Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Mogan Gölü kirlilik ve koku

Burada yaşayanlar bilirler, Ankara’da doğru dürüst hafta sonu gidebilecek, yakında olan açık alanlar sınırlıdır. Deniz olmayınca tabii bu tip açık alanların çoğu genellikle yeşillik noktalar ve bunların içinde sulak alan olarak birkaç önemli noktamız var. Ankara’nın bu jeolojik dezavantajı özellikle göllerin önemini arttırmaktadır. Ankaralı’nın kolayca ulaşabileceği iki tane gölü var, malûm. Biri Eymir gölü, diğeri ise Mogan gölü. Bu iki göl aslında ufacıklar ama elimizde olan su birikintilerinin en büyükleri bunlar ve çaresiz biz de bunlarla idare etmek ve bunları korumak durumundayız. Gerçi, Büyükşehir Belediye Başkanı’nın seçim vaatleri arasında, Eskişehir benzeri bir ırmak vb. projesi vardı ama daha şimdiye kadar bununla ilgili bir gelişme duymadık veya görmedik.

Geçenlerde hafta sonunda Mogan gölüne gitmiştik, birkaç arkadaş. Gitmez olaydık keza bırakın gölü, tüm Gölbaşı’na girince başlayan kanalizasyon benzeri koku sizi kendinizden alıyor resmen. Göle bakınca artık kolayca görülebilir bitkiler acaba gölün tamamında aynı mı diye bir sandal kiralayıp gölü neredeyse bir baştan diğerine gezdik ve gördük ki tüm gölde bırakın bi canlının yüzmesini sandalın bile gitmesi çok zor. Birkaç arkadaş olunca, nöbetleşe ve biri kürek çekerken diğerleri sarmaşıklardan kürekleri kurtararak ilerleyebildik ancak! Göl üzerindeyken hissedilen kesif koku ile bayılmamak için kendinizi zor tutuyorsunuz desem abartmış olmam, emin olun. Size gördüğüm manzarayı gölün altını tam çekemediğim için yansımalarla ancak bu kadar çekebildim.

mogan gölü kirlilik

Üstü böyleyse, altı nasıldır artık siz tahayyül edin. Ankara’nın zaten limitli su manzaralarından birini de kaybetmek üzereyiz, bu açıkça görülüyor. Buna ivedilikle bir çare bulunması gerekir ve tabii bunun bir daha tekrarlanmaması için alıması gereken tedbirlerin biran önce alınması da çok önemli keza durum alarm veriyor. Bu olay daha önce de tekerrür etmişti diye hatırlıyorum ve bir temizlik yapılmıştı ama kirlilik tekrarlamış görünüyor. Bu neden tekrarlıyor onun hakkında bir bilgimiz yok ancak bu seferkinde temizlik ve bunun idamesi en baştan tam ve eksiksiz planlanırsa benzeri bir olay bir daha gerçekleşmez ve Ankara’nın güzide bir noktası kurtarılmış olur diye umuyoruz ve yetkili insanlarımızdan güzel Ankara’mızın bu problemine kalıcı bir çözüm bekliyoruz.

Eğik ağaç sorunsalı

Daha önce blogumuzda da çeşitli kereler bahsetmiştik, Ankara’da ve hatta belki ülke genelinde eğik ağaç problemimiz var. Siz de mutlaka görmüşsünüzdür bunları. Ben daha bugün bir dolu örnek gördüm Konya yolunda, üstelik orta refüje dikilmişlerdi. Size gördüğüm ağaçlardan ufak bir grubun resmini çektim aşağıda.

