Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Neden Başkent’te 10’dan sonra hayat yok ?

Saat 12Panora Alışveriş Merkezi’nde bir restoranda iftar sonrası oturuyorduk. Cumartesi akşamıydı ve hoş bir sohbete dalmıştık. Tam da sohbetimizin başlarında sayılabilecek bir anda garson beliriverdi ve bize “abi kasa kapanıyor, ödemeyi almalıyız” benzerinden birşeyler söyledi. Konuşmamızın tam da ortasına limon sıkılmasının verdiği rahatsızlıkla etrafa bakınırken mağazaların kepenklerinin de yavaş yavaş kapandığını görünce mecburen hesabı ödeyip, ortamı terk etmek zorunda kaldık. Bu çok rahatsız ediciydi ve arkadaşımla da bu konuda ancak arabamda konuşabildik ve gerçekten çıkan sonuç saçmaydı!

Cumartesi akşamı yani ertesinde birçok kişinin çalışmadığı bir günün gecesi neden kapanma saati mesela 12:00 değildi de 10:00’du? Acaba bunu mağazalar mı istemiyordu yoksa müşteriler mi? Ya da bu bir çeşit kanundu da biz mi bilmiyorduk? Mağazaların bunu tam tersine isteyeceğini düşünüyorum keza onlar için bu daha fazla kazanç demek. Müşteriler içinse kendimden örnekleyecek olursak, benim oyum kesinlikle 12:00 olurdu. Ertesi gün erken kalmak durumunda değildim ve zaten 8:30’da açtığım iftar sonrasında 9:30’da yemeğim ancak bitmişti ki çay+muhabbet filan derken AVM kapanıvermişti.

Yurtdışındaki örneklere bakacak olursak daha erken kapanan da var, daha geç te. Ancak sahur geleneğinin olduğu İslam ülkelerine bakarsak bu saatlerin Ramazan’da özellikle çok daha esnediğini sair aylarda ise yine bizim ülkemize göre daha uzun olduğunu görebiliriz. Bence bu konuda sözde çağdaş ülkeler baz alınmış ancak bizim kültürümüz gözardı edilmiş. Bizim insanlarımız Batı ülkeleri gibi izole bir kültürden gelmiyorlar. Bizdeki arkadaşlıklar, dostluklar, akrabalık, aile kavramı vb. unsurlar onlara oranla çok daha kuvvetli ve bu bağların sağlıklı bir şekilde aktarılması için de bu toplulukların muhabbetinin zaman sınırlamasının ortak mekânlardan da kaldırılması önemli bence. Yoksa zaten ben arkadaşımın evinde ya da o benim evde muhabbet edilebilirdi ancak insan bari Cumartesi günü bir değişiklik olsun diye düşünüyor ama ne fayda, kendinizi kapıdışında buluveriyorsunuz!

Bu saat olayını bence çözmeliyiz. Sadece Alışveriş Merkezleri için değil diğer mağazalar da bence gerekli izinleri alıp isterlerse sabaha kadar açık kalabilmeli. Hiç olmazsa bu Cuma ve Cumartesi akşamları için ivedilikle yapılmalı diye düşünüyorum, hatta Ramazan ayına özel saatler bile düzenlenebilir. Alışveriş Merkezleri’nde bu daha kolay zira bunlar genellikle izole yerler ve konutlara rahatsızlık verme ihtimâlleri daha düşük. Ama eminim bu tip gürültü kirliliği yapmayan işletmeler için yeni bir düzenleme yapılabilir ve fazla çalışmayı göze alarak açık kalmak isteyen işyeri sahiplerine sosyal/kültürel ortama ters düşmeyecek şekilde diledikleri kadar zaman verilerek bir nevi ticari özerklik sağlanabilir. Mekân izole bir ortamda veya işyerlerinin yoğun olduğu bir caddede ise mesela, varsın 24 saat açık olsunlar zaten. Ne olur ki?

Yurtdışında Doğu/Batı birçok ülkede/şehirde yıllarca yaşamış biri olarak hemen söyleyeyim buralarda 24 saat açık birçok yer vardır. Gece yarısı saat 3:00’te market alışverişi bile yaptığım vakidir. Ülkemizde nüfusun yoğun olduğu yerlerde ve tabii Başkent’imiz Ankara’da ticaratte zaman kısıtının gevşetilmesi ve hatta yeniden düzenlenmesi süper olmaz mı sizce de? Bence Ankaralı’ya verilecek en güzel hediyelerden biri bu olabilir. Daha fazla özgürlük ve her daim canlı bir Ankara !  Bence bu “alışveriş festivali” vb. hareketlerle ticareti suni ve geçici canlandırma çabalarından çok daha mantıklı olur ve Ankara’yı da daha az moloz bir Başkent yapar, orası kesin!

