Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Cumhurbaşkanlığı Seçimi 2014

cumhurbaskanligi-2014-adaylarin-resimleri

Yine bir seçim kapıda ve bu sefer de Cumhurbaşkanı’nı seçmek için sandığa gideceğiz. Bu seçim sürecinde de, sürekli olarak sosyal medya, email, sms ve mitingler ile adaylar kendilerini anlatmaya ve bizi bir şekilde kendilerine çekmeye çalışıyorlar. Geçenlerde dayımın cep telefonuna gelen bir sms mesajını okudum ve irkildim. Nereden bulmuşlarsa bir yerden onun telefonunu ele geçirmişler ve Sn. Tayyip Erdoğan’ın geçenlerde yapılan Ankara mitingi için davet ediyorlar. Mesaj aynen şöyle

Arkadaş;Bugün Saat 18:00’de Cumhurbaşkanı Adayımız Sayın Tayyip Erdoğan’ın mitingine Maltepe’ye gel. İki elin kanda olsa yine gel. Herşeyi bırak mutlaka gel. 90 senedir böyle LİDER gelmedi Bugün var. Bu nimetin kıymetini bilmezsek elimizden alırlar. Yüreğinde ateş yoksa hemen tutuştur ve yak. Bu ateşle Maltepe’ye gel. Gelmezsen yüzyılın pişmanlığını yaşarsın.

Ben burada “90 senedir böyle lider gelmedi” sözüne takıldım. Cumhuriyet’in 90.yılını 29 Ekim 2014’te kutlayacağız ve Cumhuriyet’in ilanı sırasında Atatürk sağdı, bu liderler içine Atatürk bile dahil herhalde diye düşündüm. Yani şimdiye kadar gelmiş geçmiş Cumhuriyetimiz’de bir tane bile lider çıkaramamışız! Yazıklar olsun bize!

Yine bir başka mesaj da sosyal medya da dolaşıyordu. Tabii bu muhalefet tarafından yayılıyor da olabilir (keza seçim pusulasındaki liderin fotografının altına “yolunda ölürüm” yazmak veya seçim pusulasını bir şekilde tahrif etmek oyu geçersiz kılacaktır diye biliyorum!), ama yine de artık oylarımız için partilerin neler yapabileceğinin ibretlik bir göstergesi olduğu için yayımlıyorum.

akparti-2014-cumhurbaskanligisecimi-parayardimi

Tüm bu kirliliğe rağmen ülkemizin temiz bir seçim geçirmesini ve Türkiye için en hayırlı olacak adayın seçilmesini yürekten diliyoruz.

ODTÜ Mezun, pankartları ise haber oldu !

Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) bilindiği üzere, Ankara’nın en köklü ve saygın üniversitelerinden biridir. ODTÜ’lüler bir yandan oldukça ağır derslerle mücadele ederken, ülkeyi ve insanlarımızı ilgilendiren hususlarda duyarlılıkları ile muhalefet görevini de gayet başarılı bir şekilde  her dönem yürütmüşlerdir.

2014 mezuniyet törenleri, Devrim Stadyumu’nda bu sene de tirajıkomik pankartlarla süslü ve eğlenceliydi. İşte bazı kareler.

odtu-mezuniyet-afisleri-1  odtu-mezuniyet-afisleri-2 111_5 odtu-mezuniyet-afisleri-4 odtu-mezuniyet-afisleri-6 odtu-mezuniyet-afisleri-7 odtu-mezuniyet-7  bilal-odtu-pankartiodtu-mezuniyet-4

Saatlerinizi 1 saat ileriye almayı unutmayın :)

ampul-akp-esantiyon-saat-saglam-irade-erdogan

Seçimlerde Ankara’dan benim adayım BATMAN !

