Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Dolandırıcı şirket uyarısı!!ARTI MOBIL ve ALTBANDTV Dikkat!

artimobil-altbandtvSevgili BlogAnkara okurları, tüm operatörlerde başınıza gelebilecek olan yeni bir dolandırıcılık yöntemi ile karşı karşıyayız bu sefer. İletişim firması adı altında, saygın cep telefonu operatörü firmalarının ismini kullanarak sizden para tırtıklayan firmalar bunlar. Üstelik bu firma birde işi sağlama alıp müşteri hizmetleri kurmuş 🙂 Arıyorsunuz.., bir tane adamı oraya dikmişler ve önüne bir yazı vermişler size o yazıyı tekrarlayıp duruyor, yavuz hırsız durumu yani ! Avea, Turkcell ve Vodafone şirketleri üzerinden bu Artı Mobil denilen firma birçok kişinin parasını haksız olarak gasp etmiş. İnternette “artı mobil şikayet veya altbandtv şikayet” vb. yazın ve arama yapın göreceksiniz yüzlerce şikayet var. Kaldı ki dolandırılmış ve yazamamış olan yüzlerce insanda kesin vardır, bunları hiç saymıyoruz bile. Eğer size bu nevi mesajlar geliyorsa ki bunlar size en azından SMS mesajı olarak bildirmek zorundalarmış veya faturanızda garip bir yükselme oluşursa mutlaka kullanmış olduğunuz operatörünüzün müşteri hizmetlerini arayın ve “benim hesabımdan tahsil edilen paralı bir üyeliğim var mı?” diye sorun ve eğer varsa da hemen iptal ettirin. İşin ilginç tarafı bu tip aboneliklere “ben bir daha üye olmayayım, bu tip talepleri geri çevirin” dediğinizde bu yapılamıyormuş, kendinizin tespit edip arayıp iptal ettirmeniz lazımmış bunu da unutmayın lütfen. ArtıMobil denilen firma bu açığı keşfetmiş, hemen paravan bir firma kurarak Vodafone, Turkcell ve Avea gibi ismi tanınmış olan operatörleri kullanarak (usüle uygunmuş gibi gösterip saçma sapan bir servise üye yaparak) insanları resmen ve fiilen dolandırmaya devam etmekteler.

Süreç genelde şöyle işliyor: ALTband.TV veya benzeri bir paravan isimden önce bilgilendirme adı altında mesaj geliyor, siz buna bir şekilde cevap yazarsanız veya artık akıllı telefonlarda bir şekilde yanlışlıkla basarak cevap vererek sms veya benzeri bir yöntemle veya bir link aracılığıyla dönüş yaparsanız, işlem tamam! Sizi otomatik üye yapıyorlar! Sonrasında ise dayıyorlar üyelik ücreti adı altında faturanızdan para tırtıklamaya! Bu paralar genelde ve başlarda ufak paralar olduğu için ve sizin de, çoğumuzun olduğu gibi, faturalarınız otomatik ödemede olduğu için, “herhalde fazla konuşmuşum” veya “interneti fazla kullanmışım” vb. gibi düşünerek önemsemediğiniz fiyat farklılıklarını her ay cebe indiriyorlar.

Sonra bakıyorlar siz ses çıkarmıyor veya üyelikten ayrılmıyorsunuz dozajı artırıp sizi başka şeylere de üye yapıyorlar ve bir arkadaşımın durumunda “112 TL ekstra” durumuna kadar gelmiş bu miktar. Sonuçta müşteri hizmetlerini arıyorsunuz, 15 dk telefon başında ağaç ettikten sonra çıkan müşteri temsilcisi sizi, “hatlarımız çok yoğun” bahanesi ile geçiştirip “biz bilemeyiz, isterseniz bu adamları siz arayın” demez mi!…. Tabii ki der ! 🙂

Verilen telefon 0 212 987 3099 Artı Mobil müşteri hizmetleri. Hadii sil baştan bu sefer de burayı arıyorsunuz sizi bir telesekreter karşılıyor gerçek bir firmaymış gibi düzenlenmiş ve birkaç aşamadan sonra gerçekten de sizi bir insana bağlıyorlar. Yani adamlar dolandırıcılığı bi adım daha ileriye götürüp alt yapısını da yapmışlar!! Neyse müşteri hizmetlerine cevap veren zavallı adamın önüne bir metin koymuşlar keza arayanların hepsi direkt ana avrat düz gittiğinden adam kaşarlanmış, bir yandan kahve içerken diğer yandan küfür yiyor ve önündeki mesajı okuyor ve siz ne derseniz deyin o papağan gibi bunu tekrarlıyor. Siz sinirden geberin isterseniz, problem yok, adamın ses tonunda hiç bir değişme görmüyorsunuz. Merak ettim ve kendim aradım aynı adam çıktı ve adama ne söylediysem gerçekten de hiç tınmadı. Eğer arada canınız bişeye sıkılır ve birine küfür etmek filan isterseniz burayı arayıp direkt girebilirsiniz. Küfür yerken tınmama konusunda bayağı tecrübeliler şimdi bak, haklarını teslim etmek lazım 🙂

Zavallı teknolojiye alışmakta debelenen ülkemin güzel insanları. Böyle kazıklana kazıklana bir şekilde gelişeceğiz heralde diye umud ediyorum. Artı mobil ve benzeri bu tip dolandırıcılık girişimlerine karşı da tabii sizi buradan uyarmak istedim. Lütfen bu tip hırsızlara teslim olmayalım bunları şikayet edelim ve özellikle de internet ortamında paylaşalım ki diğer insanlarımız da dolandırılmasın.

muTEBER olmak lazım hayatta !

akbaba av avukat murat teber“İnsan’ın avukatlara işi düşmesin!” derler ya, aynen böyle bir durum yurtdışında uzun yıllar okumuş ve hatta orada master+doktora yapmış arkadaşımın başına gelmiş ve bu deyimi haklı çıkartmış adeta! Bunu etraflıca dinleyince paylaşmak istedim, hazır kafamda tazeyken keza okuyucularımızı uyararak, bu tip olaylar karşısında onların da mağdur olmamasını sağlamak boynumuzun borcu.

“Anadolu Sigorta” isminde bir sigorta şirketi var ülkemizde, çoğunuz ismini şu veya bu şekilde duymuştur. Bu şirket ile tali olarak (bir başka acente üzerinden) çalışan arkadaşımın Ankara’daki şirketi Sigorta Express nispeten yeni bir şirket olduğundan ve haliyle yeni müşteri ve “A acenteliği” alabileceği şirket arayışındayken, Anadolu Sigorta’dan bir temsilci ziyaretlerine gelmiş bir gün. Bu temsilci ile toplantıları sırasında acentelik alabilmeleri için Anadolu Sigorta portföylerinin geliştirilmesi ve yüksek üretim vb. isteklerde bulununca kısa süre sonra işe aldığı stajiyer çocuğa konuyla ilgili bir alan adı almasını ve buraya bir site ile Anadolu Sigorta için müşteri sağlanabilecek bir site yapılması direktifi vermiş. Çocuk, Anadolu Sigorta’nın her nedendir bilinmez, o tarihe kadar almayı düşünemedikleri “.gen.tr” uzantılı web sitesini “anadolusigorta.gen.tr” olarak tescil ettirmiş. Bildiğiniz veya şimdi bilgilendireceğim üzere “.gen.tr” alan adları “com.tr” gibi evrak vb. gerektirmediğinden her dileyen Türk vatandaşı tarafından alınabiliyor. Bu durumda da problemsiz olarak tescil gerçekleşmiş.

Akabinde tek sayfadan oluşan ancak efektif bir site oluşturulmuş ancak bu stajiyer bir hata yaparak kimseye sormadan, tahminen Anadolu Sigorta’nın A acentesi olduklarını düşünerek olsa gerek, Anadolu Sigorta’nın logosunu da arkadaşımın sigorta şirketinin yanında kullanmış. Tabii çocuk ancak Anadolu Sigorta’dan biri onu arayınca bu hatasının farkına varmış ve hemen düzelmiş ancak avda bekleyen Anadolu Sigorta avukatı aramadan önce noter kanalı ile bu sitede kullanılan logoyu tespit ettirmiş ve hemen basmış davayı sessiz sedasız! Arkadaşım Anadolu Sigorta ile durumu halletmiş olduğunu düşünürken 6-7 ay sonra birde bakmış ki hakkında nurtopu gibi bir ceza davası var.