Sene 2015, genel seçimler ve gaza gelip delirenler

Malûm seçimler yarın. Partiler de son düzlükte iyice delirdiler! Bangır bangır seçim otobüsleri, orada burada broşür dağıtan görevliler ve parti liderlerinin son turları ile tüm bu keşmekeş bugün finâl yapacak ve sonunda milletçe huzura ereceğiz inşallah. Bu yazımda aslında değinmek istediğim konu “afiş kirliliği” idi ancak birkaç gün önce gördüğüm tehlikeli versiyonlarından sonra bunların daha ivedi olduğuna karar verdim.

Bahsettiğim afişler çoğunlukla köprü üzerine tabela altına, bazen büyük bir ağaç üzerine bazen de karşılıklı iki apartman dairesi arasına gerdilerek asılıyorlar. Partilerin seçim öncesi propaganda yapmaları alışık olduğumuz bir durum ancak afişleri tüketmek uğruna tehlikleli bir zıvanada bunu yapmak, işi değişik bir boyuta çıkarıyor. 3 gün önce bir Saadet Partisi afişini ve dün bir AKP afişini halihazırda var olan tabelaların üzerinden yola tehlikeli bir şekilde sarkık ve üstelik parçalanmış olarak resimledim. Aşağıda paylaşıyorum.

seçim afişleri 2015

Bu afişler en az 4-5 gündür burada duruyorlardır diye düşünüyorum, aksi takdirde bu kadar çabuklukla parçalanmış olmaları neredeyse imkânsız ve zaten parçalanmamış olan benzer durumda olan örnekleri de var. Bugün bile giderseniz onlardan birkaçını kendiniz görebilirsiniz ve belki de görmüşsünüzdür zaten. Parçalanmış olmaları bir dolu aracın bunlara defalarca çarpmış olması demek oluyor keza bunlar öyle durduğu yerde rüzgâr ile filan bu kadar çabuklukla bu duruma gelemezler. Kıt düşünce ile “buna çarpınca birşey olmaz, nasıl olsa bez” diye düşünülmüş ancak bunların bazıları brandadan yapılı ve daha sağlamlar. Zaten resimdeki parçalananlar da bunlar. Bunlardan biri Konya yolunda diğeri de Eskişehir yolundaydı.

Düşünün ki hızlı bir şekilde bu istikâmetlerden birinde ailenizle yol alıyorsunuz ve aniden bu nevi sarkan bir afiş önünüze çıkıveriyor, haliyle aniden frene basıyorsunuz, arkadan da biri gelip size çarpıyor. Ya da diyelim yavaş gidiyorsunuz ve tam geçerken bu afişlerden biri arabanızın bir yerine kısılı kalıyor, parçalanıyor veya direkt düşüp camınızın bir bölümünü kaplıyor ve siz 5-6 saniyeliğine de olsa önünüzü göremediğiniz için gidip bir bariyere veya başka bir araca çarpıyorsunuz!

İşte size 15 puanlık uzman sorusu. Bu gibi bir durumda sizce suçlu kim olabilir?

A) Çarpan siz olduğunuz için, siz mi?
B) Bunu asan kıt düşünceli görevli mi?
C) Bunu astıran parti veya partiler mi?
D) Afişleri görüp sökmeyen Belediye mi?

Aslına bakarsanız suçlunun kim olduğunun burada hiçbir önemi yok! Asıl önemli olan bu olay sonrasında oluşabilecek yaralanmalar, araç zararları ve hatta can kaybı! Zaten tüm bu ihtimâllere  niye mahâl verelim ki? Ankara’da nereye kafamızı çevirsek bir bayrak, bir afiş veya bir seçim otobüs görüyoruz veya görmüyorsak ta çığırtkanlarını duyuyoruz. Bunları gözümüzün içine sokarak sizce kafamızın içine de sokacaklarını mı düşünüyorlardır, anlamış değilim! Ben arabamla bunlardan birine sürtünerek geçerken en iyi ihtimâlle arabama bir zarar gelirse, sizce buna sebep olan, insanların canını ve malını tehlikeye atan partiye mi oy veririm, yoksa “Allah korusun bu parti iktidara filan gelirse bize ne yapar acaba!” diye mi düşünürüm?

