Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Mogan Gölü kirlilik ve koku

Burada yaşayanlar bilirler, Ankara’da doğru dürüst hafta sonu gidebilecek, yakında olan açık alanlar sınırlıdır. Deniz olmayınca tabii bu tip açık alanların çoğu genellikle yeşillik noktalar ve bunların içinde sulak alan olarak birkaç önemli noktamız var. Ankara’nın bu jeolojik dezavantajı özellikle göllerin önemini arttırmaktadır. Ankaralı’nın kolayca ulaşabileceği iki tane gölü var, malûm. Biri Eymir gölü, diğeri ise Mogan gölü. Bu iki göl aslında ufacıklar ama elimizde olan su birikintilerinin en büyükleri bunlar ve çaresiz biz de bunlarla idare etmek ve bunları korumak durumundayız. Gerçi, Büyükşehir Belediye Başkanı’nın seçim vaatleri arasında, Eskişehir benzeri bir ırmak vb. projesi vardı ama daha şimdiye kadar bununla ilgili bir gelişme duymadık veya görmedik.

Geçenlerde hafta sonunda Mogan gölüne gitmiştik, birkaç arkadaş. Gitmez olaydık keza bırakın gölü, tüm Gölbaşı’na girince başlayan kanalizasyon benzeri koku sizi kendinizden alıyor resmen. Göle bakınca artık kolayca görülebilir bitkiler acaba gölün tamamında aynı mı diye bir sandal kiralayıp gölü neredeyse bir baştan diğerine gezdik ve gördük ki tüm gölde bırakın bi canlının yüzmesini sandalın bile gitmesi çok zor. Birkaç arkadaş olunca, nöbetleşe ve biri kürek çekerken diğerleri sarmaşıklardan kürekleri kurtararak ilerleyebildik ancak! Göl üzerindeyken hissedilen kesif koku ile bayılmamak için kendinizi zor tutuyorsunuz desem abartmış olmam, emin olun. Size gördüğüm manzarayı gölün altını tam çekemediğim için yansımalarla ancak bu kadar çekebildim.

mogan gölü kirlilik

Üstü böyleyse, altı nasıldır artık siz tahayyül edin. Ankara’nın zaten limitli su manzaralarından birini de kaybetmek üzereyiz, bu açıkça görülüyor. Buna ivedilikle bir çare bulunması gerekir ve tabii bunun bir daha tekrarlanmaması için alıması gereken tedbirlerin biran önce alınması da çok önemli keza durum alarm veriyor. Bu olay daha önce de tekerrür etmişti diye hatırlıyorum ve bir temizlik yapılmıştı ama kirlilik tekrarlamış görünüyor. Bu neden tekrarlıyor onun hakkında bir bilgimiz yok ancak bu seferkinde temizlik ve bunun idamesi en baştan tam ve eksiksiz planlanırsa benzeri bir olay bir daha gerçekleşmez ve Ankara’nın güzide bir noktası kurtarılmış olur diye umuyoruz ve yetkili insanlarımızdan güzel Ankara’mızın bu problemine kalıcı bir çözüm bekliyoruz.

Güzel Ankara için özel Esenboğa

esenboga-ankara-logoArada kaçabildiğim bir anda küçük bir tatil sonrasında canım Ankara’mın ismi bile güzel havaalanı Esenboğa’ya indik. Valizlerimizi almak üzere bagaj alanına doğru yöneldik. Buradaki yoğunluğu görüp dikkatlice bakınca bagaj alanını camla böldüklerini gördüm. Bir de darca bi kapı koymuşlardı ki komikti gerçekten ve tabii kapının başında da bir masa ve bir görevli. Tahminim buradaki bekleyen kalabalığı bir nevi belirli bölgeye istiflemek amacıyla yapılmıştı bu cam bölmeler ama bu da alanı daraltmıştı ve bence gereksiz bir seperasyondu. Neticesinde oraya gelen insanlar sadece bagajlarını alacaklar eğer bir kontrol yapılacaksa bile bu çıkarken yapılabilir, bagaj alanına girerken değil. İnsan herhangi bir havaalanına inerken yere ayak basmanın sevinciyle herhalde etrafı izliyor ve bu bir yabancı için kötü bir ilk izlenim olabilir. Bir de üstelik yürüyen merdivenler üst tarafta ve aşağıya doğru inerken bu komik seperasyonun tamamını kuşbakışı görebiliyorsunuz. Ben burada güzel ve renkli çiçekler, güzel bir “Başkent Ankara’ya hoşgeldiniz, Welcome to Turkish Capital Ankara” vb. bir tabela ve insanı mutlu hissettirebilecek unsurları tercih ederdim. Eminim herkes içinde bu böyledir.

