Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Ankara’nın taşına bak, gözlerimin yaşına bak

Ankara hüzünBu tip yazıları yazmayı gerçekten sevmiyorum. Malum patlama sonrası Ankara’da herkes hüzünlü ve derin bir elem etrafı kaplamış durumda bunu rahatlıkla hissediyorsunuz O kadar ki, bir markete girdim normalde gayet güleryüzlü olan kasiyerlerin bile yüzü düşmüştü. Trafik bile bugün bir rahattı Ankara’da! İnsanlar korna  çalmıyor, sakinlemiş, içlerine dönmüşlerdi adeta! Başkentimizin son ruh durumu gerçekten de hiç iç açıcı değil ve aşikar bir tramva durumunun tüm belirtilerine sahip ! .

“Terörü lanetliyoruz !” demekten bile bıktık artık artık değil mi? Şu an yegane isteğimiz artık bu tip olayların hiçbir şehrimizde yaşanmaması.. O kadar.

Başkent’te her yer ölüm kokuyor, içimiz kan ağlıyor.

ankara bombalama 2015

Ankara’da patlayan bomba olayını duymayan kalmamıştır keza yurtdışında bile flaş haber olarak yer aldı basında.  Masum insanlarımız…. Şu an itibariyle tam 86 kişi öldü, yüzlerce de yaralı var. Umarız ölü sayımız artmaz ve yaralıların hepsi ivedilikle iyileşir.  Ülke olarak “şok” halindeyiz. Türkiye’nin Başkent’inde bu tip bir olayın yaşanıyor olması bile tek başına üzücü. Tabii yiten canlarımız için diyecek hiç bir şey yok.  Onlar bir bakıma “demokrasi şehidi” olarak değerlendirilmeli keza amaçları sadece barışı sağlamaktı, daha fazla kan akmasının engellenmesiydi ama ne elimdir ki kendi kanları aktı ve Ankara’yı adeta suladı. Olay yerinde bulunan bir gazetecinin ifadesi ile olayın hemen akabinde” insan parçalarına basmamak için özel bir çaba gerekiyordu” demiş demecinde. Bu sözler ve ifade kafamda hâlâ yankılanıyor ve yankılandıkça da beni derinden yaralıyor. Çok korkunç bir tablo bu! Tahayyülü bile insanı kahrediyor.

Burada suçlu kimse, kimlerse mutlaka ivedilikle cezalandırılmalı. Bombayı koyan ve koyduranlar en başta olmak üzere bu yapılmalı bir an önce. BlogAnkara olarak Ankaralı güzel insanlarımız başta olmak üzere tüm ülkemize başsağlığı diliyoruz.

Üzüntümüz büyük.  Sözün bittiği yerdeyiz

“Kalekol” haberi tekvırıgas çıktı

Geçenlerde bir yemek sırasında Trabzonlu bir müteahit ile tanıştım. Kendisi Doğu’da “kalekol” adını verdiğimiz çoğunluğu sınırda olan karakolları yaptığını ve hatta daha yeni bir tanesini bitirdiğinden bahsedince konuyu biraz irdeledim. Biraz sohbet edince oradaki ortam düzenini biraz olsun anlayabilme fırsatım oldu. Söylediğine göre doğuda çoğu illerde arka plan PKK’nın elindeymiş (İnanamadım ama dinlemeye devam ettim). Bu çözüm süreci sırasında artık şehirlerde bürokrasinin içine bile girmişler. Tüm müteahitler veya orada iş yapan herkes onlara haraç vermek mecburiyetindeymiş, vermeyene iş yaptırtmıyorlarmış. Bu arkadaşta mecburen veriyormuş ve karakol inşası devam ediyormuş. Eğer yapan kişi doğulu ise onlara hiç yaptırtmıyorlarmış keza mantığa göre “doğulu, pkk gerillasının ölmesine yol açacak karakol yapımında bulunamazmış ve bu bir nevi hainlikmiş”. Ayrıca orada birkaç kez mahmkemelik olmuş bu arkadaş PKK’lılar mahkemelerde de hakim ve savcıları tehdit ederek tüm davalarımı çözdüler diyor. Yani bu duruma göre orada hukuk diye birşey de yok.
kalekol
Gelelim basında da bolca malzeme yapılan “KALEKOL” ismiyle sanki kale gibi sağlammış hissiyatı ile servis edilen karakollara. Bu karakollar extra bir özelliği olmayan betondan, çimentodan yapılan alelade yapılarmış ve biraz daha büyük olmaları dışında öyle basında yazıldığı gibi “yok şuna dayanır, yok buna dayanır” filan gibi bir özellikleri yokmuş. “Sadece kurşuna dayanır” diyor müteahit “o da çok fazla aynı noktadan atış almazsa”. “Diğer ağır silahlar filan deler geçer” diyor. Yani bu da aynı daha önce buradan yazdığımız Sözde “Türk yapımı” Altay tankları gibi bir masalmış. Bunu da anlamış olduk. Şu magazinde kullanılan “asparagas haber” olayının politik versiyonu bir nevi.. Atılım yapıyormuş gibi görünme amacıyla içi boş teknolojik gelişme haberi üretme işi, “tekıvırıgas” diyelim tirajıkomik olsun.