Buna benzemeyen çok daha çağdaş seçimlerin en azından Başkent Ankara’da yaşanıyor olması gerekir bence. Burası bir köy değil ki en çok afişi olan veya en yükek telden bağıran partiye oy verelim! Ankara’da yaşayan insanların zekâsına da bir nevi hakaret bu afiş savaşları aslında! Yurtdışında hiçbir gelişmiş ülkede de zaten bunu görmezsiniz. Gereksiz israf, gereksiz ses ve görüntü kirliliği! Verilen seçim bütçesini biryerlere harcamak çabasında olan partilerin aşırı bayrak basımı sonucu bunları artık birşey yapamayınca işin çivisini çıkarmaları ile ilintili bir ruh hâli bence. Halbuki bu harcanmayan kısmı devlet bütçesine geri iade edilse ne olur ki? Bütçenin kökünü kazıma aç gözlülüğüne ne gerek var?

İnşallah bir sonraki seçimlerde buna benzer çağdışı görüntülere maruz kalmayız ve umarım kazanamayan partilerin belediye başkanları, yine kıt düşünüp, diğer partileri cezanalandırırcasına seçim sonrasında kendi partisinin afişlerini toplayıp diğerlerini “işte bunlar böyle ortamı kirletiyor, afişlerini bile toplatmıyorlar” izlenimi vermek amacıyla, bunları öylece bırakmazlar. Buradan partilere ve başkanlara sesleniyoruz seçim yasakları başlar başlamaz lütfen Ankara’mızı bu tip afişlerden  temizlemeye başlayalım, duvarlardaki yapıştırmaları tamamen kazıyalım ve yazıların üzerlerini boyayalım. Tüm şehirlerimizin yetkili mercileri de bu hassasiyeti gösterir diye umuyorum. Toplanan onca afiş te birşekilde geri dönüşüm yapılıyordur mutlaka keza atılması durumunu düşünmek bile ürkütücü!

Türkiye’mize huzurlu, barış içinde, adil ve kedisiz! bir seçim diliyorum.

Eğik ağaç sorunsalı

Daha önce blogumuzda da çeşitli kereler bahsetmiştik, Ankara’da ve hatta belki ülke genelinde eğik ağaç problemimiz var. Siz de mutlaka görmüşsünüzdür bunları. Ben daha bugün bir dolu örnek gördüm Konya yolunda, üstelik orta refüje dikilmişlerdi. Size gördüğüm ağaçlardan ufak bir grubun resmini çektim aşağıda.

Ankara eğik refüj ağaçları

Buna benzer daha niceleri vardır Türkiye çapında, buna eminim. Problem aslında ağacı dikerken başlıyor. Fidan haline getirilen ağacı buraya 3. sınıf dünya ülkelerinde kullanılan çelik çomaklarla bir düzenek yapılarak ağacın rüzgârda sallanması ve eğilmesi engellenmeye çalışılıyor ancak bu yapılar öyle uyduruk ki ağacın gücü arttıkça bunlar cılız kaldıklarından bir süre sonra ya kırılıyorlar ya da yerlerinden çıkıyorlar. Ayrıca bunları neden tahtadan yapıyoruz onu da anlamış değilim sanki çok ağaç zengini bir ülkeyiz de bunlarla ne yapacağımızı bilmiyormuşuz gibi bir durum! Bunların yurtdışında nasıl olduğunu kendim gözlemlemiş biri olarak anlatayım. Buradaki ağaçlar öncelikle refüje dikilmiyor keza bu tehlikeli bir durum. Oradaki ağaçlardan birinden büyükçe bir dal kırılıp düşerse hatta bir ağaç komple yola devrilirse olabilecekleri hiç düşündünüz mü? Düşünmesi bile ürkütücü. Kaldı ki bunlar devamlı bakım isteyen organizmalar, belirli bir yaşa gelinceye kadar düzenli sulanması, toprağının havalandırılması hatta gübrelenmesi lazım. Bunun için de iki yönden de refüj sola geldiği için, sol şeritin bayındırlık işleriyle uğraştığınız kısmını kapatmanız lazım ki bu da ayrıca tehlikeli keza sol şerit araçların en hızlı gittiği şerit. Siz ne kadar bir adamın eline bayrak verirseniz verin, sırf yeşil görüneceğiz diye bu şeriti kapatmak mantıklı mı? Bence refüje ağaç dikme olayına son vermeliyiz. Dünya’da gelişmiş ülkelerde çok tarihi değilse bu çeşit bir uygulamayı zaten görmezsiniz. Buna zaten gerek te yok kanımca, eğer dikeceksek önce koca koca binalardan ve AVM’lerden boşa kalan yerlere ağaç dikelim ve oraları yeşil hale getirelim, çok daha hayırlı bir iş yapmış oluruz.