İşin asıl tirajıkomik olanı “.gen.tr” alan adlarını herkese dağıtan ODTÜ(Nic.tr) tek bir ihtar ile anında alan adını iptal edip Anadolu Sigorta’ya verivermiş. Buradan uyarmış olalım,  “gen.tr” alan adı tek itirazda, ilk olarak siz tescil ettirmiş olsanız dahi sizden sorgusuz sualsiz alınabiliyor arkadaşlar! Lütfen alırken bu alan adının hiçbir zaman sizin olmadığını ve olmayacağını bilin ve ona göre alın.

“Yahu madem durum bu, neden başta bu alan adını satıyorsunuz?” diye çıkışsa da, Nic.tr’de bulunanlar konuyla ilgili cevap bile vermeden korku belası alan adını tıpış tıpış teslim etmişler Anadolu Sigorta’ya iyi mi!! . Normalde dünya çapında satılan ve geçerli olan “.com” alan adı kişinin nesi olursa olsun (buradan terör faaliyeleri filan gibi insanlık zararına birşey yapmıyorsa) önce bunu tescil ettirenden hiçbir şekilde alınamaz. Dünya çapında bunu regüle eden, ICANN isimli kuruluş buna müsade etmez, bizim ODTÜ’ye bağlı çalışan Nic.tr gibi en ufak bir durumda tırsmaz ve ilk tescil edenin haklarını sonuna kadar korur. Bu alan adı sadece dilenirse istenilene bir ücret karşılığı satılabilir, o kadar! Alan adları dünya çapında sanal değerler olarak bilinirler ve hisse senedi gibi alınır satılırlar. Birinin hisse senedine siz el koyup başka birine bilâ bedel veremezsiniz değil mi, mantıken! Ne yazık ki, Türkiye’de bu oluyormuş bunu da öğrenmiş olduk.

Tüm bunlar da yetmiyormuş gibi arkadaşımı arayan Murat Teber isimli avukat pişkin pişkin ve aslında kısaca “ya 5000 TL verirsiniz ya da mahkemelerde sürünürsünüz, sonrasında da siciliniz lekelenir” şeklinde tehdit edince arkadaşım “vereyim de, bu neyin masrafı?” diye sormuş haliyle!! Bunun üzerine daha da gaza gelen avukat “Size hesap vermek zorunda değilim ya verirsiniz ya da …. ” şeklinde bir karşılık alınca şok olmuş. “Adamdaki özgüvene bak!” diye de belirtti ben de paylaşayım istedim… Gerçekten de doğru ama! Adam resmen “Logoyu tek uyarımızda kaldırman ve Anadolu Sigorta’nın şikayetinden vazgeçmesi bile beni bağlamaz, ben seni sobeledim karşılığı 5000 TL” diyor ve bunun hesabı filan da yok! “Vereceksin !” diyor, bir nevi dayılanarak adeta! 🙂  Ha unutmadan! bir de adam öyle hızlı konuşuyormuş ki bunları söylerken konuşmasını anlamaya imkân yokmuş resmen. Acaba bununla uğraşan zavallı hakimler ne yapıyordur, onu  merak ettim ben asıl 🙂 Mahkeme bitmiyordur bi türlü 🙂 Allah onlara sabır versin!  Bu avukat anlatılana göre bu defektinin farkında olduğundan yanında bir başka avukat çalıştırıyormuş ve bu kadıncağız aracılığı ile iletişimi sağlamaya çalışıyormuş ! Arkadaş açıklama isteyince ve malum konu  “duygusal !” olunca telefona sarılmış ve direkt “parayı ver yoksa @!?*..” tehdidini  savurmuş.

Arkadaşımın öngörüsü bu tip avukatların  insanların ufak bir hatasını kollayarak  bundan maddi çıkar sağlamak için hukuk yoluyla bir nevi “legal gasp” yaptıkları yönünde. Anadolu Sigorta aslında bu davadan vazgeçilmesi yönünde bir görüş bildirmesine rağmen adam 3 kuruşluk masrafının binlerce katını bu şekilde kazanmayı kendine reva görebilmiş.

Bu tip avukatlar da türemeye başladı artık ülkemizde öyle görünüyor ki… Özellikle büyük şehirlerimizde! İşin ilginci arkadaşımın hukuk doktorası var, babası eski baro başkanı o da avukat kökenli ve tüm ailede birçok hukukçu var yani tamamen hukukla yoğrulmuş bir aile ona rağmen bu duruma düşebilmiş. İnanılır gibi değil, gerçekten!

Doğru dürüst Türkçe konuşamayan, etik davranıştan uzak, akbaba avukatlar devri hiç gelmesin lütfen. Budur temennimiz !

Nic.tr’nin kendini dünya standartlarında çalışan, alan adı sahibini öncelikle koruyan, ICANN kıvamına getirmesi ve  hukuk sistemimizin de ufak insan hatalarına dair davalara itibar etmeyip bu nevi avukatlara prim vermemeleri gerekir diye düşünüyoruz. Allahtan ülkemizde çok nezih, saygılı, hakkaniyetli, ne dediği anlaşılır ve güvenilir kişi ve kuruluşlar var da bu tip bozuklukları net olarak görebiliyoruz. Umarız bu tip olaylar ve kişiler hep azınlıkta kalmaya devam ederler.

Ankara’da yol/kaldırım kalitesi ve kontrolü

Bir arkadaşım inşaat mühendisi ve müteahhitlik yapıyordu Ankara’da. “du” ekini kullandım keza yakın zaman önce iflas etti ve bir dolu davalar içinde boğuşuyor ne yazık ki! Geçen gün sohbet ederken konu şu Ankara’da bir türlü tam olarak yapılamayan kaldırımlara geldi. Yapılamayan diyorum keza örnekleri çok. Hatta en yakın örneği Tunalı, Bestekâr ve Tunus caddelerinde yapılan kaldırımlar. Bu kaldırımlar daha yeni yapılmasına rağmen ve hatta bazıları henüz bitmiş olmasına rağmen dikkatli bakarsanız buradaki işçilikle ilgili bir dolu hatayı hemen görebiliyorsunuz. Ben biraz bakındım ve ilk bakışta benim tespit edebildiğim problemler şunlar oldu:

  1. Kaldırım taşları sabit değil ve oynuyorlar.
  2. Kaldırım taşlarının arasına derz niteliğinde olması gereken kum atılmamış ve bu alanlara sigara izmaritleri ve diğer çöpler girmiş. Bu da berbat bir görüntü oluşturuyor.
  3. Bazı noktalarda kaldırım taşları çıkarılmış ve kaldırım yanında öyle duruyor. Kaldırım bu noktalarında da delikler üzeri bir materyalle örtülü bir şekilde bırakılmış.

Ve tabii daha kaldırımların tümü bitmeden hemen üzerine delik açmalar başladı bile. Bunları yapanlar, kâh apartman görevlileri, kâh yeni inşaat sahipleri hatta bazen belediyenin bizzat kendisi bile olabilyor. Benim tahminim yapılması gereken bir alanı unutuyorlar, atlıyorlar veya sonradan birşey eklemek istiyorlar, düzeltmek için de hiç çekinmeden yeni kaldırımı deliyorlar. Tabii sonra da kırılmış taşları buraya doğru dürüst yerleştirmediklerinden oradaki çirkinlik tam kapatılamıyor ve bu delik genişleye genişleye sonunda kaldırımın yol ile birleşiminden ayrılıyor ve yine tamirat gerektiriyor.