Ankara eğik refüj ağaçları

Buna benzer daha niceleri vardır Türkiye çapında, buna eminim. Problem aslında ağacı dikerken başlıyor. Fidan haline getirilen ağacı buraya 3. sınıf dünya ülkelerinde kullanılan çelik çomaklarla bir düzenek yapılarak ağacın rüzgârda sallanması ve eğilmesi engellenmeye çalışılıyor ancak bu yapılar öyle uyduruk ki ağacın gücü arttıkça bunlar cılız kaldıklarından bir süre sonra ya kırılıyorlar ya da yerlerinden çıkıyorlar. Ayrıca bunları neden tahtadan yapıyoruz onu da anlamış değilim sanki çok ağaç zengini bir ülkeyiz de bunlarla ne yapacağımızı bilmiyormuşuz gibi bir durum! Bunların yurtdışında nasıl olduğunu kendim gözlemlemiş biri olarak anlatayım. Buradaki ağaçlar öncelikle refüje dikilmiyor keza bu tehlikeli bir durum. Oradaki ağaçlardan birinden büyükçe bir dal kırılıp düşerse hatta bir ağaç komple yola devrilirse olabilecekleri hiç düşündünüz mü? Düşünmesi bile ürkütücü. Kaldı ki bunlar devamlı bakım isteyen organizmalar, belirli bir yaşa gelinceye kadar düzenli sulanması, toprağının havalandırılması hatta gübrelenmesi lazım. Bunun için de iki yönden de refüj sola geldiği için, sol şeritin bayındırlık işleriyle uğraştığınız kısmını kapatmanız lazım ki bu da ayrıca tehlikeli keza sol şerit araçların en hızlı gittiği şerit. Siz ne kadar bir adamın eline bayrak verirseniz verin, sırf yeşil görüneceğiz diye bu şeriti kapatmak mantıklı mı? Bence refüje ağaç dikme olayına son vermeliyiz. Dünya’da gelişmiş ülkelerde çok tarihi değilse bu çeşit bir uygulamayı zaten görmezsiniz. Buna zaten gerek te yok kanımca, eğer dikeceksek önce koca koca binalardan ve AVM’lerden boşa kalan yerlere ağaç dikelim ve oraları yeşil hale getirelim, çok daha hayırlı bir iş yapmış oluruz.

Şimdi diğer dikilen ağaçlara geleyim ve kendi gördüklerimi anlatayım. Yurtdışında bu ağaçlara aynı bizdeki gibi dikdörten bir alan açıyorlar, kaldırıma veya artık nereye dikilecekse ancak daha sonra buna güzel desenli bir demir aksesuarla suyun girebileceği delikleri olan bir koruma yapıyorlar. Ağaçların sağa sola devrilmesini de silindirik, estetik yapılı bir parmaklık ile gerçekleştiriyorlar. Bu şekilde hem gereksiz ağaç ısrafı olmuyor, hem de demir çok daha dayanaklı olduğundan rüzgâra karşı daha sağlam duruyor ve uzun dayanıyor. Diğer bir güzel tarafı da bu yapıları menteşeli veya iki parça yapıyorlar ve ağaç yeterli büyüklüğe erişince başka bir ağaçta yine kullanabiliyorsunuz.

Örnek olsun diye aşağıda bulduğum bazı görselleri paylaşıyorum. Umarım sırf “biz yeşili seven bir ülkeyiz” imajı vermek namına insanların gözüne sokmak amaçlı orta refüjlere ağaç dikimi ve hatta diğer süs bitkileri dikimi işi bırakılır. Diğer yeni dikilen ağaçlarımız da aşağıdaki gibi çağdaş bir şekilde dikilir de şu Ankara’nın taşra imajından bu açıdan bakıldığında kurtulmuş oluruz. Aşağıda hem “grate” ismi verilen mazgalların çeşitli örneklerini, hem de “support” ismi verilen parmaklıların örneklerini bulabilirsiniz. Bu mazgallar da eğer bir gün yapılırsa buraya bir belediye reklamı koymayın keza gına geldi artık! Bırakın bunlar da boş, doğal ve sade kalsınlar, ne olur ki?

Ağaç altı mazgal örnekleri

Ağaç dekorasyon

Yeni Kırmızı Dikmen Köprüsü’nden manzaralar

Bildiğiniz veya bilmediğiniz üzere Park Vadi Evleri yapılırken 3. Etap’ta Dikmen ve Çankaya’nın Yıldız semtini  birleştiren bir köprü yapılmıştı ve bu köprü sadece karşı tarafta yani Dikmen tarafında bulunan Park Vadi Evleri’ne özel olarak tasarlanmıştı ve sadece burada yaşayanlar bu köprüyü kullanabiliyordu.

