarak soruşturularak internet paketi satın alınması konusunda tüketicileri buradan uyarıyoruz.

İptal ettirmeye çalışan müşteriye SuperOnline’dan süper ayak oyunları

superonline-logo

Evde süper online’ı 1-2 sene evvel bizim apartmana gelip cihaz hediye vb. bir kampanya ile neredeyse tüm apartmana satmışlardı, ben de o zaman TTNet’ten bıktığımdan ve hızından da memnun olmadığımdan geçmeye karar vermiştim. Umudum Süper Online’ın biraz daha hızlı olmasıydı keza o aralar reklamlarında öyle olduklarını iddia ediyorlardı. Bir yılı aşkın bir süre geçti hızı iyi olmadığı gibi gitgide de kötüye gitti. Her aradığımda bir bahane bulup, sonuçta “üzerinde çalışıyoruz” havası yaratılıyordu ben de belki geçici bir durumdur diye her seferinde bunu yiyiyordum. Sonra UyduNet’i öğrendim. Gerçekten de 50K vey 100K gibi yüksek hızlara çıkabiliyorlardı ve hatta bunu birkaç arkadaşım denemişti. Ben de heyecanlanarak Süper Online’ı kapattırmak üzere başvurdum ve süper ayak oyunları bundan sonra başladı.

Müşteri hizmetlerini aradım bana “kapattırmak için bir bayimize gidin onlar size orada yardımcı olacaklar” denildi. Ama tabii bu arada belirteyim, Ankara’daki bayilerin sayısı sadece 2 ve her biri de Ankara’nın en ücra köşelerinde. Konutkent civarında olanı biraz daha yakındı diye oraya gittim ismi “Özlem Elektronik”ti. İçeri girdim ve talebimi ilettim. Ama oradaki bayan bana “müşteri hizmetlerini aramanız gerekir” dedi ve bir de modeminizi de getirmeniz gerekir diye de tembihlediler ama müşteri hizmetleri modeminizi de geri götürmeniz gerekir dememişti bu arada. Neyse nasıl olsa modem de lazımmış madem diye tekrar eve döndüm buradan müşteri hizmetlerini aradım. 15 dk. telefonda ağaç olduktan sonra cevapladılar. Onlara “yahu neden bana modeminizi de götürün demediniz” diye sordum ama cevaplayan çocuk “söylemiş olmaları gerekir” anafikri civarında dolaşmaya başlayınca ben “tamam neyse, ben üyeliğimi iptal ettirmek istiyorum. Özlem Elektronik’e gittiğimde bir sorun olmasın” deyince. Telefondaki çocuk “tamam efendim iptal başvurunuz zaten yapılmış, siz sadece oraya gidip modeminizi bırakabilirsiniz” dedi. Tabii benim için rahat işlerim filan da çıkınca bunu biraz erteledim 6-7 gün sonrasında modemi alıp Özlem Elektronik’e bir kez daha gittim. Bir de ne öğreneyim meğer 5 gün içinde getirmezsem üyeliğim tekrar yenileniyormuş. Modemi bırakayım bari dedim. Onu da almadılar. Müşteri hizmetlerini bu sefer oradan aradım yeniden iptal etmeleri için yine bir 15 dk bekleme ve sonucunda konuştuğum bayana “şimdi ben bayinizdeyim” dedim. O da “tamam ben başlattım siz onlarla geri kalan işlemleri yapabilirsiniz” deyince rahatladım ve “hah çözdüm” şeklinde düşünürken, bu sefer Özlem elektronik’te bulunan bayan “biz sizin imzanızı aldık ancak ikna süreci dahilinde sizi arayacaklar ve ancak ondan sonra iptalinizi tamamlayabiliriz” deyince benim telim attı. Artık saydırmaya başladım. Kadının müdürü geldi ve ben müdürün eline modemi tutuşturdum ve kadının resmini de çektim. Aşağıda görebilirsiniz.

ozlem-elektronik-superonline-cayyolu-ankara-iptal
Kadın ısrarla “ben bu modemi alamam burada kaybolur. İkna sürecinden geçin, sonra bir daha gelip modemi o zaman getirmelsiniz” diyordu. “Yahu böyle bir saçmalık olur mu?”diye itiraz ederken o hâlâ bana modemi geri vermeye çalışyordu. Ben ise kadına “Ben bu modemi size verdim, resminizi de çektim, verdiğime kanıt olarak. İptal ettirmek istediğimi söylüyorum ama siz bir daha gelin diyorsunuz. Burası zaten dağın başı ve benim buraya üçüncü gelişim. Artık daha fazla gelemem” dedim ve arabama doğru yürüdüm. Ama kadın ısrarcıydı. “Beyefendi! beyefendi! “ şeklinde arkamdan koşturdu. Ben tabii hiç oralı olmadım ve arabama bindim. Kadın ise kendinden beklemediğim bir hırsla “ben de modemi kaldırıma bırakıyorum” dedi. Ama ben de kararlıydım! Modemim Özlem Elektronik’in önündeki kaldırımda dururken ve kadının iki eli belinde bana kızgınlıkla bakar durur bir tabloda buradan ayrıldım. Tabii içimden SüperOnline’a bildiğim tüm küfürleri ediyordum, orası ayrı.