Seçim ortamı ile gerilen Ankara ve genel olarak yurdumda sizi biraz gülümsetmek namına bu akla zarar seçim afişlerini beğeninize sunuyoruz. Sizce hangisini seçmeli ? 🙂

batman-ankara-belediye-başkanlığı-seçim-afişi

hulk-sultanbeyli-belediye-baskanligi-secim-afisi

joker-istanbul-belediye-baskanligi-secim-afisi

orumcek-adam-spiderman-belediye-baskanligi-secim-afisi

superman-izmir-belediye-baskanligi-secim-afisi

thor-adana-belediye-baskanligi-secim-afisi

volverine-sisli-belediye-baskanligi-secim-afisi

cemaat-adayi-belediye-baskanligi-secim-afisi

sirinevler-sirinbaba-belediye-baskanligi-secim-afisi

Sağlıkta çağ atladık ama Rakı’ya devam

dise-raki-basmakGeçenlerde bizzat şahit olduğum bir olayı paylaşmak istiyorum, keza buradan Sağlık’taki acıklı tabloyu Başkent Ankara’dan, Gazi Üniversitesi’nden bir örnekle daha rahat anlamamız mümkün olacaktır diye umuyorum. 5 yaşındaki yeğenimin yediği çikolata ve şekerlemelerden dişi çürümüş, apse yapmış ve şişlik boğazına doğru inince haliyle aile dişçisini aramışlar. Dişçi telefonda bu durumda, dişin biran önce çekilmesi gerektiğini ancak bunu kendisinin yapamayacağını, tehlikeli olduğunu ve bir hastanede yapılması gerektiğini belirtmiş. Kardeşim beni aradı ve bu tip olaylarda Ankara’da bulunan bu konuda iyi ve eski iki hastane önerisi dahilinde Gazi ve Hacettepe ile görüştük. Bu hastanelerden Gazi’yi ben aradım, diğerini de kardeşim. Onunki’nde zaten en yakın randevu Mayıs ayına veriliyordu, onu hemen eledik, keza durum acildi. Gazi’de ise bana “buraya gelmeniz lazım, çocuk burada hiç muayne olmamış kayıt açtırmanız lazım, sonra da muayne olursunuz” dediler. Ben de, kardeşime “ben yeğenimi götürürüm, sen biraz dinlen” diyerek, aynı gün işi halledeceğiz umuduyla hemen apar topar çocuğu alıp oraya gittim. Burası AŞTİ’nin karşısında tuhaf bir bina ve “Pediyatrik Diş Bölümü” için ise hastane’nin içinden tabelasız koridorlarda bayağı bir yürüyor ve sonrasında da 5. Kata çıkıyorsunuz. Asansöre kadar geldik ama, önünde 20 kişi bekliyordu. Beklemektense, yürüyelim dedik, ama bayağı yüksekmiş çocukla zar zor çıktık. Sonrasında ise öylesine bir yere girdik ki şöyle anlatayım “Hani koyunlar üşümesin diye ufak, izbe ağıllar vardır ya”, hah işte onun moderni ve biraz daha aydınlık olanı. O kadar kalabalık ki, burada çalışan iki sekreteri tamamen camla kapatmışlar ki kadınların üstüne de biri yanlışlıkla oturmasın! O derece tıklım tıkış. Zaten oradaki sekreterlere ulaşmak için (ki kare bir oda düşünün, kapının bulunduğu yer kare’nin 1 nolu köşesinde iken, sekreterler 3 no’lu köşedeler) bayağı bir kişiyle itiş kakış mücadele gerekiyor. Bir de sanki ortam çok büyükmüş gibi tam ortaya aralıksız 10 X 10 gibi bir koltuk güruhu koymuşlar insanların hareketi daha da zorlaşmış, ve orta koltuklarda oturan da yok keza oturursan oradan çıkman için 5 kişiyi ezmen gerekecek bu nedenle kimse oturmuyor. Koltuklardan arda kalan boşluklarda ise tipik Ankara Belediye Otobüsü misâli silme insan dolu. Böyle bir ortamı görünce yeğenimin gözlerindeki  dehşet daha da artınca, onu hemen boynuma alıp biraz neşelenmesini sağlamak zorunda hissetim kendimi, keza benim bile tırstığım bu görüntü karşısında, çocuğun durumunu tahâyyül bile edemiyordum. Numaratör’den sıra alıyorsunuz ama kimse bu sırayı takmıyor ve sekreterlerin önünde bir başka sıra oluşmuş. Ben de binbir güçlükle bir numara almayı başardım ama kağıdı okuyunca ikinci bir şok yaşadım resmen, burada “bekleyen hasta sayısı 112” diyordu. Yani bizden önce 112 çocuğun muaynesi yapılacaktı. Tabii inanmayıp acaba 12’mi diye bir daha baktım ama gerçekten 112 yazıyordu. Bu şok üzerine teyid için bu sefer yaklaşık 20 kişiden izin isteyerek, odanın bir diğer ucundaki camekanda bulunan bayanın bunalmış bakışlarına aldırmadan ve ağlanacak halime gülmemek için kendimi zor tutarak, “hasta kaydını nasıl yapacağız acaba?” diye sordum ama kadını öyle bir camlamışlar ki sesim ulaşamıyordu, ve çocuk ta boynumda olduğundan aşağıdaki ufak deliğe eğilmek daha da zordu. Çocuğu yere bıraktım ve eğilip bağırarak soruyu tekrarladım. Tabii tüm bunlar olurken zavallı yeğenim dişinin ağrısını unutup ezilmeme gayreti içine düştüğünden bir yandan da onu korumaya çalışıyordum. Tekrar “bu dişin acil çekilmesi lazım, acil bir birim yokmu?” diye sordum. Kadının cevabı netti “Hayır, dişin acili olmaz!”. Peki “biz ücreti mukabilinde bir Profesör veya Doçent’e bu cerrahi işini yaptırsak” diye bir soru yönelttim , keza bu durumdan kurtulmak için o an ceketimi isteseler verecek kıvamdaydım! Bu seferki cevap daha da tirajikomikti “Artık bu yasak beyefendi, kanunlara göre böyle bir uygulama kalmadı” dedi. Peki “çocuğun acil durumunu ne yapacağız” diye bir kez daha sordum çaresizce… Cevap yine gecikmedi “Önce sıranızı bekleyeceksiniz, sonra ilk muayne yapılacak ve  uygun görülürse tekrar bu sefer diş çekimi için operasyon randevusu alacaksınız”. Peki ama burada “112 kişi yazıyor” deyince de kadın camdaki yazıyı kafası ile işaret etti. Bu yazı aslında herşeyi açıklıyordu. Bu yazıda “Günlük sadece 200 hastaya bakabildiğimizden dolayı, randevularımız en erken Temmuz 2014’e verilmektedir” yazıyordu.