Bavulu aldıktan sonra çıktık ve otobüslere doğru yöneldik. Manzara aşağıdaki resimdeki gibiydi.

belko eseboğa yolcu

Hemen sordum nedir bu durum diye, anlattılar. Özeti şu, havaalanı yönetimi peronlara aynı anda 2 otobüsten fazlasına izin veriyormuş bu nedenlede kuyruk bu şekilde uzuyormuş. Peki oraya bir görevli konulsa ve telsizle inenlerin yoğunluğuna ve oradaki trafiğin durumuna göre bu kişi otobüs trafiğini yönetse çok daha mantıklı olmaz mı ki ? Yarım saat bekledikten sonra BelKo otobüsüne bindik. Havaş neden yok diye sordum otobüs şöförüne keza yoğunluktan ancak muavin koltuğunda yer bulabildim. Şöför daha önce Havaş şöförüymüş zaten. O da dertliydi, anlattı. Havaş ve Belediye kavga halinde biribirlerini mahkemeye verip duruyorlarmış. Havaş bir iki kez kazanmış ve sonunda 10 Ağustos itibariyle 1 yıldır yolcu taşıyamayan Havaş artık yolcu taşıyabilecekmiş ancak güzergâh tamamen değişmiş. Belediye Ulus’ta bulunan Havaş’ın yerini kaldırmış artık Ulus’a gidemeyecekmiş. Demetleveler vb. gibi bir güzergâhtan AŞTİ’ye gidebileceklermiş sadece.

Havaş’a bir alternatifin olması güzel olmuştu ilk başlarda ve bence rekabet her zaman iyidir ancak BelKo’nun bu işte çok başarılı olduğu söylenemez. Ben Havaş’ta biraz daha özel hissediyordum ve daha az yerde durduğundan da belediye otobüsü gibi zırt pırt yolcu indirme gibi bir durum oluşmuyordu. Tabii durması iyi ama Havaalanı’ndan Aşti gidiyorsanız yolculuğunuz oldukça uzuyor keza her inenin bir de bagajlarını indirmek için şöför de inmek durumunda kalıyor.

Havaş’ın yeniden başlayacak olmasına sevindim açıkçası keza bayağı bi sıra bekledik. Ankara’nın hem ülke çapında hem de dünya çapında bir havaalanına sahip olması ile övürüken bu tip bir sıra olayı pek iyi bir izlenim oluşturmuyor haliyle. Bunun ivedilikle çözüleceğini düşünüyorum. Belki de Havaş’ın başlaması ile çözülmüştür bile. Havaş’a da kendini yenilemesini daha nazik daha hızlı ve daha konforlu olmasını tavsiye ediyorum. Bunu gören BelKO’da savaşmak yerine tatlı bir rekabet ile bunu götürecektir diye umuyorum. Sonuçta amaç Ankara’mızın Başkent’imizin itibarı. Bu bence her türlü şeyden önemli.

Başkent diyince gelen her kim olursa olsun havaalanını ve şehrimizi görünce şöyle bir durması ve buradan güzel/mutlu anılarla dönmesini sağlamak lazım. Hem insan faktörü ile hem de çevre ve teknoloji faktörleri ile bunu yapmak lazım. Sonuçta bundan başka Başkentimiz ve bundan başka Ankara yok !!

Atakule inşaatında çirkinlik giderildi

Daha önce http://www.blogankara.com/kule-allaha-emanet-atakule-insaati/ yazımızda bahsettiğimiz gibi makeme tarafından durdurulan inşaatta yarıda bırakılıp görüntü kirliliği yaratan yıkıntı temizlendi. Bunun için yetkililere teşekkürü bir borç biliyoruz. İnşaat ne zaman devam eder veya eder mi onu hep beraber göreceğiz. Keza şu anda kulesizeemanet.com web sitesinde garip bir mesaj var ve site yokolmuş gibi duruyor.