Şimdi diğer dikilen ağaçlara geleyim ve kendi gördüklerimi anlatayım. Yurtdışında bu ağaçlara aynı bizdeki gibi dikdörten bir alan açıyorlar, kaldırıma veya artık nereye dikilecekse ancak daha sonra buna güzel desenli bir demir aksesuarla suyun girebileceği delikleri olan bir koruma yapıyorlar. Ağaçların sağa sola devrilmesini de silindirik, estetik yapılı bir parmaklık ile gerçekleştiriyorlar. Bu şekilde hem gereksiz ağaç ısrafı olmuyor, hem de demir çok daha dayanaklı olduğundan rüzgâra karşı daha sağlam duruyor ve uzun dayanıyor. Diğer bir güzel tarafı da bu yapıları menteşeli veya iki parça yapıyorlar ve ağaç yeterli büyüklüğe erişince başka bir ağaçta yine kullanabiliyorsunuz.

Örnek olsun diye aşağıda bulduğum bazı görselleri paylaşıyorum. Umarım sırf “biz yeşili seven bir ülkeyiz” imajı vermek namına insanların gözüne sokmak amaçlı orta refüjlere ağaç dikimi ve hatta diğer süs bitkileri dikimi işi bırakılır. Diğer yeni dikilen ağaçlarımız da aşağıdaki gibi çağdaş bir şekilde dikilir de şu Ankara’nın taşra imajından bu açıdan bakıldığında kurtulmuş oluruz. Aşağıda hem “grate” ismi verilen mazgalların çeşitli örneklerini, hem de “support” ismi verilen parmaklıların örneklerini bulabilirsiniz. Bu mazgallar da eğer bir gün yapılırsa buraya bir belediye reklamı koymayın keza gına geldi artık! Bırakın bunlar da boş, doğal ve sade kalsınlar, ne olur ki?

Ağaç altı mazgal örnekleri

Ağaç dekorasyon

Özgün bir Ankara düşünüyorum, gözlerim kapalı

umitkoy-otobus-duragiYeni ve güzel bir durağımız var artık. Burada daha önceleri bekleyen bir dolu insan görüyordum ve üzerlerine kar yağmur yağarken orasının aslında bir durak olduğunu anlayamıyordunuz keza normal durak benzeri bir yapı olmadığı gibi oturacak bir bank bile yoktu. Büyükşehir Belediyesi’ne bu güzel geliştirme için teşekkür ediyoruz. Resimde de görebileceğiniz üzere, şu anda Ümitköy Otobüs ve metro durağı hem teknolojik hem de estetik açıdan süper bir yapı olmuş. Üzerindeki çift koruma kalkanı, elektronik otobüs tabloları ve hatta metro çıkışında bir deniz kabuğunu andıran koruma tenteleri çok zevkli ve güzel duruyorlar.

Şu andaki tek tehlike bu durakların tıpatıp aynılarının şehir çapında yaygınlaştırılması. Evet “tehlike” diyorum çünkü aşamadığımız şöyle kıt bir düşüncemiz var millet olarak! “Madem beğenildi aynısından bir dolu yapalım”. İyi güzel ama eğer aynısının tıpkısından yaparsak bunun bir özelliği kalır mı? Bence her durağa özgü değişik ve estetik farklı yapılar oluşturulmalı. Her durak için değişik öğeler, renkler ve hatta oturma alanları çok daha özgün ve güzel olmaz mı?