Yahu bu ne saçmalıktır. İnsana bu eziyet nedendir? Bir insan üyeliğini iptal ettirmek isteyebilir. Bu çok doğal. Olayı bu aşamaya getirmeye ne gerek var? Ayrıca şimdi bedava verseler bir daha SüperOnline’a geçer miyim? Türkiye’de bir tek onlar kalsa, internetsiz kalırım ama bir daha onlara geçmem! Müşteriyi bu noktaya neden getiriyorsunuz?

Bu vukuat bitince, ben de KabloTV hediyesi olan ve hızına göre çok uygun fiyatlı UyduNET’e geçtim ve internetim hiç olmadığı kadar hızlı oldu. Size de tavsiye ediyorum. Bu arada modemin akibetini merak ediyorsanız söyliyeyim, benim modemi kaldırımdan almışlar 🙂 Onu da nasıl anladım anlatayım ; Geçenlerde bir fatura geldi bana 150TL modem ücreti şeklinde Turkcell SuperOnline’dan. Müşteri temsilcisini aradım ve modemi buraya bıraktığımı söyledim ve elimdeki resmi de temsilciye yolladım. Hemen geri döndüler (şaşırtıcı bir hızla) ve “tamam efendim, modeminizi almışız bu fatura iptal edilecektir” dediler. Bu iş te böylece bitti. Yani umarım bitmiştir ve yeni bir ayak oyunu daha çıkmaz! Süper online gerçekten de süper! … miş,  bunu da anlamış olduk.

Bu levha’nın ismi P dönüşü olsun!

Geçenlerde Konya yolunda biraz da hızlıca seyrederken bir levha görür gibi oldum ve kendi kendime “yok artık” dedikten sonra da hemen frene bastım, az ileride yolun kenarına park ettim. Geriye doğru yürüyüp levhanın yanına vardığımda ise bu şekil ile karşılaştım. Doğru görmüştüm! Bu, size de Biyoloji derslerinde kızların gülüştüğü bir konuyu hatırlattı mı? Yoksa algı problemi olan bir tek ben miyim?Gerçi birkaç arkadaşıma da gösterdim onlar da “oha bu ne ya” şeklinde tepkiler verdiler ama yine de siz karar verin diye aşağıda paylaşıyorum.

Bu arada üstte yazan “Transit Giriş-Çıkış ” lafına da değinmeden geçemeyeceğim 🙂 Bence, madem U dönüşü diye bir levha var, bunun ismi de “P dönüşü” olsun! funny-traffic-sign-komik-trafik-levhasi-ankara

Büyükşehir Belediyesi’nden trafik vecizeleri

ankara-belediye-hız-led-tabelaları-1

ankara-belediye-hız-led-tabelaları-4

ankara-belediye-hız-led-tabelaları-3

ankara-belediye-hız-led-tabelaları-2

Iphone 6, 6s ve Iwatch çok yakında Türkiye’de

Amerika’da 19 Eylül’de çıkacak olan Ipone 6’lar 32GB, 64 GB ve ilk kez üretilen 128 GB olarak sunulacak. Türkiye’de 26 Eylül’de çıkması planan yeni Iphone fiyatları 2300 ile 3100 TL aralığında olacağı tahmin ediliyor. Amerika fiyatları ise 199 dolar ila 499 dolar aralığında olacak. Yeni iphone’lar da yine 5s’ler gibi altın sarısı, gümüş ve uzay grisi renklerinde sunulacak. Bu telefonlar daha ince ve 4.7 inch ile 5.5 inch ekran büyüklüklerinde piyasaya sürülecek ve en önemli artıları ise daha ince, daha hızlı ve şarjı 2-4 saat daha fazla gidecek şekilde tasarlanmış olmaları.

Bence, bu haberden daha büyük haber ise Apple’ın ilk kez sunacağı IWATCH isimli harika bir saat. Bu da 2015’in ilk çeyreğinde alınabilecek, yani biraz daha beklememiz lazım. Ama aşağıdaki video’yu izleyince hak vereceğiniz üzere, süper bir şey. Ben bunun çıkmasını daha önemli bir gelişme olarak görüyorum keza çoğumuz gibi telefonumu orada burada unutan biriyim bu saatle birlikte Iphone’unuzu unuttuğunuzda saatinizden bir alarm ile uyarılacaksınız. Ayrıca dilerseniz saatiniz aracılığı ile de konuşabilecek ve telefonunuzu cebinizden veya çantanızdan bile çıkarmaya gerek duymayacaksınız. Iwatch’ın bir çok değişik model, renk ve kadınlara/erkeklere özel olarak ayrı ayrı tasarlandığını da hatırlatalım.