Umarız bu alan Ankara’ya layık, Atakule’nin şanına yakışır, süslü/mimari açıdan güzel bir yapı ile tamamlanır ve  burası ivedilikle aktif hale getirilir keza ben dahil bir çok Ankaralı’nın burada çeşitli mutlu anıları var ve kulemize de biran önce tekrar kavuşmak istiyoruz.

ata kule ankara inşaat devam ederken

Ankara Garı ve Yüksek Hızlı Tren (YHT) izlenimlerim

yht-yüksekhızlıtren-logo-vektörel Geçenlerde birkaç yakınımı karşılamak üzere Ankara Garı’na gittim saat 23:00 civarıydı ve İstanbul’dan Ankara’ya dönen Yüksek Hızlı Tren gelmeden 10-15 dakika evvel oradaydım. Kolayca park ettim ve gardan içeri girecktim ki park görevlisi özellikle beni çağırıp “park ücretli” dedi. Buna anlam veremedim ama “herhalde başına daha önce bir iş gelmiş o nedenle uyarma gereği duydu” diye düşündüm, tuhaftı yani!

Girer girmez ilk dikkatimi şey gördüklerim değil de kokladıklarım oldu keza içerisi yoğun bir ayak kokusu rayihasına sahipti. Kokunun kaynağını aramama gerek olmadan yerdeki ayakkabılara gözüm takıldı. İnsanlar beklerken otursun diye düşünülüp yapılan sandalyelerde bir dolu insan yatmış ve bu da yetmezmiş gibi ayakkabılarını çıkarmışlardı! Sonra bir başka daha küçük bekleme alanından tren raylarının olduğu istasyona doğru geçerken bu daha küçük alandaki koku ise çok daha kötüydü! Ortam ise tam bir yatakhane tabii! Nefesimi tutarak kendimi dar attım açık alana! Rayların tarafında beklerken orada yerleri süpüren bir çalışan ile konuşmaya başladım beklerken ve söylediğine göre buraya yatma saatlerinde düzenli gelen Suriyeli ve Türk karışık insanlar hep varmış. Bir adamı göstererek “Bak bu adam 5 yıldır düzenli gelir buraya, adamın parası da var ama ne iş yapıyor bilmiyorum sabah kalkıp işe gidiyor akşam bu saatlerde geliyor” dedi. Ben de tabii “peki kimse bunları şikayet etmiyor mu?” diye sorunca adam gülümseyerek “Evet bir kaç kez şikayet ettiler ama istasyon müdürü bunlara ses çıkarmıyor, onlar da bunu biliyorlar ve bu böyle devam ediyor” dedi. Zaten bu insanların durumundan, üstelik bu kadar yıldır müdürün haberinin olmaması imkânsız bir şey olsa gerekti. Şaşa kaldım!

Tren gelene kadar vaktim vardı ve size Ankara’nın o tarihi tren garının bence güzel olan yanlarını fotograflama fırsatı buldum bunları yazının en altında bulabilirsiniz. Yine etrafta yazılan broşürlerden öğrendiğime göre daha büyük ve daha modern bir gar yapılıyormuş hali hazırda. Bunun da projesinin resmini çektim o da aşağıda.

Tren geldi ve yakınlarım ile kucaklaştık. Onlara izlenimlerini sorduğumda, yolculuğun rahat ve konforlu geçtiğini ve 3.5 saat civarında sürdüğünden bahsettiler. “Peki bir olumsuzluk var mıydı?” diye sorduğumda “2 tane vardı” diye cevapladı bir yakınım. Bunlardan birincisi trenin istasyonlardan geçerken hızının 60km/s’e kadar düşmesi ve aslında averaj hızının da öyle çok hızlı değil 90-100km/s civarında olduğunu belirttiler. Yani aslında Yüksek Hızlı Tren öyle çok yüksek hızlı filan değildi. Çin’deki bir trenin hızı 435 km/s ve averaj hızı ise 251 km/s ‘ti ve bizimki bunun yanında kağnı durumundaydı anlayacağınız. Zaten bu hızlara çıkabilseydi, Ankara-İstanbul arası herhalde 1-2 saatte alınabilirdi. Diğer olumsuzluk ise trenin İstanbul’daki son durağının Pendik olduğu ve burasının da şehire uzaklığı idi. Pendik’ten şehire gitmekte çok zorlanmışlar ve tabii dönerken de aynı eziyeti çekmişler. En son sorum ise şuydu: “Peki bir daha İstanbul’a gitmek için bu trene biner miydiniz?” Cevap kesin ve net “hayır” oldu. Çünkü otobüsle gitmek çok daha kısa ve daha az meşakkatliydi. “Özellikle de Avrupa yakasına gidecekseniz aradaki kayıp zaman farkı daha da fazla olur” dediler. “Otobüs en azından çok daha yakında duruyor sonrasında ise İstanbul’da gideceğiniz çoğu noktaya ücretsiz servisleri var” diye de eklediler.

