Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Başkent Roma ve Başkent Ankara

romaatnightGeçen yılbaşı tatilinde ailecek Roma’ya gittik ve burada 4 gün geçirdik. Malum burası da İtalya’nın başkenti ve Ankara’mız da Türkiye’nin. Oradayken de hep aklımda Ankara vardı ve onu düşünerek Ankara ile Roma arasındaki en çarpıcı iki konuyu içeren bu yazıyı yazmaya karar verdim. Bunlardan biri aydınlatma, diğeri ise iletişim ile ilgili.

Roma aslında bayağı beton ve bir de üstüne tarihi betonlar içeren bir başkent. Şehir hakkında en aklımda kalan şey ise bu tarihi binaların veya bir taşın veya bir heykelin aydınlatması aslında, gece bu heykeller, beton binalar, kokuşmuş noktalar bile renkli renkli öyle güzel aydınlatılıyor ki, sanki her gün insana bir bayram havası yaşatıyor insana. Roma’da birçok kilise var, tur rehberimize göre 250 tane, yolda yürürken her adım başı bir kilise yani, o derece. Bunların içlerini de yine güzelce aydınlatmışlar ve kiliselerin hemen her ince noktası ve deseni  karanlıkta bile rahatça seçilebiliyor.

Ankara’nın ise en büyük sorunu ışıksızlık ve renk yoksunluğu,  bırakın normal binaları tarihi binalar bile doğru dürüst aydınlatılmıyor, daha yeni yeni kale civarında birkaç lamba görmeye başladık. Sanki sokaklar farklı, daha dün Eskişehir yolundaydım ve Hacettepe kavşağı ile Kentpark’a kadar olan tüm yolun ışıkları kökten sönüktü. Geçen Pazar ise IKEA’ya gidiyordum ve orada da bu sefer Mamak viyadüğünün tüm ışıkları sönüktü. Yani daha yollarımızı bile doğru dürüst aydınlatamazken, bina aydınlatması beklemek tabii biraz lüx oluyor, diye düşündüm kendi kendime…

Roma’da genel olarak insanlar yaşlı ve servis sektörü ise berbat, ingilizce seviyeleri ise yok gibi bir şey, Türklerin ingilizce seviyeleri onlara göre 10 kat daha iyi dersem heralde kafanızda daha belirgin hale gelir. İletişim için mağara döneminden kalma el kol hareketlerini kullanmak gerekiyor, hatta bir taksiye bindik adama kaloriferi açtırana kadar donduk ailecek, zaten en sonunda da italyanca tuşlardan kalorifer ikonun ben seçerek buldum da açtım, adam bana mel mel bakarken. Geçenlerde Cem Yılmaz’ın Fundementals gösteri filmine gittim, o da bir Roma macerasını anlattı, restoran’a girmiş salata yerken balsamik sirke istemiş, adama bir türlü anlatamamış, adam gitmiş gelmiş onunla bununla konuşmuş filan, Cem yılmaz tabii vazgeçmiş artık ve salatasını yemeye başlamış tam bitirirken bir bakmış bir sürü şişe var tezgahta bir yerde, kalkıp oraya gitmiş ve bir de ne görsün “balsamik sirke”. Adama gösterip “işte bu” diye gösterince, adam oooo “balsamiko” demiş. Yani adam balsamik ve balsamiko arasındaki bir “o” harfi yüzünden onun o sirke olabileceğini anlayamamış ki, Cem Yılmaz ona bunun salataya dökülen bir şey olduğunu el kol hareketi ile anlatmasına rağmen. Yani onu bile delirtmişler ya, artık oradan pay biçin adamların IQ seviyelerine.

Ankara’mızda öylemi ya, hatta tüm Türkiye’de, garson leb demeden leblebiyi anlar, ya da sana mutfakta ne var ne yok getirir masaya koyar, taa ki bulana kadar. Hatta kendisinde yokse bile aldırır ama yok demez. Bunlarda nerdeeee….

Ankara’da kapanan yollar ve trafik keşmekeşi

Ankara’nın en işlek caddelerinden inönü bulvarı ve bir iki ek kavşak metro çalışmaları nedeniyle 25 Haziran 2012 itibariyle kapatıldı. Ancak asılan tabelalarda bunun ne zaman biteceği ile ilgili bir ibare yok. Bu da demektir ki ucunu açık bırakmak istiyorlar özellikle, keza sonradan habercilerin takibine takılmaktansa bu şekilde bırakmak mantıklı diye düşmüş olmalılar… yani bu tabii şeffaflığa aykırı ama yine de insanlara söz verip te tutmamaktansa böyle bırakmak daha iyi olabilir.

En azından okullar başlayana kadar diye düşünsek 2.5 ay civarında bir zaman bu trafik keşmekeşi devam edecektir o takdirde anlaşıldığı üzere. Geçenlerde buradan geçmek gafletinde bulundum ve kendimi resmen İstanbul’da hissettim. O nedenle özellikle Eskişehir yolunu kullananlara tavsiyem Balgat sapağından çıkarak Çetin Emeç üzerinden merkeze gitmeleri olacaktır. Gerçi bu sapağı da yakında kapatacaklar gibi duruyor, keza sapaktan hemen sonra yolun yarısı gitmiş bile ve bu yine yolun diğer tarafında şu an yapım halinde olan metro istasyonuyla birleşmek zorunda bir şekilde!  Anlayacağınız bunu diğer tatil yapamayanlarla birlikte tüm Ankara halkı çekeceğiz artık. Umarız çalışmalar bir an önce biter ve Ankara çok uzun zamandır beklediği metro hatlarına sonuda kavuşur. Bu bence otobüse olan ilgiyi azaltacağı için genel olarak trafiği de uzun vaadede rahatlatacaktır umudundayız.

