Your browser (Internet Explorer 6) is out of date. It has known security flaws and may not display all features of this and other websites. Learn how to update your browser.
X

Sağlıkta çağ atladık ama Rakı’ya devam

dise-raki-basmakGeçenlerde bizzat şahit olduğum bir olayı paylaşmak istiyorum, keza buradan Sağlık’taki acıklı tabloyu Başkent Ankara’dan, Gazi Üniversitesi’nden bir örnekle daha rahat anlamamız mümkün olacaktır diye umuyorum. 5 yaşındaki yeğenimin yediği çikolata ve şekerlemelerden dişi çürümüş, apse yapmış ve şişlik boğazına doğru inince haliyle aile dişçisini aramışlar. Dişçi telefonda bu durumda, dişin biran önce çekilmesi gerektiğini ancak bunu kendisinin yapamayacağını, tehlikeli olduğunu ve bir hastanede yapılması gerektiğini belirtmiş. Kardeşim beni aradı ve bu tip olaylarda Ankara’da bulunan bu konuda iyi ve eski iki hastane önerisi dahilinde Gazi ve Hacettepe ile görüştük. Bu hastanelerden Gazi’yi ben aradım, diğerini de kardeşim. Onunki’nde zaten en yakın randevu Mayıs ayına veriliyordu, onu hemen eledik, keza durum acildi. Gazi’de ise bana “buraya gelmeniz lazım, çocuk burada hiç muayne olmamış kayıt açtırmanız lazım, sonra da muayne olursunuz” dediler. Ben de, kardeşime “ben yeğenimi götürürüm, sen biraz dinlen” diyerek, aynı gün işi halledeceğiz umuduyla hemen apar topar çocuğu alıp oraya gittim. Burası AŞTİ’nin karşısında tuhaf bir bina ve “Pediyatrik Diş Bölümü” için ise hastane’nin içinden tabelasız koridorlarda bayağı bir yürüyor ve sonrasında da 5. Kata çıkıyorsunuz. Asansöre kadar geldik ama, önünde 20 kişi bekliyordu. Beklemektense, yürüyelim dedik, ama bayağı yüksekmiş çocukla zar zor çıktık. Sonrasında ise öylesine bir yere girdik ki şöyle anlatayım “Hani koyunlar üşümesin diye ufak, izbe ağıllar vardır ya”, hah işte onun moderni ve biraz daha aydınlık olanı. O kadar kalabalık ki, burada çalışan iki sekreteri tamamen camla kapatmışlar ki kadınların üstüne de biri yanlışlıkla oturmasın! O derece tıklım tıkış. Zaten oradaki sekreterlere ulaşmak için (ki kare bir oda düşünün, kapının bulunduğu yer kare’nin 1 nolu köşesinde iken, sekreterler 3 no’lu köşedeler) bayağı bir kişiyle itiş kakış mücadele gerekiyor. Bir de sanki ortam çok büyükmüş gibi tam ortaya aralıksız 10 X 10 gibi bir koltuk güruhu koymuşlar insanların hareketi daha da zorlaşmış, ve orta koltuklarda oturan da yok keza oturursan oradan çıkman için 5 kişiyi ezmen gerekecek bu nedenle kimse oturmuyor. Koltuklardan arda kalan boşluklarda ise tipik Ankara Belediye Otobüsü misâli silme insan dolu. Böyle bir ortamı görünce yeğenimin gözlerindeki  dehşet daha da artınca, onu hemen boynuma alıp biraz neşelenmesini sağlamak zorunda hissetim kendimi, keza benim bile tırstığım bu görüntü karşısında, çocuğun durumunu tahâyyül bile edemiyordum. Numaratör’den sıra alıyorsunuz ama kimse bu sırayı takmıyor ve sekreterlerin önünde bir başka sıra oluşmuş. Ben de binbir güçlükle bir numara almayı başardım ama kağıdı okuyunca ikinci bir şok yaşadım resmen, burada “bekleyen hasta sayısı 112” diyordu. Yani bizden önce 112 çocuğun muaynesi yapılacaktı. Tabii inanmayıp acaba 12’mi diye bir daha baktım ama gerçekten 112 yazıyordu. Bu şok üzerine teyid için bu sefer yaklaşık 20 kişiden izin isteyerek, odanın bir diğer ucundaki camekanda bulunan bayanın bunalmış bakışlarına aldırmadan ve ağlanacak halime gülmemek için kendimi zor tutarak, “hasta kaydını nasıl yapacağız acaba?” diye sordum ama kadını öyle bir camlamışlar ki sesim ulaşamıyordu, ve çocuk ta boynumda olduğundan aşağıdaki ufak deliğe eğilmek daha da zordu. Çocuğu yere bıraktım ve eğilip bağırarak soruyu tekrarladım. Tabii tüm bunlar olurken zavallı yeğenim dişinin ağrısını unutup ezilmeme gayreti içine düştüğünden bir yandan da onu korumaya çalışıyordum. Tekrar “bu dişin acil çekilmesi lazım, acil bir birim yokmu?” diye sordum. Kadının cevabı netti “Hayır, dişin acili olmaz!”. Peki “biz ücreti mukabilinde bir Profesör veya Doçent’e bu cerrahi işini yaptırsak” diye bir soru yönelttim , keza bu durumdan kurtulmak için o an ceketimi isteseler verecek kıvamdaydım! Bu seferki cevap daha da tirajikomikti “Artık bu yasak beyefendi, kanunlara göre böyle bir uygulama kalmadı” dedi. Peki “çocuğun acil durumunu ne yapacağız” diye bir kez daha sordum çaresizce… Cevap yine gecikmedi “Önce sıranızı bekleyeceksiniz, sonra ilk muayne yapılacak ve  uygun görülürse tekrar bu sefer diş çekimi için operasyon randevusu alacaksınız”. Peki ama burada “112 kişi yazıyor” deyince de kadın camdaki yazıyı kafası ile işaret etti. Bu yazı aslında herşeyi açıklıyordu. Bu yazıda “Günlük sadece 200 hastaya bakabildiğimizden dolayı, randevularımız en erken Temmuz 2014’e verilmektedir” yazıyordu.