Sonuç olarak şu an için İstanbul-Ankara arası YHT hizmeti bir hayal kırıklığı gibi duruyor. Öncelikle Avrupa tarafına bir istasyon kesin lazım ve bu trenin hızının da artırılması için neler yapılabilir bunun da düşünülmesi lazım. Madem ismi Yüksek Hızlı Tren otobüsten bile hızlı gitmedikten sonra, bunun ne anlamı var! Üstelik sonrasında da gideceğiniz noktada duraklar arası eziyet ile birleşince tren olmuş veya olmamış bunun ülkemizin insanın hızına ve huzuruna bir katkısı var mı? Benim çıkarımıma göre “şu an için pek yok”. Umarız kısa zamanda gelişir ve ismini gerçekten hak eder.

Not: Bu arada merak edenler için çıkışta o beni taa kapıdan çevirip uyaran park görevlisi yoktu piyasada ve hiçbir ücret ödemen çıktım. Bu da yine tuhaftı! O nedenle park ücretli mi, ücretsiz mi ben de bilmiyorum hâlâ.

tarihi-ankara-gari-gece-manzarasi

nasreddinhoca-heykeli-ankara-gari

ankara-gari-yht-içmekan-bankolar

ankara-gari-yht-giriş

ankara-gari-kroki-yerleşimplanı

ankara-gari-makettren

ankara-gari-tarihi-çan

tcdd-logo-ankaragari

vakifbank-biletmatik-gişeleri-ankaragari

ankara-istanbul-arasi-yht-hızlıtren-duyuru-afişi

ankara-istanbul-yht-projesi-türkiye-haritasında

yeniyapilan-garprojesi

Ankara’ya Hoşgeldiniz – Welcome to Ankara

Geçenlerde Havaalanı dönüşünde rastladığım Belediye tarafından asılmış olan ışıklı tabelalar gözüme çarptı. Ama tabii tekrarlayayım dönüşümde gördüğüm tabela il olarak “Welcome to Ankara” idi. Sonra sırasıyla”Ankara’ya Hoşgeldiniz”, “Good Bye”, “Güle Güle”. Şimdi Ankara’ya hoşmugeldim yoksa gidiyormuyum ben bile bir ikileme düştüm keza tüm bu tabelaların hepsi yolun aynı tarafına ve sağ duvara yazılmıştı. Aşağıda bu tabelaların resimlerini bulabilirsiniz.

gule-gule-goodbye-ankara

welcome-to-ankara

Biz Bundan 1 sene evvel 29 Ağuıstos 2013 tarihli yazımızda blogumuzda böyle bir tabelanın güzel olacağından bahsetmiş, hatta ünlü Las Vegas tabelasını modifiye ederek başlıkta vermiştik. http://www.blogankara.com/guzel-ulkemizin-hosgeldin-noktalari/. Buradaki LED tabela’nın estetiği yakalanabilseydi ve tabii doğru tarafa konulsaydı diyecek bir şey yoktu ancak bunu bu şekilde saçma bir mantıkla üretmek amaca pek hizmet edememiş. Sol tarafta bir tepe vb. alan olmayınca heralde “hepsini aynı tarafa yazalım”, belki “büyük yazarsak yolun diğer tarafından bile okunabilir” diye düşünmüşler ama ikisi de aynı tarafta olunca bu daha bir komik durmuş..