Geçenlerde yapımı biten yeni köprü ise bayağı bir otoyol gibi kullanılıyor. İki taraflı olarak trafik Dikmen’den Çankaya’ya ve diğer yöne aktığı gibi bu köprü diğerine oranla çok daha büyük ve geniş.  Aşağıda bu kırmızı köprünün bir resmini sizin için çektim.

yeni-yapilan-dikmen-koprusu

Bu tabloya bir arkadaşımın evinden bakarken fotograf makinası ile biraz yaklaştırınca bu köprünün altında bulunan çöpler ve şu anda çoğunlukla Suriye’lilerin yaşadığı terkedilmiş gecekonduları da görmeniz mümkün. Aşağıda mesela bir Suriyeli grup pet şişe toplama işine girmiş ve yanlarında bulunan pet şişe dağını görebiliyorsunuz.

petşişe-toplayıcıları-çankaya

Ya da diğer taraftaki gecekondular ve köprünün altında biriken çöp alanı da yine köprünün görünümünü bozuyor.

koprüaltı-çöpler-dikmen-vadisi

İçinde bulunan bakırı çıkarmaya çalışan kablo hırsızlarının düzenli olarak yaktığı kabloların yaydığı siyah duman ile çöp kokusu karışımı bir rayiha ile de burada kokudan dışarıda durmak ta bir o kadar zorlaşıyor tabii zaman zaman. Köprü görüntüyü geliştirmiş ama kokuya çare yok henüz! 2014 Ankara’sından güzel ve çirkin, ikisi bir arada manzara. Bana hissettirdiklerini ve gördüklerimi paylaşmadan geçemedim.

Ankara’da öldürülen Ethem Sarısülük Metro’da arkadaşlarıyla

Bu video beni gerçekten duygulandırdı. Bir genç Ankaralı insanımız, Ethem, Gezi olaylarında diğer yitip giden canlar gibi, aşağıdaki video’da izleyeceğiniz üzere neşeli ve mutlu iken, bir Polis’in ateşi ile yok olup gitti. Dün Büyükşehir Belediye Başkanı’nı izledim, onu öldüren polislere itafen, neden “Değerli Türk Polisi, Ankara Sizinle Gurur Duyuyor” afişini astırdınız diye sordular. Geveledi bir şeyler! Bir yanda yitip giden canlar, diğer yanda susturulan medya ve bir Belediye Başkanı’nın olayı savunmak ve partisini gücendirmemek namına düştüğü durum. Tepki çeken o afiş , buydu…

Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in Ankara'da Ethem Sarısülük'ün öldürülmesinden sonra astırdığı afiş
İstanbul’da, Gezi Parkı’nın tam ortasına bu uğurda şehit edilen genç canlarımızın mutlaka birer heykeli dikilmeli diye düşünüyorum. Onları unutmamalı ve uğruna direndikleri parkı da onlara ve halkımıza yeniden armağan etmeliyiz. Ankara şehidi Ethem Sarısülük’ün eşlik ettiği ve benim de çok sevdiğim bu şarkıyı sizlerle buradan paylaşarak onu güzel hatırlamanıza katkıda bulunmak istiyorum. Yer Ankara Metrosu, Ethem ayakta ve arkadaşları ile belki de son şarkısını söylüyor.

Ruhunuz şad olsun arkadaşlar.

“Biz yeşili severiz, dikine bile dikeriz” mesajı

Sizin de dikkatinizi çekmiştir. Sanki Ankara’nın her yeri yemyeşil, bir duvarlar kalmıştı onları da yeşertelim diye düşünen Büyükşehir Belediyesi yeni bir çalışmaya imza attı, bu aralar. İstinat duvarları‘na sadece reklam yapmıyoruz, arada yeşillik te var şeklinde bir düşünüş yaratma çabası ile Dünya’da örneğini görmediğim bu yeni tür çiçeklendirme stiline başlandı. Bu belki “biz yeşili seviyoruz” sadece yatay değil, dikey olarak ta (iki boyutlu-2D) yeşillendiriyoruz amacında bir görünüm yaratma ürünü olabilir. Ya da, siyasi amaçlı “gezi olayları” ile yeşile düşman Belediye görüntüsünü, yeşilin çivisini çıkartarak örtbas etme girişimi de olabilir.
Bence bu yatay seralar siyah boruları ve yakında solacak çiçekleri ile eskidikçe artan çirkin bir görüntü oluşturacak. Zaten bunların gerçek çiçek oldukları bile uzaktan anlaşılmıyor, keza çiçeklikler ve çiçekler çok küçük. Uzaktan bir halı saha materyâli gibi duruyor, taa ki yanına gidince veya “çirkin siyah su borularının bir amacı vardır!” diye düşünerek mantık ile gerçek olduğuna kani oluyorsunuz.