Arkadaşımla bu gibi inşaatsal olayları konuşurken öğrendiğim bazı bilgiler ise gerçekten içler acısıydı. Kendisi birkaç yıl önce Gençlik Parkı civarında bir kaldırım ihalesi almış ve bunu tamamlamış. Söylediğine göre normalde kaldırımın altından geçen ve içinden de elektrik vb. kablolar geçen plastik boruları döşerlerken bu boruların üzerine 0.3 mm inceliğinde kum yastık yapılması gerekiyormuş. Çoğu müteahhit bunu koymuyormuş ve bu nedenle de ağır herhangi bir şeyin kaldırıma çıkması durumunda bu boru çatlıyor ve içe çöküyormuş sonrasında ise buradan tellerin yürütülmesi imkânsız hâle gelince de mecburen burası delinip düzeltilip yeniden onarılıyormuş. Ama burada işi yapan şirket hiçbir yerde bu kumu kullanmadıysa yarın öbürgün diğer bir noktadan da benzer bir kırılma olunca bu olay tekrarlaya tekrarlaya tüm kaldırımlar delik deşik hale geliyormuş. Söylediğine göre bu kumun üstüne de ayrıca 10 cm kalınlığında beton da atılması gerekiyormuş. “Ben 6-7 cm beton attım bir kere” diyor öyle yapınca kontrol edenler diğer müteahhitlere “o yapıyorsa siz de yapacaksınız” deyince bu sefer bu müteahhitler toplanıp arkadaşın ofisini basmışlar ve “sen eski köye yeni adet mi çıkarıyorsun” şeklinde çıkışmışlar. Hâlbuki olması gereken bu ve bu iki unsur da kaldırım taşının altında kaldığından bunun kontrolü zor ve bazen hakkıyla yapılmıyor olma ihtimâli yüksek. Tabii bu kontol zaafı da kaldırımların tekrar tekrar delinmesi ve onarılmasının yolunu açıyor.

Arkadaşımın içi rahat “geçenlerde oradan geçiyordum ve durup kaldırımlara baktım” diyor, “üzerinden 5 sene geçmiş ve hâlâ ilk günkü gibiler ve kendimle gurur duydum” dediğindeki mutlu yüz ifadesi beni de mutlu etti gerçekten. Çünkü düzgün iş yapmıştı, içi rahattı ve gururlanmakta hakkıydı tabii. Ülkemizde hâlâ dürüstük cezalandırılıdığı için de şu anda iflas durumunda. Bu da çok düşünürdürücü tabii.

Yurtdışında da bir çok kaldırımlarda yürümüşüzdür. Bir düşünün hiçbir kaldırım çalışması, kaldırımlarda delik veya oynayan taşlar gördünüz mü? Bizim asfaltlar ve kaldırımlarımız her yıl yeniden yapılır, ana yollarımızda bile her yıl düzenli en az bir ya da iki “yol çalışması” mutlaka vardır. Bu yaşa geldim bir kez bile Türkiye içi yolculuğumda, yol çalışması olmayan 150-200 km gittiğimi hatırlamıyorum. Siz hatırlıyor musunuz? Daha yeni Eskişehir, Konya, Afyon yaptım. En az 7-8 yol çalışması vardı. Yani 1-2 filan değil mübâlağasız 7-8. Daha fazla bile olabilir ama eksik değil.

Daha geçen yıl, İspanya’da 1000 kilometrenin üzerinde yol gittim. İlaç olsun diye bir tane bile yol çalışmasına rastlamadım. Bırakın yol çalışmasını yollarında bir yama bile yoktu. Kaldırımları da keza öyle. Hepsi süper temiz, bakımlı, oynayan taş yok, yama yok.

Sormak istediğim şu. Hani biz “Türk Malı” süper işler yapıyorduk? Nerede? Neden Başkent Ankara’da bile bir tane hiç oynamayan taşı olan, derzlerinin arasında çöp olmayan, sakatlar için eklenen tırtıklarının boyası çıkmamış, taşları yamanmamış kaldırımımız yok. Yeni yapılan asfaltlarımızda bile neden 1-2 ay içinde çukurlar oluşuyor ve düzenli olarak yamanmak zorunda kalınıyor. Örnek olarak verdiğim İspanya’da neden hiç yol çalışması yok, neden bir kaldırım çalışması yok, neden kaldırımları senelerce önce yapılmış olmasına rağmen sanki yeni yapılmış gibi duruyor?

Bunların cevaplarını ben de tam bilmiyorum ama bir Ankaralı olarak merak ediyorum. Onların bu işi bizden daha iyi yaptıkları kesin. Biz habire ödüller alıyoruz işte Ankara şöyle, Ankara böyle filan diye ama icraatta “kalite” görülemiyor. Yani yapılan işin kalitesini takip etmiyoruz. Tam planlamadığımız için sonra yeniden kırıp yeniden yamıyoruz. Sonuçta da yarım ve yamalı bir iş çıkıyor ve bizde çaresiz bu yapı faciası kaldırımlarda yürümek, yamalı, tümsekli, çukurlu asfaltlarda araba kullanmak zorunda kalıyoruz.

Bu kadar ödül alan Başkent’imizin önce asfalt ve kaldırım olayını çözmesi lazım. Bunların en az bi 10 yıl hiç bozulmadan kalmasını Ankaralıya garanti etmesi lazım. Eğer çok acil bir durumda açılması gerekiyorsa da bu yamama işleminin orjinaline uygun ve aynı kalitede yapılmasına, biçimsiz/şekilsiz bir yama gibi değil de en azından bir dikdörten şekilde yapılmasına özen göstermesi lazım.

2016’ya gireceğiz ama Ankara’da örnek gösterilebilecek kalitede asfalt ve şöyle süper yapılmış kaliteli bir kaldırım hâlâ ve ne yazık ki yok. Yeni yapılan kaldırımlar daha bitmeden delik deşik, yolların bunlarla buluştuğu kenarlar çukur vaziyette ve bu döngüde dönüp duruyoruz Başkent olarak !

Ankara’nın bu plansızlık ve kalitesizliği artık bırakması, yeni bir asfaltlama yöntemi, türü ve hatta sıfırdan yeni kaldırım malzemesi/taşları, yeni işçilik türleri/aletleri/kalite kontrol rutini icat etmesi ve tüm Türkiye’ye hatta dünyaya örnek olması, süper olmaz mıydı? Bunu yapamaz mıyız, ya da yapmak istemez miyiz bilemiyorum ama Başkent’te yaşıyoruz ve buna uygun bir hareket süper olacaktır.

Teknoloji çağında hâlâ doğru dürüst bir asfalt yapamıyorsak, sağlam, dayanıklı ve güzel görünen bir kaldırım taşı üretemiyorsak veya hadi yaptık diyelim bunları düzgün bir şekilde döşeyemiyorsak, bunlardaki hataları görüp bunların düzeltilmesini iş bitmeden sağlayamıyorsak bizim belediyecilikte daha çoook fırın ekmek yememiz lazım değil midir?

Merhum Cumhurbaşkanımız Demirel’in dediği gibi şapkayı önümüze koyup düşünmemizin zamanı gelmemiş midir?

Çöp meselesi ve çözüm önerileri

Aslında Türkiye’nin genelinde bir çöp problemi var. İnsanlarımız çöplerini plastik torba ile çıkarmaya başlayalı henüz bi 10-15 yıl filan olmuştur. Bazı şehirlerde/kasabalarda çöp poşeti kullanımı hâlâ yok. Tabii durum böyle olunca da tüm çöpün suyu ve diğer unsurlar sokaklara akıyo, çöpler aşırı kokuyor, biraz kalınca da yapışıyor ve temizlenmesi de bir o kadar zor oluyor.
Çöp olayı aslında gelişmişlikle ilgili bir durum. Çocuklarımıza çöpleri sokağa atmamalarını okullarda ve evde öğretiyoruz. Peki o zaman sokaklarımız neden hâlâ çöp dolu ?

Bunun en önemli nedenlerinden biri kağıt toplayıcılar veya çöp karıştırıcılar. Bu sektöre Suriyeli’lerin girişiyle tabii daha da canlandı ve çöplerin yanlarında park etmiş, dağılmasına ramak kalmış bir kamyonet ile çöpleri karıştıranları artık hergün daha sıklıkla görmeye başladık. Sadece karışırsalar iyi bir de çöpleri oraya buraya saçıyorlar akebinde de saçılan parçaları sokak köpekleri gelip daha da saçıyor. Tabii bunları toplamaya gelen belediyeler de böylesine saçılmış çöplerin hepsini doğal olarak toplayamıyorlar ve kirlilik sürüyor.(Aşağıda bu çöp toplayıcılardan bir tanesini çektim arabadan, adam bana bağırıyordu “niye çekiyosun” diye o sırada 🙂 Durup açıklayamadım tabii)

Ankara çöp kağıt toplayıcıları
Diğer bir neden de çöp konteynır dizaynları. Bunları büyük çöpler sığsın diye üstten kapaklı yapıyorlar ama bu kapağı açan bir daha kapatmıyor. Çöpler konteynır içinde bile hep açıkta hatta bi de kapıcıların bazıları üşenip özellikle biraz ağır poşetleri konteynırların yanına garnitür olarak bırakıyorlar ki bu çok daha feci bi görüntü. Yani konteynır boş ama hemen yanında poşet poşet çöp yığılı ! Hele bi de yağmur yağması durumunda iş daha da vahim bi hâl alıyor keza bu sefer çöpler bir güzel yıkanıyor ve tüm bu pis sular yollara akıyor sonra da araç tekerlekleri ile şehrin her tarafına dağılıyor.

