Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Eğik ağaç sorunsalı

Daha önce blogumuzda da çeşitli kereler bahsetmiştik, Ankara’da ve hatta belki ülke genelinde eğik ağaç problemimiz var. Siz de mutlaka görmüşsünüzdür bunları. Ben daha bugün bir dolu örnek gördüm Konya yolunda, üstelik orta refüje dikilmişlerdi. Size gördüğüm ağaçlardan ufak bir grubun resmini çektim aşağıda.

Ankara eğik refüj ağaçları

Buna benzer daha niceleri vardır Türkiye çapında, buna eminim. Problem aslında ağacı dikerken başlıyor. Fidan haline getirilen ağacı buraya 3. sınıf dünya ülkelerinde kullanılan çelik çomaklarla bir düzenek yapılarak ağacın rüzgârda sallanması ve eğilmesi engellenmeye çalışılıyor ancak bu yapılar öyle uyduruk ki ağacın gücü arttıkça bunlar cılız kaldıklarından bir süre sonra ya kırılıyorlar ya da yerlerinden çıkıyorlar. Ayrıca bunları neden tahtadan yapıyoruz onu da anlamış değilim sanki çok ağaç zengini bir ülkeyiz de bunlarla ne yapacağımızı bilmiyormuşuz gibi bir durum! Bunların yurtdışında nasıl olduğunu kendim gözlemlemiş biri olarak anlatayım. Buradaki ağaçlar öncelikle refüje dikilmiyor keza bu tehlikeli bir durum. Oradaki ağaçlardan birinden büyükçe bir dal kırılıp düşerse hatta bir ağaç komple yola devrilirse olabilecekleri hiç düşündünüz mü? Düşünmesi bile ürkütücü. Kaldı ki bunlar devamlı bakım isteyen organizmalar, belirli bir yaşa gelinceye kadar düzenli sulanması, toprağının havalandırılması hatta gübrelenmesi lazım. Bunun için de iki yönden de refüj sola geldiği için, sol şeritin bayındırlık işleriyle uğraştığınız kısmını kapatmanız lazım ki bu da ayrıca tehlikeli keza sol şerit araçların en hızlı gittiği şerit. Siz ne kadar bir adamın eline bayrak verirseniz verin, sırf yeşil görüneceğiz diye bu şeriti kapatmak mantıklı mı? Bence refüje ağaç dikme olayına son vermeliyiz. Dünya’da gelişmiş ülkelerde çok tarihi değilse bu çeşit bir uygulamayı zaten görmezsiniz. Buna zaten gerek te yok kanımca, eğer dikeceksek önce koca koca binalardan ve AVM’lerden boşa kalan yerlere ağaç dikelim ve oraları yeşil hale getirelim, çok daha hayırlı bir iş yapmış oluruz.

Şimdi diğer dikilen ağaçlara geleyim ve kendi gördüklerimi anlatayım. Yurtdışında bu ağaçlara aynı bizdeki gibi dikdörten bir alan açıyorlar, kaldırıma veya artık nereye dikilecekse ancak daha sonra buna güzel desenli bir demir aksesuarla suyun girebileceği delikleri olan bir koruma yapıyorlar. Ağaçların sağa sola devrilmesini de silindirik, estetik yapılı bir parmaklık ile gerçekleştiriyorlar. Bu şekilde hem gereksiz ağaç ısrafı olmuyor, hem de demir çok daha dayanaklı olduğundan rüzgâra karşı daha sağlam duruyor ve uzun dayanıyor. Diğer bir güzel tarafı da bu yapıları menteşeli veya iki parça yapıyorlar ve ağaç yeterli büyüklüğe erişince başka bir ağaçta yine kullanabiliyorsunuz.

Örnek olsun diye aşağıda bulduğum bazı görselleri paylaşıyorum. Umarım sırf “biz yeşili seven bir ülkeyiz” imajı vermek namına insanların gözüne sokmak amaçlı orta refüjlere ağaç dikimi ve hatta diğer süs bitkileri dikimi işi bırakılır. Diğer yeni dikilen ağaçlarımız da aşağıdaki gibi çağdaş bir şekilde dikilir de şu Ankara’nın taşra imajından bu açıdan bakıldığında kurtulmuş oluruz. Aşağıda hem “grate” ismi verilen mazgalların çeşitli örneklerini, hem de “support” ismi verilen parmaklıların örneklerini bulabilirsiniz. Bu mazgallar da eğer bir gün yapılırsa buraya bir belediye reklamı koymayın keza gına geldi artık! Bırakın bunlar da boş, doğal ve sade kalsınlar, ne olur ki?