Bu yapıtların! birkaç resmini çektim sizin için.
duvar-yesillendirme-ankara-belediye

ankara-istinat-duvari-ciceklendirme

Evet, hepsi gerçek çiçek ve tek tek tüm sekmeye ayrı ayrı boru çekilmiş. Buna harcanan masraf ve bakımı için harcanacak zaman bence görüntüsünden çok daha fazla değerli. Eğer Belediyeler yeşillendirilmek amacında iseler, eminim Ankara’da çok yerde yatay yeşillendirme yapılabilir, bu tip yeşillikler ise seçimler öncesi özellikle yapıldığı bariz olan, gereksiz kaynak kullanımından ibaret hareketler.

Bayram mesajı

suriyelisiginmacilar-ankaraKurban kestik ve her zamanki gibi bunun etinin dağıtımı olayını gözümde büyütürken, Çankaya’ya yerleşmiş olan Suriye’lilere de uğramak aklımdaydı, keza daha önce onların bulunduğu yere ufak bir ziyaret gerçekleştirmiş ve sefil durumlarını bizzat görmüştüm. Poşetleri arabaya yükleyip, doğru Çankaya, Vadi 4. Etap’ın yolunu tuttum. Araba ile içeri girer girmez, ilgi odağı oluverdim. Araba’dan inip ilk etimi dağıtmak için bagajdan aldım ve bir Suriyeli kız çocuğuna verdim, kız gülümsedi ve bana Arapça sanırım teşekkür etti, bunu zaten gözlerinden de açıkça anlayabiliyordunuz. Ondan sonrasını ise hatırlamıyorum keza herşey çok çabuk oluverdi. Bir anda arabamdaki getirdiğim tüm etler, THK’ye vermeyi planladığım ve yanıma aldığım hayvanın postu dahil, 20 sn içinde oluşan bir Suriyeli kalabalık tarafından arabamın içine girilerek adeta kapışıldı. Durum aslında acıklıydı. Bu insanlar açtı ve bunun için savaşmanın doğal bir şey olduğu ülkelerindeki tablo onlara bunu iyi öğretmişti. Çaresizlik içinde bakakaldım, keza Türkçe konuşmamın onlara bir şey ifade etmediği ortadaydı.

Aslında bu işi çabucak hallettiğim ve gerçekten ihiyacı olan insanlara yardım edebildiğimden, içim gayet huzurluydu, ama bu insanların ve özellikle de çocukların hâlini görünce de içten içe üzüldüm, açıkçası.

Lütfen dağıtacak eti olan, giyeceği olan ve hatta çadırı, battaniyesi olan Ankara’lılar ve özellikle de hemen yanıbaşlarında yaşayan Çankaya’lılar bu sığınmacılara yardım etsinler. Önümüz Kış ve Ankara’nın soğuğu herkesin malumu. Ben kendi namıma buraya en kısa sürede tekrar uğrayıp başka yardım malzemelerini de onlara iletmek istiyorum. Sizlerin de en ufak yardımınız bile, emin olun onlar için çok değerli. Ülkesinde varını yoğunu bırakıp Türkiye’ye misafir olan bu insanları açta, açıkta bırakmayalım olmaz mı?

Bu vesileyle de tüm Ankara’lı vatandaşlarımızın Kurban Bayramı’nı canı gönülden kutluyorum.