Gelişmiş ülkelerdeki çöp konteynırlarını daha önce İspanya gezim akebinde paylaşmıştım. Buna benzer yapıda bir konteynırı Çankaya Belediyesi yapmış ve Çankaya’da bazı sokaklarda görebilirsiniz. Öncelikle onları tebrik ediyorum. Gerçi metal yerine bunu plastikten yapsalarmış daha iyi olurmuş ancak herhalde bir bildikleri vardır ve bu metaller diğerleri gibi çabucak paslanıp görüntü kirliliği haline gelmezler diye ümid ediyorum. Yeni çöp konteynırlarının bence en önemli özelliği “üstten açılmıyor” oluşu. Böylece yağmur ve kar açık bırakılan konteynırının içinde birikemeyecek hem de kapak “bas/aç” sistemi ile olduğundan içerideki kötü koku ortalığa yayılmayacak diye düşünüyorum. Bu yeni konteynırların görünümü de çok güzel aşağıda bir tanesini fotografladım. Onun altında da 8 Ekim 2014’te blogumuzda yayımladığım yazıdaki İspanya’da çektiğim konteynır’ın resmini ve şu anda Çankaya’da yeni kullanılmaya başlayan konteynırı yanyana görebilirsiniz.

ankara-2015-cop-konteynirlari

ankara-cankaya-cop-konteynir-2015-2016

Çöp toplayıcılar bu yeni duruma nasıl ayak uyduracaklar göreceğiz. Ama ilk işleri kapağı kırmak olacaktır diye tahmin ediyorum. Sonrasında ise buradan sarkarak filan bir şekilde çöpleri dışarı çıkarmaya çalışacaklardır ama böyle bile olacaksa eskiye nazaran bence çok daha iyi bir durumdayız. (Ek olarak bazı noktalara ihtiyaca göre birden fazla konteynır yanyana da olsa bırakılmalı,  kapasite yetmediğinden  konteynırın yanında çöp tepeleri görmek hiçte hoş bi görüntü olmaz malûm, “kapasiteye göre konteynır yerleştirme” olayına belediyelerin özellikle dikkat etmesi gerekir.)

Aslında en iyisi bu çöp olayının şehir genelinde denetlenmesi ama bunun hakkındaki mevzuat nasıl işliyor onu bilemiyorum. Aslında her apartman keni konteynırına sahip çıksa en azından sitelerin önündeki güvenlikler bu tip çöp toplayıcılarına vb. müdâhale etse, bu bile bi nebze fayda sağlar diye düşünüyorum. Tabii kapıcılar da eğitilerek, çöpleri konteynırların içine tam olarak atmaları ve kapağı da kapamaları yönünde bilgilendirilmeli. Hatta kapıcı eğer apartmanın önündeki konteynırın kapasitesinden fazla çöp geliyorsa veya konteynır arızalıysa vb. durumlarda belediyeye telefon ederek ek konteynır veya olanın tamir edilmesini isteyebilmeli. Tüm bunlara uymayan apartmanlara ise belediye bir ceza kesilebilir mesela. Bu da caydırıcı olacaktır.

Çağdaş bir yaşam için çöpün düzgün yönetilmesi çok önemli. İnsan trafiğinin yoğun olduğu caddelerimizde özellikle, adım başı çöp kutuları olmalı, işyerleri kaldırımları, ağaç diplerini çöp yığma yeri olarak kullanmamaları yönünde uyarılmalı. Herkes çöpünü düzgün bi şekilde yok etmeli ve hatta çöp öğütücüleri, çöp sıkıştırıcıları teşvik edilmeli.

2016 yılına yaklaştığımız bu günlerde, daha çağdaş bir Ankara için şu çöp olayını çözelim artık. Biz Türkiye’nin Başkent’inde” çöp ve pislik” konulu yazılar yazmak istemiyoruz ! Buna mahâl verilmesin lütfen, Ankaramız temiz, sağlıklı ve güzel olsun.

Türk MALI haaa, Türk Malı heyyy !

turkmali-logosu-amblemi-muhuruGeçenlerde halen askerliğine devam eden hafta sonunda izine çıktığında buluştuğum bir arkadaşım ile konuşuyordum. Tankçı birliğinde askerlik yaptığından haliyle konu tanklardan açıldı ve kışlalarında 1 adet Altay tankının bulunduğundan bahsetti ve tanka gerçekten hayran kaldığını da ekledi. Ancak 100% Türk diye tanıtılan bu tankın aslında motorunun Mercedes tarafından yapıldığını ve elektronik sisteminin ise Kore’liler tarafından tarafından yapıldığını öğrendim. Şok geçirdim resmen! Hani 100% Türk’tü ? Anlayamadım mı diye tekrar sorma ihtiyacı hissetim. “Yani sadece metalini mi biz yapmışız bunun?” dedim ancak gerçekten de benzeri bir durumdu. Hatta “bu tankın başına da 2 Koreli’yi diktiler ve tanka kimseyi yaklaştırmıyorlar” diye de ekledi. “Yuh yani” dedim. Kendimizin olan tankın başında neden Koreliler nöbet bekliyor o da değişik bir durum! Hem zaten motorunu ve elektronik sistemini yapmadığımız tank nasıl Türk oluyor ! Bir bilene sormak lazım.

Yine geçenlerde ve belki de hâlâ bir reklam dönüyor, görmüşsünüzdür. Vestel 100% Türk elektronik devi, %100 Türk üretimi TV’ler ve beyaz eşya vb. filan. Bu da şehir efsanesi. Tüm elektronik unsurlar tamamen yabancı menşeili biz sadece montajını yapıyoruz o kadar. Yani Vestel aslında Türk Malı filan değil, yani marka Türk de içindekiler değil !. Gerçekliğini kontrol etmek için geçenlerde ülkemizden tek tek giden “Best Buy”, “ElektroWorld”, “Saturn” ve en son giden “Darty” den Türk firması Bimeks’e devredilen lokasyonda, Kentpark alışveriş merkezinde, markası Vestel olan 3 TV’yi bizzat inceledim. Bu televizyonların hiçbirinin arkasında Türk Malı yazmıyordu. Çünkü yazamazlar aslında düşünürseniz. Sadece montaj yazsalar karizmaları bozulabilir heralde diye arkasını tamamen boş bırakmışlar. Tirajıkomik yani.

Tam da bu sırada şu ünlü dizinin klişe şarkısı aklımdan geçiverdi. “Türk Malı haaa, Türk Malı heeyyy…” . Bu yazıyı yazmaya o an karar verdiğim için başlığa da cuk oturdu.

Amerika ilk Ay’a gittiğinde yıl 1969’du. Aradan tam 46 yıl geçmiş neredeyse yarım asır olmuş. İlk içten patlamalı motoru 1850 yılında yapmışlar bunun üzerinden de 165 yıl geçmiş. Şimdiki televizyon dahil bir çok elektronik eşyada kullanılan ilk mikro işlemciler ise 1968 yılında icat edilmiş bunun üzerinden de 45 yıl geçmiş.

Politikacılar şov için arada bir böyle absürt vaatler hep verdiler. En son vaat 2023’te “100% Türk Malı Uydu” idi. (Bu arada onu da 1957 yılında Ruslar göndermişler, malûm Sputnik uydusu. Bizim ise hedefimiz 2023 için şu anda, yani eğer yapabilirsek bunu 65 yıl sonra yapabilmiş olacağız). Altay tankları ile arada bir özellikle de bir ülke ile çıkmaza girdiğimizde hemen bir şov düzenleniyor buna da şahit oluyoruz. Ordumuz çok güçlü, yok bizde şu var bu var vb. gibi haberleri de sıkça görüyoruz. Savaşan şahinler de bir aralar bu amaçla kullanıldı ama bunların elektronik sistemlerini kimi vurup kimi vurmayacağına Amerika’nın karar verdiği anlaşıldı keza bu elektronik sistemleri direkt Amerika’dan almıştık.