Yani önce 112 kişiyi bekleyeceğiz, sonra eğer sıra o gün bize gelirse ki, ben öğleden sonra gitmiştim. Günlük 200 kişi bakılıyorsa o zaman o gün içinde bize sıra gelmesi ihtimâli yoktu. Hadi diyelim ki bir mucize oldu ve o gün muayne olduk, sonrasında diş cerrahisi için Temmuz ayını beklemek demek kardeşimin 7 ay boyunca uyumaması demekti ki, son 2 gün çocuğun diş ağrısını dindirmek için yapmadığı gece cambazlığı kalmamıştı zavallının. Gazi Üniversitesi maceramızın sonlarında doğru bitap bir şekilde koridorda bir koltukta oturup boş boş düşünürken zavallı yeğenim benim durumuma acımış olacak ki, bana hüzünlü hüzünlü baktı ve “Amca gidelim” dedi. Çocuk bile benim içine düştüğüm duruma acımış, dişinin ağrısını unutmuş, biran önce buradan kurtulmaya çalışıyordu. Neredeyse ağlayacaktım yani! Ücretini vererek bile bu tip ufak bir diş cerrahisini yaptıramadığınız, adeta paranızla bile rezil olabildiğiniz bu ülkede ve üstelik Başkent Ankara’nın en eski hastanelerinden biri olan Gazi Üniversitesi’nde bu çaresizliği bizzat yaşıyorsak, bu sağlıktaki “çağ atlama!” hangi tarafa doğru acaba? İleriye mi, geriye mi ? Hiç unutmuyorum, 25-30 yıl evvel annem beni bu tip bir cerrahi için Hacettepe Hastanesi’ne götürmüştü ve gittiğimiz gün bu iş bitmişti ve dişim çekilmişti, aynı gün içinde (net hatırlıyorum çünkü bayağı bir ağlamıştım). Şu anda sene 2014, yer Başkent Ankara ve lokasyon güzide! hastanemiz Gazi Üniversitesi Hastanesi ve durum meydanda…