Ankara’daki köprülerin altına yapılan çirkin kahverengi çini benzeri fayansları görmüşsünüzdür. Bu fayanslara bir de yeni versiyon Belediye’nin kedi gözleri eklendi ki korkunç kötü görünüyorlar. İç karartıcı ve herşeyden önce hepsi aynı. Yani tüm köprülerin altındaki doku, renk ve hemen herşey bir diğerinin fotokopisi. Fotokopi’de zaten dünyada üstümüze bir millet daha tanımıyorum. Bir kişi bir mekân açıpta iş yapmaya görsün aynısının tıpkısından kırk tane açılıyor. Böyle olunca da ilk açan, riski alan ve değişik düşünen cezalandırılmış oluyor bir nevi! Parklarımıza bir bakın onlar da hemen hemen biribirinin aynılar. Yahu bir kahraman Belediye Başkanı çıkıpta benim parklarımın her biri değişik ve kendine özgü şeyler içersin demiyor! Hepsinde benzer spor aletleri, benzer renklerde ve benzer yerleşimde bulunuyor. Hatta buradaki oyuncaklar bile hep aynı beynin ürünü gibi, fotokopi. Buradaki bitki örtüsünü hiç saymıyorum bile! Her tarafta aynı çeşit ağaçlar, sanki dünyada bir çeşit çam ağacı varmış gibi veya her tarafa aynı ışıklandırma direklerini dikmek zorundaymışız gibi garip bir ruh hâli ve tutumu içindeyiz.
Bu askeri mentaliteden çıkmalıyız bence biran önce. Hatırlar mısınız bilmem yıllar önce Hacettepe, Ümitköy ve Bilkent köprülerinin her birine değişik bir sanatsal çalışma yapılmıştı. Her birine ayrı ayrı Ankara kedileri, Ankara tiftik keçileri ve Ankara’ya özgü tavşanların tasvirleri yapılmıştı. Bunlar kabartma ve tüm öğeleri adeta birer tablo gibi özenerek yapılmış güzellikteydiler. Gerçi bunlardan keçileri barındıran köprüdeki kabartmaların bazıları hâlâ kırık ve onarılmadı ama geçen yıllara rağmen hâlâ güzel ve özeller bence. İşte tam da bu özende duraklar ve hatta metroların içleri de dizayn edilmeli diye düşünüyorum. Yurtdışında birçok ülkede her bir metro durağı özeldir. Her anlamda değişik öğeler, renkler ve dokuya sahiptir. Tabii bunlardan fotokopi çekelim demiyorum kesinlikle! Eminim bizim çok daha yaratıcı ve estetik düşünen insanlarımız vardır ve biz istesek bunun çok daha ihtişamlısını yapabiliriz. Hatta bence bunu otobüs duraklarımıza bile yapabiliriz ve yapmalıyız bence. Yurtdışında içhatlarda otobüs olayı bizim kadar yaygın olmadığından bu duraklar o kadar özenli değiller ama Ankara’da neden olmasın. Hatta ilki yapıldı bile!

Ümitköy durağı güzel bir başlangıç olmuş. Değişik düşünce ve ilginç fikirlere sahip tercihen genç mimarlarla çalışılıp her bir durağımız farklı bir güzelliğe kavuşturursak Ankara’yı da farklılaştırmış ve estetik açısından geliştirmiş oluruz. Ankara buna ve hatta daha iyilerine layık, güzel insanlarla dolu, mutlu bir şehir. Burada İstanbul’un gûruhu, trafiği yok. İstanbul’lu arkadaşlarımın bana hava attıkları üzere varsın denizi olmasın ama renkli, estetik, huzurlu, mutlu ve entellektüel bir şehir olsun. Ankara’mız her daim güzel olsun.

LED

Geçenlerde bir tünelden geçerken tünelin aşırı parlak olduğunu farkedince şaşırdım keza Ankara’da genelde bu tünel ışıklarının bazıları ya yanmaz, ya toztan görünmez veya aralıklı olarak yakılır. Bu tünel ise oldukça parlak ve tüm ışıkları yanar vaziyetteydi. Dikkatli bakınca pikselleri görebiliyorsunuz ve bunların led projektör lambalar olduğunun da farkına varıyorsunuz. Oldukça parlak ve güzeller aslında. Özellikle de böyle karanlık tünellerin iyi aydınlatılması önemli ve bu değişiklik hem sağlayacağı ekonomi hem de güvenlik açısından bence olumlu bir iyileştirme olmuş. Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür ediyoruz. Aşağıda resimledim sizin için.
ankara tünelleri led aydınlatmalı
Dün akşam Eskişehir yolundan şehire doğru dönerken yolun karanlığını farkedince bu seferde yol aydınlatma ışıklarını yol boyunca inceledim ve bu ışıkların neredeyse yarısının yanmadığını gördüm. “Peki bu ışıklar led yapılamaz mı ?” diye düşündüm haliyle! Keza böyle yüksekte olan ışıkları her seferinde değiştirmek te zor olsa gerek ve bu bile belediye üzerinde büyük bir yük. Halbuki led ışıkların ömürleri şu anda kullanılan ışıklara oranla 4-5 kat daha uzun ve bu da bakım maliyeti bir o kadar düşük demek. Bu direklerin de led ışıklara geçişi her anlamda daha mantıklı olmaz mı? Hatta ülke olarak şu eski akkor lambaları tıpkı Avrupa Topluluğunun seneler önce yaptığı gibi kökten yasaklasak ve ülke olarak led ışığa ivedilikle geçmeye karar versek süper bir transformasyon olur.