Ağaç altı mazgal örnekleri

Ağaç dekorasyon

Özgün bir Ankara düşünüyorum, gözlerim kapalı

umitkoy-otobus-duragiYeni ve güzel bir durağımız var artık. Burada daha önceleri bekleyen bir dolu insan görüyordum ve üzerlerine kar yağmur yağarken orasının aslında bir durak olduğunu anlayamıyordunuz keza normal durak benzeri bir yapı olmadığı gibi oturacak bir bank bile yoktu. Büyükşehir Belediyesi’ne bu güzel geliştirme için teşekkür ediyoruz. Resimde de görebileceğiniz üzere, şu anda Ümitköy Otobüs ve metro durağı hem teknolojik hem de estetik açıdan süper bir yapı olmuş. Üzerindeki çift koruma kalkanı, elektronik otobüs tabloları ve hatta metro çıkışında bir deniz kabuğunu andıran koruma tenteleri çok zevkli ve güzel duruyorlar.

Şu andaki tek tehlike bu durakların tıpatıp aynılarının şehir çapında yaygınlaştırılması. Evet “tehlike” diyorum çünkü aşamadığımız şöyle kıt bir düşüncemiz var millet olarak! “Madem beğenildi aynısından bir dolu yapalım”. İyi güzel ama eğer aynısının tıpkısından yaparsak bunun bir özelliği kalır mı? Bence her durağa özgü değişik ve estetik farklı yapılar oluşturulmalı. Her durak için değişik öğeler, renkler ve hatta oturma alanları çok daha özgün ve güzel olmaz mı?

Ankara’daki köprülerin altına yapılan çirkin kahverengi çini benzeri fayansları görmüşsünüzdür. Bu fayanslara bir de yeni versiyon Belediye’nin kedi gözleri eklendi ki korkunç kötü görünüyorlar. İç karartıcı ve herşeyden önce hepsi aynı. Yani tüm köprülerin altındaki doku, renk ve hemen herşey bir diğerinin fotokopisi. Fotokopi’de zaten dünyada üstümüze bir millet daha tanımıyorum. Bir kişi bir mekân açıpta iş yapmaya görsün aynısının tıpkısından kırk tane açılıyor. Böyle olunca da ilk açan, riski alan ve değişik düşünen cezalandırılmış oluyor bir nevi! Parklarımıza bir bakın onlar da hemen hemen biribirinin aynılar. Yahu bir kahraman Belediye Başkanı çıkıpta benim parklarımın her biri değişik ve kendine özgü şeyler içersin demiyor! Hepsinde benzer spor aletleri, benzer renklerde ve benzer yerleşimde bulunuyor. Hatta buradaki oyuncaklar bile hep aynı beynin ürünü gibi, fotokopi. Buradaki bitki örtüsünü hiç saymıyorum bile! Her tarafta aynı çeşit ağaçlar, sanki dünyada bir çeşit çam ağacı varmış gibi veya her tarafa aynı ışıklandırma direklerini dikmek zorundaymışız gibi garip bir ruh hâli ve tutumu içindeyiz.
Bu askeri mentaliteden çıkmalıyız bence biran önce. Hatırlar mısınız bilmem yıllar önce Hacettepe, Ümitköy ve Bilkent köprülerinin her birine değişik bir sanatsal çalışma yapılmıştı. Her birine ayrı ayrı Ankara kedileri, Ankara tiftik keçileri ve Ankara’ya özgü tavşanların tasvirleri yapılmıştı. Bunlar kabartma ve tüm öğeleri adeta birer tablo gibi özenerek yapılmış güzellikteydiler. Gerçi bunlardan keçileri barındıran köprüdeki kabartmaların bazıları hâlâ kırık ve onarılmadı ama geçen yıllara rağmen hâlâ güzel ve özeller bence. İşte tam da bu özende duraklar ve hatta metroların içleri de dizayn edilmeli diye düşünüyorum. Yurtdışında birçok ülkede her bir metro durağı özeldir. Her anlamda değişik öğeler, renkler ve dokuya sahiptir. Tabii bunlardan fotokopi çekelim demiyorum kesinlikle! Eminim bizim çok daha yaratıcı ve estetik düşünen insanlarımız vardır ve biz istesek bunun çok daha ihtişamlısını yapabiliriz. Hatta bence bunu otobüs duraklarımıza bile yapabiliriz ve yapmalıyız bence. Yurtdışında içhatlarda otobüs olayı bizim kadar yaygın olmadığından bu duraklar o kadar özenli değiller ama Ankara’da neden olmasın. Hatta ilki yapıldı bile!