Bu kadar genç nüfusumuz var. İnsanlarımızın akıllı olanlarını hep yurtdışına kaybediyoruz. Son örnek işte Türkiye’nin Einstein’ı diye manşet yapılan Oktay Sinanoğlu. Amerika’da öldü. Adam neden Amerika’ya gitti? Ya da neden dönmedi? Bunu sorgulayan yok. Bu gibi süper insanlarımızı genellikle Amerika olmak üzere birçok ülkeye hep kaptırdık ve kaptırmaya da devam ediyoruz.

Bunda aslında millet olarak suçumuz var. Ben yurtdışındayken mesela, çok yakın bir doktor arkadaşım felç durumlarında ilk yarım saatte müdahale ile felcin hiç bir zarar vermemesini sağlayan bir yöntem geliştirmişti, konuşuyorduk. Bana söylediği şeyleri hâlâ unutmuyorum. “Abi ünlü Türk gazetelerine defalarca bu haberi ilk siz yapın diye email attım dönmediler bile” dedi. Sonraları Amerika’lı gazeteciler haberi verdikten sonra bi zahmet verdiler demişti. Çok üzülmüştüm. Birşeyler icat edenlerimizi de hep bu tip nedenlerle küstürüyoruz be kardeşim! Misal bu arkadaşım hâlâ yurtdışında! Halbuki sohbetlerimizde defalarca Türkiye’ye dönmek istediğini söylemişti ama ona kim sahip çıkacak belli değil. Keza döerse şayet ona bir laboratuvar ve bir ödenek tahsis edilmesi gerekir ancak bu konuda kim için ne yapılmış ki, onun için yapsınlar diye düşünüyor insan! Tabii neticede arkadaşımı hâlâ orada ve Amerika’lılara para kazandırmaya devam ediyor! Yakında arkadaşımın ekibinin yaptığı Amerikan Malı bir ilaç daha bize fahişt fiyatlarla kakalanır ve bizde de alternatifi olmadığından paşa paşa bunu öderiz. Olacağı ve hep olduğu bu, ne yazıktır ki !

Amerika yeşil kart bahanesi ile her yıl binlerce kalifiye kişiyi alıyor. Filimlerinde bunu işliyor, piyango ile de bunu körüklüyor. Dünya’da kime sorarsanız mutlaka Amerika’ya gitmeyi istiyor. Neden mi. Çünkü bu propaganda bize filimler, diziler ve diğer tüm unsurlarla çocukluğumuzdan beri hep yapılıyor. Aslında gerçek olmasa bile biz de buna inanıyoruz ne yazık ki! Kanada’da benzer bir uygulama içinde. Almanya’yı biliyorsunuzdur zaten. Bazı icatlar bazen Türkler tarafından yapılıyor ama bunun parasını yine yabancılar yiyor ve arkasında da o ülkenin malı olduğu yazıyor, “Türk Malı” değil. Almanya’da 100% Türkler tarafından yapılmış da olsa herhangi bir ürünün arkasında bakın “Made in Germany” yazısını görürsünüz. Aslında bu şu demek “sizin insanlarınıza bu ürünü icat ettirdik, sonra ürettirdik, şimdi de size sizin yaptığınızı bizim malımızmış gibi satıp büyük kârlar yapıyor ve sizi fakirleştiriyoruz”.

Çok geri kalmışız. Teknoloji alanından tutun da toplumsal konulara kadar. Hatta demokrasimiz veya hukukumuz bile çok yavaş ilerliyor. Tüm bunları, yani hep konuştuğumuz “muasır medeniyet seviyesini” yakalamak içinse tek çözüm var, innovasyon yani “yaratıcılık”.  Tamamen “Türk Malı” olan unsurlar, icatlar… Bu tip icatlar başlayabilirse, sonrasında oluşan toplumsal özgüvenimiz ile  bunların devamı ve sürekliliği sağlanacaktır ancak! Geçenlerde bir ödül töreninde “Arçelik en çok patent başvurusu yapmış ve bunun için Cumhurbaşkanı’ndan ödül almış” diye okudum. Merak ediyorum Arçelik ürünleri gerçekten 100% Türk’mü diye. TV’leri değildir orası kesin. Çamaşır makinası desem motor yapamıyoruz ki o da kesin Çin malı. Neyin patenti için başvuru yapmışlar acaba ? Elektronik birşey değildir, ona emin olabilirsiniz.

İnşaat işinde iyiyiz diye biliyoruz değil mi? Hatta habire reklamı yapılır işte şu ülkede binaları biz yapıyoruz, alışveriş merkezleri, havaalanları vb. biz yapıyoruz diye. Doğrudur, amelelik bölümünde sorun yok ama iş teknolojiye gelince çuvallıyoruz. Örneğin büyük köprülerin hiçbirini biz yapmadık. Yapamıyoruz! Metrolar da keza öyle. Hah asfaltları biz yapıyoruz ama her gün de düzenli olarak yamalayıp duruyoruz. Kaldırımları da biz yapıyoruz ama Ankara’da kaldırımların durumu ortada! Ankara’nın en ünlü caddesi olan Tunalı Hilmi Caddesi’nde bir yürüyün anlarsınız ne demek istediğimi. Yani bu övündüğümüz inşaat olayı da öyle Dünya çapında filan değil, belki Arap ülkeler çapında filan.

Bence Türk Milleti olarak tek iyi yaptığımız şey “işin kolayını bulmak”. Polis haftasında bir komiser ile sohbet ediyordum ve adamın paylaştığına göre polise en çok sorulan soru neymiş biliyor musunuz? “Abi bu işin bir kolayı yok mu?”. Bakın bu konuda çok iyiyiz işte. Herşeyin kolayını buluruz hatta diğerlerini de raydan çıkarırız. Bu da bir çeşit innovasyon aslında bu konuda yaratıcılığımız tartışılmaz. Eskiden jetonları buz kalıbından yapan adamlar bilirim ben. Hatta benim bir arkadaşım eski ankesörlü telefonlara parayı misina ile bağlayıp atardı ve bu sayede 1 lira ile yurtdışı dahil istediği yerle rahat rahat konuşurdu. Bu tip durumlardaki yaratıcılıkta gerçekten sınır tanımıyoruz.

Gençlerimizi bu kültürden çıkarmalı ve yeni bir kültür oluşturmalıyız. Dürüstlük, çalışkanlık, işe sarılma, yabancı dil, kalite öğretilmeli… Tee çocuk yaştan itibaren bunu yapmalıyız. Şu anda yetişkin olanlar… sizi de yeniden programlamalıyız. Belki bu şekilde 2023’te değilse bile 2123’te belki kendi uçağımızı 100% üretiriz. Yoksa laf oyunları ile (“100% Türk yapımı” = Türkiye’de monte edildi. “%100 yerli” = Bunun bir anlamı yok aslında ama sanki Türk Malı’ymış hissi veriyor o nedenle çok kullanılıyor.) vakit kaybetmeyip, gerçekten bir Türk otomobil motoru ve hatta uçak motoru üretebilecek kapasiteye gelebiliriz. Tabii 2123’e kadar ışınlanma bulunmuş olmazsa 🙂

LED

Geçenlerde bir tünelden geçerken tünelin aşırı parlak olduğunu farkedince şaşırdım keza Ankara’da genelde bu tünel ışıklarının bazıları ya yanmaz, ya toztan görünmez veya aralıklı olarak yakılır. Bu tünel ise oldukça parlak ve tüm ışıkları yanar vaziyetteydi. Dikkatli bakınca pikselleri görebiliyorsunuz ve bunların led projektör lambalar olduğunun da farkına varıyorsunuz. Oldukça parlak ve güzeller aslında. Özellikle de böyle karanlık tünellerin iyi aydınlatılması önemli ve bu değişiklik hem sağlayacağı ekonomi hem de güvenlik açısından bence olumlu bir iyileştirme olmuş. Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür ediyoruz. Aşağıda resimledim sizin için.
ankara tünelleri led aydınlatmalı
Dün akşam Eskişehir yolundan şehire doğru dönerken yolun karanlığını farkedince bu seferde yol aydınlatma ışıklarını yol boyunca inceledim ve bu ışıkların neredeyse yarısının yanmadığını gördüm. “Peki bu ışıklar led yapılamaz mı ?” diye düşündüm haliyle! Keza böyle yüksekte olan ışıkları her seferinde değiştirmek te zor olsa gerek ve bu bile belediye üzerinde büyük bir yük. Halbuki led ışıkların ömürleri şu anda kullanılan ışıklara oranla 4-5 kat daha uzun ve bu da bakım maliyeti bir o kadar düşük demek. Bu direklerin de led ışıklara geçişi her anlamda daha mantıklı olmaz mı? Hatta ülke olarak şu eski akkor lambaları tıpkı Avrupa Topluluğunun seneler önce yaptığı gibi kökten yasaklasak ve ülke olarak led ışığa ivedilikle geçmeye karar versek süper bir transformasyon olur.