Sonra da geçmiş Hükümet ve Sağlık Bakanlığı bize maval okuyor! Yok “sağlıkta biz çok ileriyiz”, yok “Araplar ameliyatları için bize geliyorlar”, yok “çağ atladık”. Hikaye yani! Araplar bize geliyorsa bu bizim onlardan iyi olduğumuzu gösterir belki ama biz onlara bakarak mı iyiyiz diye sevineceğiz, gelişmiş ülkelere bakarak mı? Ayrıca bizim çağ atladığımız falan da yok, kendimizi kandırmayalım. Şu andaki sistemin 30 yıl evvelkinden tek farkı binalarımız biraz daha modern ve belki de teknolojinin gelişmesi ile birkaç alet daha teknolojik ama bu iki unsur da zaten kaçınılmaz ilerlemeler, bunu en dandik ülkeler bile yapabilir ve yapmıştır zaten. Burada asıl olan bence, insanlarımızın ilerlemesi, Devlet’in Sağlık mentalitesinin ilerlemesi ve tabii hastane/hemşire/doktor miktarının insanlarımıza ve Araplara! yeter duruma gelmesi zira Gazi’deki durum ortada! Sırf bu unsurların yetersiz olması nedeniyle günde sadece 200 kişi bakabiliyorlar (ki bu bile bence mucize) ve Temmuz 2014’e kadar da yer yok!

Yaklaşık 5 milyon kişinin yaşadığı Büyükşehir ve Başkentimiz Ankara’da bunlar yaşanıyorsa, diğer şehirlerde yaşayan çocuklarımızın vay haline. Çürük dişlerine aileleri rakı basıyordur heralde, düzenli olarak!

Komik Dernek İsimleri

düğün-dernek-filmi-afiş

 

 

 

 

 

2014 yılına gülerek başlayalım istiyoruz arkadaşlar 🙂

Ülkemizde faaliyet gösteren komik ama 100% gerçek dernek isimleri,
(çoğunluğu da Ankara’da bu arada.)

Aydınlıkevler Dolmuş Durağı Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği
Kokoreççiler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
Bir Yudum Şarap Derneği
Angora Tavşanı Seven Şoförler Derneği
İstanbul Akvaryum Yardımlaşma Dayanışma Derneği
Genelevi Geliştirme ve Güzelleştirme Derneği
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Dostları Derneği
Taşköprü Sarımsak Geliştirme ve Kalkındırma Derneği
Orman Avukatları Dayanışma Derneği
Volvo Mağdurları Derneği
Oluklu Mukavva Üreticileri Derneği
Sungurlu Aşıklar ve Müzik Aleti Çalanları Koruma Yaşatma ve Yardımlaşma Derneği
Profesyonel Posta Güvercini Uçuranlar Derneği
Tayland-Hint-Brezilya-Japon Horozunu Koruma ve Yaşatma Derneği
Oyuncu Güvercin Sevenler Derneği
Yıkımcılar ve Enkazcılar Derneği
Pointer Köpeği Irkı Üreticileri ve Yetiştiricileri Derneği
Havutlu Mahallesi Cenazeleri Kaldırma Yardımlaşma ve Kültür Derneği
Türk Dili Konuşan Deribilimciler Derneği
Evlilik Dışı Çocuklar Derneği
Halkımızı Bilinçlendirme Derneği
Hücre Ölümü Araştırma Derneği
Redüktör Otomasyon Teknoloji Elektrik Kimya Spor Derneği (ROTEK)
Oyun ve Ödev Evleri Derneği
Ege Efe Zeybek Kızan Ocakları Derneği
Don Kişot Kültür ve Sanat Derneği
Yorkshire Irkı Kanarya Sevenler ve Yetiştirenler Derneği
Yarım Pabuçlu Çocukları Koruma Derneği
Cumbalı Sokak Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
Refleksologlar ve Refleksoloji Uygulama Derneği
Narlıdere Pizza Sevenler Derneği
Kanatlı Kuşlar Hint Horozları Yetiştirme Derneği