Led ampüller artık her yapı markette, hatta büyükşehirlerin çoğunda köşebaşı elektrikçinizde bile rahatlıkla bulunabiliyor. Üstelik fiyatları da öyle korkutucu değil ! 3 aydan daha kısa sürede kendini amorti etirecektir zaten hiç merak etmeyin! Bence artık hem belediyelerin, hem de ülke olarak bizim bu farkındalığı kazanıp led ışıklandırmaya geçmemiz şart. Bu ürünleri ülkemizde üretenler de artık vardır diye umuyorum keza fiyatlarını izliyorum ve her geçen gün ucuzluyorlar. Ya birileri bolca Çin’den ithal ediyor  ya da Türk firmaları bu işe girmiş olmalılar. Keza bu ampüller için öyle devasa bir teknoloji hamlesi de gerekmiyor. Led ampüller öyle tasarruflu ki, şimdi kullandığınız ve tasarruflu sandığınız şu spiral ampüller bile solda sıfır kalacaktır. Bir diğer güzel özelliği de, led ampüllerin ışıklarının yakıldığı anda tam olarak ortaya çıkması yani tüm ışığı almak için  floresan bazlı ampüller gibi dakikalarca beklemeniz gerekmiyor. Renk seçenekleri ve hatta kendi kendine renk değiştireni bile var. O konuda da sorun yok yani.

Ülkemiz ne yazık ki enerji fakiri. Kendi enerji kaynaklarımızla ne sanayimizi ekonomik olarak yürütebiliyor ne de şehirlerimizi aydınlatabiliyoruz ve bu yüzden de elektriğimiz çok pahalı. Eğer led ışıklandırma sistemleri ülkemizde yaygınlaşır, özellikle elektriği çok çeken fabrikalar, büyük firmalar ve hatta belediyeler bu aydınlatma türüne geçiş yaparlarsa en azından yurtdışına elektrik bağımlılığımızı bir nebze hafifletmiş oluruz. Bu geçişle emin olun evinizin elektrik bütçesini de hafifletmiş olacaksınız. Kendimden örnek vereyim, benim faturamda 1 ayda 19 TL  farketti. Tam 12 lamba değiştirdim ve değiştirdiğim lambalar da şu spiral, tasarruflu olanlardı. Eğer sizin evinizde veya işyerinizde hâlâ akkor lamba varsa, sizin 12 lambadaki aylık tasarrufunuz benden daha fazla olacaktır! Deneyin görün. Led ampüllerin de tanesini 9.95 TL, artık öyle pahalı da değiller. Ben geçenlerde bir marketten almıştım, benimkileri. Hesap ortada! Neredeyse iki ampül için ödediğim para 1 ay içinde yaptığım elektrik tasarrufu ile bedavaya geldi bile.

Tüm belediyelerimizin, fabrikalarımızın, hastanelerimizin ve yoğun aydınlatma gerektiren her noktanın 100% led ampüllere geçtiği bir Ankara hem daha aydınlık, hem de çok daha tasarruflu bir Başkent olacaktır diye düşünüyorum. Madem Belediye Başkanlarımız bunun farkına vardılar artık ve geçişi başlattılar bile, eminim diğer kamu ve özel kuruluşları da bu tip değişimleri kendilerine entegre edeceklerdir. Bunu ne kadar hızlı yaparsak o kadar çabuk tasarruf etmeye başlarız ve dış enerjiye bağımlılığımızı da azaltırız tabii.

Tavsiyem, LED’e geçiş için şu anda halen kullanmakta olan çağdışı ampüllerinizin tükenmesini beklememeniz yönünde. Keza düşünürseniz beklediğiniz her gün elektrik şirketini kazandırmaya devam ediyorsunuz. Hele o ampülü ısraf ederim diye hiç düşünmeyin, gönül rahatlığı ile eski ampülünüzü ömür boyu bir daha görmemek üzere tarihin derinliklerine doğru çöpe atın gitsin. Akkor ampülün her gün yanması sizin bütçenize çok daha büyük zarar, buna emin olun.

Haydi Ankara, daha yeşil bir şehir, daha aydınlık bir Başkent için bugünden tezi yok, LED’e geçişi başlatalım.

Bir kadın cinayeti daha, Özgecan Aslan yaş 19

Özgecan Aslan, Mersin Tarsus minübüsçü cinayetiÖzgecan Aslan, insanlarımızı derinden üzen bu kadın cinayeti ile siyasetçiler aracılığı ile kutuplaşmışlığın verdiği gerilim yetmezmiş gibi bu sefer bir başka açıdan derinden sarsıldık.