Peki dedim siz bu karakollara giderken gelirken birşey olmuyormu? Söylediği şu. “Para veriyoruz ve birkaç PKK’lı ismi veriyoruz” bizi bırakıyorlar. Yani yolların kontrolü, inşaatların kontrolü, şehirlerin kontrolü ve hatta hukukun kontrolü tamamen PKK’nın eline geçmiş bu çözüm süreci sonucunda. Tam çözülmüş yani.

Çok yazık. Şimdi de zavallı mehmetçik bunların yığdığı malzeme ve mühimmatla kendi topraklarımızı canı pahasına geri kazanmak için didinip duruyor. Bir dolu bomba bitki örtümüzü bozuyor, dağlardaki hayvanları öldürüyor ve kaybeden hep ülkemiz ve insanları oluyor. Üzülüyorum yiten canlara, yanlış politikalar uğruna feda edilen insanlarımıza !!!

7.cadde Havuz sefası

Ağustos sıcaklarından bunalınca Bahçelievler 7.cadde girişinde bulunan yunuslu havuza üstelik tamamen çıplak (bkz soldaki çocuk sanırım 13-14 yaşlarında) giren, bir anlamda Ankaralı diyebileceğimiz Suriyelileri artık kanıksadık. Tabii serinledikten sonra da dilenciliğe devam ediyorlar. Üzülüyorum durumlarına ancak zabıta bu tip durumlarda tam görevini yapmıyor veya yapamıyor. Ankara’nın en güzide yerlerinden birinde ve neredeyse şehrin göbeğindeki bu görüntü ise gerçekten tirajıkomik.
Ankara suriyeliler dilenciler

Özgün kültürlü AVM’ler, görgülü nesiller

Cepa ve Kentpark AVM logolarıAnkaralılar bilirler, Eskişehir yolunda Cepa Alışveriş Merkezi ve Kentpark Alışveriş Merkezi vardır  ve bunlar yanyanadırlar. Bitişik ikiz konumda ama ayrı yönetimli AVM durumu Türkiye’de ve hatta belki de dünyada tek bile olabilir. En azından ben buna benzer bir örnek bilmiyorum. Başka yerlerde ihtiyaç varken aynı noktaya iki tane birden açılması durumu biraz tuhaftı ilk başlarından beri zaten.
Ankaralılar bilirler Cepa alışveriş merkezi 2007 yılında yapılmıştı ve açıldı sonrasında ise nasıl olduysa gerekli izinler çabucak alınarak 3 yıl sonrasında Kentpark AVM tam da bitişiğinde bitiverdi. Biz bile “yine mi AVM” diye şaşırmıştık keza Kentpark’ın bulunduğu alanın konut veya iş merkezi filan olacağı konuşuluyordu, o zamanlar.