Yeni sloganlarla,yolsuzluk protestolarında orantısız zeka yine iş başında

Yolsuzluk protestoları’nda da yine Gezi olayları’nda olduğu gibi komik afişler ve sloganlar iş başında. Bunlardan toparlayabildiklerimi paylaşıyorum. Gerçekten yaratıcı bir milletiz, vesselam.

gülen-güler-gül

parabia-rabia-para

ayakkabi-kutusu-partisi

yolsuzluk-sloganlari-kutu

emekliler-protesto-eylem-yürüyüş

yolsuzluk-eylemi-sloganları

milyonlari-evde-zor-tutuyoruz

Sığ düşünce eseri “şamarlatmayacağız” afişi

“Şamarlatmayacağız”…. afişin altında bu yazıyor. Bu afişleri kimin astırdığı veya astığı da bilinmiyormuş! habere göre. Her şeyin kaydının olduğu bir dönemde eminim bunların da mobese kayıtları vardır, keza bu sadece bir noktaya değil çok çeşitli noktalara asılmış! Çok merak ediyorum gerçekten bu kişileri veya bunları yönetenleri. Buradaki mentaliteyi de anlamakta zorlanıyorum. Keza eninde sonunda bu Başbakan bizim Başbakanımız, biz de onu şamarlatmak istemeyiz, keza ona atılmış şamar Türkiye Cumhuriyeti’ne atılmış demektir. Ne zaman ki, o iner başkası gelir, o zamana kadar onun gibi düşünmesek bile kimsenin onu şamarlatmak istememesi gerekir kesinlikle. Sanki iki Türkiye varmış ta biri Sn. Erdoğan’ın başbakanı olduğu Türkiye diğeri de “Muz Cumhuriyeti” ve Başbakanı bile olmayan bu Cumhuriyet’te de biz yaşıyormuşuz! Çok komik. Asıl bu düşünce şeklinin sorgulanması lazım. Bunu da gezi olaylarındaki “yedirtmeyiz” afişi gibi tarihe not düşmek için yayınlıyoruz. Tabii tirajıkomik ve sığ düşünce eseri bu tür afişleri dikkate bile almaya değimeyeceğinin altını çizerek.

erdoğan-şamarlatmayacağız-afişi

Veteranlar ve Badminton. Amman Allah’ım!

ankara-badminton-veteran

Bu tabela’yı görünce önce normal bir spor karşılaşması duyurusu filan diye düşünüyor insan. Üstte de cümle “Ankara Büyükşehir Belediyesi” diye de başlayınca bir iki kez görmeme rağmen devamını okumamışım, ama asıl olay ondan sonra başlıyormuş meğer. Burada “Dünya Veteranlar Badminton Şampiyonası” yazıyor, tam olarak. Yani bir Dünya şampiyonası ve Ankara’da düzenleniyor. Büyük gurur! Bu da bir icraat güya!

Yahu “Badminton” diye bir Ata sporumuz vardı da, bizim mi haberimiz yoktu. Bu, Türk insanına “Amerikan Futbolu” seyrettirmek gibi bir şey heralde. Ayrıca “Veteranlar” kim? Sözlükten baktım “Emekli Asker” demekmiş ve ingilizce’den geliyor. Ama “Veteran” deyince daha bi havalı duruyor diye bu laf özellikle seçilmiş bence. Bilmeyen insan matah bir şey sanıp gelir diye düşünülmüş, keza “Emekli Askerler için yurtdışı menşeili bir spor dalı” nın şampiyonası için müşteri bulmak oldukça zor olurdu, muhakkak. İnsanlarımız daha basketbol maçlarına bile yeni yeni ilgi göstermeye başlamışken, Ankara’da bu tip bir etkinlik tam “Dam üstünde Saksağan, vur beline kazmayı” olmuş. Tahminim her türlü organizasyona talip olup, önemlilerini alamayan, ama kıyıda köşede kimsenin talip olmadığı spor dallarına “Bunu Ankara’da yapalım” diye talip olan ve bunu icraat gibi göstermeye çalışan Belediyelere, diğer ülkelerin bir nevi kakalaması diye görüyorum ben bunu, ya da diğer ihtimâl: “Bu bir kamera şakası”. Bi Badminton’umuz eksikti, tam oldu.