Bu tabelaların doğru taraflarda ayrı ayrı ve belki de şu yeni led trafik ışığı tabelaları gibi yolun üstüne bir yere asılması çok daha mantıklı olurdu. Bir de tabii bir Ankara slüeti vb. artistik bir unsur da eklenseydi daha da güzel durabilirdi. Şu anda  “İsmail’in yeri 1 km geridedir” gibi absürt bir durum söz konusu 🙂 Bildiğiniz “Back to the future” yani !

Ankara’da Fuhuş Sokakta

Hatırlarsınız, Sn. Melih Gökçek’in ilk seçildiği yıllarda yaptığı icraatlerden biri de Bentderesi semtinde bulunan genelevi kapatmak olmuştu. Hatta bu olay basında da işlenmişti. O zaman da öngörülü insanlarımız ve çeşitli bilim adamları bunun toplumda başka noktalardan patlak vereceğini söylemişlerdi, bunları gazetelerden okumuştuk. Tabii bunun üzerinden yıllar geçti. Geçen süreç içinde ise çocuk istismarları arttı, tecavüzler arttı, sokakta travestiler oluştu (artık sokak fuhuşu kadınlardan bunlara kaydı), masaj salonu sektörü patladı, telefon ve internetten siparişler bile var, hatta öyle ki geçen gün çoluk çocuk ve ailelerin yürüdüğü Tunalı kaldırımlarında gördüğüm reklamlarını bile artık rahatça yapabiliyorlar. Fuhuş alenen piyasada anlayacağınız !

Tabii burada Belediye Başkanı’nı suçluyor gibi olmak istemem keza o zamandan bu zamana toplum da değişti ve değerlerimiz de seyreldi orası da bir gerçek. Ama yine de Ankara’nın ailelerin yaşamadığı bir noktasında,  örneğin Amsterdam’da bulunan “Red Light District” gibi bir ortam yaratılabilir bu hem turistik amaçlı kullanılabilir, hem de en azından bu tip hastalıklar biraz olsun kontrol altında tutulabilirdi diye düşünüyorum. Keza şu anda ortalıkta dolaşan fuhuşun ne önü alınabiliyor ne de bir sağlık kontrolü var. Şu anda bile bir AIDS’li vatandaş kim bilir kaç kişiye bu hastalığı serbestçe bulaştırabilir durumda sokaklarda geziyor olabilir. Bence, internet yasakları ile bu tip sex içerikli sitelere erişim toptan kaldırılmalı, gençlerimiz rahatça porno seyretmeli ve mektebe! de gidebilmeliler. Aksi takdirde işin sonunda ya bu tip “azgın teke sendromu” çeken insanlardan korunmak için kadınlar türbana bürünmek zorunda kalacaklar ya da tacizler ile hayatlarından bezip başka bir ülkeye taşınacaklar. Tabii biz de sonucunda daha çok erkeklerden oluşan, daha fazla travestili ve daha fazla dinci görünen, UCUBE bir toplum olacağız. Biraz ütopik gelebilir ama bir zamanlar olmaz dediğimiz bir çok şey “Hayaldi, gerçek oldu !”

tunali-bestekar-fuhuş-reklam-travesti-1 tunali-bestekar-fuhuş-reklam-travesti2

Ya ba daba duuuu

Bu arabayı görünce aklıma ilk gelen sözcük bu olmuştu. Geçenlerde Yaşamkent civarında, Eskişehir yolunda bulunan BP’den benzin almak için durunca çocukluğumun en sevdiğim çizgi film karekteri Fred Çakmaktaş’ın kullandığı arabayı görünce inanamadım. Ankara’lı hayali geniş olan bir arkadaş bunu yapmış resmen. Tekerler taş ve diğer unsurlar da tahta. Süper olmuş. O gün yağmur yağıyordu ve beni çekecek biri yoktu o nedenle içine giremedim ama oraya yolunuz düşerse mutlaka bir fotograf çekmeyi ihmâl etmeyin.