Taa o günden beri aralarında bir rekabet oluşmuştu haliyle, bu kadar yakında da olunca bu zaten kaçınılmaz oluyor. Bu rekabetin son örneğini düzenledikleri etkinliklerde gördük. Önce geçen yıl Ramazan ayında Kentpark bir mehteran takımı etkinliği ve gösterisi düzenledi
Sonrasında da ise CEPA, 18 Mart Çanakkale Şehitleri Haftası’nda hemen cevabı yapıştırdı ve Atatürk ve silah arkadaşlarını anma etkinliği ve gösterisi ile cevap verdi.
Yani Osmanlıcı bir yapı ile Atatürkçü bir yapı atışması şeklinde gerçekleşti bunlar sanki ya da biz öyle algıladık! Arkasında politik bir güdü varmıydı bilemiyoruz ancak ikisi de kanımca çok eğlenceli olmuştu ve kurguları da süperdi. Böyle tatlı atışmalar ve rekabetler her zaman müşterilere fayda sağlar ve aşırıya kaçılmadıkça bunun devamlılığı da sağlanmış olur. Bu etkinliklerde bence öyle olmuş. İnsanlarımız eğlenmiş ve tarihimizle ilgili çocuklarımızın dimağlarında güzel anılar yaratmışlar beraberce.

AVM toplumu olduk malûm. Bu gibi etkinlikler kültürel unsurlarımızın altının çizilmesi, alışverişe endeksli bir AVM değil, toplumu eğiten, eğlendiren ve mutlu eden AVM’ler oluşması açısından da önemli bir adım bence. Bu merkezlerin Türkiye’ye ve hatta bulundukları şehirin gelenek/göreneklerine göre özgünleşmesi yönünde de olumlu katkı sağlar. Biribirine benzeyen AVM’ler değil de kendine özgü unsurlar barındıran, değişik renklerde, dokularda, kültürel özelliklerde ve etkinliklerde bulunan AVM’ler en büyük dileğimiz.

Uçan Ankara

Ankara havası otoban kenarıAnkara’nın bildiğiniz üzere bir “taşra” imajı vardır. Müzikleri ile dalga geçilir, aksanı her zaman komik bulunur ve hatta ilçe isimleri bile komiktir. (Keçiören, Balgat, Çukurambar, Dikmen, ÇinÇin Bağları, Aşağı/Yukarı Eğlence, Şose, Dutluk, Kasalar, Hıdırlıktepe, Or-an, Dodurga, Şaşmaz, Karapürçek, Telsizler, Saime Kadın, Hacı kadın, Bağlum, Ayaş, Kayaş, Karakusunlar, İskitler, Piyangotepe, Pursaklar ve benim de yaşadığım, Aşağı/Yukarı Ayrancı vb.) O kadar ki şehire yabancı olanlar ismi duyduktan sonra buralara giderken iki kere düşünür. Belediye logosu camidir mesela sonraları ise kanun zoruyla komik bir kedi haline getirilmiştir, bir ağırlığı/ciddiyeti yoktur! Havaalanına bile doğru dürüst uçak inmez. Buradan dişe dokunur bir yere gitmek isterseniz, hep İstanbul üzerinden aktarma yaparsınız, tüm diğer taşra şehirleri gibi yani! Denizi yoktur, sosyal hayat deseniz “türkü bar” seviyesindedir, tarihi özellikleri de yine çoğu ilimize göre geridedir keza sonradan kurulmuş bir şehirdir burası.

Geçenlerde Kızılay’da tam göbekten geçerken gördüğüm eski demir toplayıcaları (aşağıdaki resimlerde), şimdilerde aralarında bolca Suriyeli’lerin katıldığı çocuk dilencileri (yine aşağıda), kendini trafikte bir araç sanan kağıt toplayıcaları ve özellikle Çankaya’da bolca bulacağınız çöpleri parçalayarak oraya buraya saçan sokak köpekleri ile Ankara çağdaşlaşmaya belediye boyutunda bile direnen bir şehirdir!

Ama biz yine de severiz Ankara’mızı. Atatürk Orman Çiftliği’nde Kaçak Saray’dan kalan kısımlarını, meraklı, insancıl, yardımsever, arabalarını yolun ortasında durdurup oynayabilen insanlarını ve etrafı “kazı alanı” durumda olan Atakule’miz bile bizim için çok değerlidir.