Bakalım.. Göreceğiz.

Hız Sınırı 70km

Ankara’da hemen her gün karşılaştığım ve eminim kentin birçok yerinde de asılı duran ve üzerinde de birçok kamera vb. elektronik techizat buluan tabelaları hepimiz görmüşüzdür, ya da en azından bize bununla ilgili bir ceza gelince sinirlenerek farkına varmışızdır. Burada kırmızı bir yuvarlak içinde 70 yazar ve bu da malumunuz maximum hız sınırınızın 70 olduğu anlamına gelir. Bu sınır nasıl ölçülmüş veya neye göre konulmuş anlamak mümkün değil keza bu yolda en yavaş gidenler bile 120km hızla gidiyor. Sadece yapılan şey bu tabela civarına gelince yavaşlamak oluyor, o kadar…

Bugün yine aynı yoldan geçerken dikkat ettim bu yavaşlama, özellikle trafiğin yoğun olduğu saatlerde daha da kötü bir durum arz ediyor, keza herkes burada yavaşlayınca burada gereksiz bir trafik oluşuyor ve bu da alakasız ve boş bir alanda gereksiz bir tıkanıklık yaratıyor. Yani devlet eliyle aslında trafik yaratmış oluyoruz.

Tabii ki hız felakettir, ve hızlı gitmek yerine yavaş gitmeyi teşvik etmek gerekir, buna 100% katılıyorum. Ancak günümüzde otomobiller gelişti ve herkes için daha da güvenli hale geldi, o nedenle bu hız sınırlarının da gelişitirilmesi, günümüze ve teknolojik gelişimlere uyarlanması gerekiyor. Bu tip ana arterlerde bence konulması gereken hız sınırı en az 100km olmalı. Çünkü burada yavaşlayanlar aslında 70’e düşürüp sonra 150’ye çıkarak yollarına devam ediyorlar, yani buradaki mobese’nin kimseye pek bir faydası olmuyor, sadece extra trafik yaratıyor. Çünkü insan mentalitesi “burada yavaşladım, ama şimdi çok daha hızlı giderek bunu hiç olmamış gibi yapayım” şeklinde çalışıyor. Bunun da sebebi basit, hiç kimse daha hızlısı varken daha yavaşını tercih etmez ve insan beyni de devamlı “hız” yapmaya odaklanır. Eski telefonları hatırlıyorsunuzdur, şöyle cevirince özellikle de büyük rakamı çarkın yerine gelmesinin 10-15 sn aldığı telefonlardan bahsediyorum. Size şu an kullandığınız tuşlu telefonlar yerine eskisini versem buna acaba ne kadar katlanırsınız? Şimdi bir de arabalar için düşünelim o zamanlarda benim kullandığım arabalar 100 km ‘ye çıktığımızda sallanan ve korkutan arabalardı ve adeta yürüyen tabut gibiydiler. Şimdiki arabalar hem bu hızı size hissettirmiyor ve dolayisiyle bu konuda bir panikleme olmuyor, hem de çok daha güvenliler. Tüm bunları da düşünmek ve tartmak gerekiyor bence.

Benim tahminim bu sınırı tayin edecek olan bürokratları gelişmiş ülkelerde ne yapılıyor diye mesela bAmerika veya Ingiltere’ye göndermişler ve onlar da otoyoldaki  tabelaları incelerken hız sınırı 70 tabelasını gördüler ve aynen kopyaladılar. Ama bilmedikleri birşey vardı. Oradaki birimler km değil, mil J,  1 km = 0,62 mil eder ve bu hesaba göre de buradaki hız sınırı aslında 113km gibi bir rakama denk geliyor. Umarım böyle bir mantık değildir J ama bu tip olayları Türkiye’de birçok kez yaşadık ve saçmalıklar daha yeni yeni fark edilmeye başlanıyor.

Bence bu gereksiz mobese hız ölçer tabelalardaki sınır en az 100km civarına çıkarılmalı ve diğer şehirlerarası yollardakiler de yurtdışında 90 mil bu da 145km civarında ediyor. Bu da 140 olabilir, emin olun bu kazalara bir davetiye değildir. Aksine 70km hız sınırını gören bir vatandaş 150 km hızla giderken birden 70’e düşmek için frene bastığında onun bir kaza yapma ihtimali veya onun ani durması ile arkasındakinin ona çarpma ihtimali sırf biraz daha hızlı diye kaza yapma ihtimalinden çok daha yüksektir diye düşünüyorum. Bence böyle cezalandırma yöntemleri yerine şöför ehliyeti için kursa devam eden kişilere hızlı ve güvenli nasıl araç kullanılabilir bunun dersi verilmeli. Yoksa bu tip cezaları insan hep yenmeye çalışacaktır, bu da kanımca çok yakında “lütfen çimlere basmayınız” yazısı gibi saçma bir hal alacaktır.