Ümitköy durağı güzel bir başlangıç olmuş. Değişik düşünce ve ilginç fikirlere sahip tercihen genç mimarlarla çalışılıp her bir durağımız farklı bir güzelliğe kavuşturursak Ankara’yı da farklılaştırmış ve estetik açısından geliştirmiş oluruz. Ankara buna ve hatta daha iyilerine layık, güzel insanlarla dolu, mutlu bir şehir. Burada İstanbul’un gûruhu, trafiği yok. İstanbul’lu arkadaşlarımın bana hava attıkları üzere varsın denizi olmasın ama renkli, estetik, huzurlu, mutlu ve entellektüel bir şehir olsun. Ankara’mız her daim güzel olsun.

LED

Geçenlerde bir tünelden geçerken tünelin aşırı parlak olduğunu farkedince şaşırdım keza Ankara’da genelde bu tünel ışıklarının bazıları ya yanmaz, ya toztan görünmez veya aralıklı olarak yakılır. Bu tünel ise oldukça parlak ve tüm ışıkları yanar vaziyetteydi. Dikkatli bakınca pikselleri görebiliyorsunuz ve bunların led projektör lambalar olduğunun da farkına varıyorsunuz. Oldukça parlak ve güzeller aslında. Özellikle de böyle karanlık tünellerin iyi aydınlatılması önemli ve bu değişiklik hem sağlayacağı ekonomi hem de güvenlik açısından bence olumlu bir iyileştirme olmuş. Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür ediyoruz. Aşağıda resimledim sizin için.
ankara tünelleri led aydınlatmalı
Dün akşam Eskişehir yolundan şehire doğru dönerken yolun karanlığını farkedince bu seferde yol aydınlatma ışıklarını yol boyunca inceledim ve bu ışıkların neredeyse yarısının yanmadığını gördüm. “Peki bu ışıklar led yapılamaz mı ?” diye düşündüm haliyle! Keza böyle yüksekte olan ışıkları her seferinde değiştirmek te zor olsa gerek ve bu bile belediye üzerinde büyük bir yük. Halbuki led ışıkların ömürleri şu anda kullanılan ışıklara oranla 4-5 kat daha uzun ve bu da bakım maliyeti bir o kadar düşük demek. Bu direklerin de led ışıklara geçişi her anlamda daha mantıklı olmaz mı? Hatta ülke olarak şu eski akkor lambaları tıpkı Avrupa Topluluğunun seneler önce yaptığı gibi kökten yasaklasak ve ülke olarak led ışığa ivedilikle geçmeye karar versek süper bir transformasyon olur.

Led ampüller artık her yapı markette, hatta büyükşehirlerin çoğunda köşebaşı elektrikçinizde bile rahatlıkla bulunabiliyor. Üstelik fiyatları da öyle korkutucu değil ! 3 aydan daha kısa sürede kendini amorti etirecektir zaten hiç merak etmeyin! Bence artık hem belediyelerin, hem de ülke olarak bizim bu farkındalığı kazanıp led ışıklandırmaya geçmemiz şart. Bu ürünleri ülkemizde üretenler de artık vardır diye umuyorum keza fiyatlarını izliyorum ve her geçen gün ucuzluyorlar. Ya birileri bolca Çin’den ithal ediyor  ya da Türk firmaları bu işe girmiş olmalılar. Keza bu ampüller için öyle devasa bir teknoloji hamlesi de gerekmiyor. Led ampüller öyle tasarruflu ki, şimdi kullandığınız ve tasarruflu sandığınız şu spiral ampüller bile solda sıfır kalacaktır. Bir diğer güzel özelliği de, led ampüllerin ışıklarının yakıldığı anda tam olarak ortaya çıkması yani tüm ışığı almak için  floresan bazlı ampüller gibi dakikalarca beklemeniz gerekmiyor. Renk seçenekleri ve hatta kendi kendine renk değiştireni bile var. O konuda da sorun yok yani.