Ankara’ya Hoşgeldiniz – Welcome to Ankara

Geçenlerde Havaalanı dönüşünde rastladığım Belediye tarafından asılmış olan ışıklı tabelalar gözüme çarptı. Ama tabii tekrarlayayım dönüşümde gördüğüm tabela il olarak “Welcome to Ankara” idi. Sonra sırasıyla”Ankara’ya Hoşgeldiniz”, “Good Bye”, “Güle Güle”. Şimdi Ankara’ya hoşmugeldim yoksa gidiyormuyum ben bile bir ikileme düştüm keza tüm bu tabelaların hepsi yolun aynı tarafına ve sağ duvara yazılmıştı. Aşağıda bu tabelaların resimlerini bulabilirsiniz.

gule-gule-goodbye-ankara

welcome-to-ankara

Biz Bundan 1 sene evvel 29 Ağuıstos 2013 tarihli yazımızda blogumuzda böyle bir tabelanın güzel olacağından bahsetmiş, hatta ünlü Las Vegas tabelasını modifiye ederek başlıkta vermiştik. http://www.blogankara.com/guzel-ulkemizin-hosgeldin-noktalari/. Buradaki LED tabela’nın estetiği yakalanabilseydi ve tabii doğru tarafa konulsaydı diyecek bir şey yoktu ancak bunu bu şekilde saçma bir mantıkla üretmek amaca pek hizmet edememiş. Sol tarafta bir tepe vb. alan olmayınca heralde “hepsini aynı tarafa yazalım”, belki “büyük yazarsak yolun diğer tarafından bile okunabilir” diye düşünmüşler ama ikisi de aynı tarafta olunca bu daha bir komik durmuş..

Bu tabelaların doğru taraflarda ayrı ayrı ve belki de şu yeni led trafik ışığı tabelaları gibi yolun üstüne bir yere asılması çok daha mantıklı olurdu. Bir de tabii bir Ankara slüeti vb. artistik bir unsur da eklenseydi daha da güzel durabilirdi. Şu anda  “İsmail’in yeri 1 km geridedir” gibi absürt bir durum söz konusu 🙂 Bildiğiniz “Back to the future” yani !

Neden Google’a mahkûmuz?

arama-motorlari-turkiye-turkish-search

Geçenlerde ülkemizin arama motoru tercihleri ile ilgili bir rapor elime geçti ve bu bilgilere göre Dünya çapında neredeyse en fazla Google arama motoru kullanım yüzdesi bizde. Rakamlar doğruysa, %100’e yakın bir oranda Google’ı arama motoru olarak kullanıyoruz ülke çapında. Diğer ülkelerde bu oranlar %70-%80 veya daha az çıkarken bizim bu Google hayranlığımız nedendir, bunun bir araştırılması lazım bence. Bildiğiniz ve her gün gördüğünüz gibi Google arama sonuçlarında hem sağ kolonda hem üstte, hem de altta reklam alarak ve bunları da normal arama sonuçlarına benzeterek aslında bize öncelikli olarak Google’a para veren kişileri gösteren bir arama motoru. Yani siz burada yeni açılmış olan bir şirketi sanki eskiymiş gibi en üstte görebiliyor ve Google’da olduğu için ona güvenip burası ile iş yapıyorsunuz! Üst alanda “Reklam” diye bir ibare çıkıyor ama çoğu insanımız bunu görmüyor bile keza tüm işlerine gelmeyecek hususlar özellikle açık renklerle ve gözden kaçabilecek noktalara yazılmış durumda. Google belki eskiden iyiydi ancak reklamların oranını her yıl artırarak kârlılığı da arttırmak istedikçe (keza buna mecbur) yıllar geçtikçe bu reklamlar da zıvanadan çıkmaya başladı. Şirketin hissedarları ancak kârlılık büyüdüğü zaman para kazanacakları için Google’ın da daha fazla reklam bazlı olması ileriki yıllar için de kaçınılmazdır, bunun da altını çizmeliyiz.