Led ampüller artık her yapı markette, hatta büyükşehirlerin çoğunda köşebaşı elektrikçinizde bile rahatlıkla bulunabiliyor. Üstelik fiyatları da öyle korkutucu değil ! 3 aydan daha kısa sürede kendini amorti etirecektir zaten hiç merak etmeyin! Bence artık hem belediyelerin, hem de ülke olarak bizim bu farkındalığı kazanıp led ışıklandırmaya geçmemiz şart. Bu ürünleri ülkemizde üretenler de artık vardır diye umuyorum keza fiyatlarını izliyorum ve her geçen gün ucuzluyorlar. Ya birileri bolca Çin’den ithal ediyor  ya da Türk firmaları bu işe girmiş olmalılar. Keza bu ampüller için öyle devasa bir teknoloji hamlesi de gerekmiyor. Led ampüller öyle tasarruflu ki, şimdi kullandığınız ve tasarruflu sandığınız şu spiral ampüller bile solda sıfır kalacaktır. Bir diğer güzel özelliği de, led ampüllerin ışıklarının yakıldığı anda tam olarak ortaya çıkması yani tüm ışığı almak için  floresan bazlı ampüller gibi dakikalarca beklemeniz gerekmiyor. Renk seçenekleri ve hatta kendi kendine renk değiştireni bile var. O konuda da sorun yok yani.

Ülkemiz ne yazık ki enerji fakiri. Kendi enerji kaynaklarımızla ne sanayimizi ekonomik olarak yürütebiliyor ne de şehirlerimizi aydınlatabiliyoruz ve bu yüzden de elektriğimiz çok pahalı. Eğer led ışıklandırma sistemleri ülkemizde yaygınlaşır, özellikle elektriği çok çeken fabrikalar, büyük firmalar ve hatta belediyeler bu aydınlatma türüne geçiş yaparlarsa en azından yurtdışına elektrik bağımlılığımızı bir nebze hafifletmiş oluruz. Bu geçişle emin olun evinizin elektrik bütçesini de hafifletmiş olacaksınız. Kendimden örnek vereyim, benim faturamda 1 ayda 19 TL  farketti. Tam 12 lamba değiştirdim ve değiştirdiğim lambalar da şu spiral, tasarruflu olanlardı. Eğer sizin evinizde veya işyerinizde hâlâ akkor lamba varsa, sizin 12 lambadaki aylık tasarrufunuz benden daha fazla olacaktır! Deneyin görün. Led ampüllerin de tanesini 9.95 TL, artık öyle pahalı da değiller. Ben geçenlerde bir marketten almıştım, benimkileri. Hesap ortada! Neredeyse iki ampül için ödediğim para 1 ay içinde yaptığım elektrik tasarrufu ile bedavaya geldi bile.

Tüm belediyelerimizin, fabrikalarımızın, hastanelerimizin ve yoğun aydınlatma gerektiren her noktanın 100% led ampüllere geçtiği bir Ankara hem daha aydınlık, hem de çok daha tasarruflu bir Başkent olacaktır diye düşünüyorum. Madem Belediye Başkanlarımız bunun farkına vardılar artık ve geçişi başlattılar bile, eminim diğer kamu ve özel kuruluşları da bu tip değişimleri kendilerine entegre edeceklerdir. Bunu ne kadar hızlı yaparsak o kadar çabuk tasarruf etmeye başlarız ve dış enerjiye bağımlılığımızı da azaltırız tabii.

Tavsiyem, LED’e geçiş için şu anda halen kullanmakta olan çağdışı ampüllerinizin tükenmesini beklememeniz yönünde. Keza düşünürseniz beklediğiniz her gün elektrik şirketini kazandırmaya devam ediyorsunuz. Hele o ampülü ısraf ederim diye hiç düşünmeyin, gönül rahatlığı ile eski ampülünüzü ömür boyu bir daha görmemek üzere tarihin derinliklerine doğru çöpe atın gitsin. Akkor ampülün her gün yanması sizin bütçenize çok daha büyük zarar, buna emin olun.

Haydi Ankara, daha yeşil bir şehir, daha aydınlık bir Başkent için bugünden tezi yok, LED’e geçişi başlatalım.

Vodafone Müşteri Hizmetleri telefonu sesli menüsünde kaybolmak

vodafone müşteri hizmetleri logosu“Cep telefonumu kaybettim hükümsüzdür” (hatırlııyormusunuz bilmem eskiden kimlik vb. resmi bir şeyi kaybedince gazeteye buna benzer bir ilan vermeniz gerekiyordu). Cep telefonumu kaybettim ve tabii telefonu kaybedince hattım da onunla birlikte kayboldu. Daha önce başına gelmiş olan arkadaşlarıma danışınca savcılığa bildirmem gerektiğinden bahsettiler. Bunun üzerine ben de savcılığa başvurmak üzere araştırma yapmaya başladım. Öğrendiğim kadarıyla bu bildirimden önce “IMEI numarası” adı verilen her telefona özgü bir numara varmış, bunu bilmem ve bildirmem gerekiyormuş. Bu numara bende bir yerde yazılı olmadığından, onlarda vardır düşüncesi ile, Vodafone müşteri hizmetlerini aradım. Mübalağasız 15 dakika boyunca sesli cevap menüsü içinde debelendikten sonra vazgeçip telefonu kapatmak zorunda kaldım keza menüde benzeri bir seçenek olmadığı gibi, menüde bir oraya bir buraya gidiyorsunuz ve hiçbir menüde de “müşteri temsilcisi” seçeneği yok. Bu olay sabah oldu, telefonla aldığım ek bir bilgiye göre bir de son faturam gerekiyormuş ve bu da yine bende olmadığı için yine çaresiz Vodafone’u aramak durumunda kaldım. (Bu arada “542” olan numaraları “05425420000” olarak değişmiş). Biliyor musunuz, bilmiyorum ama menüde gezerken harcadığınız her dakikanın faturasını da siz ödüyorsunuz, yani ne kadar çok gezerseniz o kadar fazla parayı Vodafone sizden tahsil ediyor. “Belki de o nedenle karmaşık yapmışlardır” diye düşünmekten de kendimi alamadım. Sinirimi sakinleştirip bir kez daha Vodafone’u bu sefer son faturamı email veya posta yoluyla almak için aradım. Telefonun sesli menüsünde kaybolurken ve defalarca duyduğum “eksik ya da hatalı bir giriş yaptınız” sesinden resmen gına geldi. Bu sefer zaman tuttum tam 17 dk sürdü bu eziyet. En son çare olarak bir kez daha aradığımda bu sefer ingilizce kısmını tuşladım keza ingilizce problemim yok ve belki buradan daha hızlı işimi hallederim diye düşündüm ki haklı çıktım. Bu bölümden, hemen bir temsilci çıkıyor ve 1 dakika içinde tüm işlemlerim bitmişti !

Yahu bu Türk insanına ne eziyettir? Telefonunu kaybetmiş biri olarak zaten moralim bozukken Vodafone’un da bana yardımcı olacağı yerde telefon menüsünde boğması nasıl bir düşüncenin eseridir acaba? Bu serzenişimi ingilizce olarak ta orada yarım yamalak ingilizce konuşan bayana söyledim ama ben bu konuda bir değişim olacağını zannetmiyorum keza insanlar menüde gezdikçe Vodafone para kazanıyor ve bıkıp bir daha aramayanlar sayesinde de bir yandan bedava para kazanırken müşteri temsilcileri üzerindeki işyükünü de hafifletmiş oluyorlar.