Ülkemiz ne yazık ki enerji fakiri. Kendi enerji kaynaklarımızla ne sanayimizi ekonomik olarak yürütebiliyor ne de şehirlerimizi aydınlatabiliyoruz ve bu yüzden de elektriğimiz çok pahalı. Eğer led ışıklandırma sistemleri ülkemizde yaygınlaşır, özellikle elektriği çok çeken fabrikalar, büyük firmalar ve hatta belediyeler bu aydınlatma türüne geçiş yaparlarsa en azından yurtdışına elektrik bağımlılığımızı bir nebze hafifletmiş oluruz. Bu geçişle emin olun evinizin elektrik bütçesini de hafifletmiş olacaksınız. Kendimden örnek vereyim, benim faturamda 1 ayda 19 TL  farketti. Tam 12 lamba değiştirdim ve değiştirdiğim lambalar da şu spiral, tasarruflu olanlardı. Eğer sizin evinizde veya işyerinizde hâlâ akkor lamba varsa, sizin 12 lambadaki aylık tasarrufunuz benden daha fazla olacaktır! Deneyin görün. Led ampüllerin de tanesini 9.95 TL, artık öyle pahalı da değiller. Ben geçenlerde bir marketten almıştım, benimkileri. Hesap ortada! Neredeyse iki ampül için ödediğim para 1 ay içinde yaptığım elektrik tasarrufu ile bedavaya geldi bile.

Tüm belediyelerimizin, fabrikalarımızın, hastanelerimizin ve yoğun aydınlatma gerektiren her noktanın 100% led ampüllere geçtiği bir Ankara hem daha aydınlık, hem de çok daha tasarruflu bir Başkent olacaktır diye düşünüyorum. Madem Belediye Başkanlarımız bunun farkına vardılar artık ve geçişi başlattılar bile, eminim diğer kamu ve özel kuruluşları da bu tip değişimleri kendilerine entegre edeceklerdir. Bunu ne kadar hızlı yaparsak o kadar çabuk tasarruf etmeye başlarız ve dış enerjiye bağımlılığımızı da azaltırız tabii.

Tavsiyem, LED’e geçiş için şu anda halen kullanmakta olan çağdışı ampüllerinizin tükenmesini beklememeniz yönünde. Keza düşünürseniz beklediğiniz her gün elektrik şirketini kazandırmaya devam ediyorsunuz. Hele o ampülü ısraf ederim diye hiç düşünmeyin, gönül rahatlığı ile eski ampülünüzü ömür boyu bir daha görmemek üzere tarihin derinliklerine doğru çöpe atın gitsin. Akkor ampülün her gün yanması sizin bütçenize çok daha büyük zarar, buna emin olun.

Haydi Ankara, daha yeşil bir şehir, daha aydınlık bir Başkent için bugünden tezi yok, LED’e geçişi başlatalım.

Atakule inşaatında çirkinlik giderildi

Daha önce http://www.blogankara.com/kule-allaha-emanet-atakule-insaati/ yazımızda bahsettiğimiz gibi makeme tarafından durdurulan inşaatta yarıda bırakılıp görüntü kirliliği yaratan yıkıntı temizlendi. Bunun için yetkililere teşekkürü bir borç biliyoruz. İnşaat ne zaman devam eder veya eder mi onu hep beraber göreceğiz. Keza şu anda kulesizeemanet.com web sitesinde garip bir mesaj var ve site yokolmuş gibi duruyor.

Umarız bu alan Ankara’ya layık, Atakule’nin şanına yakışır, süslü/mimari açıdan güzel bir yapı ile tamamlanır ve  burası ivedilikle aktif hale getirilir keza ben dahil bir çok Ankaralı’nın burada çeşitli mutlu anıları var ve kulemize de biran önce tekrar kavuşmak istiyoruz.

ata kule ankara inşaat devam ederken

Yılbaşı geliyor, Ankara’lı alışverişte

Geçenlerde Panora Alışveriş Merkezi’ndeydim ve buradaki süslemeler gerçekten muhteşemdi. Özellikle de aşağıda gördüğünüz ve AVM’nin tam ortasına kurulu olan bu devasa yılbaşı ağacı en çok hoşuma giden unsur oldu. Size en üst kattan bir resmini çektim. Bu ağacın yanında dilerseniz Noel Baba ile resim bile çektirebiliyorsunuz. Özellikle çocuklar için eğlenceli olabilir.