Ata’mızın seçtiği şehirdir burası. Sırf bu yüzden bile gelişmeye, geliştirilmeye değer bir yerdir.

Kesin, Ankara da bir gün hakettiği noktaya gelecek ancak hızımız biraz yavaş gibi geliyor bana dostlar! Siz ne dersiniz? En popüler caddemiz olan Tunalı Hilmi Caddesi’nin kaldırımları bile daha ancak yapılmaya karar verilebildi ki biz bunu en az bi 2 yıldır yazıyorduk. Kısmet bu yaza imiş. Ve tabii bakalım bu kez yeni yapılan kaldırımlar kaç yıl dayanacak! Ben hadi iyimser olayım, en fazla 2 yıl vereyim bir sonraki kazı çalışması için! Keza 3-4 yıl kadar evvel yine bir yenileme çalışması yapılmıştı ve tabii akebinde 2 ay geçti tekrar kazdılar ve yamadılar. Sonra bir daha, bir daha… ardı arkası gelmedi. Kaldırımlar bile bilmem kaç kez kaldırılıp kazılıp yerine üstün körü bir şekilde diziliverdi. Bu kadar sıklıkla asfalt/kaldırım kazan belediyelerin bir örneği daha dünyada yoktur, ama bizde var. “Şu yerin altına ne yapıyorsanız bir kez doğru dürüst yapın da bozulmasın” diyeceğiz ama “kime?” onu bilmiyoruz!

Hani C.başkanı , Başkanlık sistemine geçirirsek “Türkiye’yi uçuracağız” diyordu ya, bence Türkiye’nin Başkent’i Ankara’yı önce bi uçurmak lazım. Belediye Başkanlarımız biribiriyle atışmak yerine şu “uçurma” işine konsantre olurlarsa, Ankara’da da sonunda süper birşeyler olacaktır ve zaten olmalıdır da! Ama tabii kültürümüzde bir “Hacivat-Karagöz” gerçeği de var. Neticede bi o söylüyor, bi bu söylüyor arada bir dövüşüyorlar ve tabii komedi gırla gidiyor!

“Tüm bu keşmekeşten sıkıldım, güzel bir Ankara deneyimini hemen yaşamak istiyorum” diyorsanız da onun kolayını Ankara’lı bulmuş zaten!! Hemen frene basın! Olduğunuz yerde arabanızı sağa çekin, koyun bir Ankara havası, kökleyin sesi veeee kim tutar siziiiii ….Haydeeee… Hop..Hop… 🙂

Suriyetli dilenci çocuklar ankara

kızılay demir toplayıcıları

kızılay demir toplayıcıları

Türk MALI haaa, Türk Malı heyyy !

turkmali-logosu-amblemi-muhuruGeçenlerde halen askerliğine devam eden hafta sonunda izine çıktığında buluştuğum bir arkadaşım ile konuşuyordum. Tankçı birliğinde askerlik yaptığından haliyle konu tanklardan açıldı ve kışlalarında 1 adet Altay tankının bulunduğundan bahsetti ve tanka gerçekten hayran kaldığını da ekledi. Ancak 100% Türk diye tanıtılan bu tankın aslında motorunun Mercedes tarafından yapıldığını ve elektronik sisteminin ise Kore’liler tarafından tarafından yapıldığını öğrendim. Şok geçirdim resmen! Hani 100% Türk’tü ? Anlayamadım mı diye tekrar sorma ihtiyacı hissetim. “Yani sadece metalini mi biz yapmışız bunun?” dedim ancak gerçekten de benzeri bir durumdu. Hatta “bu tankın başına da 2 Koreli’yi diktiler ve tanka kimseyi yaklaştırmıyorlar” diye de ekledi. “Yuh yani” dedim. Kendimizin olan tankın başında neden Koreliler nöbet bekliyor o da değişik bir durum! Hem zaten motorunu ve elektronik sistemini yapmadığımız tank nasıl Türk oluyor ! Bir bilene sormak lazım.