ODTÜ yolu gerçekleri Ekim 2013

Geçenlerde elime tutuşturulan ve okuduğum “ODTÜ yolu gerçekleri” isimli bir broşürde, Sn. Melih Gökçek 1991 yılında yani bundan tam 22 yıl önce sunulmuş ve meclis tarafından kabul edilmiş sonrasında da 2012 yılında ODTÜ yönetimince de kabul edilmiş olan yol güzergâhını ODTÜ arazisi üzerinden geçirerek Eskişehir yolu ve Konya yolu trafiğini rahatlatma projesi hakkında bilgiler sunmuş. Okuduğum bu broşür’ün kapak sayfası aşağıda.

odtuyolugercekleribrosuru

Burada Karayalçın tarafından sunulan önergeler vb. belgelerin fotokopileri ve yapılacak yolun resimleri, planlanan tünelin ve diğer konuların bilgileri var ve iddialara da tek tek cevap vermiş. Bu yolun meclis kararı’nın da bir fotokopisi var 1991 yılında ve Karayalçın tarafından onaylanmış.

karayalcin-odtuden-gecen-otoyol-onayi

Bunun üzerine biraz araştırdım ve Ankara Mimarlar Odası’nın yeni hazırlamış olduğu ODTÜ yolu gerçekleri adı altındaki bu broşürünü bulabildim. Ancak bu arkadaşlar, Sn. Melih Gökçek kadar iyi bu olayı duyuramadığından bunları insanlarımız bilmiyordur diye sizi buradan bilgilendireyim. PDF halinde bu dosyayı aşağıdaki linkten okuyabilir veya indirebilirsiniz.

www.blogankara.com/download/mimarlar_odasi_odtu_yolu.pdf

Bu değerlendirme yeni yapılmış ve bunu okuyunca, aslında olayın o zamanlar planlanmasına ve meclisten de geçirilmiş olmasına rağmen şu andaki zamanın trafik ve ODTÜ lokasyonu gerçeklerine uymadığı görülüyor. Yani işin aslı o yıllarda Sn. Karayalçın o dönemin trafiği ve gerçekleri dahilinde bir karar aldırmış ama bundan 22 yıl sonra bunu uygulamaya kalkmak yeni bir arabaya, tahta tekerlek takmak gibi bir durum. ODTÜ yönetiminin bunu 2012’de kabül etmesini de anlamak zor. Bu belge de aşağıda ve bunu benimsediklerini söylüyorlar.

odtuyolu-odtunun-kabul-kagidi-2012-2013

Benim düşüncem, yıllardır raflarda beklemiş bu proje’nin ne kadar kabül de edilmiş olsa, bugünün trafiği ve ihtiyaçlarına göre revize edilmesi ve yeniden değerlendirilmesi gerekir. Süleyman Demirel’in de bir zamanlar dediği gibi “Dün Dündür, Bugün Bugündür”.

Düşüncem, bugünün gerçekleri ile sağlıklı ve gerçekten çözüm üretecek bir yol yapımı gerçekleştirmesi tabii ancak bunu öncelikle Ankara’lıyı düşünerek, siyasi çekişmelere girmeden, hukuki yollara başvurmadan ve vakit kaybetmeden yapmak gerekir. Keza trafiğin durumu ortada. Daha önce bir çok yazımda belirttiğim gibi artık “Zurna’nın zırt dediği noktadayız” ve “zırt” derse de o zaman yandığımızın resmidir.

Suriye’li sığınmacılar Çankaya’da

Suriye iç savaşı nedeniyle bildiğiniz gibi ülkemize bir çok Suriye’li göç etmek zorunda kaldı ve bu göç zor koşullarda halen devam ediyor. Bu insanların çoğunluğu yardıma muhtaç durumda. Paraları yok, çocukları çok ve vatanları yok. Bu nedenle ülkemizin bir çok noktasına dağılmış durumdalar. Ben “Ankara’ya fazla gelmezler keza bu tip insanlar öncelikle deniz kenarı yerleri tercih ediyorlar” diye düşünürken bir arkadaşımın bahsi üzerine merak edip onun çektiği aşağıdaki resmin olduğu noktaya bir gezi düzenledim.

suriyeliler-ankarada

Bu alan malumunuz, “Gecekondu Sahipleri Spor” ile “Belediye Spor”un boks ve güreş maçları ile ünlü bir noktamız . Artık, burada yeni seyircilerde var ve bunlar savaş’tan kaçıp ülkemize sığınan Suriye’liler. Buradaki gecekondulardan yarı yıkık veya terkedilmiş olanlarına yerleşmişler, bazıları ise çadır kurmayı tercih etmiş tabii, yer kalmayınca. Bu insanların çoğunun çöpten karton, kağıt ve plastik madde topladıkları anlaşılıyor, keza buradaki çöp ve pislik kokusu ile birlikte karton yığıntılarını ve pet şişe vb. yığıntılarını görmemek imkânsız.