tas-devri-flintstones-ankara-turkey

Atakule 10 senedir hüzünlü ve boş

Atakule’yi birçoğumuz hatırlıyordur, bundan 20-30 yıl evvel burası oldukça popüler bir alışveriş merkezi idi ve aslında Ankara’nın ilk alışveriş merkezlerinden biriydi. Buradaki mağazalar, restoranlar ve hatta burada aşağı kattaki oyun merkezinde bile, bir çok anılarım var. Hele bile Atakule’ye ilk çıkışımdaki daha asansördeyken hissettiklerimi hiç unutamıyorum. Bunu sonrasında Amerika’da saldırıya uğrayan “Twin towers” a bile çıkarken hissedemedim. Bir keresinde buraya bir nikah törenine davetliydik, dönemin Başbakanı da oradaydı (Mesut Yılmaz) ve buradaki atmosfer, ambians hâlâ bugün gibi aklımda. Atakule’nin bir de üstte dönen bir restoranı vardı, hatta bir aralar bozulmuştu, dönmüyordu, sonra tekrar döndürmeyi başarmışlar ama ondan sonra bir daha gitme fırsatım olmadığı için onu bir türlü deneyimleyemedim. Amerika’ya gitmeden evvel ise, sene 1990, yine son kez Atakule’nin merdivenlerinde arkadaşlarımla vedalaşmıştım. Burada bir de, lisede aynı sırada oturduğum arkadaşımın babasının sahibi olduğu “Yavru Oyuncak” isminde bir oyuncak mağazası vardı. Hatırlayanlar vardır mutlaka. Bu oyuncakçı da Ankara’da o zamanlar en büyük oyuncakçılardan biriydi ve oldukça da popülerdi. Hatta o oyuncakçının o zamanlardan kalma bir de resmini de buldum, aşağıda.

yavru-oyuncak-atakule-ankara

Hey gidi günler, hey. Derler ya! İşte tam da öyle, Amerika’dan döndüğümde ise ilk ziyaret etmek istediğim mekânlardan biri de haliyle Atakule oldu. Bir gittim ki “kapı duvar”. Her tarafı kilitli, tozlanmış, yıpranmış ve eski görünümünden çok uzak bir hâlde boynu bükük duruyor. Buraya ne oldu acaba diye etrafa soruşturunca çok çeşitli hikâyeler duydum, bazıları “burayı bir şirkete sattılar, şirket içindeki insanları çıkardı başka bir alışveriş merkezi yapacakmış” bir diğeri “Buraya devlet el koymuş alışveriş merkezi tarafını yıkacaklarmış ama kule kalacakmış” diğeri “Burayı Çankaya Belediyesi almış, onlar belediye’yi buraya taşıyacaklarmış” vb. daha birçok hikaye. İlginç tarafı ise dinlediğim hikayelerin hepsi değişik ve hiçbiri biribirine benzemiyordu. Bu da insanların aslında burasının neden kapandığını ve akibetini bilmediğini gösteriyordu. O aralarda internet’te de bu konuyla ilgili hiç bir haber yoktu, keza bizzat araştırdım. Aradan yaklaşık 10 yıla yakın bir süre geçti bu müddet zarfında Atakule hâlâ terkedilmiş bir şekilde öylece duruyordu. Geçenlerde bu orada mağazaları olan arkadaşımla görüşünce yine merak ettim ve internet’ten araştırınca yeni bir haber vardı ve bu da bir emlak portalında geçiyordu ve 2013 tarihliydi haber. Şöyle diyordu özetle “alışveriş merkezi kısmı yıkılıp yeni bir alışveriş merkezi ile değiştirilecekmiş ve şu an yıkım için bekliyormuş.“

Bu tabii iyi haber, en azından burası tekrar canlanacak ve eski günlerine, umarım dönecek. Yapım işi 3 yıl kadar sürecek deniyor. Yani yıkım 2014’te gerçekleşebilirse, alışveriş merkezi en erken 2017 gibi tekrar aktif olur diye düşünüyorum. Bu arada, arkadaşım geçenlerde görüştüğümde ki hâlâ oyuncakçılık yapmaya çabalıyor bana şu andaki yavru oyuncağın son durumunun resmini yollamasını istedim o da bugün yollamış, durumu görüyorsunuz, hatta arkadaşımın acıklı durumunu da sizinle paylaşıyorum, siz pay biçin!