Haftasonu olmasının ve havaların da artık soğumasının etkisiyle her taraf tıklım tıkıştı.  Ankara’lı için yılbaşı alışveriş sezonu başlamış artık, orası aşikâr. İndirimler de tabii tam gaz!
yılbaşı ağacı ankara avm

Eskişehir yolu Armada dar boğazı ferahladı

Daha önce 17 Nisan 2014 tarihli http://www.blogankara.com/eskisehir-yolu-armada-darbogazina-kolay-cozum/ yazımızda bahsettiğimiz kolay çözüm nihayet gerçekleşti ve armada dar boğazı biraz olsun rahatladı. Süper oldu ve gereksiz beklemeler en azından kendilerine ayrılan yerde gerkçekleşiyor.Büyükşehir’e konuya gösterdiği hassasiyetten dolayı teşekkür ederiz.

eskişehir yolu armada köprüsü trafik

Gökçek’in Ankaralı’ya verdiği ceza sona erdi

Bildiğiniz gibi Gezi olaylarından sonra kırılan altgeçit fayansları üzerinde 1 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen yaptırılmıyordu ve Melih Gökçek bunu katıldığı bir programda ilk ağızdan “özellikle yaptırmıyorum ve yaptırmayacağım” şeklinde belirtmişti. Neyse ki herhalde kendisi de bu görüntü kirliliğine dayanamamış olacak, fayanslar tamir edildi ve bu eza sona erdi. Aşağıda eski çirkin hali ve yeni durumu görebilirsiniz.

Ancak sizin de resimde görebileceğiniz gibi Büyükşehir’in eski camili logosu tamir edilmemiş veya kolayca kaldırılarak direkt mavi fayans ile kapatılmamış. Özellikle ve mesaj amaçlı böyle kırık bırakılmamıştır diye umuyorum keza bu aralar “yeşil sevenler = cami düşmanı” teması tekrar işlenmeye başlanıyor! Zaten buraya bir logo yerine diğer kuğulu alt geçitlerinde olduğu gibi Ankara’nın mesela Atakule sembolü veya bir Anıtkabir vb. manalı bir tema daha güzel olmaz mı?  Büyükşehir’in logosu gökyüzü hariç Ankara’da nereye bakarsanız zaten fazlasıyla var. Burası da varsın eksik kalsın !

kugulu alt geçit kırık fayanslar

Keçileri kaçırmışlar!

Hatırlarsınız, 3-5 yıl evvel Eskişehir yolunda 3 köprünün altına birer güzelleştirme çalışması yapılmış ve bu gazetelere de konu olmuştu. Ümitköy, Hacettepe ve Bilkent köprülerinin birine “ankara kedisi” ikincisine “ankara keçisi”, üçüncüye “ankara tavşanı” temalı mozayikler yapılmıştı.

Geçenlerde keçili olanın altından geçiyordum ve keçilerin yokolduklarını gördüm, geriye sadece 1 keçi kalmıştı. Aşağıda resmini bulabilirsiniz.

ankara keçisi mozayikleri, ankara köprüaltı

Burası ne kadar zamandır bu şekilde, dikkat etmemişim ama bunların kontrollerinin yapılıp kırılan veya çalınanlarının yenisiyle değiştirilmesi, hazır bu aralar  köprü altlarına komik toprak renkli süslemeler yapılırken, bunun gibi özgün/sanatsal olan çalışmaların korunması açısından önemli diye düşünüyorum. Keza şu an yapılan tuhaf desenlerin hiç bir güzelliği de özelliği de yok, kanımca. Keçilerin en azından bir anlamı vardı!  Yeni yapıştırılanlar belki çinileriyle ünlü bir şehrimiz için olabilirdi ama Ankara için tutarsız bir seçim olmuş. Mimarlar odasına veya en azından Ankara’da yaşayanlara sorulabilirdi. Zaten estetik yoksunu ve kasvetli devlet binalarıyla dolu kentimizin dokusunu canlandırmak yerine adeta üzerine tüy dikmiş gibi duruyorlar!