Aslında bu kızımıza pek kadın da denmez keza sadece 19 yaşında üniversite öğrencisi bir ana kuzusu idi… Cani bir minibüsçü tarafından tecavüze yeltenildi, dövüldü, öldürüldü, parçalandı ve sonra ise yakılmaya çalışıldı.

Bu nasıl bir caniliktir, tasavvur etmek çok güç gerçekten.
Burada bence suçluların en büyüğü bu kişinin anne ve babası. Demek ki bu caniye doğruyu, yanlışı ve herşeyden öte Allah’tan korkmayı öğretememişler. Bir de yetmiyormuş gibi sonrasında yardım bile etmiş babası olacak o insan müsvettesi! Böyle babalık, yerin dibine batsın!

Ülkece çok üzüldük.

Gençlerimizdeki bu açlığın bir nedeni de aslında daha önceki yazılarda belirttiğimiz ve Ankara’da da olduğu gibi bazı belediyelerin ilk icraat olarak genelevleri kapatmaları. En azından bu tip yerler bu açlığı bir şekilde gidermenin yerleriydi. Çağdaş ülkelerde bu tip açlıklar daha az ve bu tip cinayetleri nadiren görüyoruz keza burada kontrollü olarak bu tür oluşumlara izin veriliyor ve verilmesi de lazım. Özellikle de bizim gibi erkek egemen toplumlarda bunlar bir nevi “dejarj merkezleri” olabilir. Güzel, nezih, temiz olduktan sonra ve sağlık kontrolleri yapıldıktan sonra neden olmasın. Sırf bu nedenle sadece 1 kadınımız bile tecavüzden kurtulsa buna değmezmi, sizce?

Muhafazakâr toplumlar usülen buna karşı çıkarlar ama en çok fuhuş bu tip toplumlarda vardır aslında. Örneğin şu anda Ankara’da fuhuş artık her yerde. Güvensiz, kontrolsüz, hastalıklı fuhuş çoğu illerde de artık sokaklarımızda. Bunların reklamlarını kaldırımlarda, saat 12’den sonra ise cismen her gün görebilirsiniz.

Özellikle erkeklere sex eğitimi mutlaka verilmeli. Yanlışlar, doğrular çekinilmeden, üstü kapatılmadan ayan beyan izah edilmeli. Bu evlenen çiftlere de sonrasında lazım keza aile içi tecavüzler de ülkemizde çok yaşanan ve hiç bahsedilmeyen konulardan biri. Çoğu kadınımız her gün kocası tarafından tecavüze uğruyor ancak bunu dile getiremiyor. Böyle mutsuz kadınların olduğu bir toplumda yaşıyoruz ne yazık ki!

Eğitim Şart.

Evrilmemiz, çağdaşlaşmamız, eğitimimizi de acilen belirli düzeye getirmemiz gerekiyor. Yoksa daha çok kadınımız ölür, öldürülür veya işkence gördüğü bir evliliğin içinde bulunmak zorunda bırakılır.

BlogAnkara olarak, Özgecan Aslan’a Allah’tan rahmet diliyoruz. Namusu uğruna canını vermiş bir toplum şehidi olarak onu cennete uğurluyoruz. Bu cani ve ona yardım/yataklık edenlerin de ibret verici bir ceza almalarını yürekten diliyoruz. Takdir yargınındır.

Atakule inşaatında çirkinlik giderildi

Daha önce http://www.blogankara.com/kule-allaha-emanet-atakule-insaati/ yazımızda bahsettiğimiz gibi makeme tarafından durdurulan inşaatta yarıda bırakılıp görüntü kirliliği yaratan yıkıntı temizlendi. Bunun için yetkililere teşekkürü bir borç biliyoruz. İnşaat ne zaman devam eder veya eder mi onu hep beraber göreceğiz. Keza şu anda kulesizeemanet.com web sitesinde garip bir mesaj var ve site yokolmuş gibi duruyor.

Umarız bu alan Ankara’ya layık, Atakule’nin şanına yakışır, süslü/mimari açıdan güzel bir yapı ile tamamlanır ve  burası ivedilikle aktif hale getirilir keza ben dahil bir çok Ankaralı’nın burada çeşitli mutlu anıları var ve kulemize de biran önce tekrar kavuşmak istiyoruz.

ata kule ankara inşaat devam ederken

Ankara’nın en iyi eğlence mekânı, Meşrep Plaza – Balgat

meşrep logoGeçenlerde bir şirket yemeği için bu mekânda bulundum. Burası eski “Piyano” isminde bir mekândı. Şu an işletmesini Meşrep isimli Ankara’da daha önceden diğer mekânları ile tanıdığımız bir şirket devralmış. Meşrep Plaza ismi ile anılan mekân Ankara’nın tam ortasında; Balgat’ta. Park yeri problemi yok ve park ücretsiz üstelik vestiyer servisi de yine tamamen ücretsiz bunu öncelikle belirteyim keza bu diğerlerinde bulamayacağınız güzel bir özellik.