yavru-oyuncak-2013

Bora-sengul-yavru-oyuncak-2013

Durum acıklı, Yavru oyuncağın “yavrusu” gibi bir ufak dükkânda ömür çürüten arkadaşım adına da gerçekten her görüştüğümüzde ayrı bir üzülüyorum, keza kendisini pek bir severim. Söylediğine göre günde 20-30 TL kazanıyormuş averaj olarak, yeri de Bülbülderesi’nde bir caddedeymiş ama gidipte acıklı durumunu görmeyeyim diye daha çok sosyal ortamlarda buluşmayı tercih ediyorum. Keza eski durumlarını biliyorum, hem aile fertleri, hem kendisi son model Mercedes ile gezerdi, araç telefonu daha yeni çıkmıştı ve onda vardı (o zamanlar cep telefonu diye bir şey yoktu tabii), hatta bu telefondan bir diğer arkadaşımızı arayıp Gazi Osman Paşa(o zamanların popüler, bugünlerin sıradan mahallesi)’da bir Kafe’de görüşmüştük. Düşünün yani o zamanki havamızı 🙂 Hatta aradığımız arkadaşımız bize, “Siz şu an neredesiniz?” diye sormuştu, biz “arabada” deyince şaşırmıştı ve bize inanmamıştı. Hey gidi günler hey! Bu deyimi ikinci kez kullanıyorum, farkındayım. Herâlde biz de artık yaşlanmaya başladık! Eskiden, Babam “bizim zamanımızda” diye konuya girince içimden “üfff” deyip yine nasihat verecek diye sıkılırken, bizim çocuklarımız da böyle düşünüyordur diye düşünmekten de kendimi alamıyorum ve bu nedenle de onlara bu tip geçmişten örnekler yerine aynı örnekleri bugünmüş gibi vermeyi tercih ediyorum. :/

Atakule, kapanmasıyla beraber eminim buna benzer daha bir çok acıklı hikaye yaratmıştır, keza burası o zamanlar Ankara’nın en popüler AVM’siydi ve tekti, bu nedenle burada iş yapan insanlar yeni gittikleri yerlerde bu tip bir potansiyeli pek yakalayamışlardır diye düşünüyorum, aynen Yavru Oyuncak örneğindeki gibi. Türkiye’nin en güzide yerlerinden biri, Ankara’nın ise ikon yapıtı olan bu kule’nin ivedilikle hakettiği saygıyı görmesi ve eski renkli günlerine dönmesi benim 2014 yılı için dileğim olsun. Lütfen Atakule yine… “ATAKULE” olsun.

Ankara’nın ve belki de Türkiye’nin en iyi süpermarketi, Beğendik Çayyolu

Hatırlıyorum ülkemizde ve Ankara’da bugünkü gibi bir çok alışveriş merkezi yokken, Kocatepe Camii’sinin altında bir Beğendik mağazası vardı ve buraya girince ürün çeşitliliğinden çok etkilenmiştim. Tabii sonraları bir çok güzel alışveriş merkezleri açılınca bu mağazanın bir esprisi kalmadı ve Ankara’lılar tarafından adeta Beğendik markası unutulmaya yüz tuttu, uzunca bir süre. Her ne olduysa birden bire, 4-5 ay evvel, Beğendik Mağazaları bir atılım yapmaya karar verdi ve Ankara’nın en güzel, en modern, en ihtişamlı marketini yarattılar.

Bu markette yok yok resmen. Kendi meyve ve sebzelerinizi toplayabiliyor, dilerseniz kafe’sinde harika bir ortamda çay içiyor veya süper yemeklerini çok ucuz fiyatlarla, açık büfe usülü tadabiliyorsunuz. Ben bir “Somon Izgara” aldım. Fiyatı 7.90 TL idi. Süper bir fiyat, ayrıca kola da limitsiz. Çalışanları güleryüzlü ve yardımcı, park yeri problemi yok ve müşteri rahatı için her şey düşünülmüştü, gerçekten etkilendim.

Bu mağazayı ben de (bana yakın olmasına rağmen) yeni gördüm, görmeyen Ankara’lılar ve özellikle diğer market sahiplerinin incelemesini ve feyz almasını şiddetle öneririm. Sizlere birkaç resmini çektim aşağıda…

begendik-cayyolu-ankara1

begendik-cayyolu-ankara2

begendik-cayyolu-ankara-acik-bufe

begendik-cayyolu-ankara-cafe

begendik-cayyolu-en-iyi-supermarket-ankara