 

Çankaya Belediyesi’nden Çağdaş! Belediyecilik

Geçenlerde Milli Kütüphane önünden yürürken öncelikle burnuma çarpan ve sonrasında ise kaynağını bulmak için bakınarak bulduğum koku kaynağının resmini çektim, aşağıda bulabilirsiniz.

çöp-poşeti-çankaya-belediyesi-temizlikişleri-sarıpoşet
Bu belki de bir çöpçünün işgüzarlığıdır diye düşünüp biraz daha yürüyünce bundan bir tane daha olduğunu gördüm ve bir tane daha, ve bir tane daha …. Bu da diğer fotograf, burada reklam panosunun iki yanında bunları görebiliyorsunuz. (oklarla işaretledim)

 

cop-posetleri-cankaya-belediyesi-millikutuphane-bahcelievlerBu da demek oluyor ki, bu genel bir uygulama. İnsanların yoğun olduğu bölgelere gerektiği gibi çöp kutusu koyamayan, koysada bunları zamanında toplayamayıp adeta aciz kalan belediye herhalde bu tip kestirme bir çözüm yoluna gitmiş diye düşünüyor insan.

Kaldırımda kokudan yürüyemiyorsunuz, ağzı açık çöplerin üzerinde uçuşan sinekler, poşetin şeffaflığı ile görünen atıklar ile oluşan berbat bir görüntü ile Ankara’ya, hele ki Çankaya’ya hiç yakışmayan ve üstelik kokan bir tablo. 3 boyutlu yani 🙂

Ankara’nın kronik çöp ve çöp kutusu sorununu defalarca dile getirdiğimiz bu blogda bu çeşit bir uygulama ile ilk kez karşılaşıyoruz açıkçası,… şaşkınız! Bu bir çözüm müdür? Belki sorarsanız Belediye’ye göre öyledir ama Dünya’da bir eşinin olduğunu düşünmüyorum! Keza böyle bir şeyi yurtdışında herhangi çağdaş bir ülkede düşünebilecek insan, en azından korkusundan bunu uygulayamaz. Buna Türk pratik zekası da diyemeyeceğim keza çöp poşetini o kadar yukarıya takmışlar ki elinizdeki çöpü adeta basket atmanız gerekiyor, yani pek pratik te değil !

Yeni Kırmızı Dikmen Köprüsü’nden manzaralar

Bildiğiniz veya bilmediğiniz üzere Park Vadi Evleri yapılırken 3. Etap’ta Dikmen ve Çankaya’nın Yıldız semtini  birleştiren bir köprü yapılmıştı ve bu köprü sadece karşı tarafta yani Dikmen tarafında bulunan Park Vadi Evleri’ne özel olarak tasarlanmıştı ve sadece burada yaşayanlar bu köprüyü kullanabiliyordu.

Geçenlerde yapımı biten yeni köprü ise bayağı bir otoyol gibi kullanılıyor. İki taraflı olarak trafik Dikmen’den Çankaya’ya ve diğer yöne aktığı gibi bu köprü diğerine oranla çok daha büyük ve geniş.  Aşağıda bu kırmızı köprünün bir resmini sizin için çektim.

yeni-yapilan-dikmen-koprusu

Bu tabloya bir arkadaşımın evinden bakarken fotograf makinası ile biraz yaklaştırınca bu köprünün altında bulunan çöpler ve şu anda çoğunlukla Suriye’lilerin yaşadığı terkedilmiş gecekonduları da görmeniz mümkün. Aşağıda mesela bir Suriyeli grup pet şişe toplama işine girmiş ve yanlarında bulunan pet şişe dağını görebiliyorsunuz.

petşişe-toplayıcıları-çankaya

Ya da diğer taraftaki gecekondular ve köprünün altında biriken çöp alanı da yine köprünün görünümünü bozuyor.

koprüaltı-çöpler-dikmen-vadisi

İçinde bulunan bakırı çıkarmaya çalışan kablo hırsızlarının düzenli olarak yaktığı kabloların yaydığı siyah duman ile çöp kokusu karışımı bir rayiha ile de burada kokudan dışarıda durmak ta bir o kadar zorlaşıyor tabii zaman zaman. Köprü görüntüyü geliştirmiş ama kokuya çare yok henüz! 2014 Ankara’sından güzel ve çirkin, ikisi bir arada manzara. Bana hissettirdiklerini ve gördüklerimi paylaşmadan geçemedim.