Mekâna ben akşam 7:30 gibi gittim ve henüz hiç bir şey başlamamıştı, mecburen geyik gibi beklemek zorunda kaldım :/. Operasyon 8:30-9:00 gibi başlıyor ve insanlar da bu saatlerde geliyorlar aslında, keza burası sabah 2:30’a kadar açık. Diğer mekânlar en geç 1:00’de kapanırken burası bağımsız bir alan olduğundan sabah 2:30’a kadar bilfiil çalışıyor. Bunu bizzat deneyimledim, 2:20’de mekândan çıktığımda, müzisyen halâ şarkıya devam ediyordu. Ortam sade döşenmiş, siyah beyaz ağırlıklı ancak led ışıklandırma ile gece çok daha güzel bir görünüm alıyor. Bu ışıklar gece boyunca da değişerek güzel ambianslar yaratıyor. Müzik olarak ta önce Alaturka başlıyor, bu arada yemeğinizi yiyiyorsunuz ve sonrasında ise Pop’tan Ankara havasına kadar her türlü müzik çalıyor. Aralarda da yabancı müzik tercih edilmiş. Garsonlar nazik ve gayet ilgililer. Mekânın işletmecisi de düzgün ve pozitif bir insan, genellikle eğlence mekânlarında görmeye aşina olduğumuz mafya görüntülü, suratsızlardan değil.

Biz C.tesi gecesi oradaydık yerli içki ve yemekler vb. dahil kişi başı 75-90 TL civarında gününe göre değişen bir ücret ödüyorsunuz ki bunu tam olarak hakediyor burası, pahalı değil kesinlikle. Ortam basık ve iç daraltıcılıktan uzak ferah bir tavan ve masa geçişleri bile düşünülmüş, masalarda “m” amblemli runner olarak bilinen örtülerden serili gayet şık. Yemeklerini de beğendim hem et hem tavuk olan bir sıcak tabağı öncesinde içli köfte-sigara böreği ara sıcak ve bolca da meze geldi. Tabii sonrasında da güzel bir meyve tabağı. İçkileri de tamamen orjinal direkt şişeden boşaltıyorlar diğer bazı mekânlar gibi bardaklar dolu bir şekilde gelmiyor.

Ankara’da şu ana kadar gittiğim en güzel eğlence mekânıydı diyebilirim. Çok eğlendik, hiç bir olumsuzluk yaşamadık. Başkentimiz güzel ve nezih bir eğlence mekânı kazanmış diyebilirim, umarım böyle devam eder ve bu kaliteyi hiç bozmazlar.

Adres: Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu Terası Türkocağı cad. Balgat / Ankara
Telefon :0 (312) 438 55 53 – 54

Size burada çektiğim bir resmi de paylaşayım, fikir versin.

ankara eğlence mekanları, meşrep

 

 

Yılbaşı geliyor, Ankara’lı alışverişte

Geçenlerde Panora Alışveriş Merkezi’ndeydim ve buradaki süslemeler gerçekten muhteşemdi. Özellikle de aşağıda gördüğünüz ve AVM’nin tam ortasına kurulu olan bu devasa yılbaşı ağacı en çok hoşuma giden unsur oldu. Size en üst kattan bir resmini çektim. Bu ağacın yanında dilerseniz Noel Baba ile resim bile çektirebiliyorsunuz. Özellikle çocuklar için eğlenceli olabilir.

Haftasonu olmasının ve havaların da artık soğumasının etkisiyle her taraf tıklım tıkıştı.  Ankara’lı için yılbaşı alışveriş sezonu başlamış artık, orası aşikâr. İndirimler de tabii tam gaz!
yılbaşı ağacı ankara avm

Eskişehir yolu Armada dar boğazı ferahladı

Daha önce 17 Nisan 2014 tarihli http://www.blogankara.com/eskisehir-yolu-armada-darbogazina-kolay-cozum/ yazımızda bahsettiğimiz kolay çözüm nihayet gerçekleşti ve armada dar boğazı biraz olsun rahatladı. Süper oldu ve gereksiz beklemeler en azından kendilerine ayrılan yerde gerkçekleşiyor.Büyükşehir’e konuya gösterdiği hassasiyetten dolayı teşekkür ederiz.

eskişehir yolu armada köprüsü trafik