Bu nedenle buradan Vodafone kullanan okuyucularımızı uyarmak istiyorum. Öncelikle Vodafone’da şifre diye bir şey varmış onu mesajla almanız gerekiyor. Benim durumumda telefonum olmadığı için bu şifreyi de alamadım haliyle. (Normalde “şifre” yazıp bir yere mesaj atıyorsunuz, cebinize geliyor) Sonrasında ise eğer işleminiz sesli menüde yapabileceğiniz bir işlem değilse ve tabii orta karar bir ingilizce biliyorsanız direkt “94” tuşlayarak ingilizce bölümüne girin. Buradaki VIP hizmetten siz de yararlanın, sorunlarınız, Türkçe menüde de olması gerektiği gibi, hemen çözülsün.

Ne yazık ki, kendi ülkemizde, Vodafone isimli yabancı şirket, “sesli menüde dolaştırma” ve benzeri taktiklerle hem Türk insanının parasını çatır çatır alıp hem de oradan oraya sürükleyip eziyet ederken, yabancı insana saniyesinde VIP hizmeti veriyor. Bunu acı bir deneyimle öğrenmiş oldum ! Her gün reklamlarında övündüğü “21 milyonu aşan Vodafone’luları” tutmak istiyorsa, Vodafone’u buradan herkese eşit davranması için uyarıyorum. Hatta Türk insanına VIP hizmet verebilir keza burası Türkiye… ey Vodafone!! Tabii bu arada tüm GSM operatörlerimizi yurtdışı şirketlere satanlar da bundan pay çıkarır mı bilemem,.. ama onlar zaten ayrıcalıklıdır! Eminim sekreterleri aracılığı ile VIP hizmeti zaten alıyorlar ve bunu tınmıyorlardır bile.

Olan yine zavallı vatandaşa oluyor yani, işin özü bu!

Gumrukk.tv dolandırıcı firma uyarısı-GümrükTV

İnternet dolandırıcılığı her geçen gün artıyor arkadaşlar. Bunun için lütfen hangi internet sitesinden ürün aldığımıza lütfen dikkat edelim. Öncelikli kural, “eğer bir şey çok ucuzsa bir bit yeniği mutlaka vardır”. Hiç bir legal firmanın aynı ürünü çok ucuza (özellikle yarı fiyatından bile az) satmalarının imkânı yoktur. Ayrıca lütfen kredi kartı numaranızı bu tip firmalara hiçbir şekilde vermeyin. Eğer yapıyorlarsa kapıda ödeme seçeneğini seçin, en azından ürünü kontrol eder gerçekse ödeme yaparsınız. Tabii dolandırıcı olan firma size “biz o tür bir ödeme kabül edemiyoruz” diyecektir.

gumrukk.tv, gumruk.com, dolandırıcı firma

Gumrukk.tv (gümrük tv) alan adını kullanan ama sitede “Gumruk.com” şeklinde yazan bu firma tarafından dolandırılan çok yakın arkadaşımın başına gelenleri hem bundan sonra kimse kazıklanmasın hem de ibret olsun diye sizinle paylaşayım.

Arkadaşım Televizyon ararken bu firmayı bir şekilde internet üzerinden buluyor ve buraya öncelikle telefon ediyor tabii bu üstte verdikleri telefonu direkt bir mesaj merkezi havası verilmiş bir makina açııyor sonra sizi transfer edermiş gibi yapıp meşgule düşürüyor. Siz de tabii birkaç kez denemeden sonra vazgeçip başka bir iletişim kanalı ararken orada genellikle “mesaj bırakın sizi arayalım” şeklinde yazan bölgeye tıklıyorsunuz ve istediğiniz televizyonu ve sizi aramaları için telefonunuzu ve isminizi bırakıyorsunuz. Telefonunuzu eline geçiren dolandırıcılar size sanki gerçek bir firmadan arıyormuş gibi dönüş yapıyorlar ve siz “bu ürünler neden bu kadar ucuz?” diye sorunca da bunların gümrük fazlası olduğunu ve bunun için ucuza sattıklarını filan söylüyorlar. Siz tabii nasıl sipariş verebilirim diye sorunca oltaya düşüyor ya kredi kartı numaranızı telefonda veriyorsunuz, ya da formlarından sözde satın alır gibi yaparken buraya giriyorsunuz. İki türlüsünde de kredi kartınızın tüm bilgileri güvenli olmayan bağlantıdan direkt bu hırsızların eline düşüyor. Arkadaşım bunlara kredi kartı bilgilerini veriyor ve aslında fiyatının 3 katı fazla olması gereken televizyondan sipariş veriyor, üçte bir fiyatına! Anında kredi kartından televizyonun fiyatından çok daha fazlası üstelik te “KLIKSA” adı altında Sabancı’nın internet firmasının ismi kullanılarak çekiliyor. Tabii arkadaşım bu olaya uyanmadan önce telefonu kontrol etmek için onların size iletişim formuna yazdıktan sonra geri dönüş için kullandıkları 0 537 064 61 32 no’lu paravan telefondan arıyor ve onlar da açınca güvenilir insanlar bunlar zannediyorsunuz. Çünkü oltaya gelenlerin telefonunu kaydedip parayı çekmeden önce ne zaman ararsanız hemen açıyorlar ve güven telkin ediyorlar ama parayı çektikten sonra sizi telefondan engelliyorlar ve hiçbir zaman bu telefon açılmıyor artık. Paranız da tabii buhar oluyor.

Buradan uyarıyoruz lütfen internetten bulduğunuz her fiyata ve tabii her siteye güvenmeyin. Buna benzer bir siteyi herhangi bir dolandırıcı insan 200-300 TL’ye çok rahat yaptırılabilir.

Web sitesini incelediğimde adamların güven sağlasın diye kullandıkları taktikleri üstteki sitenin ekran görüntüsü üzerinde sizin için işaretledim.
• Sitedeki sosyal ağların hiç biri çalışmıyor keza bu hesaplar aslında zaten yok, yani çalışmaması normal ama burada inandırıcılık arttırılsın diye konulmuş.
• Telefon ise arayınca büyük bir firma imajı vermek için telesekretere bağlanmış ve 0850 ile başlıyor ama sonrasında her nasılsa meşgule düşüyor.
• Web sitesinden canlı destek varmış gibi görünüyor ama kimseyle konuşamıyorsunuz burası üzerinden.
• İnandırıcılık artırılsın diye “bayi girişi” var. Ama bayi filan yok tabii ortada. Siz bunu görünce “adamların bayileri bile var ben direkt alıyorum” şeklinde sevinesiniz diye yapılmış bu.
• İletişim formundaki adresleri ise “Hamza bey girişi no:2-4 Kapıkule Sınır Kapısı – E D İ R N E” şeklinde yazılmış, hesapta gümrük kapısı hissiyatı versin diye özellikle seçilmiş. Tabii böyle bir adres yok.
• Buradaki tüm ürünler dehşet ucuz, normal fiyatının üçte biri fiyatında ve tabii görünce inanamayıp hemen almak istiyorsunuz.
• Altta telefonla bilgi hattı yazıyor altında telefon yok.
• Güvenli alışveriş diyor, tamamen yalan.
• 24 saatte kargo diyor tabii kargo filan da yok aslında keza ürün yok ortada.