Yani önce 112 kişiyi bekleyeceğiz, sonra eğer sıra o gün bize gelirse ki, ben öğleden sonra gitmiştim. Günlük 200 kişi bakılıyorsa o zaman o gün içinde bize sıra gelmesi ihtimâli yoktu. Hadi diyelim ki bir mucize oldu ve o gün muayne olduk, sonrasında diş cerrahisi için Temmuz ayını beklemek demek kardeşimin 7 ay boyunca uyumaması demekti ki, son 2 gün çocuğun diş ağrısını dindirmek için yapmadığı gece cambazlığı kalmamıştı zavallının. Gazi Üniversitesi maceramızın sonlarında doğru bitap bir şekilde koridorda bir koltukta oturup boş boş düşünürken zavallı yeğenim benim durumuma acımış olacak ki, bana hüzünlü hüzünlü baktı ve “Amca gidelim” dedi. Çocuk bile benim içine düştüğüm duruma acımış, dişinin ağrısını unutmuş, biran önce buradan kurtulmaya çalışıyordu. Neredeyse ağlayacaktım yani! Ücretini vererek bile bu tip ufak bir diş cerrahisini yaptıramadığınız, adeta paranızla bile rezil olabildiğiniz bu ülkede ve üstelik Başkent Ankara’nın en eski hastanelerinden biri olan Gazi Üniversitesi’nde bu çaresizliği bizzat yaşıyorsak, bu sağlıktaki “çağ atlama!” hangi tarafa doğru acaba? İleriye mi, geriye mi ? Hiç unutmuyorum, 25-30 yıl evvel annem beni bu tip bir cerrahi için Hacettepe Hastanesi’ne götürmüştü ve gittiğimiz gün bu iş bitmişti ve dişim çekilmişti, aynı gün içinde (net hatırlıyorum çünkü bayağı bir ağlamıştım). Şu anda sene 2014, yer Başkent Ankara ve lokasyon güzide! hastanemiz Gazi Üniversitesi Hastanesi ve durum meydanda…

Sonra da geçmiş Hükümet ve Sağlık Bakanlığı bize maval okuyor! Yok “sağlıkta biz çok ileriyiz”, yok “Araplar ameliyatları için bize geliyorlar”, yok “çağ atladık”. Hikaye yani! Araplar bize geliyorsa bu bizim onlardan iyi olduğumuzu gösterir belki ama biz onlara bakarak mı iyiyiz diye sevineceğiz, gelişmiş ülkelere bakarak mı? Ayrıca bizim çağ atladığımız falan da yok, kendimizi kandırmayalım. Şu andaki sistemin 30 yıl evvelkinden tek farkı binalarımız biraz daha modern ve belki de teknolojinin gelişmesi ile birkaç alet daha teknolojik ama bu iki unsur da zaten kaçınılmaz ilerlemeler, bunu en dandik ülkeler bile yapabilir ve yapmıştır zaten. Burada asıl olan bence, insanlarımızın ilerlemesi, Devlet’in Sağlık mentalitesinin ilerlemesi ve tabii hastane/hemşire/doktor miktarının insanlarımıza ve Araplara! yeter duruma gelmesi zira Gazi’deki durum ortada! Sırf bu unsurların yetersiz olması nedeniyle günde sadece 200 kişi bakabiliyorlar (ki bu bile bence mucize) ve Temmuz 2014’e kadar da yer yok!

Yaklaşık 5 milyon kişinin yaşadığı Büyükşehir ve Başkentimiz Ankara’da bunlar yaşanıyorsa, diğer şehirlerde yaşayan çocuklarımızın vay haline. Çürük dişlerine aileleri rakı basıyordur heralde, düzenli olarak!

Leave a comment  

+5=9 doğrulama işlemi*

name*

email*

website