Kış geliyor, bu insanlara mutlaka yardım edilmesi lazım. Özellikle de Bayram’ın geliyor olması en azından yardımsever insanların onlara biraz da olsa iyi yüzümüzü göstereceğinin müjdecisi. Ancak sonrasında da onların barınma sorunları, Kış’ın ve Vadi’nin soğuğu ile çok daha hazin bir durum alacak. Etrafta bir çok Suriye’li çocuk gördüm, onların özellikle korunması, okullarına devam etmeleri ve sıcak bir yuvaları olması gerekir.

Buradan Çankaya’da oturan ve durumu nispeten iyi olan insanlarımıza sesleniyorum. Zekât vermek, yardım etmek vb. işleriniz için Afrika’ya gitmenize artık gerek yok. Çok daha yakında, yardıma muhtaç bir dolu insan var, adresleri de Çankaya Vadi 4. Etap (Vadi kenarı) gecekonduları. Lütfen bu insanlarımızın ihtiyaçlarına eğilelim ve onları en azından ülkelerindeki durum düzelene kadar Ankara’mızda insan onuruna yakışır bir şekilde ağırlayalım.

Sevgili Atatürk Ankara’yı bizim bu misafirperverliğimiz için de, Başkent ilan etmişti vakti zamanında, bunu lütfen unutmayalım.

Ankara’nın en modern ve güzel camisi

ankaranin-en-guzel-camisi

Ankara’nın Eskişehir’den öğrenmesi gereken şeyler var.

Geçen hafta sonu uzun süredir devamlı düşündüğüm ama bir türlü gerçekleştiremediğim Eskişehir ziyaretimi gerçekleştirdim. İyiki de gitmişim. Bu şehir bir şehircilik harikasıydı resmen. Tam bir Avrupa şehri! Ankara’dan bir çok farkları var ve bence Ankara’nın bu şehirden öğrenecek çok şeyi var, keza bir çok konuda Eskişehir’den geriyiz kanımca. Ankara’nın şehir olarak o seviyeye gelmesi için yapması gereken şeyleri (şöyle bir çırpıda aklıma gelenleri) sizinle paylaşayım. Daha fazlası var, azı yok.. Buyrun.

eskişehir-tramway

Trafik yönlendirme levhaları : Eskişehir’de kaybolmak neredeyse imkânsız. Nedeni ise şehrin küçük olduğu filan değil. Tüm turistik tabelalar fosforlu sarı üzerine siyah olarak dizayn edilmiş ve her köşe başından kolaylıkla görünüyor.

Sanat : Şehrin her köşesinden sanat akıyor. Yolların kenarında biribirinden güzel heykeller, fıskıyeler, müzeler, özellikle harika bir balmumu müzesi var (ki mutlaka gezmelisiniz) İngiltere’de bulunan o meşhur müzeden çok daha güzel.

Modernlik : Turstik noktaları temiz, her yer yeşillendirilmiş, çöp kutuları sık aralıklarla kolaylıkla bulunabiliyor, yollar, caddeler tertemiz, barlar, restoranlar vb. ortamlar çok güzel ve nezih yerler. İnsan kendini Avrupa’nın bir kentinde sanıyor adeta.

Parkları : Burada “kentpark” isminde bir parka gittik. Resmen inanılmazdı. Ankara’da böyle bir yer olmadığı gibi, sanırım Türkiye genelinde bile böyle bir intizam ve güzellikte park olamaz. Bir de üzerinde içinde plajı da var ki, biz de girdik (giriş 5 TL) süperdi.Bir Ankara’lı olarak kıskandım, itiraf edeyim.

Çocuk eğlence noktaları : “Sazova” diye Disneyland benzeri süper bir eğlence parkı var. Evet evet, Ankara’da sadece konuşuluyor ama öyle bir yer yok. Ankara’lı hâlâ Gençlik Parkı’na muhtaç durumda ne yazık ki.