Türkiye pazarına bir kaç yıldır girmeye gayret eden Rus bazlı arama motoru “Yandex” ise arama hacmi fazla olmadığından reklam talebi de alamıyor ve reklamları da neredeyse yok gibi bir şey, ayrıca bence sonuçları da gayet sağlıklı. Ben son 1 yıldır bu arama motorunu kullanıyorum ve gayet memnunum. Arama motoru seçenekleri arasında Bing veya Yahoo bile düşünülebilir aslında. Yine Amerika kaynaklı bu iki arama motoru da doğru sonuçlar veriyor ve bunlar da yine Google kadar reklamla kirletilmemiş durumda. Biz Google’a para yatırdıkça ne yazık ki bir Türk arama motoru’muz olmadığı için Amerika’ya para kazandırmaya devam ediyoruz. Çin,japonya veya Rusya’nın bile kendi arama motorları varken ve üstelik bunlar kendi ülkelerinde Google’dan daha fazla arama hacmine sahip olabilmişken, ne yazıktır ki bu kadar Türk girişimci insan ve genç nüfusun bulunduğu ülkemiz hâlâ bunu gerçekleştiremiyor. Buna bence devlet gücünün eklenmesi gerekir keza bu olay için geç kalındığından büyük arama motorları çok yol katettiler ve pazar ellerinde. Bu bence bir uydu yapmaktan daha önemlidir. Devletin bir Türk web tarayıcı projesini 100% desteklemesi, reklam yapması hatta bazı yerlerde zorunlu kılması ile  ileriki nesiller için çok daha güvenli ve bize özgü arama sonuçlarını çıkaran bir arama motoru oluşturulabilir.

İlk aşama olarak ta Google’ın kurduğu monopol durum giderilmeli ve seviyeleri tüm Dünya ile aynı düzeye yanı %70-80’lere veya daha az düzeylere getirilmelidir tabii. Benim Yandex tercihimin de en büyük sebebi bu aslında, Rus asıllı olmasına rağmen en azından Türkiye’ye özgü unsurlar içeriyorlar ve bir şekilde Türk olmaya çalışıyorlar. Google ise Türkçe domainlere bile bir öncelik tanımıyor. Ülkemizde hâlâ insanlar “.com” veya “.net” gibi Amerikan domainleri kullanıyor  keza bunlar aramalarda öncelikli olarak yer buluyor. En büyük Amerika! olduğu için tabii Amerikan domainleri de hep önde geliyor. Türkçe karakter içeren domainler çıkalı yıllar olmasına rağmen hiç arama sonuçlarında bunları görebildiniz mi? Onu bırakın gmail’de bile Türkçe karekter ile bir email alamıyorsunuz Mecuburen, “tıp”, “tip”..”kıl” “kil”.. oluyor. Başbakanlığın sitesi bile “Basbakanlik” diye yazılıyor artık ondan pay biçin. Peki madem “Gmail” ve Google bu kadar Pazar payına sahip neden ülkemize özgü birşeyler yapmıyor? Neden örneğin, çağrı@gmail.com adresi yerine cagri@gmail.com adresi almak durumunda ve ingilizce karekterleri kullanmak zorundayız? Çinliler, Japonlar, Ruslar keni özel karekterleri ile email alabilrken neden biz yapamıyoruz? Dünya’nın en zengin şirketlerden biri olan ve bu kadar değer verdiğimiz “Yüce!” Google, neden bu kadar sadık olan bir topluma böyle bir güzellik yapmıyor? Aslınca Cevap basit. Çünkü “Buna gerek yok!”.. Zaten 100%’e yakın bir kullanım payına sahiplerken neden bunun için ek çaba ve para harcasınlar ki?

Ülkemizde de bir arama motoru’nun artık oluşturulması, Türkçe’ye özgü olan harflerimizle alınan domainlerin ve emaillerin çalışması ve bunların ön planda olduğu arama sonuçlarının öncelikli olmasının zamanı sizce de gelmedi mi? Neden hâlâ internette de Amerikan buyruğu altındayız ki? Üstelik bu insanlar Türk insanına gereken değeri ve önceliği göstermezken neden hâlâ bunları tercih ediyoruz gerçekten anlamak zor. Düşünün ki, Amerika karşıtı bir durum olsa ve bu haklı bir şey olsa bile Google eğer bu tip yazıları ön plana çıkarmaz ve Amerika sempatizanı yazarları arama sonuçlarında ön plana çıkarırsa o zaman sizce biz tarafsız bir araştırma yaparak, kendi kararımızı verilebilir miyiz? Ya da Amerikan ürünleri  ve malları daima önde çıkarsa Türk malı olan ürünlerin satılma şansı sizce ne kadardır? Bence artık uyanmalı, Google’ın monopolüne bir son vermeli, arama motoru tercihimizi Google haricinde başka birine ayarlayarak bunu hemen hayata geçirmeliyiz. Aksi takdirde “Yüce! Google Ne derse O” durumundayız.

Not: Yazımızda Google’ı eleştirdik diye bu sayfanın arama sonuçlarında çıkmama ihtimâli de var ama yine de arama motorlarının Tayyip’i, Google’ı eleştirmek bağımsız düşünceye olan saygımızdan dolayı, görevimiz diye düşünüyorum.