Yine geçenlerde ve belki de hâlâ bir reklam dönüyor, görmüşsünüzdür. Vestel 100% Türk elektronik devi, %100 Türk üretimi TV’ler ve beyaz eşya vb. filan. Bu da şehir efsanesi. Tüm elektronik unsurlar tamamen yabancı menşeili biz sadece montajını yapıyoruz o kadar. Yani Vestel aslında Türk Malı filan değil, yani marka Türk de içindekiler değil !. Gerçekliğini kontrol etmek için geçenlerde ülkemizden tek tek giden “Best Buy”, “ElektroWorld”, “Saturn” ve en son giden “Darty” den Türk firması Bimeks’e devredilen lokasyonda, Kentpark alışveriş merkezinde, markası Vestel olan 3 TV’yi bizzat inceledim. Bu televizyonların hiçbirinin arkasında Türk Malı yazmıyordu. Çünkü yazamazlar aslında düşünürseniz. Sadece montaj yazsalar karizmaları bozulabilir heralde diye arkasını tamamen boş bırakmışlar. Tirajıkomik yani.

Tam da bu sırada şu ünlü dizinin klişe şarkısı aklımdan geçiverdi. “Türk Malı haaa, Türk Malı heeyyy…” . Bu yazıyı yazmaya o an karar verdiğim için başlığa da cuk oturdu.

Amerika ilk Ay’a gittiğinde yıl 1969’du. Aradan tam 46 yıl geçmiş neredeyse yarım asır olmuş. İlk içten patlamalı motoru 1850 yılında yapmışlar bunun üzerinden de 165 yıl geçmiş. Şimdiki televizyon dahil bir çok elektronik eşyada kullanılan ilk mikro işlemciler ise 1968 yılında icat edilmiş bunun üzerinden de 45 yıl geçmiş.

Politikacılar şov için arada bir böyle absürt vaatler hep verdiler. En son vaat 2023’te “100% Türk Malı Uydu” idi. (Bu arada onu da 1957 yılında Ruslar göndermişler, malûm Sputnik uydusu. Bizim ise hedefimiz 2023 için şu anda, yani eğer yapabilirsek bunu 65 yıl sonra yapabilmiş olacağız). Altay tankları ile arada bir özellikle de bir ülke ile çıkmaza girdiğimizde hemen bir şov düzenleniyor buna da şahit oluyoruz. Ordumuz çok güçlü, yok bizde şu var bu var vb. gibi haberleri de sıkça görüyoruz. Savaşan şahinler de bir aralar bu amaçla kullanıldı ama bunların elektronik sistemlerini kimi vurup kimi vurmayacağına Amerika’nın karar verdiği anlaşıldı keza bu elektronik sistemleri direkt Amerika’dan almıştık.

Bu kadar genç nüfusumuz var. İnsanlarımızın akıllı olanlarını hep yurtdışına kaybediyoruz. Son örnek işte Türkiye’nin Einstein’ı diye manşet yapılan Oktay Sinanoğlu. Amerika’da öldü. Adam neden Amerika’ya gitti? Ya da neden dönmedi? Bunu sorgulayan yok. Bu gibi süper insanlarımızı genellikle Amerika olmak üzere birçok ülkeye hep kaptırdık ve kaptırmaya da devam ediyoruz.

Bunda aslında millet olarak suçumuz var. Ben yurtdışındayken mesela, çok yakın bir doktor arkadaşım felç durumlarında ilk yarım saatte müdahale ile felcin hiç bir zarar vermemesini sağlayan bir yöntem geliştirmişti, konuşuyorduk. Bana söylediği şeyleri hâlâ unutmuyorum. “Abi ünlü Türk gazetelerine defalarca bu haberi ilk siz yapın diye email attım dönmediler bile” dedi. Sonraları Amerika’lı gazeteciler haberi verdikten sonra bi zahmet verdiler demişti. Çok üzülmüştüm. Birşeyler icat edenlerimizi de hep bu tip nedenlerle küstürüyoruz be kardeşim! Misal bu arkadaşım hâlâ yurtdışında! Halbuki sohbetlerimizde defalarca Türkiye’ye dönmek istediğini söylemişti ama ona kim sahip çıkacak belli değil. Keza döerse şayet ona bir laboratuvar ve bir ödenek tahsis edilmesi gerekir ancak bu konuda kim için ne yapılmış ki, onun için yapsınlar diye düşünüyor insan! Tabii neticede arkadaşımı hâlâ orada ve Amerika’lılara para kazandırmaya devam ediyor! Yakında arkadaşımın ekibinin yaptığı Amerikan Malı bir ilaç daha bize fahişt fiyatlarla kakalanır ve bizde de alternatifi olmadığından paşa paşa bunu öderiz. Olacağı ve hep olduğu bu, ne yazıktır ki !