Taşra Sineklerine Uyarı – Numune Hastanesi NÜKLEER Tıp

Numune Hastanesi her seferinde istemeden gittiğim bir hastanedir. Bunu başlıca nedenini kendime geçenlerde sordum. Cevabı açıktı aslında keza fazla düşünmeden çıkıverdi nedeni. Bu hastane’nin dışı ve içi dökülür durumda, bir hapishaneyi andıran binaları ve gardiyan misali insanları ile çağdışı bir yer. Tüm Hastaneler yenilendiği halde burası bir türlü yenilenemiyor, veya yenilenmiyor. Geçenlerde yine bir yakınımı yoğun bakım C-3 ünitesinde ziyarete giderken, bir diğer nedeni daha keşfettim. Buradaki insanların çoğu sanki bir köy yerinden gelmiş gibilerdi. Köylüleri kesinlikle küçümsemek istemem, tabii ki onlara saygımız sonsuz, sadece buradaki profilin böyle olduğunu hissediyor insan. Herhâlde ucuz olduğundan veya Sosyal Güvenliği olan insanlara bedava olduğundan da tercih ediliyordur.

Taşra insanı, çilekeş tabii, ağlamaklı yüzler, beklemekten sakalları uzamış insanlar hatta Hastane’nin kısıtlı çimen ortamlarında tüp yakıp, çay kaynatan aileler, durumu daha net ortaya koyar nitelikte birer canlı tabloydu, adeta. Tam da bu duygular içinde yürürken, en son noktayı burada gördüğüm ve sizin için çektiğim bu “cam kapı” koydu ve tabii bu tirajıkomik olayı da mutlaka paylaşmalıydım sizinle. Aşağıdaki fotografta Numune Hastanesi’nin Nükleer Tıp bölümü olduğu arkadaki duvarda bulunan ibareden anlaşılan, girişinin fotografını görüyorsunuz. Buradaki, girş kapısının üzerinde ilk defa bakışta, “Herhâlde bölüm’ün ismi filan yazıyordur” gibi bir intiba uyandıran ve yok sayılan, ama her cama ısrarla ayrı ayrı tekrarlanmış koca koca harflerle “Dikkat Cam Yüzey” yazıyor. Ve tabii kapıda da ayırca, her kapı panelinde bile tek tek “Dikkat Cam Kapı” yazıyor. Evet evet, şaka değil, 100% gerçek. Buyrun bu da resmi.

numune-hastanesi-nukleer-tip

Birden bakakaldım, 4-5 saniye kadar. Sonrasında birleştirince, tahminim “buraya bir iki yapışan vatandaş olmuş veya hatta bu yapışmalar sonucu bu cam kırılmış bile olabiliré diye düşündüm. Sonuçta Hastane yönetimi de, düşünmüş ve böyle bir çözüm üretmiş! Ancak bu çok komik değilmi, sizce de? Taşra’dan gelen insanlarımızın çoğu okuma yazma bilmez, bilenleri de zaten pek okumaz, hadi bu yazıyı görse bile o anda ünite’nin ismidir diye de düşünüp önemsemeden geçer gider zaten. Bence buradaki, güya uyarı mahiyetindeki yazılar, tamamen amaçsız ve tirajıkomik yurdumdan bir manzara oluşturmuş, o kadar. Üstelik bu manzarayı yaratanlar bu sefer “Tıp” insanlarımız, hem de “Nükleer” yani, boru değil !

Eğer amaç inşaat yapımında takılan camlarda kullanılan “çarpı işaretleri” gibi cam kazalarını önlemek ise bu yazı yerine cama bir amblem filan koysalardı, o da aynı işi görürdü bence. Yoksa bu yazılar hikaye, ve gerçekten de gülünç olmuş.

İşin pozitif tarafından bakarsak ta; Bir komik anım var artık, Numune Hastanesi ile ilgili.. Bu da bir şey tabii…