“Lütfen dikkat “Gumrukk.tv” paravan ismiyle sadece internet üzerinden çalışan
bu firma kesinlikle dolandırıcı bir firmadır

Limitsiz görünümlü, Limitli internet

limitsiz-limitless-logo

” Doğan görünümlü, Şahin” satın almak gibi bir durum! ”

Biliyorsunuzdur, hemen her yerde gerek cep, gerek sabit internet firmaları “limitsiz internet” adı altında planlar satıyorlar. Bununla ilgili değişik firmalardan bir dolu reklamdan birine mutlaka rastlamışsınızdır. Ben rastladım ve hatta bu reklama kanarak Vodafone şirketi ile limitsiz! interneti olan bir plan aldım. Geçenlerde internete giremeyince Vodafone müşteri hizmetlerini aradım ve interneti kullanamadığımından yakındım. Hesabıma bakan müşteri temesilcisi hesabımda tanımlı olan ama benim bilmediğim limiti aştığımı söyleyince, “Ben bu kadar para veriyorum, limitsiz diye! Bu ne limiti ? ” diye itiraz ettim tabii. Biraz çıkışınca temsici de olayı açarak, aslında 2GB internet limitim olduğunu ve sonra hızın düştüğünü ama internete hâlâ girebileceğimi anlatadururken, ben zaten bir yandan internete bağlanmaya çalışıyordum. En basit bir sayfa bile açılmıyordu, bunu söyleyince “ zor ilerlediği için çalışmıyor gibi algılıyor olabilirsiniz” şeklinde bir açıklama yapılınca olay birdenbire netleşiverdi. Gerçekten de internette bir “google” arama sayfası bile 1-2 dakikada yüklendi, hızlısına alıştığım için bu kadar beklemeden direkt çalışmıyor diye kapatıyordum tabii ve olay da bu kadar basitti aslında. Öyleki sonra deneyince basit bir aramanın gerçekleşmesi bile 5 dakika civarı sürüyordu ki bu korkunç bir yavaşlıktı !

Merak edenler için bu konuşma sırasında öğrendiğim önemli bir bilgiyi de paylaşmakta fayda görüyorum; Normalde 3G hızı saniyede 8 GB (yaklaşık 8,064 KB) iken, bu hız, limiti geçince birdenbire 128 KB’a düşüyormuş. Bu tam olarak 63 kat düşüş anlamına geliyor ve durum internetin olmaması ile pratikte aynı şey! Yani ismi “limitsiz” ama aslında gayet limitli! “Limitsiz” sloganı bir satış taktiği ve hatta bir nevi kandırmaca aslında!

İnternet almayı düşünen potansiyel insanlarımızın buna dikkat etmeleri ve mobil internet paketlerinin özellikle çok düşük limitli olduğunun bilinmesi, limitsiz planlara kanılmaması ve detaylı olarak soruşturularak internet paketi satın alınması konusunda tüketicileri buradan uyarıyoruz.

Çöp içinde mis gibi çağdaş! yaşam

Ankara’da sokakta yürürken bir çöp kutusu bulmak 2014’ü bitirdiğimiz şu aylarda bile ne yazıktır ki hala büyük bir sorun. Çöp kutuları halkın yoğunlukla yürüdüğü Tunalı, Kızılay, Ulus vb. noktalarda neredeyse hiç yok, olanlar da zamanında boşaltılamadığı için zaten tıka basa dolu. Konteynır’ların durumu ise içler acısı. Bunların da kapakları doğru dürüst açılmadığı ya da açıldığı zaman kapatılmadığı için yayılan koku ile, sokak köpekleri tarafından parçalanıp her yere saçılan ve gelişigüzel ağaç diplerine atılmış çöplerin arasında bir “Dünya Başkent’inde! “ yaşıyoruz işte. İki ay kadar önce bir İspanya gezim oldu burada 7 gün geçirdim ve 2000 km yaparak araba ile bu ülkenin bir çok noktasını görme fırsatım oldu. Öncelikle söyleyeyim, bu kadar yol gitmeme rağmen otoyolda hiç yol yapım çalışması görmedim. Biz de ise biliyorsunuz neredeyse her gün yol yapılıyor, yetmiyor her sene defalarca onarılıyor!

Bunu ayrı bir yazıda ele almak lazım tabii. Çöp konusuna geri dönecek olursak, İspanya’daki çöp konteynırlarına ve sokaklardaki çöp kutularına özellikle dikkat ettim, kutuların hepsi tertemiz, düzenli, yeni ve içlerinde bir plastik poşet ile hazır duruyorlardı. Sizin için bir tanesinin resmini çektim. Sokak boyunca her 30 metrede bir olan bu çöp kutularının hepsi aynı durumdaydılar ve belirteyim bu ülke genelinde de diğer şehirlerde de böyle. Çöp kutusu için dolaşmıyorsunuz, şöyle bir döndüğünüzde en az 3-5 tanesi hemen gözünüze çarpıyor. Geçenlerde Ankara’da Yıldız kavşağına yakın bir noktada hem de Turan Güneş Bulvarı’nda bulunan aynı tip bir çöp kutusuna gözüm ilişti. Bu çöp kutusu da yine bir direğe asılmıştı ama kutunun sadece asma aparatı ile üst kısmı kalmıştı asılı olarak ve üstelik uzun zamandır da oradaydı ki kutu söküldükten veya düştükten sonra üzerine ilan bile yapıştırmışlardı! Bunu da resimledim. Aşağıda karşılaştırmalı bir şekilde her iki kutuyu görebilirsiniz.

ankara-ispanya-çöp-kutusu

Diğer bir çöp problemini de konteynırlarda yaşıyoruz. Bunları da yine inceledim. İspanya’da konteynırlar tertemiz, üzerindeki yazılar/talimatlar rahatça okunabiliyor ve tamamı plastikten yapılı ayrıca üzerlerinde daha ufak boyutta çöpleri atmak için delikler bile bulunuyor. Bizim çöp konteynırlarımızın ise tamamı demir, eski püskü ve hatta paslılar. Hiç bir teknolojisi olmadığı gibi kullanması da çok zor ve ağır. Bir iki ay evvel Çankaya Belediyesi’nin bir teknoloji hamlesi oldu ve “bas-aç kapak” yaptılar ama gördük ki bu kapaklar da tamamen açılarak kullandığından bu hamle de yalan olmuş vaziyette! İspanya’daki bu çöp konteynırları gittiğim her şehirde vardı, hepsinin kapağı kapalıydı ve tertemizlerdi. Ayrıca bu konteynırları çöp kamyonları boşaltırken de şahit oldum. Çöp kamyonunda bizimkilerde olduğu gibi 2 kişi arkadan asılı bir şekilde çöp toplaması yapılmıyor. Kamyon yolun kenarında ve yolla aynı seviyede bulunan bu plastik konteynırlara yandan yanaşıyor ve yakalıyor ve yine yandan otomatik olarak döküyor. Böylece kamyon yolu da kapatmıyor ve şöför dışında dışarıda olayı asiste eden hiç kimse yok. Çöp kamyonunun bir sokak boyunca 8-9 konteynırı döküşünü izledim hem çok seri, hem de dışarıdan hiç bir müdahaleye gerek kalmadan tüm çöpleri toplayıverdi, şaştım kaldım. Ortada ne bir çöp poşeti var, ne de etrafta oraya buraya saçılmış çöpler! Ülke tertemiz ve nezih duruyor sokaklar ise çöp kokusundan tamamen arınmış bir şekilde. Aşağıda yine sizin için resimlediğim İspanya konteynır örneğini ve bizim nadide konteynırımızı incelemeniz için yanyana getirdim. Bunlara bakınca aslında aramızdaki gelişmişlik farkı daha net görülebiliyor. İktidar siyasetçileri hemen her gün tüm medyada “Bizim ekonomimiz çok iyi, Avrupa’dan çok ilerideyiz” filan gibi zırvalarken, İspanya bildiğiniz gibi yıllardır ve şu anda bile ekonomik krizde olan bir ülke… bir de olmasa neler yaparlardı artık, siz düşünün.

cop-kutusu-ankara

Ülkemizin genelinde, Ankara başta olmak üzere, bir çöp kutusu eksikliği, hijyeni ve teknolojisi problemi var. Önce bunu kabül etmeli ve boşa martaval atmayı bırakmalıyız bence! Bu blogda defalarca çöp sorunu ile ilgili bir çok yazıya yer verdik ve vermeye de devam edeceğiz. Türkiye’nin Başkenti’nin bu açıdan ülkemize örnek olması gerektiğini düşünüyoruz. Ankara’lı girişimciler araba bile yapabilecek kapasiteyken (http://www.blogankara.com/ankaranin-arabasi-etox/) neden çöp kutusu gibi basit bir nesneyi hala tasarlayamıyoruz, bunları temiz tutamıyoruz ve zamanında toplayamıyoruz bilemiyorum. Başta Büyükşehir olmak üzere tüm belediyelerden bu konuyla ilgili kesin, ivedi ve kökten çözüm bekliyoruz.