Amerika yeşil kart bahanesi ile her yıl binlerce kalifiye kişiyi alıyor. Filimlerinde bunu işliyor, piyango ile de bunu körüklüyor. Dünya’da kime sorarsanız mutlaka Amerika’ya gitmeyi istiyor. Neden mi. Çünkü bu propaganda bize filimler, diziler ve diğer tüm unsurlarla çocukluğumuzdan beri hep yapılıyor. Aslında gerçek olmasa bile biz de buna inanıyoruz ne yazık ki! Kanada’da benzer bir uygulama içinde. Almanya’yı biliyorsunuzdur zaten. Bazı icatlar bazen Türkler tarafından yapılıyor ama bunun parasını yine yabancılar yiyor ve arkasında da o ülkenin malı olduğu yazıyor, “Türk Malı” değil. Almanya’da 100% Türkler tarafından yapılmış da olsa herhangi bir ürünün arkasında bakın “Made in Germany” yazısını görürsünüz. Aslında bu şu demek “sizin insanlarınıza bu ürünü icat ettirdik, sonra ürettirdik, şimdi de size sizin yaptığınızı bizim malımızmış gibi satıp büyük kârlar yapıyor ve sizi fakirleştiriyoruz”.

Çok geri kalmışız. Teknoloji alanından tutun da toplumsal konulara kadar. Hatta demokrasimiz veya hukukumuz bile çok yavaş ilerliyor. Tüm bunları, yani hep konuştuğumuz “muasır medeniyet seviyesini” yakalamak içinse tek çözüm var, innovasyon yani “yaratıcılık”.  Tamamen “Türk Malı” olan unsurlar, icatlar… Bu tip icatlar başlayabilirse, sonrasında oluşan toplumsal özgüvenimiz ile  bunların devamı ve sürekliliği sağlanacaktır ancak! Geçenlerde bir ödül töreninde “Arçelik en çok patent başvurusu yapmış ve bunun için Cumhurbaşkanı’ndan ödül almış” diye okudum. Merak ediyorum Arçelik ürünleri gerçekten 100% Türk’mü diye. TV’leri değildir orası kesin. Çamaşır makinası desem motor yapamıyoruz ki o da kesin Çin malı. Neyin patenti için başvuru yapmışlar acaba ? Elektronik birşey değildir, ona emin olabilirsiniz.

İnşaat işinde iyiyiz diye biliyoruz değil mi? Hatta habire reklamı yapılır işte şu ülkede binaları biz yapıyoruz, alışveriş merkezleri, havaalanları vb. biz yapıyoruz diye. Doğrudur, amelelik bölümünde sorun yok ama iş teknolojiye gelince çuvallıyoruz. Örneğin büyük köprülerin hiçbirini biz yapmadık. Yapamıyoruz! Metrolar da keza öyle. Hah asfaltları biz yapıyoruz ama her gün de düzenli olarak yamalayıp duruyoruz. Kaldırımları da biz yapıyoruz ama Ankara’da kaldırımların durumu ortada! Ankara’nın en ünlü caddesi olan Tunalı Hilmi Caddesi’nde bir yürüyün anlarsınız ne demek istediğimi. Yani bu övündüğümüz inşaat olayı da öyle Dünya çapında filan değil, belki Arap ülkeler çapında filan.