Futbol Sahası : Bu da yine bir türlü Ankara’da yapılamadı. Eskişehir’in stadı, aynı Kayseri gibi modern ve güzel bir yapı. Ayrıca taraftar mağazası var ziyaret ettim, müthiş. Hatta birkaç Eskişehirspor anahtarlığı bile aldım, bazı arkadaşlarıma. Bizde bırakın taraftar mağazasını, Ankaragücü gibi köklü bir takımın durumu ortada. 19 Mayıs Stadı’nı ise saymayacağım bile. Tarihi bir açıkhava müzesi olarak kullanılması daha doğru olur kanımca.

Bitki örtüsü: Şehrin her tarafı yeşillik ama bunlar öyle sıradan bitkiler değiller. Meslea Ankara’da her yer “Çam ağacı” dır. Her nedense buna takmış durumdayız. Eskişehir’de ise değişik çiçekler, ağaçlar ve bitki örtüsü insanı adeta “değişik bir yere geldim” şeklinde düşünmeye zorluyor.

Ulaşım: Şehir dışında “hızlı tren” ve en önemlisi de şehir içi “tramway” raylı sistem sistemi çok güzel çalışıyor, gayet modern ve tıklım tıkış değil. Ankara’da hâlâ insanlarımız balık istifi otobüslerde yolculuk ediyor ve raylı sistem ise önce iflas etti, şimdi kalan enkazı Ulaştırma Bakanlığı bitirmeye çabalıyor. Umarız yakında tamamlanır.

Basın: Kendi yerel gazetesi var. Evet evet. Ankara’nın yok, ama onların var. İsmi de. “Sakarya”. Okudum çok güzel ve renkli size bir de resmini çektim.

sakarya-eskişehir-gazetesi

Tanıtım: Eskişehir’e doğru bir turist akımını sağlayabilen bir sistemleri var. Ankara’da bile Eskişehir ile ilgili tanıtım afişleri görebiliyorsunuz. Ankara hakkında böyle bir tanıtım yapılmıyor ya da biz duymuyoruz! Kimse Ankara’nın Başkent olduğunun bile farkında değil. Bu konuda da daha aktif davranmamız lazım. Tabii önceden görülecek yerlerimizin sayısını ve kalitesini de artırmamız lazım.

Neticede, sadece 1 gün kalabildiğim bu şehirde gördüklerimin çoğuna inanamadım desem yeridir. Şehrin güzelliği insanlarına da yansımış keza gördüğümüz ve konuştuğumuz hemen herkes mutlu ve güleryüzlü yaklaşımları ile bizi evimizde gibi mutlu ve huzurlu hissettirdiler. Hatta bir yaşlı kadına Çiğbörekçi Papağan’ın yerini sorduk, kadın güleryüze “yabancısınız galiba?” dedi, “Ankara’dan geldik” deyince ilk söylediği söz “Eskişehir’imize Hoşgeldiniz” idi. Affalladım resmen.
Ankara’da zaman zaman görebildiğiniz somurtuk ve “amele” suratlardan burada hiç rastlamadım. İnsanların giyimi düzgün ve modern görünümlü idi, genç nüfusu ve dinamizmi ile bu şehir harika bir enerji saçıyordu adeta. Benim için tam bir terapi oldu, diyebilirim. Bu arada tarihi “OdunPazarı” bölgesinde “Abacı Konak Otel” diye bir mekânda kaldık, burası 3 yıldızlı olmasına rağmen hizmet kalitesi, temizlik, görsellik vb. konularda çok başarılıydı. Bu arada oradayken Eskişehir’in meşhur iki yemeği “çiğbörek” ve “Balaban köftesi” ni de tatmadan dönmedik. İkisi de süperdi ve Ankara’ya oranla fiyatlar da oldukça makûldü.

Belediye Başkanı Sn. Büyükerşan’ı yürekten tebrik ediyorum ve tekrar tekrar seçilmesi de bence gayet doğal. Hizmetler ortada ve inkâr edilemez boyutta. Ben de Eskişehir’de yaşasaydım, oyum kesin onun olurdu.

Umarım birgün Ankara’da bu seviyeye gelebilir.