Bence Türk Milleti olarak tek iyi yaptığımız şey “işin kolayını bulmak”. Polis haftasında bir komiser ile sohbet ediyordum ve adamın paylaştığına göre polise en çok sorulan soru neymiş biliyor musunuz? “Abi bu işin bir kolayı yok mu?”. Bakın bu konuda çok iyiyiz işte. Herşeyin kolayını buluruz hatta diğerlerini de raydan çıkarırız. Bu da bir çeşit innovasyon aslında bu konuda yaratıcılığımız tartışılmaz. Eskiden jetonları buz kalıbından yapan adamlar bilirim ben. Hatta benim bir arkadaşım eski ankesörlü telefonlara parayı misina ile bağlayıp atardı ve bu sayede 1 lira ile yurtdışı dahil istediği yerle rahat rahat konuşurdu. Bu tip durumlardaki yaratıcılıkta gerçekten sınır tanımıyoruz.

Gençlerimizi bu kültürden çıkarmalı ve yeni bir kültür oluşturmalıyız. Dürüstlük, çalışkanlık, işe sarılma, yabancı dil, kalite öğretilmeli… Tee çocuk yaştan itibaren bunu yapmalıyız. Şu anda yetişkin olanlar… sizi de yeniden programlamalıyız. Belki bu şekilde 2023’te değilse bile 2123’te belki kendi uçağımızı 100% üretiriz. Yoksa laf oyunları ile (“100% Türk yapımı” = Türkiye’de monte edildi. “%100 yerli” = Bunun bir anlamı yok aslında ama sanki Türk Malı’ymış hissi veriyor o nedenle çok kullanılıyor.) vakit kaybetmeyip, gerçekten bir Türk otomobil motoru ve hatta uçak motoru üretebilecek kapasiteye gelebiliriz. Tabii 2123’e kadar ışınlanma bulunmuş olmazsa 🙂

Yaşar Kemâl’e veda ettik

yasar-kemal-olduTek gözüyle, çift gözlülerden çok daha güzel bir Türkiye’yi tasvir eden, edebiyat tarihimize damgasını vurmuş büyük üstadımızı kaybettik. Ülke olarak başımız sağolsun. Sözün bittiği yerdeyiz.

Gülen Gözlü Çocuk

ali-ismail-korkmazAli İsmail Korkmaz.

Koşarken önünü kesenler tarafından yakalanıp, gerekirse kelepçelenip, ekip arabasına konulmak yerine, sövüldü, dövüldü ve öldürüldü. Üstelik olay sırasında çekilen kamera kayıtları canlı canlı tüm Türkiye genelinde izlenmişken (hatta kolluk güçlerinin “kamera kayıtlarını silin” şeklinde bir ses kaydı bile varken) mahkemenin kararına göre failler sadece 4-5 yıl yatıp çıkacaklar, hepsi bu! Yargının takdiridir, saygı duyuyoruz ancak milletin vicdanı buna razı gelmedi ve dün gece Ankara’da ve yurdun genelinde olaylar çıktı. İnsanlar bu karara itiraz ettiler, TOMA’lar eşliğinde, gaz bombalarının yarattığı sisin ambiansı ile serbest koşu yaptılar gece boyunca, özellikle de Ankara ve İstanbul’da! “Paralelin işidir! İnlerine girince onlar da inlerden çıkıp sokaklara dökülmüş olsalar gerek!” kıvamında yayınlar yaptı bazı kanallar bu sabah. Ya da paralel olmayan medya “bunların çoğu muhalefet partilerinin adamlarıdır, parayla eylem yaptırılıyordur” şeklinde beyanlar bile yayınladılar.

Benim en çok takıldığım ise annesinin “keşke oğlum vurularak öldürülseydi” sözü oldu. Gözlerim yaşardı resmen. Keza sadece 19 yaşında olan oğlunun abileri yaşında bir grup tarafından bir nevi linç edilerek, acı çekerek öldüğünü bilmek, vurularak ölmesinden çok daha elim bir olaydı.

Ne diyelim. “Paralel! Türk Milleti” adına üzgünüz. Gülen gözlü çocuğun adaleti bu dünyada olmazsa elbet öbür dünyada tecelli edecektir. Bunu yapanların vicdanları ise 4-5 yıl yatıp çıktıktan sonra bile hep kara kalacaktır.

İsveç’te bir Angaralı :)